şükela:  tümü | bugün soru sor
  • yaklaşık yirmi senedir akademik hayata yakın mesafedeyim ** üç şekli vardır türkiye'de akademisyen olmanın.

    *birincisi en kolay olanıdır; derslere gir, doktoranı bitir, arada makaleye benzer şeyler yaz tanıdık vasıtasıyla dandik bir dergiye sok ki birşeyler yaptığın sanılsın, aldığın maaş çok bir hayallerin yoksa yeter sayılır sana
    *ikincisi en karlı olanıdır; genelde tıp dalı ile uğraşanlar bu gruba girer. bunların arasında hakkaten iyi adamlar olmasına rağmen genel yönelim üniversitede biraz adım duyulsun sonra hastaları muaynehaneme yönlendireyim, parayı kırayım mantığı ile çalışanlardır
    *üçüncüsü allah katında en değerli olanı ama en süründürenidir; idealist olan ve idealist kalan akademisyenler bu gruba girerler. gerçekten bir şeyler vermek istiyorlardır. daha çok kendilerinden fedakarlıkta bulunurlar. belki az ama kaliteli yayınlar çıkarırlar; kimisi çok ama kaliteli yayınlar çıkarır. tabanlarının altında en çok muz olan, en engebeli yollarda yürüyen bu tür akademisyenlerdir. olur ha bütün bunlara rağmen ayakta kaldınız, alanınızdaki en saygıdeğer insanlardan olursunuz. kısa vadede hiçbir şey, uzun vadede ise manevi bir tatmin sizi bekler. zaten amaç da tarihe adını yazmak, bu dünyada bir iz bırakmak değil midir? yolunuz açık olsun.
  • doktorasını bitirdiği halde, bilim uğruna hayatını harcayan ablam, öğretim elemanı olmak için nice başvuruda bulundu,olmadı. sonunda anladi ki sistemin adamı olması gerekliydi.
  • devlet universitesindeyse 4-6 metre kare bir odaya tikilma ve o odayi ilim irfan yuvasi haline getirme cabasidir.
    yetistirdigi ogrencilerin okulu bitirdikten sonra kendisinden kat kat fazla maas aldigini gorerek kiskanmadan ''ne mutlu iyi bir yerlere gelmisler.'' demektir.
    bir projektoru derste kullanabilmek icin diger hocalardan kapma savasidir
    az maasla yasamayi ogrenme sanatidir.
    sik sik ''neden okulu bitirince arkadaslarim gibi piyasada is bulmadim?'' sorusunu kendine sormadir.
  • dünya ortalamalarinin çok altinda bilimsel makale yayınlamak demektir.
  • uzak durulması gereken kölelik şeklidir.
  • bu sistem içinde zordur,sürekli kadro sorunu vardır,bunun sonucu olarak da inanılmaz bir rekabet vardır,entrikalar döner akademik alemlerde.özel sektörde çalışmayı kesinlikle istemediğim için,geleceğim hakkında düşündüğüm iki seçenekten biri olmasına rağmen dışardan baktığımda umutsuzluğa kapılmadan edemiyorum,çok zor türkiye'de akademisyen olmak...
  • bilip de tahammül etmektir, iç acıtır.
  • "türkiye'de akademisyen olmak,
    akademisyen olarak hayatta kalmaktır"
    derdi bi hocam.

    ideallerinden ve prensiplerinden mümkün olduğunca uzaklaşmadan,
    mümkün olduğunca "fincancı katırlarını da ürkütmeden"
    (üniversite tanrıları - yönetim, profesörler),

    az imkanla dünya akademisyenleriyle rekabet etmektir,
    yüzlerce öğrenciyle uğraşırken veya üniversite bilgisayar ağını yönetirken,
    zaman yaratıp bildiri yazmaya çalışmaktır.

    "yurt disinda üniversitelerde neler yapılıyor, siz hiçbir şey yap(a)mıyorsunuz."
    lafını (her ne kadar doğru tarafı da olsa da, bütün genellemeler yanlıştır)
    sinirlenmeden dinlemeye alışmaktır.

    özetle, akıllı insanın işi değildir.
    (bkz: yaşayan bilir)
  • gsyih icinde ar-ge'ye ayrilan payin %0.63 oldugu (abd:%2.62, japonya:%2.91, ab:%1.92), her 1000 calisan icinde arastirici sayisinin 1.05 oldugu (abd:8.08, japonya:9.26, ab:5.28), milyon nufus basina dusen yillik bilimsel yayin sayisinin 93 oldugu (abd:708, japonya:498, ab:613) bir ulkede akademisyen olmak demektir.