şükela:  tümü | bugün
  • 2012 ilkbahar aylarında, askere gidecek arkadaşımı uğurlamak için ortak bir yerde buluşup ikişer bira içmiştik. üzerine de 3 saat gezdik, ve iki araç arka arkaya dönüş yoluna koyulduk.

    aslında kendi aracımı bırakmak istemiştim ilk başta, prensip olarak alkol aldığım zaman araba kullanmamayı tercih ederim. fakat buluştuğumuz yer evime çok uzak diye vazgeçtim bırakmaktan. ne de olsa yasal sınırın altında alkol almıştım ve üzerinden 3 saat geçmişti.

    yola koyulmamızın üzerinden daha 5dk geçmeden,balmumcu kavşağında (gayrettepe e5 bağlantısı) 34 plaka olmamamın standart etkisiyle durduruldum trafik polisi tarafından. bunu her zaman yaşarım. o hep geçer, beni durdururlar. aynı sokağa arka arkaya park ederiz, her zaman benim arabamı çekerler... neyse, "üfler misiniz" dediler, üfledim. polis gitti, 3 4 dakika ekip otosunun oralarda oyalandı, sonra başka bir polis memuru geldi tekrar "üfler misiniz" dedi, tekrar üfledim. bu defasında ise cihaz öttü, ve "58 promil çıktı ehliyetinize el koyacağız dediler". tabi ben bir yanlışlık olduğunu düşünerek indim hemen arabadan.

    ne kadar "yanlışlık var, olmaması gerek" desem de dinletemedim tabi. adamlar bunun eğitimini almış. baktılar konuşuyorum, amirleri gibi görünen biri, "bir arkadaşını mı çağırıyorsun çekici mi çağırayım?" diyerek serzenişimi kısadan kesti.

    o an en uygun seçenek olduğunu düşünüp arkadaşımı çağırdım tabi. bu arada hala yanlışlık olduğunu iddia ediyorum ama kimse dinlemiyor. ben olmaz, yanlış var derken arkadaşım gelip imzalaşma aşamasına geçilince, sanki en yakın dostmuşuz gibi beni dinlemeye başladı bunlar. dinlemekle de yetinmiyor, hak verip teselli ediyorlar baya. ben durumdan kıllandım, tam imzayı atarken vazgeçip "hastaneye gitmek istiyorum" dedim.

    asıl dostane muhabbet orada başladı. "böyle bir hakkınız var, ama şimdi sizi hastaneye götürebilmek için yerimize ekip çağırıcaz, aracınızı çekmek için çekici çağırıcaz, gidicez orada sıra bekliycez, bu işlemlerin hepsi 4 saat sürer, kaldı ki biz zaten saatte 15 promil ekliyoruz, 0 çıksa bile 4 saat sonra 60 promil eder. kimisi 2 şişe votka içtim diyor çıkmıyor, kimisi de 1 birayla bile geçebiliyor. bu bünyeden bünyeye değişiklik gösteren bi alet. dostum sen alkollü değilsin zaten belli, atla hemen aracına en yakın hastaneye git vakit kaybetmeden, sonucu bize getir, verelim ehliyetini geri.."

    ben hemen ikna oldum, ehliyeti verirken öpüştük bile.. ehehehehe ne güzel insanlar diyerek aracımın kapısını dahi kendilerinin açması suretiyle, "alkollü yakalandığı için ehliyetine el konulmuş" bir sürücü olarak arkadaşımla birlikte yola koyulduk. art niyetli olsalar bu durumda kendi arabama binmeme izin vermezlerdi herhalde..

    kan testi yaptırmak için civarda 10'a yakın hastaneyi gezdik, hiçbiri yapmıyor. en son bir hastanenin önündeki polis, şişli etfalin yaptığını söyledi, hemen koyulduk yola. hastaneye geldik, sistem yok.

    1 saat bekledik sistem geldi bu sefer de doktor yapmam dedi. "ilgili ekibin sizi buraya getirmesi gerekirdi." ne yaptık ne ettik, oradaki nöbetçi memurun başında durmasını istedik, 155 i aradık, olmadı. yaptıramadık.

    bu cevabı alınca hala olaya uyanmamış bir halde olay yerine geri döndük. bizim şeker memurlar aracın içinde uyuyordu vardığımızda. aman sert uyandırmayayım havalarında, güler yüzümle sakin sakin vurdum cama, ikisi de uyandı hemen, ama az önceki sevgi kelebeklerinden eser yok tabi. umursamaz tavırlarla camı hafifçe araladılar, anlattım konuyu. diğeri saatine baktı... "kardaş 2 saat geçmiş, bu süreden sonra götürme zorunluluğumuz yok." dedi, kapattı camı geri.

    işte o an aptal yerine konulduğumu anlayıp uzatmadım ve hızla şişli etfale geri döndüm.. doktoru bulup ona da anlattım,"ben haksızlığa uğradım, sıradan bir vatandaş olarak kanımdaki alkole baktırmak istiyorum.." dedim ve bitmek bilmeyen inadım sonunda tamam dediler, verdim kanımı.

