şükela:  tümü | bugün
  • tam da şimdi yapılması gereken hamle.

    madem samanı bile ithal edecek noktaya geldik, madem olası bir ambargoda en hayati gıda maddelerine bile ulaşmakta zorluk yaşayacağız, o halde neden tekrar eskisi gibi kendi kendine yeten bir ülke olmaya çalışmayalım?

    ziraat mühendislerini görevlendirelim. literatürü takip eden, dünyada tarım teknolojisinin ulaştığı en son noktayı bilen insanlara yetki verelim. tarım yapmak isteyen insanlara teşvik verelim. önce kendimizi beslemeyi hedefleyelim. savaş halinde iphone'ları ithal edemeyince bir şey olmaz ama yeteri kadar pirinç, un, şeker bulamazsak sürünürüz.

    yerli otomobil yapmak yerine petrol ürünlerine ihtiyaç duymayan elektrikli (veya hidrojenle çalışan) traktör yapalım. her yeri güneş enerjisi panelleriyle donatalım. her evi kendi elektriğini üretmeye teşvik edelim.
  • ikinci entryi de ben gireyim.

    link1
    link2
    link3

    not: doğru düzgün kaynak bile bulamadım. ama umutları diri tutmak lazım.
  • öncelikle köylünün bilinçlendirilmesi lazım. yumurtayı bile bakkaldan alan insanlarla verimli tarım ve hayvancılık mümkün değil.

    bir dönüm tarlayı 4 kardeş arasında bölüştürmek yerine toprak bütünlüğünü bozmadan üretim yapılacak sistem kurtulmalı.

    bu yazdıklarım problemlerin sadece ikisi. temel bozuk olduktan sonra kurulacak sistem doğru düzgün çalışmaz.
  • vaktiyle dönemin tarım bakanının ağzıma tıktığı devrim. altı üstü "çalışın" denecek. her ilçede ilçe tarım müdürlüğü teşkilatı var. bi boka yaramayan yüz bin faydasız 657.
  • bu konuyla ilgili sizlere spekülatif bir kaç olay anlatacağım;

    hacı babam memur, gümüşhane, ardından trabzonda görev aldı. köy, kasaba, ilçe ilçe işi gereği geziyor. devletin hali hazırdaki gelişim politikalarını halkın nasıl kullandığını şöyle anlattı.;

    insanlar devletten aldığı tohum yardımı, araç yardımı gibi düşük faizli kredileri ve hibeleri tarım için kullanmıyor. kağıt üzerinde işleyen bir sistemin olduğunu ama pratikte kimsenin bir şey yapmadığından bahsediyor. memurların görmezden gelmesi için dönen rüşvetler mi dersiniz, traktör kredisiyle doblo alanlar mı, büyük baş hayvan hibelerini gelir gelmez kasaba satanlar mı. kısa yoldan para kazanıp, anı kurtarmanın derdinde vizyonsuz bir halka sahibiz. trabzon son yıllarda arapların revaç turizm noktası oldu ve yine babam insanların omurgasızlığını anlatıyor. kendi toprağını iki kuruş fazla vereceğim diye satan halk, kafasına göre imar veren belediye.

    yani en başta sert bir denetim mekanizması kurulması lazım, ardından var olan sistem çalışır hale gelince üstünde teknolojiyle birlikte geliştirmeler yapıp verimi maksimize edebilir insanlar. tarım zor bir iş, emek yani insan gücü. doğayla savaş ve uyum gerektiriyor. insanlara bilinçli tarımı anlatmak lazım ki iklim gün geçtikçe değişiyor su ve temiz gıda yakında bir çok madenden daha değerli olacak. başlamak için geç de değil, mesela araba yapmak için geç kaldık, savaş uçağı için de geç kaldık ama tarım için harika topraklara sahibiz.

    ülkemizin jeolojik konumu ticaret için harika, etrafımızda bir çok tarım ürününe erişemeyen ülke var. tek yapmamız gereken en kaliteli ürünle pazarlarına girmek. çalışmayı sevmeyen, iş ahlakı olmayan millete "emek" kavramını tam olarak öğretmek.

    çiftçiyi simsarların eline bırakmaktan da biran önce vazgeçmesi lazım devletin. hadi sattın fabrikları falan ama tarım konusunda devletçilik ilkesini sürdürmeli;

    şöyle bir mini belgesel var, izlemenizi tavsiye ederim. bkz
  • edit( tanım): hepimizin olmasını isteyeceği fakat mevcut şartlarda pek de mümkün görünmeyen bir meseledir.

