şükela:  tümü | bugün
  • çok uzun biliyorum, sonunda özeti de var kuzucuğum.

    etme bulma dünyası insanlarından olmaktır.

    türkiye'de her şey gibi engelli olmanın nedenini de allah'tan bulan insanlar var. aslında hemen topu yobaza falan da atmayalım. hepimiz aynı bokun lacivertleriyiz. allah'a inanmayan bunu karmaya bağlıyor. ya da artık ne ise inandığı onun bir şekilde cezalandırdığına. hayatta bir çok şey hakkında hiç kafa yormayan adamın, bu konuda bir neden-sonuç iliskisine gitmesi çok garip. "ha işte buldu layığını" gibi ifadelerle özetlenebilir olay. engelli olan çocuksa o zaman da babası anası kessin bir şerefsizlik yapmıştır. allah, karma, ulu manitu da o kadar kinci o kadar psikopat varlıklar ki (layığını buldu diyenler gibi yani) hemencecik çocuğuna belalar falan gönderiyor.

    kendini tren gibi hisseden ibretlik insanlardan olmaktır.

    kolunuz bacağınız kırılıp süreli de olsa engelli olursanız bu bizim ülkemizde havalıdır. böyle alçılar üzerine imzalar falan atılır. kişi karizmatikleştiğini falan sanar. garip durumlar yani. ama o engel süresiz gibi duruyorsa ya da doğştan ise iş değişir. misal minibüse binersiniz -ki binebilirseniz- herkes sizi kesmeye başlar. felçliyseniz o hale nasıl geldiğiniz acınarak irdelenir. yanınızda karınız varsa onun için üzülünür, çocuğunuz varsa onlara şevkat dolu gözler le dolu dolu bakılır ve bunlar yapılırken en en ennnn önemlisi siz hiç yokmuşsunuz gibi davranılır. sanki ibret alınması gereken bir şey, öküz gibi bakılması geren bir trenmişsiniz gibi. sizin gibi duygularınız da yakınlarınızın duyguları da hiç sayılır.
    bunlar yapılırken de mutlaka her cümle sonunda çok şükür denilir.

    mongolsanız ya da engeliniz insanların o muhteşem "güzellik" algınıza uymuyorsa durum daha vahim olur. iki katı öküzce bakılır, iki katı şükür edilir, mümkün olduğunca uzak kalınmaya çalışılır falan. "yaradanı severiz yaradandan ötürü" tümden yalan olur.
    hayata dahil olmamaları için elimizden geleni yaparız. çünkü güzelliğimizi bozarlar. misal down sendromlu çocukların çalıştığı kafeye şöyle bir eleştiri gelmişti zamanında; "ay ben yemek yerken onlara bakamam!".
    bir okan bayulgen programında geçen sene oray eğin falan konuk, bir kadın bağlandı yayına. down sendromlu çocuğu hakkında yaşadığı bir kaç sıkıntıyı falan dile getirdi. böyle bir program ricasında falan bulundu. oray eğin telefon kapatılınca şöyle bir şey demişti;"ne yapalım şimdi hepimiz yağmur adamı mı alıp izleyelim".
    arkasından da sözlükte falan "ya ne güzel cumartesi gecesi bağlanıp iç karartıcı konu mu konuşulur" diye yazılmıştı. işte ülke insanı böyle. cumartesisi değerli, neşeli, eğlenceli geçmeli keyfini hiçbir şey bozmamalı. ama kendi parmağına kıymık batsa ne cumartesimiz kalır ne tahtamız.

