şükela:  tümü | bugün
  • ilk olarak 1989 yılında çıkmaya başlayan düşünce ve siyaset dergisi. mustafa çalık tarafından çıkarılan, ahmet turan alkan, beşir ayvazoğlu, nabi avcı gibi isimlerin öncülük yaptığı çoğulculuğu kendine şiar edinmiş bir entelüktüel zemin."political pluralism" konusunda örnek bir yapısı vardır.her düşünceden yazarın ismini görmek mümkündür. seçimler üzerine yaptıkları kapak konuları müthiştir. merkezi ankara'dadır.
  • stephan gerlach'ın, 1573 - 1578 yılları arasında osmanlı devleti sınırları içerisinde gözlemlediği olayları günlük şeklinde yazdığı kitap.

    arka kapaktan:
    "stephan gerlach avusturya elçisi ile birlikte, sefalet heyetinin protestan vaizi olarak 1573'de istanbul'a geldi. güncesi, torunu samuel gerlach tarafından 1674'te frankfurtta basıldı. şimdi de tam 332 yıl sonra türkiye güncesi adıyla türkçeye kazandırılan bu eser 16. yüzyıl osmanlı - türk dünyası için çok önemli bir kaynak. istanbul'un müslim ve gayrimüslim halkının yaşamını dikkatle gözlemleyen gerlach, özellikle hükümdar, hanedan, saray ve iktidarı oluşturan paşalar hakkında önemli bilgiler vermiştir. yalnız galata'daki ecnebi topluluklarla değil, divan-ı hümâyûn kalemlerinde de her dilden yazıldığına ve konuşulduğuna şahit olur. gerlach güncesinde atmeydanı'ndaki eğlenceleri, yabancı heyetlerin karşılanışını, ramazan davetlerini, cenaze alaylarını, düğünleri, muharremâşure-nevrûz kutlamalarını, hıdrellez, âmin alaylarını, bin bir çeşit mal satılan pazarları, sürüler halinde dolaşan yunus balıklarını da anlatır. halk renk renk ve çeşit çeşit elbiseler içinde dolaşmaktadır. "doğadaki renk renk çiçekler gibidir istanbul şehri! işte, beyaz ve yeşil renkli sarıklarıyla türkler ve müslümanlar, beyaz - kırmızı, mavi ve sarı karışımı serpuşlarıyla ermeniler, mavi renkleriyle rumlar, sarı serpuşlarıyla yahudiler..." şehirde bazen ancak belki yüzyılda bir defa görülebilecek semâvî olaylar da yaşanır. ii kasım 1577'de görünen kuyruklu yıldızı, gerlach'ın ifadesine göre bir "arap müneccim" önceden hesaplamış ve padişah'a haber vermiştir. gerlach'ın da söz konusu ettiği müneccim ilk rasadhane'nin kurucusu takiyüddin efendi'dir... o devirde istanbul, kuşları azad eden, sokaklardaki kedi ve köpekleri besleyen, hatta bu iş için vakıf kuran, tuttuğu balıkları sevaptır diye tekrar denize atan insanlar ile meskûndur. devlet idaresinin işlerliği, adaletin kısa bir zamanda tecellisi, halkın itaatkârlığı ve padişah'ın şahsına karşı saygılı ve sadakat duyguları ile dolu olduğu gibi hususlar da ilgi çekici kayıtlar arasındadır."
  • doğan hizlan'ın stephan gerlach tarafından yazılan kitap hakkındaki yazısı:

    yabancıların osmanlı imparatorluğu ya da türkiye cumhuriyeti üzerine gözlemleri değişik açılardan tahlil edilebilir.

    çoğu seyahat notu, yabancı bir gözün; doğru, maksatlı saptamalarıdır. kötüleme de olsa bundan dersler çıkarılabilir.

    ne olursa olsun, en insaflı batılı bile doğu’ya karşı insafsızdır. çünkü savaşan, fetih siyaseti üzerine bina edilmiş bir imparatorluğu yazarker, övgü dozunun yüksek olması beklenemez.

