şükela:  tümü | bugün
  • biraz daha popülizm ile zaman kaybedilirse imf'nin bile kurtarmaya gücünün yetmeyeceği devasa bir enkaza dönüşüp ikinci venezuela olacak olan ülkedir. emir ile yapay olarak faizlerin indirildiği, zamların gizli saklı yapıldığı, verilerin medyadan gizlendiği, kamu bankaları aracılığı ile inşaat şirketlerine kredilerin dağıtıldığı saçma sapan bir hal aldı ekonomi. makyaj ile para basarak, emir ile faiz indirip piyasa dengelerini bozup merkez bankasının itibarını yerle bir ederek sorunları yok edemezsiniz.

    doğru tedavi için doğru teşhis şart ancak birileri politik ihtirasları ve abuk sabuk saplantıları uğruna teşhis ünitelerini de bozmuş durumda. doğru teşhis olmadan doğru tedavi uygulanamaz. tüik denilen kurum önemli gördüğü istatistiklere internet erişimini kapatıyor. bazılarını ise istediği yıldan başlatıyor. işler istedikleri şekle girmeyince de hesap yöntemlerini değiştiriyorlar. yeri geliyor döviz ile yeri geliyor tl ile hesaplamaya gidiyorlar.

    bakın bu işin örtbas edilecek tarafı yok. finansal kriz reel krize dönmek üzere ve giderek artan işsizlik önce mavi yakalıları sonra beyaz yakalıları vurmaya başladığı zaman her şey çook geç olabilir. petrol, doğalgaz ve altın zengini venezuela böyle battı. gerçekleri yok sayarak, komplo teorileri ile halkın beynini yılayarak, ülkeyi politik hizipleşmeye götürerek ve oy kazanmak için halk dalkavukluğu yapıp sosyalist politikalar uygulayarak batırdı ülkeyi.

    aynısını bugün malum kesim yapıyor. bu ülkenin daha fazla politik cambazlığa ihtiyacı yok. mesele seçim değil geçim. enflasyonun, işsizliğin falan kalıcı olarak düşürülmesi şart. bu da yapısal reformlardan geçiyor.

    herkesin diline pelesenk olan yapısal reform nedir?

    aşırı şişmanlayan ankara'yı sıkı bir perhize sokmak, gereksiz memur yükünü azaltmak, genç emeklilik denen ahlaksızlığa geçit vermemek, kapitalizm ve serbest piyasa ekonomisine intibak etmektir. tabii bu adımları atmak menfaat karşısında oyunu satmaya alıştırılan asalak seçmen sürüsünün oylarını kaybetmek manasına geleceği için hiçbir siyasi parti kolay kolay cesaret edemez bu adımları atmaya.

    ancak bu yapılmazsa finansal kriz reel krize dönüşecek ve 1929'daki
    büyük buhran benzeri bir durum yaşayacağız. enflasyon ve işsizlik kaynaklı reel ekonomik bunalım orta sınıfı öyle bir perişan edecek ki, kimsenin umrunda bile olmayacak döviz kuru ve faiz düzeyi. çünkü kimsede para kalmayacak. ekonomik buhran vatandaşın birikimlerini de eritip bitirecek.

    1994 ve 2001 krizleri bile yaklaşmakta olan ekonomik buhranın yanında hiçbir şey kalacak.
  • arkadaşınızın yurtdışından size hediye olarak yolladığı sikindirik bir telefon kılıfına;
    16,92tl gümrük vergisi
    0,7tl damga vergisi
    5,2tl gümrüğe sunma ücreti
    olmak üzere toplam 22,82tl 'lik bir meblağı size "vergi" olarak rücu ediyor yüce devletlumuz.
    ve bu yolla toplanan paralarla, "sıcak para akışı"na katkı sağlanmaya çalışılmaktadır.

    hediye lan bu hediye...

    yazık.
    gerçekten çok yazık.
    maaşımızdan kesilen vergilere, ödenen sgk primlerine, bilmem ne kesintilerine doymadılar.
    bitirdiler.

