şükela:  tümü | bugün
  • klişe ama (bkz: tesis yok)
  • oncelikle turkiye`de bilimin gelismesine yol acan kuruluslar cok azdir. herkesin aklina bilim denince ilk olarak tubitak gelir ama kabul etmek gerekir ki oda turkiyedeki her kurum gibi bazi ic cekismelerin yasandigi, siyasete bulasmis bir kurumdur. yinede turkiye icin faydalimidir? evet faydalidir. asil sorunlar universitelerdedir. iclerinde bilim adami yetistirebilecek sadece odtu ve bilkenttir. bogazici universitesi her ne kadar turkiyenin en yuksek puanli ogrencilerini kapan okullarin basinda gelsede ogrencileri bilime itmemektedir. cogu ogrenci is piyasasina atilmayi duslemekte bunun yuzundende okul teorik egitimden uzak bir yol izlemektedir. mesela bogazici universitesi elektronik muhendisligi veya bilgisayar muhendisligi bolumunde okuyan bir ogrenci 4 yil boyunca sadece 2 yada 3 paroje yapar, onlarda genellikle grup calismasi veya daha onceki projelerin tekraridir. kisisel olarak sizi arastirmaya pek itmez. bilkent ve odtu ise bu alanda yatirim yapan ciddi okullardir. bugun turkiyedeki hemen hemen butun bilim adamlari odtu den mezun olmustur. teknoloji kenti gibi bir projeleride vardir. bilkent ise turkiyeye beyin gocunu baslatan yegane kurumdur. cok degerli bilim adamlariyla calisarak kendinizi oldukca gelistirebilirsiniz.
  • bu nedenleri anlamak için bir bilim adamının bilime katkısındaki mekanızmayı incelemek doğru olur. bilimin kabaca insanlığın hali hazırdaki bilgi birikimini temsil ettiğini düşünürsek, bu bilgi birikiminin oluşturulduğu ve saklandığı yerler de hakemli akademik dergiler ve bunlarda yayınlanan makaleler olur.

    bir bilimcinin alanındaki bilgi kümesine katkıda bulunması için öncelikle alanda nelerin bilindiğini göz önüne alması gerekir. elbette ki daha önce cevabı bulunmuş bir soru için kaynak ve emek harcamak gereksizdir. bu kaynak taraması (bkz: literature review) dediğimiz işlemler “o konuda ne biliniyor?” sorusuna cevap aranır. kaynak taraması esnasında yeni bir araştırma sorusu oluşturulur ve kaynak taraması boyunca da şekillendirilir. o konuda bilinenler ve araştırmacının neyi çalışacağı belirlendikten sonra deneyler, diğer uygulamalar yapılır. bu uygulamaların sonuçları analiz edilir. sayısal metotlarda bu iş çoğu zaman bir test uygulayıp sonuçlara istatistiki analizler yapmak olabilir. sonuçlarda elde edilen bulgular ve bir bütün olarak makale adayı paperımız diğer bilim adamlarının da eleştirel sınamalarından geçerse akademik dergilerden birinde yayınlanmak üzere yoluna devam eder. sonuçta araştırmayı yapan bilim adamının bilime katkısı olarak literatürde yerini alır. bu işleyiş modern dünyada bilimin ilerleyişinin mekanızmasıdır. memleketimizde ise bilim hayatı yukarıda anlatılandan hayli farklıdır.

    bir çok doktora programında öğrenciler gece gündüz çeviri yapmakla meşgul. bu çevirilerle meşgulken de konunun özünden, son gelişmelerden bihaber. çoğu zaman yapılması düşünülen bir çalışma daha önceden avrupa ya da amerika’da yapılmış olduğundan dolayı bilime gerçek bir katkı sağlamak mümkün olamıyor. üstelik sonucu önceden bilinen bir deney, test veya benzeri uygulamalar için kaynaklar harcansa bile pratikte telef olmaktadır. bu şekilde yapılan yayınlar da üniversite hocalarının kendi aralarındaki kankalık münasebetleri sayesinde bir birlerinin fakültelerinin dergilerinde yayınlanıyor. ama kimse de sormuyor “ulan bunca türkçe yayın var da neden kimse bizim bu yayınlara atıf yapmıyor?” diye. sebep sadece dil sorunu değil. memlekette yayınlanan çoğu araştırma / makale amerika’da yıllar önce yapılmış olanın bir tekrarı, kopyası veya çevirisi.