    ertesi gün doktor arkadaşlarımı ve tıbbi laboratuvarları arayıp, alkolün kanda saatte kaç promil azaldığına dair araştımalar yaptım. "bünyeye ve alkole göre farklılık göstermekle birlikte ortalama 5-8 promil arası azalma olur" dediler. sonra test sonucu geldi, 11 promil. hızlı bir hesapla yasal sınırın gayet altında kaldığımı öğrenip bölge idare mahkemesinin yolunu tuttum.

    dava dilekçesinde olayları birebir anlattım, kan testi sonucunu ekledim, kaç promil azaldığına dair örnek laboratuvar raporu ekledim, alkolmetreye iki defa üflememdeki çelişkiyi anlattım, 6 ay araç kullanamayacak olmamın işime, öğrenimime ve doğrudan hayatıma etkilerinden bahsettim, ve en önemlisi, aptal yerine konduğumu söyledim.

    derken, 10 ay sonra, ehliyetimi çoktan almışken duruşma günü geldi. evet hukuk sistemi yavaş işliyordu, ehliyet işi de bitmişti, ama en azından aptal yerine konmuş ve haksız yere mağdur edilmiş olmamın hesabını sorabilecektim.

    sonra hakim baktı bana, dosyayı eline aldı, "hee şu alkol meselesi mi?" diyip kapadı geri, ve "almadın mı ehliyetini daha?" dedi,

    "aldım" dedim.

    "niye buradasın o zaman?" dedi.

    bir şey diyemedim..
  • (bkz: 404 not found)
  • üniversiteyi bitirdiğimde ilk iş olarak askerlik şubesinin yolunu tutmuştum. pinpirikliyimdir çünkü, devletin işi belli olmaz, eksik birşey kalmasın diye kafa patlatırım. şubedeki memurlara yapmam gereken bir şey var mı diye sorduğumda, olmadığını söylediler. "mezun olduktan sonra 2 yıl otomatik olarak tecillisin".

    1 ay geçmedi üstünden, yurtdışında iş buldum ve çıkmadan önce tekrar sorayım dedim. belki 2 yıldan fazla kalırım, ne yapmam gerekir bileyim istedim. şubenin ise cevabı aynıydı, "2 sene zaten otomatik, ki 2 seneyi geçerse elçilikten bize bildirirler. yapman gereken bir şey yok."

    peki diyerek gönül rahatlığıyla çıktım yurtdışına. yaklaşık 6 ay sonra da izin için geri döndüm. pinpiriklikliyim ya, birşeyler içimi kemiriyor sürekli.. o yüzden gidip tekrar sordum, o gün "sistem yok, yarın gel" dediler. iyi dedim, ertesi gün tekrar gittim;

    - merhaba, ben dün gelmiştim,
    - evet, 1 gün ile yoklama kaçağı görünüyorsunuz.
    - nasıl olur, size defalarca sordum 2 sene tecillisin dediniz. dün geldim sistem yok diye gönderdiniz.
    - yapabileceğimiz bir şey yok beyefendi, şu kağıdı imzalayın.
    - bu nedir?
    - tecil işleminiz ve yoklamadan kaçtığınıza dair suç duyurusu.
    - siz benimle dalga mı geçiyosunuz, defalarca sordum gerek yok dediniz, hadi onu geçtim bana tebliğ bile etmediniz yoklama kaçağı olduğumu.
    - 2005 yılında trt de yayınlanan duyuru tebliğ niteliğindedir. her tc vatandaşı trt duyurularını takip etmekle yükümlüdür...

    o sırada duruma sinirlenip sesimi yükseltmeye başlayınca, içerideki komutan tartışmayı duyup geldi ve konuşma komutanın odasında devam etti.

    - bu standart bi prosedür, biz her ay bunlardan yüzlerce gönderiyoruz, devletin işi işte. mahkemeler üzerinde yük oluşturduğu için bu konularda dava bile açılmıyor. arkadaşlar yanlışlık yapmış, ama merak etmeyin boş evrak işleri bunlar.

    ikna olarak imzaladım o kağıdı ve yurtdışına geri döndüm. bu arada elçilikten yurtdışında çalışıyor olduğumun bildirilmemesinin sebebi de libya hükümetinin çalışma izinlerini 1 seneden erken çıkarmaması. yani olay tamamen devlet kurumlarının işlemezliği üzerine dönüyor..

    neyse efendim, ben çalışmaya devam ediyorken, yaklaşık 2 ay sonra annemden telefon geldi ve duruşmaya çağırıldığımı söyledi.. inat ettim, çölün ortasından kalkıp türkiye'ye döndüm ve duruşmaya katıldım. askerlik şubesine gidişlerim ve süreç hakkındaki her şeyi anlattım hakime, halen devam etmekte olan çalışma izni evraklarını, ülkeye giriş çıkışlarımı da dosyanın yanına ekledim. hakim çok güzel bir tavırla komutanı onaylayarak, "bunlar için normalde dava açmıyorlar bile, genç bir savcıya denk geldi herhalde, neyse anlaşıldı" diyip gönderdi beni. 1 ay sonrada karar geldi.... 1 ay hapis.

    lanet olsun diyip, 1 ay karşılığı olarak 600 tl para cezası yatırdım ve artık bitmesini istedim..

    peki bitti mi dersiniz?