    ha uzak durulamayan engelliler yok mu? olmaz mı ya ülkemizde ayıp etmeyelim.
    zihinsel engelli iseniz türkiye'de daha çok fark edilirsiniz. misal bir kelimeye karşı bir travma yarattıysa beyniniz ve o kelimeyi duyduğunuzda tepki veriyorsanız bu tüm mahalle esnafı için en büyük eğlence kaynağıdır. onlar kelimeyi söyler, beyniniz travmayı yaşar, siz delirirsiniz ve esnaf gülmekten kırılır.
    hatta tv'lere programlara bile çıkarılırsınız. mehmet ali erbil zamanında böyle bir çok arkadaşı istihdam edip bizleri onlar vasıtası ile güldürüp eğlendirmiştir. esra ceyhan da bize o ciddi programında bu adamlardan birini tanıştırmıştır*
    ne muhteşem değil mi? işini gücünü bırakıp insanın zayıflıkları ile eğlenen adam özürlü değil ama siz engellisiz. siz deli o akıllı.
    tacizi hiç saymıyorum. kadın/erkek zihinsel engelli olup taciz edilen insan sayısı malesef istatistiksel olarak bilinmiyor. nedeni engelli insanın bunu şikayete dökememesi, dökmeye çalıştığında verdiği tepkilerin yine delilik olarak algınması ve bu yüzden de elde çok fazla verinin olmaması.

    muhtemelen okunmayacak uzunlukta bir entry. özet geçicem ama piç değilim.

    1. hepimizi potansiyel engelliyiz öyle artist artist takılmayalım bir bok olmaz diye.
    2. hepimiz potansiyel engelliyiz ve herkes de öyle diye götümüzle araba kullanmayalım, kullananları da aman ya bana ne aq diye uyarmamazlık yapmayalım.
    3. engelli gördüğümüzde isviçreli bilim adamları moduna girip incelemeye başlamayalım.
    4. engelli gördüğümüzde ağlak teyze modumuzu da off konuma getirelim.
    5. etrafımızda tacize uğrayan zihinsel ya da değil kim olursa olsun sesimizi yükseltelim, görmemezlikten gelip suça ortak olmayalım.

    böylece en azından empati engelli olmadan yaşamış olalım.

    uzun uzun engelliysen şunu yapamazsın falan diye yazmadım, gerek yok. onun kolayı var. herhangi bir pamağını alçıya aldır -bak sadece bir parmak diyorum- sonra rutin hayatını devam ettirmeye çalış.

    not: zihinsel engelli ve fiziksel engelli diye başlıklar var ama hepsini kapsayan yoktu o yüzden bu yazı bu başlıkta. aramaya inandım ona sığındım.
  • gayrettepe'de bulunan şişli belediyesi'ne yüz metre kadar uzakta, emekli subay evlerinin hemen yanindaki durağın orada, bir metrekarelik bir bekçi kulübesinde yaşayan bir engelli amca vardı. oradan geçenler mutlaka görmüşlerdir. belden aşağısı yoktu bu amcanın. gündüzleri tezgah açar ıvır zıvır satardı. ben de her gün metroya giderken önünden geçer, bir türlü anlam veremezdim. meğer belediye dalga geçer gibi kendisine bu kulübeyi vermiş ve gece gündüz orada yaşıyormuş. dün oradan geçen bir arkadaş kameraları görünce yanaşmış ve amcanın önceki gece soğuktan öldüğü haberini almış.

    her gün önünden geçip hiçbir şey yapmadık, akıl edemedik, soğukta ne yapıyor demedik. 100 metre ilerisindeki belediye ona tahsis ettiği bu bir metrekarelik kulübede soğukta ne yaptığını hiç düşünmedi. ve o amca artık yok.

    sanırım türkiye'de engelli olmak ne demek en acı örneklerinden biriydi fikret amca.

    istanbul'un göbeğinde, iş merkezlerinin orta yerinde, kalabalığın içinde, soğuktan donarak ölmek demek türkiye'de engelli olmak.

    bu da beni olaydan haberdar eden yazı
  • azınlık olarak görülmektir. ancak azınlık değillerdir. herhangi bir gün içinde biraz dikkat edersiniz, oldukça engelli vatandaşımızın olduğunu göreceksiniz.

