şükela:  tümü | bugün
  • pek çok nedene bağlanabilecek bir sorundur bu. iş, fantastik kurgudaki gibi değildir ve bu sefer malzeme zaten halihazırda var olan bir tarihsel/toplumsal 0birikimden sağlanamaz; iş direkt olarak yazarın donanımına bakar. şöyle ki, bugüne dek dünyada en çok takdir toplamış bilimkurgu eserlerine bakacak olursak, hemen hemen hepsinin yazarının ciddi anlamda bir bilim geçmişi olduğunu, bunun yanında felsefe ve dinle mutlaka yakınen alakadar olmuş olduğunu ve öyle veya böyle iyi birer kurgu yaratıcı olduklarını görmek zor değildir. 3. şıkkı eleyelim, çünkü ülkede de muhakkak kendini edebiyata vermiş, sağlam kurgudan anlayan, yaratıcı yazarlar bulmak ve yetişmelerini görmek olası. ancak iş ilk 2 şıktaki özelliklerin çok nadiren tek insanda toplanıyor olmasının getirdiği güçlüğe varıp kalıyor. ne yazık ki ülke, bilimde geçmişten bu yana geri; e hal böyleyken yazar adaylarının veya türle ilgilenenlerin çok özel imkanlara sahip olması ve birçok dalda, ki buna tıbbı, psikolojiyi, elektroniği, uzay bilimlerini vs. mutlak surette eklemek gerek, kendini yetiştirebilmiş olması gerek. bunları yapsa dahi iyi bir dili ve de en önemlisi yaptıklarını pazarlayabileceği iyi bir okur kitlesini hazırda bulabiliyor olması gerekiyor. işte bunların yokluğu ülkede bilimkurgu edebiyatında herhangi bir ciddi atılımın ta bu zamana dek kendini hiç gösterememiş olmasının baş nedenleri olarak kendini gösteriyor. bunun yanında, önyargılar ve türleri kategorize ederken haksız yere öven ve yeren kesimin yoğunluğunun da etkisi elbette göz ardı edilemez.
  • im yayinlarindan cikan turk turk bilimkurgu oykuleri nin hakkini vermek gerek sanirim. william gibson'dan daha once cyberpunk yazan yazarlarimiz var..
  • neseli ol ki genc kalasin yöneyleminin bilimkurguya darbesi:
    masum bir çocuk şarkısı gibi görünen "neşeli ol ki genç kalasın", çocuklarda ilerki yaşlarda öğrenmeden gülmeye yol açıyor. bu yüzden türk bilim çevreleri, cem yılmaz'ın gora projesinin sırtına vurularak öksürtülmesi gerektiğini bildirdi.
    * cumhuriyet bilim teknik *
  • turkiyede bilimkurgu muslugunun basini tutmus bir kisim cevreler vardir. bu insanlar niyeyse birbirlerinin ayagini celdirmekle mesguldurler.
    isim vermeden sunu belirtmek isterim ki, turkiyede bilimkurguya dair birseyler yapmaya calisan bir grup insan arasinda, "atilgan" isminin kullanim hakki yuzunden kavga cikmistir. birisi ben bunu dukkanimda kullanacagim demis, digerleri biz boyle bir dergi yapacagiz demis ve de yillardir dargin sekilde konusmamaktadirlar.
    bir tane yazarimiz, onune gelene "gel seni bilimkurgu ansiklopedime koyyum" demektedir.
    turk bilimkurgu cevreleri ayda bir toplanmakta ve de "onemli" kararlar almaktadir, bu kararlar arasinda "kaptan kirk mu dover kaptan picard mi?" sorusunun cevabi da yer almaktadir.
    yapilmis tek elle tutulur sey, belki de atilgan bilimkurgu dergisinin cikarilmis olmasidir, fakat okuyucu olmadigi icin dergi patlamistir.
    simdi de ismini unuttugum bir yayinevi acilmistir, hugo gernsback'in bir kitabini cikarmislardi hatta.
    onun disinda onemli (iyi demedim) yazarlar: zuhtu bayar, bulent akkoc, mehmet acar, (#3817664), mufit ozdes, bir de ozlem kurdogludur. bi de mehmet emin ari,semih arici ve haydar dumen vardir.
    bu isimlerden ne yazik ki bazilari vasatin cok cok altindadir.
    hele bir de boyle bir calisma vardir: turk bilimkurgu oykuleri iste bu kitabi okursaniz neden turkiyede bilimkurgu olmadigini anlarsiniz.
  • kendi çapımda, zamanında yok etmeye çalıştığım olgu.