    üstelik bu gözlemleri belirleyen unsurlar arasında dinin etkisi de önemli oranda rol alır.

    yukardaki önyargı sayılmayacak gerçekleri unutmazsanız, yabancı seyyahların gezi kitaplarını zevkle okuyabilirsiniz.

    sözünü edeceğim kitabın yazarının protestan bir din adamı olduğunu öğrendiğinizde, din unsurunun günlüğünün içeriğini, dünyaya bakışta ana ölçünün ne olduğunu tahmin edersiniz.

    stephan gerlach’ın türkiye günlüğü. iki ciltten oluşan kitap, 1573-1578 arasını kapsıyor.

    gerlach’ın yazımın içinde okuyacağınız biyografisi, bu günlükleri biçimlendiren düşünce dünyasını da açıklıyor. günlükler’in özelliği üzerine editör kemal beydilli’nin yazısını okursanız, önemini daha da iyi kavrarsınız.

    günlüklere, yabancıların izlenimlerine kasıtlı bakmaktan yana değilim. onlar bizi sevmezler edebiyatı, gerçekçi yararlanmaların engelidir. ne var ki, iyi niyetlerini de gözden geçirmek gerekir.

    gerlach’ın kitabının son sözü, bizi, imparatorluğumuzu, devletimizi ne kadar çok sevdiğini (!) yeterince ispatlıyor: "türkiye güncesi burada sona eriyor / allah da türk devletini sona erdirsin!"

    osmanlı’nın fütûhata dayanan siyasetini, batılılar’ın gözünden iç düzenimizi, siyasal, toplumsal yapımızı bu günlüklerde bulabilirsiniz.

    budin’deki notlar, osmanlı ile batı’nın anlayışı arasındaki farklılıkları ortaya koyması bakımından ilgi çekicidir.

    türkiye günlüğü’nü okumaya başladığınızda, isim ve yer adlarının çokluğu size sıkıcı gelebilir ama birkaç sayfa sonra, çok renkli, hatta zaman zaman eğlenceli bir metin okumanın tadına varacaksınız.

    bize olağan gelen birçok şeyin onlarca nasıl yadırgandığını, bazen kızarak bazen gülerek okuyacaksınız. kızgınlık histerisine kapılıp, haklı eleştirileri de haksızlık kutusuna koymayın.

    nesnel bir okursanız, bizim de yabancıların birçok şeyini tuhaf bulduğumuzu unutmayın.

    sözgelimi müzik aletlerimiz için söylediğinde ben ince bir ironi buldum:

    "türklerin müzik aletleri tıpkı uzun saplı, üzerine teller gerili bir tavaya benziyor, tınısı keman sesi gibi. bu aleti çalarken bir yandan da korkunç bir sesle şarkı söylüyorlar. bütün şarkılarının ağlamaklı bir havası var. müzik aletlerinden biri de lavtaya benziyor, ama sapı daha uzun ve sesi, bir kazana vurulduğu zaman çıkan sesi andırıyor (bu onların kulağına hoş gelen bir ses olmalı)."

    efendisi büyükelçi david ungnad’a eşlik eder. almanya’dan istanbul’a gelirlerken yol boyunca efendisine yapılan iltifatları, karşılama törenlerini, istanbul’a giderlerken uğradıkları yerleri anlatırken, bir yandan osmanlı coğrafyasının genişliğini, siyasal uygulamaları öğreniriz.

    elçilerin armağanlarını türk hükümdarına sunuş törenini safha safha izlemek, bir tarihi film seyretme duygusu uyandırdı bende.

    osmanlı’yı, barbar, acımasız, rüşvetçi gösteren gerlach’ın oklarından hiç kuşkusuz, mühtediler de kurtulamıyor. mühtedilerin devlet aleyhine çalıştığı gerçekleri de kitapta yer alıyor.

    şimdiye kadar yazılan birçok seyahatnamelerde, günlüklerde, özellikle saray erkánı anlatıldı. oysa gerlach’ın günlüğünün bir önemi de, halkı anlatmasıdır. her sınıf halkı, dolaştığı yerleri, yediği yemekleri, görkemi ve sefaleti mümkün olduğu kadar gerçekçilikle yazıyor.

    yeniçeriler hakkında söylediklerini okuduğunuzda, ii. mahmud’un vak’a-i hayriye’sinin isabetini daha iyi algılayabilirsiniz. acemioğlanların yaşama biçimlerini, talanını da okumakta yarar var.

    devlet düzeni konusunda çoğu zaman mukayeseler yapıyor.

    değişik kentlerde, değişik üst kademedeki insanlarla (beylerle) görüşmelerini, karşılanışlarını, yediklerini, ayrıntısıyla anlattığı için ilgi çekiyor.

    gerlach’ın hiç kuşkusuz asıl amacı, protestanlarla ortodokslar arasındaki meseleleri çözüme ulaştırıp, katoliklere karşı birliği sağlayabilmek. katolikler, protestanlar, ortodokslar arasındaki dini çekişmeler de zaman zaman esas mesele oluyor, zaman zaman da satırların arasında kendini gösteriyor.

    yazdıklarını okurken, elbette onun bir protestan olduğunu da unutmamak gerekir.

    din tartışmasından bir bölüm.

