şükela:  tümü | bugün
  • seküler türk ırkçılığı.
  • (bkz: nihal atsiz)
  • her daim cesitli siddet ve derinliklerde devlet destegi almis, halen de kanli ve canli bulunan, gayri-insani bir temayul.

    bu ideolojinin cumhuri kokenleri, safkan bir irkcilik ile rabita icinde olmustur. misal, 1925-1939 arasinda cikmis turk antropoloji mecmuasi, bu temayule "bilimsel" bir icerik kazandirmaya yeltenmis, boylece de anti-fasist bir tabir olan "kafatascilik" deyisine kufurden ote sahici bir anlam kazandirmistir. "turk irki"nin ustunlugunu kanitlamakla yukumlu mecmua'da sevket aziz kansu, misyon hakkinda soyle yazar:

    "antropoloji yarım asırlık bir ilimdir. fakat çok tesirlidir. beşerin menşei ve tekamülü meselesi, ırklar biyolojisi bu ilmin geniş ufuklarındandır. orijinal memleketimizin yine en hür manada aldığımız beşeri içtimai kudret hazineleri birer birer tetkik edilmelidir. bir cemiyetin müspet tetkiki fizik-sosyal dediğimiz bir determinizma dairesi içinde kabildir. memleketimizde antropoloji ilminin tetkikatı, tedris ve intişarı kendi bünyemizin biososyolojik teşrihi ve morfolojisi demektir. bu malumat bize ırki kabiliyet ve istidatlarımızın hayattar sahalara akıtılmasını söyleyecek, "kahraman irade"nin memleketinde onun taşan ve aşan hayat kudretine layık bir ideal yaratacaktır." ("antropoloji tedrisatı hakkında", sayı 12, eylül 1931, s. 112)

    turkculugun ilmi kaidelerini kesfe cikan mecmua yazarlari, sefalometri (yasayan insanin basinin olcumu) ve kraniyometri (kurukafanin olcumu) ile istigal ederler bazi yazilarinda. sevket aziz kansu 375 kafatasi uzerine yaptigi arastirmada alpin irkinin tum ozelliklerinin anadolu turklerinde bulundugunu kesfettigini yazar:

    "375 anadolu kafatası üzerinde yapılan bir etüdün hülasası: 'bu grup brakisefaldir. burnu ince uzundur (leptorrhine). ve kafanın kulak deliği-bregma mesafesi yüksektir. yani kafa hipsisefaldir. bu hale göre açık surette alpli dediğimiz antropolojik bir teşhis karşısındayız. kafa karinesi ve yüz karinesi arasında ahenk vardır. kafa yuvarlak, yüz küçüktür. hakiki alpli tipten olan ve anadolu yaylası üzerinde yaşayan bu brakisefaller anadolu türkleridir." ("anadolu kraniyolojisi", sayı 17-18, mart 1935, s. 66)

    denizli yorukleri arasindaki sefalik endeks (kafa genisliginin boyna orani) olcumleri beklenildigi cikmayinca yan cizilir:

    "...yalnız baş karinesi dikkati celbedecek mahiyettedir. kafa karinesi düşük bir derecededir. bu karakter alpin ırkı karakterlerinden uzaklaşır mahiyette görünmektedir. ancak hemen hüküm vermemeli... bunların adet ve ananeleri ve harsları bakımından tetkik gerekir. ... yörüklerde doğan çocuğun başının sımsıkı sarılması... belki bunlarda kafalarının deformasyonla bilerek veya bilmeyerek uzatmış olmasına ve kendilerinin yörüklük adını verdikleri yumrunun vücud bulmasına sebep olabilirler." (kemal güngör, "denizli mıntıkası yörükleri üzerinden antropolojik bir tetkik ve neticeleri", sayı 19-22, eylül 1939)

    mecmua yazarlarina gore turkluk, "ari" bir kana sahiptir, evrim boyunca "kirletilmemistir":

    "...ırkımız asıl anadolu'da müntahib arzı bulmuş ve burada kati olarak yerleşmiştir. yine burada dergah ırkı bozabilecek temasüllerden uzak olarak saf kanını akıtmakta ber-devamdır. ecdadımızın yerleşmek üzere teshir [zapt ve istila] eyledikleri anadolu bile en muhtelif ırklar ile doluydu;... her şeyi ve diğer bütün ırkları silip götürürken büyük türk dalgasından evvel birçok emvac-ı beşer gelip geçmiş idi." (nureddin ali belkol vd. "bir türk antropoloji tetebbu merkezi ibdasının lüzum ve faidasına dair", sayı 1, ekim 1925.)

    "irklar" arasindaki farklar kalici oldugundan, mesela istanbul'da yanyana yasayan "irklar" ozelliklerini korumuslardir:

    "...rumlar, yahudiler ve ermeniler burada türk ırkının seciyelerini almaksızın uzun zamandan beri yaşıyorlar. vapurda, bir tramvayda bulunanları köprü üzerinden gelip geçenleri nazar-ı müşahadeden geçiriniz; bunda kimse yanılmaz; tanınmak için bir fese ihtiyaç yoktur; gerçi şimdi herkes şapka giyiyor, maa-haza memleketden her hangi bir ferd, geçen şahsın ırkını tayinde yanılmaksızın işte size bir yahudi, bir rum, bir ermeni! diyebilir. binaenaleyh bir ırkın seciyelerinin derhal teşhise müsait olabilecek bir şahsiyetle mahfuz kaldığını kabul etmek lazım gelir." (önceki kaynak, s. 8)

    yine de, erken cumhuriyet doneminin turkcu "bilim" insanlarina gore, rumlar türklerin aksine "bozuk" bir kavimdi:

