şükela:  tümü | bugün
  • bu turkey - türkiye meselesi bizim milliyetçi damarımıza çok dokunuyor. bu konuyla alakalı hararetimiz zaman zaman artar ve kampanyalar düzenlenir. ben şu ana kadar üç kampanya biliyorum. ilki 1977 senesinde oldu, ikincisi 90'ların başındaydı, sonuncusu ve en şiddetlisi ise 2001 civarı başlayıp 3-4 sene sürdü. yani yaklaşık her 12-13 senede bir biz bir hezeyan halinde "biz hindi değiliz!!!" diye dünyaya haykırmaktayız. dünya bu haykırışlarımızı bir fısıltı olarak bile duymuyor o ayrı konu. zaten biz de dünyaya haykırıyormuş gibi yapıp aslında birbirimize bağırıp çağırıyoruz, bu batılılar ne iğrenç insanlar, bize hindi deyip dalga geçiyorlar falan.

    herhalde her yeni gelen nesil dünyadan haberi olmaya başladığında bu turkey-türkiye olayını keşfediyor, ve bunu ilk keşfedenin de kendisi olduğunu zannedip (allahtan alçakgönüllüyüz) başlıyor bağırmaya.

    şimdi bu kampanyaların arasında da bir ara verme oluyor. o aralar geldiğinde bu konu kimsenin ilgisini çekmiyor. herkes bıkmış, ilgisini kaybetmiş, hayatında bağırıp çağıracak yenilikler arayışı içine girmiş oluyor. demode oluyor kısacası. şu an bu ara verme dönemindeyiz, ancak kimseyi yanıltmasın bu durum, istatistiksel olarak 2005+13=2018, yani en geç üç sene içinde yeni bir kampanya dalgası beklenmeli.

    hazır aradayız, bunu yazayım dedim.
  • bu olayın aslı esası ne, turkey-türkiye meselesinin, bu konuda yaygın olarak paylaşılmış bir yazı var, rahmetli prof. şinasi tekin'le yapılan bir konuşmaya dair. ancak bunun da genellikle ingilizcesi copy paste edilir, o yüzden çok yayıldığına şahit olmadım.

    bu yazıya göre, prof. tekin isim karışıklığının sebebi olarak anadolu'da yaygın bulunan çulluk isimli kuşu görüyor.

    aslında doğru bir iz üzerinde olmakla birlikte, sebep olan kuş çulluk değil. çünkü çulluk, burada görüleceği üzre, ufak ve tip olarak da hindiyle karıştırılması sözkonusu olamayacak bir kuş. gerçekte hindiye ingilizce'de "turkey" denmesinin sebebi bugünkü ismi ingilizcede "guinea fowl", türkçede ise "beç tavuğu" denen şu kuş.

    konu dallı budaklı ama kısaca geçeceğim, ve aslında ne türkiye'yle ne de hindistan'la alakası var, çünkü bu kuşun anavatanı sahra çölünün altı, yani güney afrika.

    bu olayda anlaşılması zor görünen şu ki, bizler kendi içinde yaşadığımız koşulları ve unsurları evrensel olarak görüp geçmişte ve/veya başka yerlerde yaşamış/yaşamakta olan insanlara uygulama eğilimi sergiliyoruz. gerçekte eskilerin coğrafya anlayışıyla bugünkü anlayış arasında büyük fark var. bugün dünya haritası bir tık ötede, eskiden ise insanların %99,99'unun coğrafyadan bildiği kendi yaşadığı köyden görülen dağ ile sınırlı. bugün almanyadan bir araba ithal edildiğinde onun ismini biliyoruz, diyoruz ki bu bir volkswagen. eskiden ise, bilmedikleri bu kuş ithal edildiğinde buna "türkiye kuşu" dediler. neden? çünkü türkiye denen kimsenin nerede olduğunu bilmediği garip ve sihirli bir ülkeden geliyordu. türkiye neresiydi? doğuda bir yer, aslında egzotik ve yabancı her yer olabilirdi (bilmeyenler için: batıda bizim buralar için türkiye isminin kullanılmaya başlaması neredeyse selçuklulara kadar gider. osmanlı'daki ilk milliyetçiler olan jöntürkler de "türkiye" ismini direk fransızca'dan uyarlayıp memlekete getirdiler).

    öte yandan bu kuşun osmanlıdaki hikayesi farklı gelişti. bu kuş avrupa'ya afrika'dan portekizliler tarafından götürüldü. portekizliler bizzat yerinde gördükleri için buna gine tavuğu dediler. ingilizler ise gineyi falan bilmedikleri için kestirmeden türkiye kuşu dediler. konu dışı olan osmanlı'nın mutfağında yeri yoktu. zaman içinde avrupa'lıların hevesini görünce bizimkiler de meraklandı. ama osmanlı topraklarında bulunmadığından avrupa'dan ithal edildi. ve biz buna beç tavuğu dedik (beç, yani viyana'nın slav dillerinden bize geçen ismi). çünkü nasıl avrupa için bilmedikleri uzak memleketlerin hepsi türkiye ise, bizim için de batının tamamı "frengistan" (tek ilişkili olduğumuz ülke olan fransa'ya ithafen), başkentleri de beç (yani bizzat gidip gördüğümüz viyana) idi.

    gel zaman git zaman kolomb amerikayı buldu, ve onu hindistan zannetti. orada bizim bugün "hindi" olarak bildiğimiz kuş bulunmaktaydı. amerikaya giden ilk öncü kafilesi (amerikalıların tabiriyle pilgrim forefathers) bu kuşu kendilerinin "turkey bird" dediği gine tavuğuyla karıştırdılar ve ona da "turkey" dediler. bu yanlış anlama zaman içinde çözüldü, "turkey bird" "guinea fowl" oldu, "turkey" ise münhasıran hindi'nin ismi haline geldi, olay bundan ibaret.

    bizim açımızdan ise, konunun kapanması için son bir viraj almak lazımdı; fransızlar ingilizlere göre daha kurnaz millet oldukları için bunu amerikadan kendi memleketlerine getirdiklerinde bunun gine tavuğu olmadığının farkındaydılar. bu kuş hindistan'dan (hani amerika ilk keşfedildiğinde hindistan zannediliyordu ya oradan) geliyordu. biz de bu kuşu ve ismini (tıpkı ülkemizin ismi gibi) fransızlardan aldık. d'inde fransızcası, türkçede de hindi oldu.
  • içi boş olduktan sonra turkish olsa ne olur,turcja olsa ne olur..
  • hazırlıktayken vardı buna takık bi hocamız. sonra tarih oldu.
  • benim hatırladığım küçüklüğümde de böyle bir kampanya vardı. demek ki gelişmekten anladığımız hala böyle yüzeysel saçma şeyler. böyle şeyler yaptıkça hindi olarak kalmaya mecburuz.
  • içimizdeki italya'nın köpeklerini ortaya çıkarmıştır. türkiye(tr), turkey(eng), turchia(it).
  • (bkz: mısır)
  • dışarıya sattığımız ürünlerin üzerine made in turkey yerine türkiye yazılmalı.
  • yıllardır resmi olmayan her yazışmam da uyguladığım kampanya. onbinlerin arkamdan gelmesini de beklemeden doğru olduğunu düşündüğüm için yapıyorum. milliyetçilikle de ilgisi yok lan bunun yani milliyetçi olmayınca herifçioğlunun ülkene hindi demesi normal mi karşılanacak. sığlaşmayın
  • hindi aslında güzel bir hayvandır. ülkemiz de güzeldir. kömpleks ve ima ise kötü olanlardır.