şükela:  tümü | bugün
  • başlık altında herkesin işkembeden salladigı yer olmuş . moratoryum bir haktır. devletler bu hakkı kullanabilir.sonucunda sevr antlaşması imzalamazsın kredi derecelendirme notun yerlerde sürülür. kısa dönemde ancak yüksek faizle borçlanabilirsin. bir süre sonra borçlu olduğun ülkeler borç verdiği paranın bir kısmını geri kurtarmak için borçlarının büyük bölümünden feragat ederek yeni antlaşma imzalama yoluna gider. orta vadede su yolunu bulur denge kurulur. lakin moratoryum türkiyenin ekonomisine uygun değildir. bizim asıl borç yükümüz devletin borcu değil, ülkede bulunan şirketlerin borç yüküdür.döviz ülkede değersizlestikce şirketlerinde gelirleri degersizleşen dövize orana azalmakta, borclarını ödeyemeyip ,borç yapılandırması istemektedirler. son tahlilde ülkedeki sıkıntının sebebi değeri azalan tl dir . ekonomi politikamızda halkın gönüllü olarak elindeki dövizi bozdurmaktan başka değersiz tl yi değerli hale getirmek için yapılan kayda değer hiç bir şey de yoktur. sıcak paranın bulunamadığı bulunamadığı bu dönemin uzun sürmesi halinde yeni bir ımf antlaşması kaçınılmaz olacaktır. bana soracak olursanız sıcak para ekonomisi ile yürümeyen bir ekonomi inşaası içeren yapısal reformların olduğu bir ımf antlaşması şimdiden imzalanmalıdır.
  • tabii ki zorunda değildir, fakat ödememenin maliyeti ödemenin maliyetinden katbekat fazla olduğundan dolayı ödemek daha akıllıca bir seçenektir.

    ödeyemeyeceğini belirtmek ise çok daha farklı bir durumdur, ki bu durumda imf'nin kapısını çalarak standby anlaşması yaparak koşullar konusunda uzlaşmanız gerekir. imf borç para vererek sizin borçlarını çevirebilmenizi sağlar ama bunun da bir bedeli olacaktır ve genel olarak gelişmekte olan ülkelerde son derece gevşek olan maliye politikası nedeniyle kriz çıktığından dolayı imf bütçe açıklarını ciddi şekilde kısacak sıkı maliye politikalarını takip etmenizi şart koşar.

    yalnız bu noktada önemli iki nokta var,

    1) dış borç kime ait?
    2) tl mi yoksa dolar mı?

    dış borcun çoğu özel sektöre ait ki bu da aslında 2001 krizinden sonraki derviş politikalarının bir sonucu. buradaki temel unsur devletin dış borç almasının önüne geçmek ki bunun bütçe disiplinine iki olumlu etkisi var.

    ilki özel sektörün devlete kıyasla daha rasyonel bir şekilde bu borcu üstleneceği varsayımı ki bence doğrudur. çünkü devlet bütçesini yöneten siyasetçi kendisinin olmayan parayı yönetmekte olduğundan dolayı disiplinden kopmaya teşnedir. ikincisi ise, devletin dış borç almaması aslında iç borç alabilmesinin önünü açarak, ki bu borç genelde tl cinsinden olur. aslında devletin iç borcumu ödemiyorum demesine bile gerek yoktur. biraz bütçe açığı vererek, biraz enflasyonu yükseltici politikalar izleyerek bu borcu zaten kolaylıkla ödemeden eritmeyi başarabilir.

    aslına bakarsanız, abd'nin yaptığı da bunun global ölçekteki versiyonu neredeyse. genişlemeci para ve maliye politikalarıyla, bastıkları dolar iç piyasalarında neredeyse hiç enflasyon yaratmadan gelişmekte olan ülkelere akıyor. daha sonra sıkı politikalara geçtiklerinde ise önceden kendilerine oluşmayan enflasyon, gelişmekte olan ülkelerde enflasyon yaratıyor, yani enflasyon ihraç etmiş oluyorlar. tabii ki amerikan iç piyasasında da bir enflasyon yaratılıyor fakat o kadar para basılmasına rağmen oluşması gereken enflasyonun çok az bir kısmı kendilerinde yaşanıyor, ki yaşanmaya başladığı anda da para politikasını sıkılaştırıyorlar ve bundan hemen hemen hiç etkilenmiyorlar.

    bu tabii ki, doların dünya hakimiyetinin bir sonucu olarak gerçekleşiyor. kısmen iç piyasada tl borcunu devlet de tam bu şekilde olmasa da benzer şekilde ödemiyorum demeden ödememenin ya da az ödemenin yollarını bulabiliyor. tekrar hatırlatmakta fayda var, dış borcun ciddi bir kısmı özel sektöre ait. şimdi eğer türk özel sektörü, toplu halde iflas bayrağını çeker ve borçlarını da devlet üstlenmezse ekonomi durur, işsizlik patlar ve bunun önünü alamayız.

    devletin üstlenmesi ise, borç tl cinsinden olmadığından dolayı enflasyonist politikalarla eritilemez hatta tam tersi bu politikalar tl maliyetini de artırır demek. daha önce burada yazanlar oldu, devletin borç stoku düşük özel sektör borcunu üstlenebilir bir şey olmaz dediler ki ben bunu eleştirdim. devlet bu borcu üstlenecekse ciddi şekilde bütçesini kısması gerekiyor ki bu da ya imf programıyla ya da buna benzer programlarla sağlanabilir. yani bütün yatırım bütçesinin neredeyse tırpan yemesi, emekli memur maaşlarında enflasyon oranında düzeltmelere son verilmesi gibi halkı ciddi şekilde fakirleştirecek önlemler demektir.