    "hakikatte bu halk ... derecesi gayr-ı kabil-i tayin müteakib teraküb [birbiri üzerine binme] muhtelih halitaların [karma] mahsülü olmuştur. ... binaenaleyh istanbul'da yaşayan rum bizans'ta birbirine tevali etmiş bulunan akvam mozayikinden müteferri [bir kökten ayrılan], menşei olan bizans'tan ancak bozuk bir lehcenin eski hatırasını muhafaza edebilmiş bir melezdir." (nureddin ali belkol vd. "türk ırkı ile istanbul'da yaşayan diğer ırkların mukayesevi tetkiki, 2. kısım: eşhas ve efradın inkışaf ve neması", sayı 3, eylül 1926, s. 5-6)

    ancak maalesef ermeniler'in daha safkan bir "ırk" oldukları kabul edilecektir:

    "rumlar hakkında söylediklerimizin aksine olarak, ermeniler menşe, antropolojik evsaf-ı mahsusalarıyla gayet muayyen hakiki bir ırk teşkil ederler... bu gayet eski bir ırktır." (önceki kaynak, s. 17)

    yine de bu kavimde bir takim arizalar bulmak icabeder:

    "hal-i hazır istanbul ermenileri umumiyetle türkçe konuşurlar. bu lisana vukufları mütekamil bir derecededir. türkçeyi lisan-ı mader zatları olan ermeniceden daha fasih konuşan ermenilerin mevcudiyeti zikr edilmektedir. / heyet-i umumiyece aynı dilin salikleri değildirler. bir kısmı gregoryen katolik, bir kısmı ortodoks ve nihayet bazıları da az çok umumi ve tanınmış edyana mensubdurlar. bu cihetden inkısam-ı mezhebleri son derece ayrılmış bulunan suriyelilere benzemektedirler." (önceki kaynak, s.17)

    kurtler ise, adlari zikredilmeden, daglik arazide yasayan "esmer" topluluklar olarak kafatasci tahayyule yerlesmis. yozgat, kirsehir, erzincan, kars, karakose ve urfa grubu cocuklarini "koyu renkli" olarak ayiran melih kinay, bu esmer cocuklar arasinda "brakisefali normuna uymayan" kafalarla karsilasmis. "ince, uzun yuzlu" cocuklar ari irkin ozelliklerini tasimiyorlar maalesef, daglik arazinin etkisi olsa gerek! (bak. melih kinay, "ankara gedikli ortaokulu talebelerinden 200 erkek çocuk üzerinde antropometrik bir tetkik ve neticeleri", sayı 19-22, eylül 1939)

    velhasil bu tehlikeli ideoloji zamaninda koca koca adamlari anadolu koylerinde kafa olcumu yapmaya, "turk burnu", "turk alni", "turk yuzu" uzerine nazariyeler uydurmaya sevketmis.

    "kafatasci" denince kufru basan cagdas turkculerimiz, kafayi (pardon) takkeyi onlerine koyup, dusunurler belki.

    [yukaridaki "turk antropoloji mecmuasi" alintilari, nazan maksudyan'in metis'ten yeni cikan nefis incelemesi "turklugu olcmek: bilimkurgusal antropoloji ve turk milliyetciliginin irkci cehresi, 1925-1939" baslikli kitabindan aktarilmistir.]
  • bana necip fazıl'ın "arabacı nasıl araba degilse türkçü de türk değildir" lafını hatırlatan akım..
    (bkz: ziya gökalp)
  • sembolleri yücelterek yerlesik milliyetçi dürtülere gaz veren, her kösede bayrak gördükçe ayaklari yerden kesilen, "ya sev ye terket" cümlesiyle heyecanlanan , milliyetcilikle ilgili kendisinden farkli konusan herkesi bölücülük ya da bölücülere gizli destekle itham eden, böylece cogunluğun ezici gücünü arkasinda hisseden ve bu gazla yoluna cikanları hakli olsun, haksiz olsun ezip gecme arzusuyla yanip tutusan hastalikli ruh halini ifade eder.

    ama...

    adam gibi adam olmaya calisirsan, tarihini arastırırsan, dilinden utanmazsan, birey olarak basarili, saygideger ve sevilesi biri olursan zaten ülkeni de yüceltmis olursun. o zaman sana adam ve milliyetci denilebilir.

    ama türk soyundan gelmeyen herkesi düsman görürsen, senin gibi düsünmeyenlere vatan haini iması yaparsan, kendi yapmadigin ve yapmaya üsendigin ama senden önce atalarinin yaptigi seylerle böbürlenmekten baska birsey yapmazsan, sembollerle kendin gibileri gaza getirip akliselimi degil öfkeyi yüceltmeye calisirsan bi boka yaramazsin. ülkene de bit kadar faydan dokunmaz. bunlara biz türkcü diyoruz evet. fasizan ve essekce bir ruh hali olarak tanimliyoruz.

    türk ile türkcü tanimlarini ayri tutuyoruz. ahlakli ve ahlakci tanimlarini karistirmadigimiz gibi...
  • ideoloji haline getirilmesinde en büyük çabayı kürt ziya gökalp, çerkes rauf orbay, yahudi munis tekinalp'in göstermesi ve ideolojinin yerleşik hale gelmesinde gürcü reha oğuz türkkan'ın önemli çalışmaları oldukça dikkat çekicidir.
  • (bkz: yusuf akçura)
  • muhtemelen 301 tarafindan korunan "dusunce" bicimidir (vurgu tirnaklarda). (not: bu entry elestiri amaciyla yazilmistir.)