    şu sıralar doğrudan konu ile ilgili bir projede çalışan biri olarak söyleyebilirim ki, malesef çiftçi ve küçük sanayici kesiminde sosyal bir devrim olmaksızın tarımda somut bir devrim mümkün değildir. yapmış olduğumuz paydaş toplantılrında sektörde önde gelen ve akademide yer alan kişiler dahi sektördeki sorunları bütüncül olarak değerlendirebilme yetisinden yoksun. bizim çok farklı paydaşları bir araya getirerek onları sorunlara bütüncül yaklaşmaya zorlamamız dahi çözümsüz kaldı. paydaş toplantıları en fazla bir kere oldu ne bir ortak bilgi paylşım ağı kurma çabası ne bir çözüm üretme çabası, istisnai bir kaç durum dışında projede genel görünüm böyleydi. özetle tarımın içinde yer alan aktörler sorunlardan habersiz ve sorunları çözme çabasından uzak. orada burada şikayetini sayıp döküp elini taşın altına koymaya geldiğinde toz olan bir zihniyet var. ben bunları sadece spesifik bir bölge özelinde görebildim. elbette ülkemzin bu anlayıştan farklı bir yaklaşım izleyen bölgeleri de var örneğin ege bölgesi. ege bölgesi nispeten tarımsal etkinlikte ülke bazında örnek alınabilecek uygulamalara ev sahipliği yapıyor fakat dünya uygulmaları ile kıyaslandığında elbette geri kalınan konular mevcut. egeden sonra da konya ovasında son dönemde görülen atılımlar tarım açısından nispeten olumlu sayılabbilir. ama bu bölgesel çabalar asla ulusal çapta bir bilgi transferi ve dayanışma ortamına dönüşmüyor (bunun en büyük nedeni bürokrasi ve politika), ortaya çıkan bölgesel rekbet yapıcı bir rekabet olmaktan uzak. ve herşeyin ötesinde iyi ve olumlu örnek olarak bahsettiğimiz bölgelerde özellikle doğal sürdürülebilirlik konusu hak ettiği ilgiyi göremiyor. bu da bizim hep kaybetmemize neden oluyor.
    konu hakkında yazılacak söylenecek çok şey var. ama en basit mesele olarak enerji bağımlılığı bile bu konuda elimizi kolumuzu bağlıyor. temiz enerji kaynaklarına dayalı teknoloji gelişmediği sürece tüekiyenin verimli tarım uygulamalarına geçmesi pek kolay görülmüyor.
  • size bir müjde vereyim.
    bu yıl buğdayların sapları kısa kaldı, saman ithal edeceğiz yani. müjde bu değil tabi. bu saman ithal ediyoruz tarım bitti diye feveran edenlere gelsin. daha da feveran etsinler diyer.

    türkiyede siz kabul edin ya da reddedin fark etmez tarım gelişiyor. bu devrim hali hazırda oluyor. devlet yetişemiyo, politika da üretemiyor ama sektör kendisini geliştiriyor.

    burada akepenin yaptığı güzel bir şey var. havza tipi destekleme modeline geçmek. bu kısmen planlı tarım ekonomisine feçmek anlamına geliyor. türkiye 971 havzaya ayrılmış durumda ve bı havzalarda hangi ürünlerin yetiştirileceği desteklemelerle belirlenmiş durumda.

    bizim tarımda sorunlarımızdna bir tanesi de sanayici ve çiftçi işbirliğinin olmaması. yani sözleşmeli ekime sanayixilerimizin pek yanaşmaması.
    örnek verirsek 2 milyar dolarlık buğday ithal ediyoruz. ağırlıklı olarak makarnalık ve bisküvilik buğday. ama 4 milyar dolarlık da buğdaya dayalı tarım ürünü ihraç ediyoruz. dünyanın en büyük 2. makarna ihracatçısıyız.

    hem cari açığı azaltmak hem de çiftçimizin kazanması için devlet sanayici ile çiftçiyi işbirliğine zorlamalıdır. biz bu iki milyarlık buğdayı da üretebiliriz. bu karlı mıdır değil midir? buğday ekeceğimiz arazilerde daha karlı ürünler yetiştirebilirmiyiz ise makro ekonomik bir problem olarak önümüzdedir. problemi ancak planlama ile çözebiliriz ki bu da hükumetin bir sorumluluğudur.
    cari açığı oluşturan en önemli kalemlerden birisi de ayçiçeğidir. yanılmıyorsam ayçiçeği petrolden sonra en büyük ithal kalemimizdir.
    üretebileceğimiz bir üründür ama havza modeliyle bu zaten desteklenmektedir ve fakst toplam ihtiyacı karşılar mı yine bir pşanlama meselesidir.

    diğer taraftan türk tarımının en büyük problemi köylülüktür. tarımı çiftçi yapar ve katma değer yaratır ama köylü karnını doyurmak için çalışır.
    türk köylüsünü çiftçiye dönüştürüp ölçek ekonomisine uygun işletmeler haline getirmek gerekir.
    hal yasası bu devrimin önünde en büyük engeldir.
    kaldırın hal yasasını problem %50 çözülsün.

    edit: yoruldum ama devam edeceğim sanırım.
  • böyle şeylerin olacağına inanan var mı? eğitim, adalet, tarım, balıkçılık hiçbiri yani böyle giderse hiçbiri düzelmeyecek kara düzen devam.
    gençliği, potansiyelimizi, imkânlarımızı hiç etmeye devam...bence büyük ihanet var.
  • "böyle şeylerin olacağına inanan var mı?" demek yerine bir şeyler düşünelim, önerelim, konuyu gündeme taşıyalım. tartışalım. üretmek için neler yapabiliriz diye gayret edelim. umutsuzluk bizi daha da kötüye götürür. belki diyelim ya en azından.

    insanımız biraz geç farkına varıyor ama varıyor işte. traktör hibesiyle doblo alan da bir gün farkına varacak. ona savaş açmak yerine örnek modelleri ortaya koyalım. belki o da insafa gelir.