    şimdi dış borcun devlet tarafından üstlenmesi/ödenmesi durumunda oluşacak olan kötü senaryoları anlattığıma göre bundan daha kötü olan üstlenmemesi durumunda olacaklara geleyim. özel sektör ödeyemezse en fazla batar, ama toplu halde batarlarsa bütün ekonomi durur. para döngüsü felç olur. bu iç piyasada yaşanacaklardı. ayrıca türk şirketlerinin borcunu ödemediğini gören dış piyasalar, bu şirketlere borç vermeyi keser. bu da iç piyasada iflas etmeyen şirketlerin de iflas etmesine sebep olur çünkü borç bulamadan ayakta kalabilen bir özel sektöre sahip değiliz ne yazık ki.

    bu durumda da, döviz kurlarının önü alınamaz çünkü ülkenin finans piyasalarına döviz girişi tamamen durmuş olur. devlet eğer üstlenmezse borç stoku o kadar kötü etkilenmez diyecek olanlar da var elbet ama unuttukları nokta şu, borç stoku dediğiniz şey devletin borcu/milli gelir. devletin borcu aynı kalsa bile milli gelir bu durumda düşeceğinden dolayı, kamu borç stoku artmış olur. dolar bazında kesin artar, tl bazında ise enflasyon hesaplamalarında yapılabilecek cambazlıklara göre daha az miktarda artabilir.

    yani sonuçta devlet borç üstlenmeden yani toplam borcunu sabit tutarak, kamu borç stokunu artırmış olur, e madem öyle bari borcu üstlen de öyle artsın değil mi sevgili dostlar? çünkü o durumda, risk priminiz yükselse de finans piyasalarına borcun zor da olsa çevrilebileceği görüldüğünden dolayı döviz girişi devam eder, eh bu da ehveni şerdir. devlet bu borcu üstlenip, özel sektörün borç hacminde bir iyileşme yaratacağından dolayı da bu daralma sürecinde en azından özel sektörün borç alma kurallarını, yasalarını, şartlarını iyileştirecek ve özel sektörü katma değerli üretim yapmadan döviz borçlanmasını engelleyecek reformları gerçekleştirebilir.

    bu tabii ki serbest finans piyasalarında olacak olan senaryodur. eğer borcun ödenmemesi sonucu alacaklılar dünya ticaret örgütü gibi kuruluşlar üzerinden ceza talep etmeye kalkarsa olacak olan kimsenin ülkemize ihracat yapmaması olur ki dövizin olsa bile sana kimsenin mesela petrol satmaması anlamına gelir bu. yani böyle bir durumda cari fazla veren bir ülke bile olsanız, size mal satışı yasaklanırsa o ülkede yağmalama olayları yaşanması kaçınılmaz olur, bunun cari açık veren bir ülkeye karşı yapılması ise haydi haydi kaçınılmaz olur.
  • oldu. vatandaş da vergi ödemesin hatta kimse bir hizmete ve mala para ödemesin.

    gene sabah sabah kafalar pırıl pırıl.
  • devlet olmanın yükümlülükleri "küstüm oynamıyorum" cümlesini kurmaya müsade etmez. oy verirken akıllı olacaksınız, aklınız borçları ödemeye gelince devreye girmemeli sadece.
  • zaten reis demiyor mu dış borc yok imf ye biz borç veriyoruz avrupa bizi kıskanıyor neden böyle şeyler düşünüyoruz ki
  • neden döviz ihtiyacında olduğumuzu bilmeyen andaval beyanıdır.

    bir de yunanistan’dan neden daha fazla faiz ödüyor muşuz?

    sen git onu dün ingiltere’de büyük fon yöneticilerine yardaklanan mehmet şimşek’e sor.

    neden yazar alımında iq testi yapılmaz ki?
  • baran hala büyüyemedi...
  • hele "tarihsel" falan demeden bir gidin de bakın bakalım, osmanlı'nın borçlarını nasıl ödemiş türkiye... öyle seve seve değil, öpe öpe ödetirler adama. basit bir alacak davasında bile adam vuruyorlar lan, ülke alacağı bu, boru mu?!
  • he canim he
    dedirten ve bizi dogrudan iran, kuzey kore ve mars eksenine atacak sacma onerme.

hesabın var mı? giriş yap