şükela:  tümü | bugün soru sor
31 entry daha
  • badilerim bunu okumaktan sıkıldılar belki ama engelli bir kardeşim var. o nedenle kendi deneyimlerimi aktarmak istiyorum biraz da. biraz uzun olacak çünkü aksaklıklar çok fazla.

    - devlet tarafından dışlanmak, hor görülmektir.

    (bkz: gözlerin görmüyor sana iş vermişiz)

    (bkz: engellileri insan yerine koyduk)

    vb.

    engelli bakım ücreti/ engelli maaşı hane halkının gelirine göre belirlenir. bu gelirin ise yoksulluk sınırının altında olması gerekir. engelli bir kardeşinizin olduğunu düşünün. çalışıyorsunuz ve aileniz ile birlikte yaşıyorsunuz. devlet parayı verirken diyor ki senin paran da kardeşine harcanacaktır, o nedenle eğer ki yoksulluk sınırını aşarsanız para kesilir. şurada daha net açıklamıştım:

    (bkz: #56137601)

    engellilerin hayatını kolaylaştırmak için binalara asansör ya da başka sistemler olması zorululuğu getirilir. ancak; eğer ki apartman/ site yönetimi bunu onaylamazsa devlet sana kendi imkanlarınla yaptır der. yoksulluk sınırının altında geliri olduğu üç kuruş bakım ücreti alan aile bu parayı nasıl ödesin diye düşünülmez. ailemin oturduğu apartmanda asansör olmasına rağmen giriş kat merdivenli. 35 yaşındaki adamı taşımak ise cidden çok zor.

    tuvalet ihtiyacını kendisi gideremeyen yatalak hastalar için bez yardımı yapılır. ancak devletimiz bunun için de bir sınır koyar ve der ki; yetişkin bir insan günde altı kez (sayıdan emin değilim, bilen varsa yeşillendirsin) tuvalete gider, o nedenle fazlasını ödemem.

    belediyeler engellilere uygun otobüsler getirir. ancak şoförler bir düğmeye basmaktansa üç dakika beklememek için orta kapıyı ve asansörü (adını unuttum) açmaya üşenir. sizinle ağız dalaşına girer. 35 yaşındaki adamı kucağınızda taşımanızı ister.

    kaldırımlar sözde engelliler için düzenlenir. rampalar tekerlekli sandalyenin kolayca çıkacağı şekilde yapılmaktansa aşırı yüksektir. çıkmanız ve inmeniz işkencedir.

    - halk tarafından dışlanmak, hor görülmektir.

    dışarıya çıkarsınız hemen herkes gözlerini dikip bakar. siz yanından geçip gidene kadar ya da oturduğunuz mekandan kalkana kadar da bakmaya devam eder. kimi daha cesur davranıp yanınıza gelir ve sizi sorulara boğar. sorulardan birkaç örnek:

    + doktora götürdünüz mü bunu?
    + hocaya baktırsanıza bunu?
    + hacıya okutsanıza bunu?

    vb. çünkü 35 yıl boyunca doktora gitmek hiç aklınıza gelmemiştir. çünkü o hep "bu" olarak adlandırılır, bir kimliği yoktur. çünkü o kadar cahildir ki keşke ölse dersiniz.

    metroya binmek istersiniz ya da avm'ye gidersiniz ama asansöre binmeniz mümkün değildir. gayet de sağlıklı olan bireyler sanki öncelik onlardaymışcasına asansörü doldurur, hem de sizi ite kaka. avm'de, eğer kalabalıksa, yanınızdan geçen insanlar ellerini kollarını ya da ellerindeki poşetleri tekerlekli sandalyedeki engelli bireye çarparlar. özür mü? elbette dilemezler.

    densiz akrabalar ve arkadaşlar nasıl olsa evinizde engelli var dışarı çıkamazsınız diye haber vermedik diyerek pat diye çıkıp gelirler. sizin de bir hayatınız olduğunu ve engelli bireyin de bir hayatı olduğunu ve onu eve kapatamayacağınızı anlamazlar.

    engelliler gününde bile "yeter ki engel zihinlerde olmasın" diyerek sözde duyarlı davranırlar. bunu yaparken zihinsel engellileri aşağıladıklarının farkında olmazlar.

    hiç düşünmeden, umursamadan engelli araç park yerine park ederler. hatta sizinle o park yeri için kavga ederler, hiç de yüzleri kızarmaz. bir keresinde neredeyse karakolluk oluyorduk. taksi şoförü adamı kovaladı da öyle park edebildik. (inanmazsınız iyi taksiciler de varmış). taksi beklersiniz gelip sıranızı kaparlar, gözünüzün içine baka baka yaparlar bunu ve tabii ki yine utanmazlar.

    şimdilik aklıma gelenler bunlar. daha neler neler vardır, eminim. zordur türkiye'de engelli olmak. çok ama çok zor.
  • hayatı hard core modda yaşamaktır.
  • açıkçası çok şanslı bir azınlıkta olduğum için bunun günlük hayatta yaşanan sorunları konusunda bir şey söyleyemem. pek toplu taşıma kullanmak zorunda kalmadığım için direkt başıma gelen bir olaydan bahsedemem ama bu tip olayların varlığından eminim. daha geçen günlerde, annesiyle birlikte uzun süre otobüs bekleyen engelli vatandaş, sonuçta aslında güzergahı olmayan bir şoförün sağduyusu ile otobüse binmişlerdi... geçenlerde yine tek başına otobüse binmek isteyen bir engelli kadının, otobüse "kalabalık" bahanesiyle alınmamasını ve üstüne bir de hakaret işitmesini izlemiştik...

    benim daha çok karşılaştığım, sosyal sorunlar durumu. bu konuda diğer insanlara yüklenmek ne kadar anlamlı bilmiyorum. insanlar genelde karşısındaki kişiyi anlamaya çalışmak yerine onu basmakalıp, birkaç sözcükle avutmaya çalışıp, bir an önce ilgiyi de kesmek peşindeler. hâlbuki, ne engel bulaşıcı, ne de engelli kişi yakanıza yapışır. o kadar panik olmak gerekmiyor ki, karşında engelli görünce. mesela, lafa gelince insanlar farklılıklardan hoşlandıklarından bahsederler ama sosyal hayatta bu "kendi klasmanlarındaki farklılıklar" anlamına gelir, insanlar kendilerini düşündüklerinden daha fazla gelenekçidirler ve ister istemez, bilinçaltında kendilerini engelli birinin yanına yakıştıramazlar. kısacası, (bkz: engelliyi adam yerine koyduk) lafı ağırımıza gitse de aslında türkiye'deki milyonlarca insan da içten içe bunu düşünmektedir, sadece bunu söylememek için yüzlerce farklı cümle kullanırlar. çoğu kişi içten içe "seni engeline rağmen adam yerine koyduk ya, bir de üstüne arkadaş mı olacağım, sohbet mi edeceğiz?" der içinden de biz duyamayız.