    en çok ağrıma giden de bunu yapanların "müslümanlığına" katıksız inananların en çok zarar gören kesim olmasına rağmen hiçbir şey demiyor olmalarıdır.
    bitiyoruz her geçen gün, adım adım...
  • ben bıktım yeter artık zam zam zam tiksindim artık kaygılar pahalılık üst üste biniyor bu zenginler nasıl zengin oluyor piyasada bu kadar lüks evi arabayı kim alıyor
  • diğer ülkelerden çok daha farklı bir ekonomidir. herhangi başka bir ülkede 2. el araba alırken temizini bulmanız çok daha zor oluyor. neden mi? araba almak çok büyütecek bir olay değil ve alan adam da önemsemiyor.

    türkiye'de yaşayıp bir araba almak istiyorsanız, herhangi bir şekilde babanızın size araba alacak parası veya herhangi size bunu sağlayacak siyasi bir şeyi oluşumun içerisinde değilseniz eğer araba almanız baya zor.

    asgari ücret 2020 tl. sıfır alacağınız bir araba en aşağı 80 90 100 bin tl. yani diyelim ki siz asgari maaşla 10 yıl çalıştınız bu ülkede bomboş salak bir arabayı almanız için ancak paranızı biriktirebiliyorsunuz. yahu onu geçtim ülkede et yiyemiyorsunuz et. her gün et yemek gibi bir niyetimiz yok zaten ama birileri bu ülkede altın tuvaletlere sıçıyor, birileri birilerinden her ay sizin 10 yılda biriktirdiğiniz ve alacağınız bir araba kadar nafaka alıyor.