    "saygıdeğer efendimin pera ya da galata denilen yerde yaşayan bir italyan ile yaptığı dostça bir konuşma sırasında, söz din ve inanç konusuna gelmiş. günümüzdeki papaların yaşam biçimi ile eskiden aziz peter ve paul’ün yaşam tarzı arasındaki büyük tezat üzerinde durmuşlar. saygıdeğer efendim, o zamanlar fakir bir balıkçı veya kendi halinde bir halı dokuyucusu olan azizlerin, sadece tanrı sevgisi ve saygısıyla dolu olup, o’nun sözlerini uygulama kaygusu içinde olduklarını belirtmiş. oysa epikür felsefesini benimsemiş olan italyan, peter ve paul’ü aşağılayan ağır ifadeler kullanarak, onların şehvet, zenginlik ve itibarın ne büyük bir zevk verdiğini bilmediklerini, halbuki herkesin bunun peşinden koştuğunu, günümüzdeki papaların bu bakımdan daha becerikli olduklarını ve dini görevleriyle bunları pek güzel bağdaştırdıklarını söylemiş. sırası gelmişken şunu da belirtmeliyim ki, italyanlar kıyamet gününe, cehenneme ve sonsuz yaşama inanmıyorlar ve gayet serbest bir yaşam sürüyorlar, ara sıra kiliseye gidip ayine katılmakla, papanın koyduğu kurallara uymakla, tanrı’ya karşı görevlerini yerine getirdiklerini sanıyorlar."

    gerlach’a göre türkler neye göre iş yaparlar? neye göre iş hayatlarını düzenlerler? fal kitapçığına göre. "türkler’in birer küçük fal kitapçığı var, sabahları bunu açarlar ve eğer o gün başlarına iyi şeylerin geleceğini öğrenirlerse, güne hevesle başlarlar. eğer o gün yapmaları gereken bir iş varsa, onları hiçbir kuvvet bunu yapmaktan alıkoyamaz, o işi kesinlikle başka bir zamana ertelemezler. ama kitapçıkta kötü bir şey bulurlarsa, o zaman her işi bir yana bırakırlar, ne kadar önemli olursa olsun, hiçbir işi yapmazlar."

    hem gezi kitabı, hem osmanlı’ya dair siyasi, toplumsal önemli gözlemler. yavaş yavaş, tadını çıkara çıkara okuyacağınız zevkli bir kitap.

    kaynak: http://arama.hurriyet.com.tr/…vnews.aspx?id=6373183
  • stephan gerlach'ın avusturya elçisi ile beraber viyana'dan başlayıp bütün balkanları aştıktan sonra istanbul'a gelişini ve bu şehirde geçirdiği 5 seneyi anlatan, olağanüstü derecede eğlenceli ve bilgilendirici günlüklerinin kitaplaştırılmış hali.

    muhtemel yanlış anlamaları gidermek için hemen belirtelim: aslında gerlach'ın güldürmek, eğlendirmek gibi bir amacı yoktur; ama soğuk ve mesafeli üslubunun arkasında insanı saran mizahi damarı hemen hissedersiniz. türklerin ve diğer azınlıkların adetlerini uzaydan inmiş bir yabancı gibi tarif edişinde şaşırtıcı bir mizahi yön vardır. merak edenler gerlach'ın hayatında ilk defa namaz kılan bir adamı görüp, adamın ibadetini günlüğüne nasıl aktardığına bir baksınlar; en dindar kişi bile -eğer zihni melekeleri körelmiş derecede bağnaz değilse- gülümsemekten kendini alamayacaktır.

    bu yanıyla günlüklerin bir tür bilim kurgu havası taşıdığı bile söylenebilir -marslılar istanbul'da gibi bir şey. bugün dünyanın hemen her tarafının neye benzediğini, oradakilerin ne yiyip ne içtiğini bilen, en azından bir yerlerde görmüş olan bizler için, gerlach'ın gördüklerini anlatma biçimi alışılmadıktır.