    2 sene sonra, tecilim doldu ve askere gittim. kaderin cilvesi belki, askerliğimi de askerlik şubesinde yaptım. bu sırada bizim şubenin çalışma sisteminde, yoklaması yaklaşanların evine tebligat gönderildiğine ve son 1 hafta kala valiliğe haber verilip adreslerinde bulunup şubeye getirilmesine şahit oldum. ve sistemin 24 saat sorunsuz çalışıp, işlem yapmamak için mazeret edildiğine...

    durumumu komutanıma da anlattığımda, bu durumda ilgili "emir" olduğunu söyledi. vatandaşların trt tebligatına dayanarak yoklama kaçağı sayılmasından mağdur oldukları ve bu yüzden mutlaka adreslerine tebligat yapılması yönünde benim olayımdan çok daha eski tarihli bir emir var.

    ben bu konuda nasıl şikayette bulunurum diye düşünürken, annem aradı. "eve polis geldi, yoklama kaçağıymışsın." dedi..

    bu sefer şubemi arayıp çok ağır konuştum. "ben şu anda birliğimde askerim, ve burada sistemden kendimin gayet asker olduğunu görebiliyorum, siz yoklama kaçağıyım diye yakalama emri çıkarıp evime polis gönderiyorsunuz, bunun açıklaması ne?" dedim. kem küm edip sorun olmuş halledicez diyerek kapattıldı o da..

    tezkeremi alınca direk şubeye gittim. "askerdeyken" yoklama kaçağı olduğum için 100 tl ceza kesmişler bir de... sistem değişmiş, artık mahkemelere yük oluyor diye suç duyurusunda bulunmuyor, ceza kesiyorlarmış. komutanla görüştüğümde, "ben bu işlemin iptalini valilikten yapıcam ama sen o 100 tl yi yatır, ne olur ne olmaz, 20 sene sonra 100.000 lira borcun var diye dayanırlar kapına." dedi.

    yatırdım.
  • gerçek suçluları kapsamayan, suçlular yakalanamadığı için, suçsuzlar üzerinden gövde gösterisi yapmaya çalışan bir anlayış.

    bir kaç ay önce, gününün kötü geçtiğinden emin olduğum bir teyze, market alışverişim sırasında, sinirini benden çıkartmaya çalıştı durduk yere. olay büyüdü, polis çağırdım. herhangi bir fiziksel müdahalemiz olmadı birbirimize. sonunda karakola gittik, birbirimizden şikayetçi olduk.
    aradan 2 ay kadar geçti, bir gün polis aradı beni, "tarafına hakaret davası açılmış, adresini ver de kağıtları yollayalım" diye. adresimi verdim (hem iş hem ev) beklemeye başladım. ta ki bir kaç gün öncesine kadar elime ne kağıt geldi, ne de başka bir telefon aldım.
    iki gün önce sınavdan çıkıp telefonumu açtığımda bilmediğim bir numara aramış, eşim de mesaj atmıştı "hakkında yakalama kararı var, hemen polisi ara" diye. numarayı aradım hemen, polis çıktı, dedi "yakalama kararı var ifadeye gitmemişsin", dedim "kağıt gelmedi ki, nereden bilecektim?". "onu bunu bilmeyiz, bilmem kaçıncı ceza mahkemesine git, ifadeni ver, sonra bize haber ver" dedi.
    koşa koşa adliyeye gittim, kaçak bilmemne bürosuna yönlendirdiler. dedim "ne oluyor?". "ifadeye gelmemişsin, polis seni arıyormuş" dedi oradaki polis. evraklarımı hazırlayıp hemen mahkemeye çıkarttılar beni. ifademi verdim, 20 gün sonra duruşma var dediler, çıkarttılar dışarı. polis dışarıda bekliyordu, dayanamadım sordum, "ne olacaktı haberim olmasaydı?" diye. "eğer gece falan gbt'ye denk gelseydin, seni alacaklardı içeri, sabaha kadar nezarette mahkemenin açılmasını bekleyecektin" dedi...
    buradan sonrası önemli değil aslında, son cümle yeterli sistemi anlamak üzre.

    ülkede yüzlerce cani, tecavüzcü, hırsız varken, açılan bir hakaret davasının kağıtlarının elime ulaşmaması sebebiyle ben suçlu konuma düşüyorum ve "hakkımda yakalama kararı" çıkarılıyor. ve yine bu durumdan erken haberim olmasa, nezarete atılacak kişi ben oluyorum.
    adaletiniz yerin dibine batsın, nefret ediyorum bu ülkeden.
  • zenginliğe, tanınırlığa, paraya, adamının olmasına, yandaş olmana, çıkar kavgalarına göre değişen sistemdir.

    "sanıkların ikisi de zenginse, hakim istifa eder.

    biri zengin diğeri fakirse, zengin kazanır.

    ikisi de fakirse, adalet yerini bulur."