    nasıl bir ülke lan burası?
  • direği vergiler olan, iki üç yüz yıllık politikaların sonucu olan ekonomidir türkiye ekonomisi. bugünlerde kriz çokça konuşuluyor fakat klasik bir kriz içinde değiliz. cari açığı, enflasyonu beraber üreten bir ekonomimiz var çok uzun yıllardır. enerji ihtiyacımızı içerden karşılayamıyor onu alacak parayı bize kazandıracak üretimi de yapamıyoruz. cumhuriyet hükümetleri paraları har vurup harman savurmuşlardır genelde. bununla birlikte, halkımız "sonradan görme"dir. eline para geçen, sikimsonik şeylere para harcar. özentidir insanımız. hava atmak için bir şeyler alır. birikimlerini üretime ve topluma yararlı şeylere aktarma bilinci, zihniyeti yoktur; hiç olmamıştır bu topraklarda böyle bir zihniyet. "vergiden kaçmak için üç kağıtlar yapmak","hayat zor olduğu için kendini ve torunlarını finansal açıdan kurtarmaya çalışmak" , "hemen köşeyi dönmek" vardır bu toprağın insanının zihninde. diyeceksiniz ki başka yöre insanında yok mu? vardır elbet fakat bu yörenin insanının zihniyeti budur. bununla yoğrulmuştur. mal biriktirici* ya da savurgandır. bireyselcilik gelişmemiştir ve toplum "cemaat toplumu" olmaktan çıkamamıştır dolayısıyla devletin girişimcilik yapması ve her şeye ön ayak olması beklenir. *imparatorluğun anadolu'ya yaptığı yatırımların az olması, müslüman tebaanın burjuva sınıfında ekseriyeti olmaması ve ağırlığın rumeli'de, başkentte olması dolayısıyla da cumhuriyetin ana gövdesi olan anadolu neredeyse sıfırdan başlamak zorunda kalmıştır her şeye. uzun yıllar boyunca zaten bir sermaye birikimi ve lokomotif bir burjuva sınıfı eksiği çeken imparatorluk, cumhuriyete de çok bir şey bırakamadan* vefat etmiştir. savaşlarda perişan olan ve içerisinde burjuva ve orta sınıfı tam anlamıyla oluşmamış nüfus sıfırdan bir şeyler yaratmaya çalışmıştır. hatta imparatorluğun borçlarını da ödemeye yıllarca devam etmiştir cumhuriyet, yani diyebiliriz ki eksi başladık biz her şeye.
    öte yandan, avrupa'da inanılmaz bir sermaye birikimi ve para oluştu coğrafi keşiflerle birlikte. yeni dünyadan getirilen madenler para olarak basıldı ve piyasada kullanıldı. uzak doğu pazarındaki fiyatları alt üst edecek kadar büyük bir para girişinden bahsediyoruz. inanılmaz bir para/zenginlik birikimi vardı ispanya ve portekiz'de. kutsal roma imparatorluğu'nun ve dolayısıyla avrupa coğrafyasının zenginliği sürekli olarak artıyordu. avrupa'da, çalışanların saatlik ücretleri de osmanlı'dan fazlaydı üstelik yani üst tabakanın zenginleşip aşağıya para aktarmaması durumu osmanlı'ya göre daha fazla değildi.*velhasıl, ticaret ve yoğun liman şehirleri de göz önünde bulundurulduğunda avrupa'daki para dolaşımı ve zenginlik çok arttı ve ilerideki teknolojik ve ekonomik gelişmelerin tohumlarını attı. "tamam da kardeşim, şu an bizden zengin olup da zamanında aynı bizim imparatorluk gibi olan ülkeler var" diyeceksiniz. evet doğru fakat bu da şirketokrasi ve uluslararası sermayenin politikaları ile direkt ilgili.
    türk sanayisi, dış yardımlarla oluşturuldu ve soğuk savaşla birlikte abd yörüngesine girilmesiyle dünyanın genel kutuplaşan ortamı dolayısıyla türkiye de uluslararası sistemde kendine biçilen role uymak durumunda kaldı. bazı ülkelerin sanayide ilerlemesi hiç istenmezken bazılarının sanayileri belirli alanlara kaydırıldı. bazıları ise ucuz iş gücü oldu veya tamamen sefalete mahkum edildi. yeni uluslararası sistem güçlü bir türkiye hayal etmedi ve hükümetler de bu iradeye boyun eğerek*türkiye'nin bugünkü yerini pekiştirdi. türk ordusu bile rusya'ya karşı nato yetişene kadar rusya'yı tutacak şekilde organize edildi. rusların olası bir harekatla güneye doğru inmesini sağlayacak demiryolları ve karayollarına izin verilmedi, ağaçlar dikildi sarıkamış çevresine olası bir harekatı yavaşlatacak şekilde. hükümetler de buna ama şu ama bu sebeple teşne olarak dediğim gibi bu durumu pekiştirdi. hükümetler içerideki parayı iyi yönetmedi, erken emeklilikler verdi seçim kazanmak için. paraları ulufe diye dağıttı. vizyonsuz tiplere paralar yedirdi ve vizyonsuz insanlar devlet eliyle zengin edildi, türlü yolsuzluklar yapıldı. yani hem uluslararası sistem hem de siyasetçilerin ahlaksızlığı ve vasıfsızlığı türkiye'nin gelişmiş bir ekonomi olmasını engelledi cumhuriyet kurulduktan sonra. şimdi birileri çıkıp diyebilir ki "milletin de işi gücü yok türkiye ile uğraşacak ehehe". sadece türkiye ile değil sevgili zavallı, herkese belirli alanlar açıldı. türkiye'ye montajcılık görevi düştü. bakın bakalım otomobilciler ne kadar ihracat yapıyor? buraya ucuz iş gücü için gelmeleri de bir sebep olmasına rağmen burası otomobil montaj üssü ilan edildi. her firma burada ve buradan her yere satış yapılıyor. beyaz eşyada da birkaç yerli firmalara izin verilmiş durumda. peki bu kriz dediğimiz şey nedir? ne değiştirecek?
    eğer politikacılar yine boyun eğerse ve paraları salakça yerlere harcarsa*türkiye sadece ucuz iş gücü ülkesi olacak. şirketleri de satılacak ve kısıtlı sanayi kurmasına izin verilen ülkeler statüsünden ucuz iş gücü sağlaması planlanan ülkeler kategorisine geri dönecek. çokça ihracatçımız var, sanayide çok şey öğrendik. tarımda da iyi ihracat yapıyoruz. eğer bunu sürekli artıramazsak bizi aşağı itecekler ve yeni evimiz orası olacak. uluslararası açıdan karar verilmiş olarak görülüyor. enerji hatlarını koruyacak, ucuz iş gücü sağlayıcısı, göç ve savaş engelleyici bir tampon ülke* türkiye tasarlanıyor. son perdeye giriyoruz bu da sermaye transferidir. türkiye'nin çok fazla yerli şirketi var hala. hepsinin battıktan sonra kurtarılma yoluyla el değiştireceğini düşünüyorum. belki tarım alanları bile bu işe dahil. kanal istanbul projesiyle, istanbul bir ticaret şehrine çevrilebilir belki de özerk.*ve kargo hub'ı istanbul havalimanı zaten açıldı ve büyüyecek. karayolları yapıldı ve mallar kolayca taşınabiliyor. asgari ücretler dolar/euro bazında daha da düşecektir doğal olarak, yani daha ucuza üretim yapabilecek şirketler. politikacıların fakirlik dalgasının yarattığı atmosferle gideceği ve gerekli yasaları geçirecek bir siyasi yapı oluşturulmaya çalışılacağını görüyorum. taşlar döşeniyor yirmi yıldır. olan yine halka olacaktır. çözüm nedir? çözüm; ihracatçılarımız, yenilenebilir enerji arzının artırılması ve yetişmiş insanlarımızdan* geçiyor. bu insanlar geri dönerse ve ihracatçılar işlerini ciddiye alırsa ve imkanlar yakalarsa* bir miktar düzelmeler olacaktır ekonomide. o kadar uzun bir zaman diliminde oluşan bu ekonominin bugünden yarına düzelmesini bekleyemeyiz hele ki siyasetçiler kendi kesesini düşünüyorsa ve gaflet içindeyse.
  • karamsar yorumlarıyla bilinen kahin ekonomist nouriel roubini bile krizden çıkıldığını ve pozitif ekonomik büyümenin başladığını belirtmiş.