    9-10 yaşlarındayken bilimkurgu türü hikayeler yazmaya çalışırdım. tabi burada hikayeleri anlatacak değilim. o yıllarda çokça trt izleyen her çocuğun bilebileceği radyasyon*, challanger, zaman makinesi, mavi ay* gibi kilit kelimeleri veriyorum, siz hikayenin geri kalanını tahmin edebilirsiniz sanırım.

    neyse asıl çarpıcı olan hadise, herhalde, "recep radyasyon tehlikesinden korunmak için, hamdi'nin uzun araştırmalar sonucu icat ettiği kriptonik ultraviyole radyasyon kalkanını kullanacaktı" gibi cümlelerin, öznelerinin** nereden bakarsan bak lakayt olan duruşlarından dolayı bana pek inandırıcı gelmemesinden kelli olacak, karakterlerin hepsinin isminin ingilizce olmasıydı. zira o yaşıma kadar, benim bildiğim hiçbir recep radyasyondan korunmadığı gibi, aşağı yukarı hiçbir hamdi de ultraviyole kelimesini doğru düzgün telaffuz dahi edemiyordu. zorunlu olarak recepler oldu jack, hamdiler oldu jim.

    tabi, bir türk evladı olarak, jack şöyle yaptı, jim osurdu, jane zıçtı minvalinden hikaye yazmak, bana dahi bir süre sonra garip gelmeye başladığı için bilimkurgu maceramı bitirmek zorunda kalmıştım. sanırım bilimkurgu olayındaki kişisel başarısızlığım ile ulusal başarısızlığımız paralel sebepler yüzünden olmaktadır.
  • bilimi üretmememizden değil de, "bilim" ile "kurgu"yu bir ara getirememizden kaynaklanmaktadır daha ziyade. zira, kurgusal bir yapıtın türkiye'de komediye dönüşmemesi neredeyse imkansız birşeydir..

    bakınız ki, star wars'dan çıkıyoruz, "abi adamlar karpuzu da light saberla mı kesiyorlardır acaba.." diye düşünüyoruz,
    star trek izliyoruz, spak'ın midas kulaklarıyla rahmetli sadri alışık aracılığıyla dalga geçiyoruz,
    yüzüklerin efendisini anıyoruz, ama bizimkisinde gandalfla balrog ya güreş tutuyor, ya da tavla atıyor...

    hayal gücümüz ve dimağımız -artık genişlemekten de öte- öyle garip kıvrımlı bir forma girmiş ki, ister nötronları gelsin ister quarkları, türkleştirip mizaha vuracak bir yan çıkarıyoruz illa ki...

    eee, hal böyleyken, oturup ciddi ciddi kaç kişi bilim kurgu yazacak, okuyacak adam "ehehe bizim halil abi olsaydı çay demlerdi bu pulsar silahıyla" dedikten sonra?
  • bilimin ve kurgunun bir araya geldiği edebi metinleri, mühendis gözüyle analitik olarak değil (bilimsel yönünü merkeze alarak değil), kurgucu gözüyle - bir sanat dalı olarak (edebi bir eser olduğunu tanımlayarak) okumak zorunlu gibi. böyle bakıldığında çeşitli yanıtlar bulunabiliyor.

    türkiyeli yazarların bir çoğunun, uluslararası bilimkurgu kavramlarını ve kalıplarını kullanmak istemeleri, ikircikli ve hatta iki yüzlü metinler çıkmasındaki başlıca etken olabiliyor. bir yapaylık ve dışardanlık var bu metinlerde. bu yapaylıkla dalga geçmek de, yerelin en berbat öğelerini, artık onları fazlaca zengin etmiş, ama cidden baymış ve kendini pek de yenileyememiş leman espriyle donatmakla gerçekleşiyor.

    peki gerçekten bir bilimkurgu öyküsü yazılamaz mı bu coğrafyada? yazılabileceği inancındayım; ama şuradan yola çıkılarak yazılabileceği inancındayım: gerçekten önemli bir gelecek kurgusunu, geleceğe dair gerçekci, temeli olan ve bilgiye dayanan korkuları ve ümitleri temel alması gerekiyor. bir de belki de bizim sorunumuz, bilimsel bilgiden çok, geleceğe bakacak ve onu analiz edecek felsefi-politik bir perspektif de olabilir.

    misal:
    (bkz: the dispossessed)
  • (bkz: bilim kurgu)