şükela:  tümü | bugün
  • türkiye'de yaşayan gürcüler.
    türkiye gürcülerinin, tarihsel gürcistan’ın güney batı kesimindeki tarihsel siyasal gelişmelerle doğrudan ilişkili olduğu söylenebilir. bu bağlamda, türkiye gürcülerinin tarihini, esas olarak osmanlıların gürcistan topraklarına kalıcı olarak girdiği 1578'den başlatmak yanlış olmaz...osmanlı kaynaklarına "dehan-ı gürvistan" ( gürcistan ağzı) olarak geçen ardahan kalesini aldıktan sonra ilerlemeyi sürdürdüler. 10 ağustos'ta çıldır’ı, iranlıların gürcüleri desteklemesine karşın 24 ağustos 1578'de tiflis'i ele geçirmeyi başardılar...

    gürcistan’ın güneybatı kesimindeki kesimindeki gürcülerin, osmanlı yönetimi altında kalması ve 17-18. yüzyıllarda müslümanlaşmasıyla birlikte hıristiyan gürcülerden yaşam biçimi bakımından büyük ölçüde farklılaştığı söylenebilir. her şeyden önce bu, islamın kurallarını benimsemenin kaçınılmaz bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. öte yandan siyasal gelişmeler ve savaşlarda, etnik olarak aynı ama dinsel bakımından farklı olan bu toplulukları birbirinden koparmıştır. o tarihsel koşullarda müslüman gürcüler hıristiyan gürcüler için yalnızca birer tatar (osmanlı, müslüman, türk) idi. hiç kuşkusuz müslümanlaşan gürcüler, ulusal kültürü ve yaşam biçimini tümden yadsımış yada unutmuş değillerdi. gürcüce konuşmak başta olmak üzere, müslümanlıkla açık biçimde çelişmeyen, müslümanlığa uyarlanabilen gelenek ve göreneklerini korudular. geleneksel yemeklerini pişirmeyi göç sonrasına değin taşıdılar. osmanlı toplumuna özgü sayılabilecek giyinmenin yanında ulusal giysilerini de kullandılar. "ketsi"de (pileki) pişirdikleri mısır ekmeğini haç biçiminde çizmeyi, ahşap cami süslemelerinde haç biçimli oyma yapmayı sürdürmeleri bu durumu yansıtır. ancak islamın cevaz vermemesinin yanı sıra, belki siyasal nedenlerinde bir sonucu olarak müslüman gürcülerin edebiyat, güzel sanatlar, müzik, tiyatro gibi alanlarda hiç bir etkinliğine rastlanmaz. zaten kendi dili ve alfabesiyle eğitim olanakları bulunmayan bu halkın bu tür etkinlikler içinde bulunmuş olması da beklenemez...

    karadeniz kıyılarına gelen gürcüler özellikle bataklık alanların bulunduğu yörelerde sıtma ile karşılaştılar. bu nedenle birçoğu kıyı bölgeyi aşarak yüksek yerlere yerleştiler. yüksek yerlerde geldikleri bölgeninkine benzer bir iklim buldular. bu arada sıtmaya yakalananlar ve ölenler oldu. ama göç eden nüfusun ne kadar olduğu bilinmediği gibi göç sırasında ve sonrasında ne kadar insanın öldüğü de bilinmemektedir...

    osmanlı yönetimi her şeyi yeniden kurmak zorunda olan gürcüleri göçlerinden sonra 5-6 yıl her türlü vergi ve askerlikten muaf tuttu. gürcüler kısa bir süre içerisinde o dönem için mükemmel denebilecek evler yaptılar. evleri kestane kerestesinden yapmayı tercih ediyorlar ve çatılarını kiremit yerine "kavari" dedikleri küçük tahtalarla örtüyorlardı. rüzgarın etkisiyle çatılardan uçan bu tahtalar kiremit gibi kırılmadığından yerine konulabiliyordu. birbirine geçme yoluyla kestane ağaçlarında yapılan evler genellikle bir iki oda ve bir mutfaktan oluşuyordu. bu dönemde aynı yöredeki yerli halkla, gürcülerden yaklaşık 15 yıl önce göç etmiş çerkezler ise baraka benzeri evlerde yaşıyordu. gürcüler evlerini birbirine belli uzaklıkta yapıyorlardı. evlerinin yanında hasat edilen mısırı korumaya yarayan ambar (nalia) ve serenler (beğeli) bulunuyordu. bunlar dört direk ve her direğin üzerine, farelerin çıkmasını önlemek için konan tekerlek biçimindeki tahtalar üstünde inşa ediliyor, çatıları saz, mısır sapı yada tahta ile örtülüyordu. son derece dindar olan gürcülerin ( bu durum göç etmelerinin önemli nedenlerinden biri olarak kabul edilmektedir) kurduğu köylerde o döneme göre mükemmel sayılabilecek cami ve mektepler vardı. mekteplerde kız ve erkek çocuklara din bilgileri öğretiliyordu. gürcüler düzenli olarak cuma namazlarından sonra, köy ve cami ,le ilgili sorunlar üzerine görüşmelerde bulunuyorlardı. gürcülerin bu yerleşme biçiminden hareketle geldikleri yerleri benimsedikleri ve geri dönmeyi düşünmedikleri sonucuna varılabilir.

