şükela:  tümü | bugün
  • sadece amerikada değil, tüm yabancı ülkelerde -haliyle- yaşanması muhtemel hadise.
    ancak bir kaç kez türkiyeye gidip geldikten sonra ve ara sıra arkadaşlarınızın yaşadığınız ülkeye gelmeleri ve bir süre beraber vakit geçirmeniz durumunda aşılması kolay bir problem halini alır.
  • konuşurken ingilizce düşünmek.
  • uzun yıllar yurt dışında yaşayanların, tamamen olmasa da bazı tanımları unutup cümle kurmakta zorluk çekme durumu.

    hayatımın koca bir 22 yılını rusya'da yaşamış biri olarak çok eksiğim var. yavaş yavaş düzeltiyorum. kurna'ya kubur demiyorum artık. sadece tahrik, tahriş, tarif, tanzim gibi sözcükleri karıştırıyorum.
  • yıllarca, ama upuzun yıllarca hiç türk olmayan yerlerde yaşadıysanız, türkçe film, tv, kitap vb görmediyseniz, internetiniz de yoksa, zaten türkiye'deyken de romancı, şair falan değil idiyseniz eyvallah, başınıza gelebilecek hadisedir.

    liseden mezun olduk, üniversiteye girdik, 2. sınıfın sonlarında da abd'de okuyan bir arkadaşımız üniversiteyi (hayır, üniversitedeki biz arkadaşlarını değil) ziyarete geldi. vay amk be, kız 2 yılda türkçeyi unutmuş. bilinçli olarak unutmuş. valley girl aksanını da oturtmuş, eh tamam.

    sonra okul dedi, sonra hollywood mollywood dedi, l.a. dedi, film çekeceğim dedi, hı hı dedik, gitti.

    şimdi, seneler sonra, orada tutunamadığı için aynı boktan türkçe aksanıyla istanbul'da tırmalıyor.
  • yurt dışına çıkmamış olsanız bile bazen karşılaşılabilinen bir durum.nitekim akademik bir hayatın içindeyseniz araştırma yapacağınız konu hakkında çoğu zaman türkçe kaynak bulamazsınız, bulduklarınız da ne yazık ki incir çekirdeğini doldurmayacak yapıdadır.bu durum çok sorun değil diyebilirsiniz nitekim kısa vade de haklısınız, ama uzun bir süre akademik kariyerlerini sürdüren insanlarda benim gözlemlediğim bazen akıllarına gelen kelimelerin ingilizce karşılığı türkçe karşılığından önce gelebiliyor.su an üzülerek sölüyorum ki ben de bazen bu durumu yaşıyorum.çok basit bir kelime olmasına rağmen research kelimesi araştırma kelimesinden önce aklıma geliyor.burda malesef kanayan bir yaramız mevcut akademik hayatta türkçe kaynaklarımız çok ama çok kısıtlı.
  • düşüncesi garip, ama şahit oldum. atinada tanıştım pantelis amcayla. "nazın" dedi türkiye'den geldiğimi duyunca. anlamadım önce ne dediğini. sonra kendi kendine "eyi, eyi" deyince anladım hatır sorduğunu. yaklaşık 15 yirmi dakika boyunca bir şeyler mırıldandı, anlayamadım. yemeğe oturduk beraber. uzo'yu yudumlarken gayet net bir şekilde "yavaş, yavaş boğulacan" dedi. beraberce güldük. kız arkadaşıma baktı "gözl gıs" dedi. söylediği şeyin anlaşıldığını anlayınca öyle mutlu oluyordu ki anlatamam. sonra oğlunun yardımıyla konuşmaya başladık. 20 yaşına kadar türkiye'de, antalyada yaşamış. sonra göçmüşler atinaya, 45 yıldır atinada. babası öldükten sonra etrafında türkçe bilen kimse kalmamış. zaten en son duyduğu kelimeler, babasının hasta yatağındaki "anam, anam" inlemeleriymiş. bir insanın bir dile yabancılaşması ne hüzünlü, silinen hatıralar gibi...
  • uzun yıllar yabancı bir ülkede yaşayanların başına gelebilecek durum. lakin erasmusa gidip de üç gün sonra "türkçeyi unuttum ya" demek komik oluyor doğrusu.