    bilmiyorum bu konuda bir farkındalık var mı sizde ama benim fazla dikkatimi çekiyor. engelliler için düzenlenen rampaya sahip belediye otobüsleri oldukça nadir. normalde 5 dakikada geçen bir hattın, bu şekilde düzenlenmiş versiyonu 2 saatte bir geçiyor. bu işi bu şekilde düzenlemiş arkadaşları merak ediyorum. sünger beyinli canlılar grubuna dahil olmak nasıl bir his? daha da komik olanı sevgili sözlük ahalisi, ben şöyle bir şeye denk geldim, sadece tek bir hat içeriyor bu düzeneği. yani kişi sadece o güzergah üzerinde kullanabilecek vasıtayı. bunu yapan ise bence süngerden bir beyne bile sahip olamamış ama bu görevi bir şekilde almış. meraklandırıcı... görme engelli vatandaş için yapılmış çizginin direğe çıkması gibi düzinelerce olaydan bahsetmiyorum bile...

    bir de engellilerin kurumlarca işe alınmasını gerektiren bir yüzde var, devlet tarafından verilmiş. peki niye hep santral memuru? olay ne? düşünmek zor geliyor sanırım. eh tabi şimdi gruplandırmak gerekir ama değil mi? hangi engeli olan nerelerde çalışabilir gibi.
    e hepsi santral memuru olsun o zaman. engelli olmamama rağmen ben nefret ettim sizden. her işinizi antik kuntik yapmanızdan, beceriksizliğinizden ve en güzeli torpilinizden. bunları düzenleyenlerin kalifiye eleman olmadıkları oldukça net.
  • kuruluş ve varoluş amacı; kendilerinin haklarını korumak ve yaşamlarını kolaylaştırmak olan sivil toplum kuruluşları ve dernekleri tarafından dahi, ka'ale alınmıyor, adeta baslarından savılıyor olmaktır.

    bugun sabah saatlerinde bulunduğum otobüse benden bir durak sonra, görme özürlü olan bir bey bindi. tabii kendisini farkeder etmez, hemen yerler verildi ve oturması icin yardimci olundu falan... buraya kadar hersey normal.

    adam oturur oturmaz, cep telefonunu çıkardı ve telefonunu, dogal olarak sesli yanıt sisteminden faydalanarak kullanmak sureti ile bir yeri aradı ve adı ile telefon numarasını da belirterek görme engelliler federasyonu üyesi oldugunu, görme engelli oldugunu ve bir konu hakkinda sikayeti oldugunu ve yardım beklediğini ifade etti. sabah sabah sinir küpü olmama sebep olan hadise de bundan sonra meydana geldi.

    gayet düzgün diksiyonu olan ve kendisini cok guzel ifade eden bir adamdı. telefonda; dil ve tarih coğrafya fakultesi önünden sıhhıye ve hatta kızılay'a kadar olan ve görme engelliler için yapılan yürüme yollarına (şu sarı şeritli yol cizgileri) ara ara seyyar satıcıların durduğunu, arabalarıyla bu seritleri kapattıklarını ve bastonlarını serit aralarında kullanamayıp, rahat yürüyemediklerini, araçların arasından gecmek zorunda kaldıklarını, hem kendilerinin hem de trafiğin tehlikeye düştüğünü söylüyor ve o seyyar satıcıların körlere ait yollardan uzaklastirilmasini istiyordu.

    ınanabiliyor musunuz? böyle bir durumda bile halâ " hem bana araba carpabilir, hem de benim yüzümden baska kazalar olabilir" diyecek kadar ince düşünen, duyarlı birisi...

