şükela:  tümü | bugün soru sor
  • zordur.
    hayat hikayemden kubleler eşliğinde sizlere anlatmaya çalışacağım.

    garip bir anam ve zalım bir babam var. anam köyün yukarı mahallesinden, babam muhtarın ahırından. babam mevki sahibi olunca anamı kafalaması kolay olmuş. bağ yolunda tanışmışlar, babam güçlü kasları, geniş yeleleri ve karizmatik sesiyle anamı hemen etkilemiş. oracıkta işini bitirmiş.
    başakların sararmaya başladığı bir zaman da dünyaya gelmişim. burcumu tam bilmesem de yükselenim sopa. cefakar anam bana hamile iken bile çok çalıştırılmış. yolda doğurmuş beni.
    insanoğlu insanlarla tanışmam da bu bağ yolunda gerçekleşti.

    ilk bir kaç hafta süt ile beslendim, sonra her sıpa gibi yer, içer oldum. ara sıra bağ yolunca babamla karşılaşıyordum ama laf söz olur diye, sevmiyordu beni diğer eşeklerin yanında.

    günler geçiyor insanoğlu insana bir türlü alışamıyordum. sırtında onca yük olan anamın üstüne biniyor bir de yetmezmiş gibi ayaklarıyla karnına vuruyordu. isyan edesim geliyordu ama susuyordum.

    yine bir gün sabah ezanlarıyla hazırlandık, odun çekmeye gidecektik dağa.
    annem ben ve bir de at.
    yolda giderken insaoğlu attan indi eşeğe bindi. bir anlam veremedim, aptaldır diye düşündüm. meğer annem iyi bilirmiş yolu, at arkadan gelirmiş, eğim konusunda, patika bulmada anam bir numaraymış.
    odun kütüklerini yükledi üzerimize insanoğlu, çok ağırdı ama onurumuz daha ağır bastı. diz çökmedik, eşektik ve işimizi yapacaktık. dönüş yolunda yağmur yağmaya başladı, kulağıma su kaçtı. ses duyamaz oldum, annemi işitemez oldum, çok korktum. deli gibi koşup, sağa sola yalpaladım. insanoğlu eşeğin kulağına su kaçtı demiş. eve varınca anam öyle söyledi. eşek şansı vardı biz de, yüzümüz hiç gülmedi, tek güzelliğimiz gözlerimizdi onu da sineklerden açamaz olduk.
    dere kenarından gelirken, yol kenarına atılmış çok küçük bir yiyecek buldum. tadı çok güzeldi, aşık olmuştum. anneme tarif ettim, karpuzdur dedi. yeniden, daha fazla, tıka basa karpuz kabuğu yemek istiyordum. kaçtım ahırdan, koşa koşa dere kenarına gittim. sahip aramış taramış bulamamış beni, eşeğin aklına karpuz kabuğu düşmüş, ahırdan kaçmış diye haber salmış bütün köye, herkes beni aramaya çıkmış. dere kenarında karpuz kabuğu hayaliyle dolandım durdum ama bulamadım. bir köylü haber salmış, kaybolan sıpa burada diye. sahip geldi, eşek oğlu eşek, eşek sıpası, eşek herif diyerek döve döve köye geri götürdü beni.

    ertesi günü de sattı zaten. cumali diye biriymiş yeni sahibim. huysuzun teki ama bostanı varmış, yaz gelince karpuz çıkacakmış. bu haber ile eşekliğimi unuttum anıra anıra şarkı söyledim sabaha kadar.
    sabah olunca yanıma geldi cumali, eşek yükü para saydım sana, ne anırıyon eşek oğlu eşek diye girişti bana. yeni evimdeki ilk gecemin sabahında her yerimde yaralar vardı, sinekler de cabası.
    cumali öğlene doğru hazırladı semerimi, düştük yola, onun gittiği yol farklıydı, bostanı uzaklarda. yazın geleceği güzel günleri hayal ederek dalmışım, bir yılan kaydı bacaklarımın arasından, irkilmişim, hopladım bir anda havaya, semer de düştü cumali de. çok güldüm insan oğlu insana. kalkar kalkmaz da sopaladı beni, eşeğe altın semeri vursan yine eşek diye söylendi.eşek cennetine yollarım bak diye de tehdit etti. cennet de olsa çok korktum ölmekten, karpuz kabuğunu tekrar yiyememekten.
    havalar ısınmaya başlamış, bizim de bostana gidişlerimiz artmıştı. cumali bohçasını aldı eline, her zamanki eşikte durup tam ayağını atacaktı ki üstüme, bir anda kenara çekildim. boşluğa oturan cumali göt üstü düştü yere. ulan ne güldüm ha, hunharca hem de. eşek şakasıydı elbette ama pahalıya mal olmuştu. komşunun eşek sudan gelene kadar dövdü beni. eşek kadar adamsın ne vuruyorsun küçücük sıpaya dedi de kurtardı beni. ama fena güldüm ha. neticede düştük biz yine yola, vardık bostana ama bir huzur, bir heyecan var ki sorma. o enfes kokuyu alabiliyorum tekrar, karpuz bu diyorum kendi kendime, sevinçten anırıyorum, dağlarda yankılanıyor, cumali şaşkın.
    tarlaya gelince eşeği sağlam kazığa bağlayayım diye söylendi cumali, kaçmazdım ki, neden acaba? eşek sikmenin de bir usulü vardır, acaba ne yapmalı diye düşünüyordu. noluyor lan dememe kalmadan armut ağacına bağladı beni kısa bir iple. kıvranıyordum ama çözülmüyordu, çıkamıyordum armut ağacının gölgesinden.
    afedersiniz, bu insan oğlu insan, arkama dolanıp, tecavüz etmeye başladı bana, ben kendimi sıktıkça su döküyor, eşeğin amına suyu saldım diyordu. bir yandan küfrediyor, bir yandan da ben sana boşa mı eşek yükü ile para saydım, sikemeyeceğim eşeğe ot vermek yazmaz delikanlılıkta diyordu. ben çaresizce anırıyor, anırdıkça gaza gelen cumali'den kurtulmak istiyordum. yönüm bostan tarlasına doğru, gözlerim yaşlı ama hala karpuzlarda. cumali üstümde kerkinirken beğenmedin mi lan sıpa diyordu, ben memnuniyetsizliğimi göstermeye çalıştıkça da, burada eşek mi osuruyor, duymuyor musun lan sıpa diye kıçıma vuruyordu.
    cumali işini bitirdikten sonra, sigarasını yakıp, dumanını da yüzüme doğru üfledi, ben ise hala ağlıyor ve göz yaşlarımla karpuzları suluyordum.
    karpuz hayalleri yüzünden başıma gelmeyen kalmamıştı. eşek şansı işte.
    eşek olmak zordur, hem de çok zor bu ülkede. ama neden? neden? neden? günlerce düşündüm ve buldum beynimi tırmalayan sorunun cevabını. çünkü eşeğin sikinden dolayı.
    bu ülkede, yüke de sen gidersin, sike de.
    karpuz kabuğu mu? o da ağustostannnnnnn ağustosa.