şükela:  tümü | bugün
  • zihinsel engelli olmadığımız için şükretmememiz gereken durumdur. zihinsel engelli insanların en azından algı seviyesi belli bir eşiğin altında olduğu için etraflarında olan biteni çok fazla algılamıyorlar. asıl acıtan şey zihinsel yeteneklerinizin tamamen yerinde olup, hayattan beklentilerinizin bir yandan devlet, bir yandan etrafınızdaki insanlar tarafından sürekli hiç sayılması. başıma geleni söyleyeyim; bedensel engelli olmama rağmen kullandığım arabayı üzerinde engelli uyarısı bulunmadığı için engelli park yerine park etmiyorum, ama engelli park yerine park etmekte ısrar eden öküzün evladını uyardığımda, arabadan inip üzerime yürümesine kimse de engel olmuyor.

    engelli olmayıp engelliler hakkında saçma sapan yorum yapanlar için söylüyorum; engelli olmadan bir engellinin psikolojisini anlayamazsınız, çünkü siz masada otururken karşı masadan bütün gece yüzünüze gülümsemiş kız, ayağa kalkıp lavaboya gittiğinizde yüzünü asıp, sizinle tekrar göz göze gelmemek için kafasını çevirmiyor.

    hiç bir engellinin kendisine acınmasını beklediğini zannetmiyorum, ama hayat ve hayatı yaşamak hakkında bu kadar hırslı olmamızı lütfen mazur görün, çünkü bizim için hayat emin olun çok daha zor geçiyor.
  • diz boyunda basamakları olan (ye yürüyebilenlerin bile ön sıralara zor ulaştığı) bir amfide en arkada (ve en yukarda elbette) yalnız başına oturmaktır.
  • zordur 16 sene evden cıkmamaktır. zaten cıkılmaz ki etrafta bedensel engelli mi var tekerlekli sandelyeyle gezen mi var her yer normaller için onlarsa normal dısı.
    babannem 17 sene tekerlekli sandelye kullandı yılda belki bir belki iki kere dışarı cıkardı onlarda genelde zorunlu durumlardı. olmeden sadece bir onceki sene otamatik olan tekerlekli sandalyesiyle dısarı cıkmaya basladı dısarıda gezıp geldıgınde gozlerındeki sevinc ve rahatlama hissini gormemek imkansızdı.
    şimdi amerikaya gelip heryerde engelliler için de bir yer oldugunu her yerde onların girmesi için de bir kapı oldugunu gorunce (hatta aynı kapı onlar için bir ayrıcalık dagil olması gerektigi gibi yani) keske buralara gelip onun için buralarda yaşasaydık diyor insan..
  • sadece bir hafta hatırlanıp geri kalan günler hayatın size teğet geçmesidir.
    (bkz: engelliler haftasi)
  • bir arkadaşımın serzenişini okuyunca bir daha yüzüme vuruldu bu gerçek. öncelikle ülkemizin başkentinin en işlek yeri olan kızılay'da, karşı karşıya kaldığı manzaranın fotoğrafı şöyle;

    http://i.imgur.com/jdz07.jpg

    işte bu manzara karşısında aynen şöyle diyordu;

    özürlü kimlik kartı almak için kızılay'daki * ilgili yere gidilir, en yakın otopark yoktur, ara sokaklardan birine park edilir. binanın girişi görüldüğü üzere gibidir, ilgili birim 1. kattadır, asansör 1. ve 2. katlara çıkmamaktadır. form doldurma, sisteme kaydolma, ve kartın yazdırılıp teslim edilmesi hepi kökü 10 dakika sürmeyecekken aynı gün teslim alabilmek için rica minnet edilir, ama yine de görevlinin bi kahve falı baktırması kartı aynı gün vermesine hürmeten(!) beklenir. ne diyim ülkemle gurur duyuyorum, çok büyüksün türkiye.

    ekleme: umarım basında çalışan birileri bu abuk, bu saçma, bu trajik fotoğrafı ve işlemler ve zorluklar hakkında anlatılanları haber yapar da şu ankara'da alış-veriş festivali için harcanan paralardan çok daha az bir miktari ile bu kardeşlerimize doğru dürüst işleyen ve ulaşımı ve park yeri olan ayrı bir merkez yapılır. görüldüğü üzre, asıl engel beyinlerde. öncelikle onu aşmak gerek. unutmayın ki onlar da bu ülkenin vergisini veren, bu ülkenin katma değerine katkıda bulunan insanlar. bence en azından bu hizmeti fazlasıyla hakediyorlar.
  • en kötüsü her ortamda sosyal mesajların kurbanı olmak galiba, ismi çok da lazım olmayan bir tv yarışma programında, bravo önemli olan engelleri görmemek, siz de bu konuda örnek oluyorsunuz diyen sunucuya, örnek olsun diye yapmıyorum dedi belden aşağısı tutmayan bir çocuk, ne diyeyim o sunucu yerine ben özür dileyim senden.

    sunucu arkadaşa da buradan sesleniyorum, dallama.
  • " hafif acılar konuşabilir; ama derin acılar dilsizdir. " *

    kullanılırsın.

    insanların hem fiziksel hem de duygusal istismarlarının hedefi olursun. devletin bakanından tut, anaokulunda okuyan çocuğuna kadar toplumun her kesiminin hedef tahtası olursun. sen hiç kimseye zarar vermesen de, hatta sessizce kendi yolundan gitmeye çalışsan bile durum hep böyledir. hedefsindir çünkü sen, zayıfsındır ve güçsüz oluşun diğer insanları cezbeder. ve seni kendi egolarını tatmin etmek için her şekilde kullanırlar.

    sen her ne kadar kendi yolundan gitmeye çalışsan da, hep başkalarının çelmeleriyle yerde bulursun kendini. her gün, her saat, her dakika; bindiğin otobüste, yürüdüğün yolda, yazdığın satırda, söylediğin sözde, konuştuğun insanda hep hedefsindir sen. çevren, aç kurtlar gibi sana saldırmak için uygun anı bekleyen insanlarla sarılmıştır. zayıf bir anını bulduklarında ise... bingo! fırlattıkları oklar son sürat vücuduna saplanır. kendi içinde, kendine ait yaşadığın acılar yetmezmiş gibi, bir de başkalarının sana verdikleri acılarla baş etmek zorundasındır hep... çoğu zaman da susmaktan başka bir şey gelmez elinden.

    aşık olmak mı dedin? hiç söyletme beni. gözlerin görmüyor sana iş vermişler *, sen hâlâ...

    bak hâlâ...

    tamam tamam, özet geçiyorum artık.

    elinde tuttuğun eksik yapraklı yoncalarınla ve lal çökmüş dilinle, bir pencerenin ardından dışarıda akıp giden hayatı seyretmektir engelli olmak. sessiz ve derinden...
  • illa dramatik sahnelerle ya da yakınan sözlerle anılması gerekmeyen bir durumdur.

    bugün beşiktaş'ta bedensel engelli biri, üzerinde "i'm not normal" yazan bir tişörtle geziyordu. bende daha fazla engeli aşmış, benden daha az engelli bir insandır gözümde.
  • türkiyede özürlü olarak çağrılmaktır. halbuki engelli bir arkadaşımın bana daha önce söylediği gibi; "bir özrümüz yok, engellerimiz var".