    adam bunları öyle net, akıcı, tane tane vurgulayarak anlatıyor ki; söylediklerini anlamamak icin ileri derecede geri zekalı olmak gerek. ve konuştuğu kisi öyle ki, adama 40 kere tekrar ettirdi. sonunda da baska bir yere aktardı telefonu. tüm otobüs, sinirden davul gibi gerilmis bir vaziyette adamı dinliyoruz... pes etmedi ve bekledi. sonunda açıldı telefon, tekrar etti derdini. ve yine "ayrılmayın ilgili yere aktarıyorum" cümlesi. .. arkadan bi yerlerden daha fazla dayanamayan biri "hassiktir amk" dedi.. telefon tekrar açıldı ve bu sefer farklı bir numara verildi adama. o kısmın numarası direktmis, aktarılmıyormuş... adamın işin pesini bırakmaya niyeti yoktu. bi saniye lutfen dedi ve kullandığı özel telefonun bir tusuna basıp "evet alayım numarayı" dedi. kaydetti. ve yine sesli arama ile o numarayı aradı. derdini tekrar anlattı ve ekledi;

    "sizden talebim, buraya gelip o seyyar satıcıları kendiniz uzaklastirmaniz degil. belediye ile irtibata gecip, durumu iletmeniz ve gereginin yapilması" dedi. aradıgi yer, sanıyorum ki; kendi engelliler federasyonu idi. cunku adını, üye numarasını vs ögrenmeden muhattap bile olmuyorlardı adamla...
    derken; "tamam oldu, iyi gunler" diye bi cevap geldi ve telefon caaat diye kapandı. tamam, oldu.... hepsi bu! o da yarım agız..

    böyledine hassas bir konuda bile, bin naz bin niyazla ilgilendiler adamla. ılgilendikleri bile muamma hatta...
    iste böyle biseymiş türkiye'de engelli olmak. dislerimi sıkmaktan ağrıyan çenem ve stresten ağrıyan başımla, sabahtan beri bunu düşünüyorum.
  • tecrübe ile sabittir ki * türkiye'de engelli iseniz paranız olmalıdır çoğu şeyde olduğu gibi.

    arabanız olmalı çünkü otobüse değil taksiye binmeniz bile bazen imkansız hale gelebilir çünkü dana kadar lpg tüpü yüzünden tekerlekli sandalye koyamazsınız. "abla bu çocuk yürüyo bunu almayın" diyen çok zeki taksicilerimiz vardır. otobüs ise daha normal halimle benim binemediğim halde iken tekerlekli sandalye ile binmeyi beklemek saçmalık olur. yeni gelen araçlarda citarolardan daha beter bir rampa sistemi var, halk otobüslerinde ise böyle bir özellik aranmıyor herhalde. hepsi merdivenli, merdivenlilerin rampalı olanları ise gülünç bir şekilde dik rampaya sahip.

    metrobüsle bir yere gitmek istediniz diyelim, çünkü macera arıyorsunuz; üst geçide çıkmak için rampa vardır ama inmek için sadece merdiven vardır. kayarak ya da uçarak inmeniz bekleniyor herhalde.

    rehabilitasyon merkezi adında üç beş yer bulunur. sgk karşılar ücreti ama o rehabilitasyon merkezi yok servis parası, yok ekstra fark gibi abik gubik paralar alabilir. şikayet etseniz de değişmez. vermezseniz işler değişir falan. berbat.

    engellilerin spor yapabileceği alan = 0. bedensel engellilere en çok önerilen spor olan yüzmedir. ama hafif bir araştırma yaparsanız bazı havuzların herkes kullandıktan sonra temizlenmeden önce engellilere açıldığını; sadece engelliler için yapılanların temizliğinin aksatıldığını öğrenirsiniz.

