şükela:  tümü | bugün
  • açık radyo ve boğaziçi üniversitesi nazım hikmet kültür ve sanat araştırma merkezinin, nazım hikmet'in memleketimden insan manzaralarının yazılışının 70. yılı anısına başlattıkları bir proje. konu sınırlaması olmadan hayat hikayenizi değil de başınıza gelen, sizi çok etkileyen bir olayın bin kelimeyi aşmayacak şekilde yazıp gönderebilir misin, her hikaye radyoda yayınlanacak, ayrıca büyük bir tanıklık-anı arşivi olarak bir bellek oluşturacak.

    internet adresi; turkiyehikayelerinianlatiyor.com
  • 1 temmuz'dan sonraki sürece dair hiçbir bilgi yok. hikayeyi yazdım gönderdim ama ne bir mail geldi ne vesaire. ucu açıklık bu olsa gerek
  • gelen 400'den fazla hikâyenin arasından seçilen 127 hikâye 26 ekim 2015 pazartesi gününden 29 nisan 2016'ya kadar her gün 12:55-13:00 arasında açık radyo'da okunmuştur. bir derleme olarak mayıs 2017'de can yayınları tarafından yayınlanan kitapta, hikâyeler sırasıyla aşağıdaki konu başlıklarına ayrılmıştır:

    - aile hikâyeleri
    - anneanne ve dede hikâyeleri
    - aşk ve delilik
    - toplumsal ve kültürel kimlik
    - hayvanlar
    - köy ve taşra hikâyeleri
    - ölüm
    - şehir hayatı
    - toplumsal ve siyasi olaylar
    - yardımlaşma ve dostluk hikâyeleri
    - yoksulluk

    projenin ve sonrasında yayınlanan kitabın ilham kaynağı, kitabın önsözlerinde de belirtildiği gibi, paul auster'in benzer bir radyo projesidir. paul auster national public radio ile birlikte yürüttüğü national story project daha sonra "i thought my father was god" adıyla yayınlanmıştır. kitabın türkçesi ise "babamın tanrı olduğunu sandım" adıyla 2015 yılında yine can yayınları tarafından yayınlanmıştır.
  • konsept olarak paul auster'ın projesinden ilham alınmış ama keşke kalite de aynı düzeyde tutulabilseymiş.

    hacimli bir kitap ve içinde okurken lezzet verecek, bittiğinde iz bırakacak hikaye sayısı iki elin parmaklarını geçmez. .

    ciddi bir editoryel çalışma yapılmış ama bazı anlatılar o kadar özelliksiz ki okurken kendini barda iki bira içtikten sonra duygusallaşıp çocukluk anılarını anlatan sıkıcı arkadaşı dinliyormuş gibi hissediyorsun. ayrıca, hikaye olarak tanımlamakta zorlanacağın kadar zayıf, dağınık metinler de var içinde. yarım yamalak akılda kalan, yaşayan için çok, okuyan için az anlam ifade eden çocukluk anılarına yer verilmeseymiş keşke diyor insan, ister istemez...

    güzel ya da ilginç hikayeler yok mu, var elbette. hatta aklımda kalan, tebessümle okuduğum, sonunda gerçekten üzüldüğüm ya da keyif aldığım hikayeler de var gayet. ama o dağınık metinlerin arasında kalıyorlar ve onlara geldiğinde okuma keyfini bir miktar kaybetmiş oluyorsun.

    "bana hikayeni yaz, gönder" dediğinde alabildiklerinin iyisi bu kitabı oluşturmuş. acıyı, hüznü seven bir toplum olduğumuz için kitabın neredeyse tamamına hakim olan bir grilik var. tebessüm ettiğin anlatılar var da hiç "komik" hikaye yok mesela. türkiye gibi aslında pek çok şeye gülebildiğin, bölgesel komik anlatıları olan bir ülkede yayınlanan türkiye hikayelerini anlatıyor başlıklı bir kitapta, böyle tek bir hikaye bile olmamasını garipsedim. mevcur değil elbette ama "türkiye" dedin mi, içinde onlar da var.

    daha seçici davranılsaymış, güçlü hikayelerle daha kısa olarak yayınlansaymış, daha iyi olurmuş izlenimi bıraktı bende. mevcut haliyle "okuduğumda ülkemin insanını daha iyi tanıdım, insanların hayatlarına dokundum" diyemedim. ama kitap beğenisi çok kişisel bir kavram, benim eksik bulduğumu başkası bayılarak okur. kimisi de der ki "gelen hikayeler bunlarsa türkiye'nin hikayesi, gerçeği budur, senin kafandakiyle örtüşmek zorunda değil"...

    bilemem.