    ülkemizde durumun bu halde olmasının sebepleri arasında yurtdışı kaynaklı akademik yayınlara aboneliğin yetersiz olması başta gelmektedir. öncelikle bu dergiler üniversite kütüphanelerinde olmalıdır ki araştırmacılar güncel araştırmaların hangi sorulara cevap aradığını, güncel bilimin nerede olduğunu görebilsin. kendi araştırma sorusunu da bunların ışığında oluşturabilsin. örnek vermek gerekirse eğitimde ölçme değerlendirme alanında yayınlanan en iyi sekiz on dergiden sadece biri yada ikisi memleketimizde bulunmaktadır. onlara da ulaşmak için binbir türlü takla atmak lazım. yök’e gidilecek, kapıdan kimlik alınacak, dergi bulunacak, neden alınmaya çalışıldığı anlatılacak, yükseklisans kimliği ibraz edilecek, makalenin fotokopisi beklenecek. yani gidip makaleyi elime alıp karıştırayım içinde işime yarar yeri var mı ona bakayım. demek şansı yok. iş sadece bir tek makalenin fotokopisini almakla bitse çok iyi ama en basit bir yükseklisans ödevi için bile en az 40 makaleyi gözden geçirmek, ve bunlardan üç beşini tamamen okumak gerekir. ve bunu da yapmak yök kütüphanesindeki bu işleyişle imkansız.

    sadece akademik yayınların, dergilerin üniversite kütüphanelerinde bulunması da yeterli değil maalesef. bunun yanında bu dergilerdeki binlerce makale arasından ilgili olanlarını bulabilmek için yahoo ve google benzeri bir mekanızma ile çalışan akademik tarama motorlarına da abonelik gerekmektedir. (bkz: eric) bu abonelikler kişilerin ödeyemeyeceği kadar yüksek bedeller olup üniversite bütçeleri ile çözülebilecek şekildedir. bu arama motorlarının da yardımı ile araştırmacılar ayın yapmak istedikleri konudaki spesifik makaleleri arayıp bulabilecekler, hangi dergide hangi sayıda yayınlandığına ulaşabileceklerdir.

    buraya kadar saydığım iki madde için paradan başka çözüm aracı yok. ancak üçüncü madde bunlardan biraz farklı.

    burada anlatılan tarama, gözden geçirme ve okuma faaliyetleri ve makalelerin anlaşılması için araştırmayı yapanların yayınlandıkları dile (genellikle ingilizce) hakim olmaları şarttır. yoksa kimsenin anlamayacağı dergilere binlerce doları gömmenin bir anlamı yoktur. ingilizce öğrenmek bizim akademisyenlerimizin yardımcı doçent olmaya çalışırken doktora bittikten sonra yapmaya çalıştıkları bir şey olduğu için akademik hayatları çeviri yapmakla geçiyor ve “bu üds biraz daha kolay olsun ne olur.” diye zırlamaktan başka bir faaliyette bulunamıyorlar. kimse de bunlara sormuyor kardeşim sen ingilizce olmadan hangi yükseklisans ödevini yaptın? nasıl doktora tezi yazdın? doçent olacak yaşa gelmiş adam diyor ki “tek derdim ingilizce. onu halletsem doçent olacağım.” e tamam da hocam, ingilizce bilmeden olduğun yere nasıl geldin? dünyadaki bilimin hangi parçasını okudun, neyine katkıda bulundun? yükseklisans tezin, doktora tezin onun bunun kitabının çevirisi iken nasıl doçent olacaksın? hadi oldun sonra ne yapacaksın?

    bilime katkı sağlayacak bilim adamları istiyorsak, akademik hayata girecek insanlarımızın yabancı dil sorununu önceden halletmiş olmaları gerekiyor.

    (bkz: ilim tercüme ile olmaz tetkik ile olur)

    edit: eric bedava olmuş gözümüz aydın.
  • -kamyon şoförü olacakken üniversite okuyup bitiren insanların çokluğu,
    -insanların istedikleri alanda okuyamaması,
    -üniversitede okuyanların büyük çoğunluğunun okuduğu bölümü sevmemesi, sevmediği bölümü bitirip bir de üstüne aynı bölümde master ve doktora yapması...
  • hearts of iron oynayanlar bilir, elin almanı, amerikalısı aynı anda beş araştırma yürütebilirken ki bunlar genelde nükleer başlık veya tank savar arge'si gibi şeyler olur, cennet türkiyem makineli tarıma geçmek için bile petrol ofisinin yapacağı 5 yıllık bir çalışmaya muhtaçtır ve bu 5 yılda sadece tek araştırma yapabilir. ha, diyeceksiniz ki "olum ne alaka lan?!" yapmayın etmeyin, oyun da olsa onun da söyleyecek bişeyleri vardır elbet...