    çoğu işletmenin engelliye uygun deyiminden anladığı girişe rampa koymaktır. yürüme zorluğu için tutunma barı koymak, tuvaleti bodrum katına ücra bir köşeye yapmamak, hatta engelli tuvaleti olması gibi şeyler çok uzaktır onlar için. bahsettiğim yerler öyle küçük yerler değil, bilindik çoğu yerde durum budur.

    engelli her insanın illa ki zeka sorunları yaşaması gerektiğini zanneder bir de türk insanı. tek sorunu yürüme zorluğu olan çocuk için, çocuğun yanında "zekasında bişe yok ya?" derler. hayır onun yok ama sizin var herhalde dediğim olmuştur sabrımın kalmadığı noktalarda. sabrım varsa açıklarım. hadi bu çocuk küçükken anlamıyordu da ergenliğe girmiş çocuğun yanında sorulacak soru mu? hayır ben beyni tamamen alınmış insan görsem yanındakine "bir sorun var herhalde?" demeye çekinirim. nasıl bu kadar özel soruları bu kadar rahat soruyor bu millet şaşırıyorum.

    eğitim konusunda ise, son yıllarda bütün çocukların durumu vahim o ayrı konu. ama daha şımarıklık, tembellikle zeka sorununu ayırt edemeyen öğretmenler var bu ülkede. kardeşim gerçekten berbat derecede tembel. 1 saat çalıştığı sınavdan 90 alıp gelir eve ama genelde kafasını oyun oynamak, çizim yapmak ve götünü yayıp yatmak (adamın twitter'daki ismi bile yatan adam) dışındaki şeylere vermemekte ısrarcıdır. o yüzden notları 40-60 arasında gider gelir. çoğu öğretmeni zeka sorunu var mı diye sormuştur bugüne kadar. arkadaşım sınıftaki 25 çocuktan 15'i bu notları alıyor, onların ailelerine de soruyor musun? bu öğretmen tipinin sokaktaki insandan farkı, bu soruyu çocuk yanında sormamalarıdır (allah razı olsun hakkaten!).
  • kendileri için verilecek hizmetin lütuf olarak görüldüğü bir ülkede yasamaktır.burada bahsettiğim sadece onlara bir standart yaratamayan devlet değil,toplum olarak var olan yanlıs bakıs acısı.bir de bu insanlara engel olma durumu var ki o daha kotu.mesela ayrımcılığa maruz kaldıkları durumlar gibi.
  • birkac hafta once fiziksel engelli olan teyzemi biraz hava alip kafasi degissin diye apartmandan cikarip parka goturmeye calisma cabalarim sirasinda sadece fiziksel boyutunu tadip icimden o yollari, kaldirimlari, rampalari, apartmanlari yapan kisilere ana avrat sovmeme neden olmustur. icimden sovme sebebim de cok kibar olmam degil ha, eger cok zorlandiginizi belli ederseniz yardimci olmaya calistiginiz engelli kisi size cok yuk oldugunu dusunup icerliyor, ondan.

    maceramiz soyle basliyor. efendim birinci kattaki daireden cikip asansore biniyoruz zemin kata inebilmek icin. asansorumuzun dis kapisina ek olarak bir de icerde otomatik olarak acilip kapanan o garip demir kapilardan var. o kapilarin acilip kapanabilmek icin yere ihtiyaci oldugundan tekerlekli sandalyeyi icine koydugunuzda kapanip kapanmama kararini bir turlu veremiyor. ancak kisinin ayaklarini yerlestirdigi destekleri yerinden sokerseniz sandalye asansore sigiyor. zemin kata inmeyi basardiktan sonra da asansorden cikip o destekleri yeniden yerine takiyorsunuz, tabi onlari cikardiktan sonra takana kadar gecen surecte sandalyeyi surerken ayaklarini hissetmeyen kisinin ayaklarinin tekere falan dolanmadigindan emin oluyorsunuz.