    gürcüler 5- 10 kişilik aileler halinde göç etmişlerdi. geldiklerinde "30 kuruş gibi bir para" dışında hiç bir şeyleri yoktu. ama bir kaç yıl içinde ihtiyaç fazlası oluşturacak kadar tarla ve hayvan edinmeyi, yerli halka göre daha iyi bir yaşam düzeyine uşamayı başardılar. her gürcü evinin kendine ait bir "havli" si ve bahçesi vardı. buralarda mısır başta olmak üzere hıyar, fasulye, kabak, pancar, lahana, patates gibi ürünler yetiştiriyorlardı. gürcülerde meyve yetiştirmek bir tür gelenekti ve yerleştikleri her yerde mutlaka dut, elma, armut, incir, erik gibi nerdeyse her tür meyve ağacı bulunuyordu. ayrıca havlilerinde tavuk besliyor, ormanlıkalanlarda arıcılık yapıyorlardı. gürcüler mısır tarlalarını yaban domuzlarından korumak için buralarda "sayvan" denilen kuleler yapıyor, köpek ve silahlarıyla birlikte geceyi bu kulelerde geçiriyor, gece boyunca bağrışıyor, teneke çalıyor ve silah atıyorlardı.

    gürcüler tarım için gerekli her türlü araç ve gereci, araba, ev, anbar ve serenlerini kendileri yapıyor, keten ve kendir yetiştirerek ip, iplik, elbise gibi ihtiyaçlarını karşılıyorlardı. ipek kozası yetiştirerek ipekli kuşak dokuyor, fındık ağacı kabuklarından sepet yapıyorlardı. hasat ettikleri mısırı, dere kenarlarında yaptıkları ve ortaklaşa kullandıkları su değirmenlerinde (tziskvili) öğütüyordu. mısır unundan yapılan ekmeği (çadi) taştan oyularak yapılmış ve pileki (ketsi) denilen bir kap içerisinde pişiriyorlardı. mısır ekmeğini genellikle sıcak ve henüz pişmiş olarak yiyorlardı. lahana yemeği, fasulye ve mısır çorbası gürcülerin başta gelen yemeklerindendi. yemek evin mutfak işlevini gören bir odasında ya da evin ayrı bir bölümünde bulunan ocakta pişiriliyordu.

    türkiye'ye göç etmiş olan gürcüler geldiklerinde oldukça sağlıklıydılar ve aralarında torununun torununu görebilen yaşlılar vardı. oysa yerleştikleri bölgedeki yerli halk arasında 60 yaşın üzerinde çok az insana rastlanıyordu. ama kısa süre sonra gürcülerinde sağlığı bozulmaya başladı. gürcüler hastalarını genellikle kendi yöntemleriyle tedavi ediyorlardı. başta gelen tedavi yöntemi de hastayı terletmekti. hastanın üzerine yatak yorgan gibi eşyayı yığıyor ve bu yolla terlemesini sağlıyorlardı. yaratılıştan silahşör ve oldukça iyi atıcı olan gürcülerin silaha ve güzel tüfeğe büyük ilgileri vardı.

    gürcüler birbirleriyle dayanışarak ve yardımlaşarak bir çok işi birlikte yapıyorlardı. buna "meci" yada imece (nadi) deniyordu. örneğin köylüler arab ve hayvanlarıyla meciye katılıyor ve bir hanenin bir yıllık odununu bir günde çekebiliyorlardı. meci eden kişi önceden yemek pişiriyor ve katılanlara ziyafet veriyordu...