    https://www.ntv.com.tr/…ecek,oj72wjk7l0wqsemgf1rgvg
  • karadeniz fıkrası gibi bir hal almıştır.

    herif koca cumhuriyeti parti devletine çevirdiği yetmiyormuş gibi emir ile faiz indirmeye kalkıyor yahu.

    emir ile dövizi de indirirsin, faizi de. ama görüntüde.

    sen görüntüyü düzeltirken acı gerçekler arkada bir bir birikir.

    sonra öyle bir geri dönüşü olmayan noktaya gelinir ki, gerçekler patlayan bir yanardağdan akan lavlar gibi fışkırarak gelmeye ve önüne çıkan her şeyi yakıp yıkmaya başlar.

    ancak iş işten geçmiştir.

    ne vatan kalır, ne haysiyet, ne ekonomi ne de namus.

    venezuela örneğine çok iyi bakın.

    imf bile kurtaramıyor bu ülkeyi.

    popülizmin, medyaya baskının, cehaletin ve ekonomik verileri makyajlamanın çok ağır bedelini ödüyorlar.

    venezuela iki günde böyle olmadı.

    venezuela'yı çok iyi etüd edin. chavez'in atıp tutmalarını, dış politikayı iç politikaya malzeme edişini, halk dalkavukluğunu falan iyi araştırın.

    çok lazım olacak çünkü.
  • bence türkiye ekonomisinin en önemli sorunu enerji kaynaklarının kısıtlılığıdır. sırf ulaşım maliyetlerinden dolayı apartman dairelerine sıkışıp kaldık. yayıla yayıla müstakil evlerde oturamıyoruz.