    apartmanimiz bir cok apartman gibi 3 merdivenle girilen bir girise sahip, bahce icinde bir apartman oldugundan ilk engeller binanin ve bahcenin cikisindaki rampalar. annemin ozel istegi uzerine sagolsunlar o 3 basamak merdivene rampa yapmislar ama rampanin acisi 40 derece falan, ve dusluge ciktiginiz anda zaten dis kapiya ulasiyorsunuz yani o dik egimden bilmem kac kiloluk bir insanla birlikte o sandalye tek basina inmez. birinin tutup yavasca kaydirmasi gerekiyor, dolayisiyla engelli birinin tek basina ordan inmesi imkansiz. ordan kapicinin oglunun da yardimiyla sandalyeyi indirdikten sonra bahceyi gecip bahce kapisina geldigimizde bahce zemininin kaldirimdan bir karis kadar yuksek oldugunu ve buraya da sirf yapmis olmak icin ben diyim 40 siz deyin 50 dereceyle koseyi doldururcasina cimento doldurarak bir rampa yapilmis oldugunu goruyoruz. inerken ya allah diyip iterek, cikarken de bismillaaaah diye ittire kaktira ya da yoldan gecen birinden yardim isteyerek burasi da asilabiliyor.

    kaldirimda ilerlemeye basliyoruz, yolumuz 15-20 dakika falan. bu sure zarfi icinde kaldirimlardan gidiyor, toplamda 3 adet trafik isigi ve bir kac tane de sokak atlamamiz gerekiyor. oncelikle kaldirimlardan oyle guzel guzel gitmek her zaman mumkun degil, cunku kaldirimin ortasina park eden okuzler var. kaldirimin ortasinda got gibi kalinca mecburen kaldirimdan inip tekrar cikmaniz gerekiyor ve kaldirimlarin kenarlarinda rampa falan yok takdir edersiniz, bir de arabalar geciyo tabi bu arada caddeden... trafik isiklarinin oldugu yerde kaldirimlar yola sifirlanmis dolayisiyla kolayca inilip cikilabiliyor ama gel gor ki oraya da bir takim okuzler park ediyor. bir de siz tekerlekli sandalyeyi kontrol etmeye calisirken ustunuze ustunuze yuruyen yaya okuzler var, carpinca da ters ters bakiyorlar. tum bunlarin olmadigi yerde de kaldirimlarda su oluklari var, her seferine onlari atlatmak icin arabanin arkasina basip hoplatmak gerekiyor tekerleri. tum bunlari atlatip destinasona vardiginizda sizi bekleyen cay bahcesindeki insanlarin garip basiklari, sandalyeyi masalarin arasina gecirmeye calisirken bir gidim kiclarini kaydirip oturduklari sandalyeyi cekmeye tenezzul etmemeleri falan gibi ayrintilara zaten hic girmiyorum.

    dedigim gibi ben engelli degilim, sadece kisa bir macera yasadim engelli birisiyle ve allah tabi ki hic kimseyi boyle bir zorlukla karsilastirmasin ama mumkunse turkiyede hic karsilastirmasin. bir de insan olarak ota boka sikayet edip durmayalim cok sansliyiz, cidden cok zor hayatlar var.
  • engelin bedende ya da zihinde değil, ülkenin insanlarında olduğu gerçeğini görmektir. eli ayağı tutan, zombi gibi yaşamaya alışmış olanların engelli asansörlerini işgal etmesidir. sen binerken belki bir engelli yok. bindin asansöre çıkıyorsun. o arada bir engellinin senin götünün rahatı için aşağıda sıcakta ya da yağmurda beklemediğini nereden bileceksin? bunu düşünsen zaten kullanmazsın o asansörü ya. karşıdan karşıya geçmek isteyen bir görme engelliyi görüp, anasının ırzına geçilmiş gibi kornaya basarak söylenen sürücülerin varlığını bilirsin. engelliye tecavüz edecek kadar zıvanadan çıkmış canlıların olduğunu bilirsin. devlet engellilerin istihdamı için yasa çıkartır. şirketler de çok iyi niyetle işe alırlar. fast food zincirlerinde temizlikçi olarak görürsün ama boş ver, sikine takma. vupır çikına bak. çağrı merkezlerinde işe alırlar 8-9 saat yüzlerce kişiyle konuşup çok yaşamasın diye. kolaydır be. ne var ki bunlara katlanamayacak. bugün onlara, yarın bize. hepimiz potansiyel engelliyiz sonuçta.