    sonradan gelen açıklayıcı edit: tabii o köprünün altından çok sular aktı ama kafanızda bişey şekillensin diye anlatayım, bu oyunda türkiye ile oynarken 38'de modern tarıma geçeyim falan dedim. başladık petrol ofisiyle arge'ye. çok da sıkı çalıştılar, allah razı olsun, amma.. gel gör ki sene oldu 45 savaş mavaş bitti, elalem avrupanın affedersiniz mna kodu, dünya ikiye bölündü, atom bombası patladı bilmemne.. işte tam bu varkitler biz de uşak'ta ilk şeker fabrikasını açtık. bravo!
  • dünyada bilimi geliştiren insanlar arasında türklerde vardır, ne yazıkkı bunun çok az bir kısmı ülkemiz sınırlarında olmaktadır. başlıca nedenide ülkenin insanları bilime teşvik edememesidir. dolayısıyla sürekli dışarıya beyin göçü olmaktadır. akademisyenlere, haziran ayında referans yazdığı çocuğun temmuz ayındaki maaşının yarısı kadar para verirsek, bilim uğruna beklentilerimizide işyerinde soltaire oynayan arkadaşlara bırakabiliriz.
  • öncelikle, öğrenmek için değil fakat sınava girip, yüksek not almak için çalışan öğrenciler.(bkz: aa bu benim lan)
    ayrıca (bkz: universite ve lise arasindaki farklar), (bkz: universiteyi lise zanneden hoca tribi), (bkz: akademik unvan papyonlu maymun universite hocalari).
  • salt universitelere yuklenerek aciklanamayacak gerekceler butunu.

    bu gerekceleri ortadan kaldirmak icin ilk once, universite oncesi egitimde buyuk bir devrim ysanmasi gerekiyor.universitelerimizdeki sorunlarin buyuk cogunlugu universite oncesi surecin saglikli islememesinden kaynaklaniyor.
    neden mi?

    universite sadece ve sadece( temel egitim anlaminda bir iki ozel durumu saymazsak) turkiyede 4 yil gibi bir sure bulunulan bir kurum. fakat oncesi 11-12 senelik sure zarfinda sistemin bilim yapacaklar ile meslek kazanacaklar arasindaki ayrimi yapamamasi sonucu universite kapisina bir yigilma oluyor. halbel kader bir yere kapagi atan buyuk cogunlugun yaninda ufak bir yuzde de bilim yapmak eylemini gerceklestirmeye niyet ediyor. onlarda genelde basarisiz oluyor daha onceki entrilerde vurgulanan sorunlardan dolayi.

    dunyadaki universitelerin isleyin mantigina baktigimizda( gelismis ulkelerde) temel amacin bir meslek kazandirmak degil, ogrencinin kendine okudugu alanda bir meslek secmesini saglamak ve tabiki mumkunse bilim adamligini meslek secmesini saglamak oldugunu goruyoruz.

    e peki bilim yapma konusunda niyetli olmayan insanlar ne yapiyorlar? onlar universitelerin urettigi bilimi pratige dokup islev kazandiran meslek okullarina gidiyorlar. yani bir insaatin a dan z ye en yeni tekniklerle nasil projelendirilip denetlenebilecegini ogrenen uzmanlar yetisiyor. fakat tabiki bu adamin yeni bir temel teknigini gelistirmr gibi bir gorevi yok. o isinin basinda muhendisligini yapiyor. peki universitedeki adam ne yapiyor .onun ana amaci o meslek okulundan cikmis adama yeni, daha guvenli teknikler gelistirmek yeni seyleri denemek bulmak,yani bilim yapmak.

    fakat bizde sistem nasil isliyor? muhendis diplomasini aliyoruz. ne bilim yapacak kadar teoriye ne de direk uygulamaya girecek kadar pratige sahip bir muhendis zaten isi santiye de ogreniyor. teoride de tam donanimli olmadigi icin en az iki senesini mastera haycayip sonra gerek anlamda bilim yapmak olan doktoraya gireme umudu tasiyor.

    peki turkiye`de aslinda arazide olmasi gereken meslek okullari ne durumda? tabiki rezil. 2 sene gibi sacma sapan bir sureye sikistirilmis bolumler. cikan adamin ozel bir yetenegi yoksa imkansiz o isi iki senede ogrenmesi.