    gürcü köylüler arasında "fistan" denen uzun etekli elbise ile kısa ve oldukça dar bir yelek giyiyorlardı. başka bir yere giderken köydeki ekonomik durumlarına göre bazıları adi basmadan, bazıları ipekten ve bellerine kadar kısa büzgüler giyiyorlardı. kadınlar zamanını daha çok yemek pişirerek geçiriyorlardı. gürcü kadınları kocalarına saygı gösteriyor ve itaat ediyorlardı. doğuramayan kadın toplulukta itibarını kaybediyor, çok doğuranlardan ise övgüyle söz ediliyordu. kadınlar erkek çocuk dünyaya getirdiğinde bu olay silahlar atılarak kutlanıyordu. gürcü erkekleri başlarına sargı sarıyor ve "zıkva" denen sarı şalvar giyiyorlardı. giysileri genellikle abadan ve çuhadandı. abayı kendileri dokuyor, elbiselerini kendileri dikiyorlardı.

    kafkasya'daki gürcülerde klan dışından evlenme(egzogami) uygulanıyordu. bu uygulama aynı baba soylu kişiler arasında ve aynı klanı oluşturan farklı babasoylu kişiler arasında evliliği yasaklıyordu. türkiye'ye göç eden müslüman gürcülerde egzogami kuralı bozulmuştu ve baba tarafından akrabaları sınırlamıyordu. müslüman gürcülerde akrabalar arasında evlilikler (içten evlenme) yapılıyor, gürcü olmayanlara kız verilmiyor, ama seyrekte olsa gürcü olmayanlardan kız alınıyordu.

    gürcüler çocuklarını 20-25 yaşları arasında evlendiriyordu. kız verilirken karşılığında para alınıyordu. gelin evden çıkarken gerek gelinin arkadaşı, gerek en yakın erkek akrabası kapının önünde duruyor, bir "atiyye" (armağan) istiyordu. oğlan tarafı bunu karşılamadan gelin evden çıkmıyordu. gelin evden çıktıktan sonra ata bindiriliyor, kadın ve erkeklerden oluşan atlı - yaya bir topluluk eşliğinde damat evine gidiliyordu. gelin, damadın evinde kadınlar tarafından karşılanıyordu. damat kadınların arasında gelinin başındaki örtüyü kamasıyla açıyor ve henüz evlenmemiş olan bir kızın üzerine atıyordu.

    gürcüler düğün ve özel toplantılarda "horoni" (horon) dedikleri bir oyun oynuyorlardı. bu oyunda oldukça çevik ve çabuk hareket etmek esastı. horon genellikle üç kişiyle oynanıyordu. düğünlerde de damat evinde horon oynanıyor ve silahlar atılıyordu. sonra konuklara evin içinde kurulan sofralarda yemek yediriliyordu. sıra pilava gelince herkes kaşığını bırakıyor ve geri çekiliyordu. sofra, ileri gelen biri tarafından tutuluyordu. "sofra tutmak", kız tarafından bu önde gelen kişinin ev sahibinden tavuk, koyun, meyva gibi şeyler istemeseydi. bu sırada bütün düğün halkı tabancalarını evin her yanına doğru ateşliyor ve evi delik deşik ediyorlardı. sonunda istekleri yerine getiriliyordu. bunları ya sofrada yiyorlar yada ev sahibine iade ediyorlardı.

    gürcüler altın ya da gümüş ziynete büyük önem veriyorlardı. her erkeğin karısına beşi bir yerde, gümüş kemer gibi takılar alması nerdeyse zorunluluk sayılabilecek türden bir gelenekti.

    türkiye'ye göç eden müslüman gürcüler, gürcüceyi yalnızca konuşma dili olarak kullanıyorlardı. çoğunluğu gürcüce okuma yazma bilmiyorlardı. gürcüce okuma yazma bilen az sayıdaki gürcülerin okuma yazma bilen az sayıdaki gürcülerin hemen hepsi çürüksu (kobuleti) gürcüleriydi.

    *fahrettin çiloğlu'nun gürcülerin tarihi adlı kitabından alınmıştır.
  • (bkz: çveneburi)
  • reporting