    öte yandan oldukça bilgilendirici bir kitaptır. osmanlı devleti'nin aslında ne olduğunu -bence- bir avrupalı için olabildiğince önyargıdan azade bir şekilde anlatmıştır. sadece devlet yönetimi değil, halkın gündelik yaşamı hakkında da pek hoş detay ve anekdot vardır.

    kitabı okurken 440 yıl öncesinin istanbul'u ve ile bugünkü istanbul arasında hemen hiçbir benzerliğin olmadığını farketmek de ilginç.

    kesinlikle okumalı; en azından "ecdadımız"la ilgili olarak bize sıkılan bir sürü palavranın aslında ne olduğunu anlamak için bile oldukça yararlı.
  • bu sayısıyla (kış 2010) yüzüncü sayıya ulaşmış dergi. sağcıların birikim'i belki. yüzüncü sayı vesilesiyle 272 sayfa ve bunun 100 sayfası bibliyografya ve indeks. sayıya göre, yazara göre ayrı ayrı ilk 100 sayının içeriği. zaten bunun için aldım ben de.
  • üç ayda bir çıkan milliyetçilikten daha ziyade muhafazakar temayüllerin daha ağır bastığı ankara tendanslı sosyal bilimler dergisidir. kapak konusu her sayıda olmasına rağmen farklı içerikteki makalelerden oluşan bir içerik sunar her sayısında. sağ cenahta rüşdünü ispat etmek isteyen doktora adaylarının ve akademisyenlerinin kendini kanıtlama alanlarından bir tanesidir.
  • çok uzun bir süre fiyatının düşmesini beklediğim, geçtiğimiz ay indirime girmesiyle birlikte hemen edindiğim, pek kıymetli bilgiler ihtiva eden stephan gerlach güncesi. gerlach, osmanlı payitahtında 5 sene bulunmuş, gerek diplomasi, gerek coğrafya, gerek ülkeler arası bilgiler, gerekse de günlük hayattan pek çok enstantaneyi güncesine yazmıştır.

    --- spoiler ---

    türklerin, katoliklerdense, protestanları desteklediklerini, bu nedenle elçilik heyetinin ekseren protestanlardan seçildiğini,

    bizzat devlet ulaklarının, parayla satın alındığını, böylece gizli bilgilerin bile avusturya imparatoru'na iletildiğini,

    papist- luteran gerilimlerini ve aralarında bulunan, kapanması mümkün görünmeyen inanç ayrılıklarını,

    kudreti dorukta olan osmanli imparatoru'nun, barış antlaşmalarına pek de önem vermediğini, sokollu'nun bol bol "ahidnameler, ölü doğmuş bedenler gibidir. bunlara can verecek ya da vermeyecek olan, padişahın iradesidir" dediğini,

    katolik, ortodoks ayinlerini,

    türklerin, verilen bahşişi bile beğenmediklerini yahut bir kez verilen bahşişi defalarca, adeta zorunluymuşçasına isteyip durmalarını,

    sınır boyu tecavüzlerini ve bu tecavüzlerin, paşa'ya şikayet edildiği halde, paşa'nın hep kendilerini suçladığını

    --- spoiler ---

    esefle anlatır durur kitapta, gerlach.

    benim aklımda kalan ve önemli bulduğum yerlere gelecek olursak;

    --- spoiler ---

    "evi, ailesi bir mahallede olan, uzun süre orada ikamet eden fakat camiye gitmeyen, oruç tutmayan bir kimsenin, bütün komşularının düşmanlığını üzerine çektiğini, komşularının kendinden hesap sorduğunu" söyler gerlach. mahalle baskısı nerelerden geliyor, düşündürüyor insana.

    bir diğeri; sultan murad, acemioğlanların bir rum meyhanesinde içtiklerini görür. acemioğlanlar kadehlerini sultan'a kaldırıp "sağlığına" deyince, murad, içkiyi yasaklamış. fakat bunlar "seferde görüşürüz. düşmana saldırmadan evvel hakkınızdan geliriz. şarap, bize yok yere yasak edildi" deyince, murad şarap yasağını kaldırmıştır.

    sultan ıı.selim, adet olduğu üzere elçiler haracı sunarken çok konuşmaz "güzel, güzel" demekle yetinirmiş.

    yağmur duasına o günlerde de bol rastlanırmış.

    kız çocuklarının 12- 13 yaşına gelince evlendirildiği, sebep olarak da "artık çocuk doğuracak yaşa geldi. bu doğamayan çocuklardan biz mesul olur, vebal altına gireriz" yobazlığı yatarmış.

    camideki imamların önderliğinde, görevli paşa'ya iletilmek üzere, civardaki ''fahişelerin bir listesi'' yapılmış mesela. bu çok garibime gitmişti. imam'a ''hediye, armağan(!) vermeyen, evli olmayan kadınlar, resmen fahişe olarak mimlenmiş, fişlenmiş ve listelenmiş. bunların sürüldüğü fakat ''yeniden bir araştırma yapıldığını, listenin doğru çıkmadığını'' söylüyor mesela, gerlach.

    --- spoiler ---

    bunun gibi pek çok ayrıntı daha kitapta mevcut. edinilmesinin pek yararlı olacağına inaniyorum ilgilileri için.