    yani bu da vazifesini yapamiyor.

    geriye ne kaldi? yuksek ogrenim oncesi egitim. genclerin cogu lise sonu bitirip sinavin sonucu gelinceye kadar ne olacaklarini bile tam anlamiyla bilemiyorlar. cunku sistem secimi belirli kademelere ve seviyelere yaymak yerine tam turk isi yaparak son gune birakip yapiyor. liselerde ogrenciler ne olacaklarina kafa yormaya vakit bulamiyorlar cunku once nasil olacaklari sorununu cozmeleri gerekiyor. bu da bizi alinan oss puanina gore meslek belirleyen kusaklara asina yapiyor.

    sorarim size, acaba ilk 500 e giripte maden muhendisligi yazar varmidir diye( okul adindan bagimsiz kendi ilgisi oldugu icin) hic sanmiyorum. peki bir ulkenin ( sinav sistemine gore) en iyileri icerininde hic mi yoktur , ziraate , botanik`e ilgi duyan genc, hepsimi bilgisayar elektronige ilgi diyor bu genclerin herkes yeni bir linux da ben yazayim sevdasiyla yanip tutusuyar da hic mi yok yeni bir sey bulmak isteyen ziraatci? ilginc degil mi?

    sebep ne? sebep o bolumu yazan elektronikci aslinda o bolumu puanina yakistirdigi icin yaziyor( buyuk cogunlugu) daha sonra severse seviyor sevemezse okuldan kurtulup bir sirkete yonetici oluyor.

    yani universite bilim amacinin disinda bilimsel teorilerle meslek kazandiran fakat pratigi hic olmayan meslek okuluna donuyor.

    sonuc ortada.

    dunyanin hic bir yerinde muhendisten bilim yapmasi liste basi o larak beklenmez. muhendisten yapilmis bilimi kendi yaraticiligini katarak insanliga faydali bir sey gelistirmesi beklenir.

    agirlikli olarak bilimin yapilmasi gereken yer, temel bilimleri kapsayan fakultelerdir. turkiye de kimsenin takmadigi biyoloji gibi bir bolum. genetik muhendisliginin de, genom projesininde temelidir. cunku arastirip tanimlamak bu bilimin isi iken, bulgular ve tanimlar dogrultusunda o koyunu kopyalamak icin yontemler gelistirmek gen muhendisini isidir.

    fakat turkiye de temel bilimler olu vaziyette oldugu icin, yeni birseyler bulmak gibi birsey sozkonusu degildir.
    cunku birseyi tanimlamadan uzerine ar-ge yapmak mumkun degildir.

    yani turkiye de bilimin gelismeme sebebi ortadadir. once bilim ( temel bilim fakultelerinde ) yapilir. sonra o yapila sey gelistirilir.

    haliyle yapilmayan sey gelistirilelez de, istersek her okulu odtu muhendislik kosullarina getirelim.
  • bilimsel gelişimin temeli olan üniversitelerde, özellikle mühendislik gibi piyasada kolaylıkla ve iyi imkanlarla iş bulunabilinen bölümlerde
    daha geliştirici olması gereken alt seviye öğretim görevlilerinin (arş.gör, dr gibi) yetersiz olması...

    bu gibi bölümlerde (bazılarında bahsediyoruz hemen yok efendim demeyin) iyi, kafası zehir öğrenci tayfası genelde üniversiteyi bitirip iyi imkanlarla hayata atılırkan, araştırma görevlileri genelde daha sönük ama hocaya yakın insanlardan oluşmakta.

    aman efendim ben iki çeviri yapıyım, bir makale yazıyımda masamın başında bana dokunmayan bin yaşasın tarzı ile bilimsel çalışmanın faydalı olamayacağı ortadadır.
  • tembeliz.

    iklimin, yapının verdiği gerekçeleri reddediyoruz. bakın italyanlara... avrupa birliği'nin belası olmak üzereler, bakın yunanlılara... yatırımcılar kuzey ülkelere yatırım yaparken akdeniz ülkeleri sinek avlıyor. bulduğumuz her fırsatta yan gelip yatmak istiyoruz. çalışmaktan zevk almıyoruz, çalışmayı yaşam amacımız olarak görmüyor, bertaraf edilecek bir olgu olarak değerlendirip bir an evvel hayatımızdan atmak istiyoruz. çocuklarımız şimdiden büyüyünce ne olacaksına emekli olacağım dedikçe... belki de bilim bizde eksik kalmalı...