şükela:  tümü | bugün
  • evlilik, birbirini seven iki kişinin hayatlarını birleştirmesi, ortak amaçlara ulaşmak için birlikte çabalaması, zorluklara birlikte göğüs gerip, mutlulukları paylaşması, kısaca, hayat denilen yolu birlikte yürümeleri için insanları aynı çatı altında biraya getirdiğine inanılan çok eski bir kurum. ancak, ne yazık ki teoride bu kadar idealize edilen evlilik kurumu, pratikte bir paylaşım olmaktan çıkmakta ve kadınlara bir çok ağır görevler yükleyerek, onların belli kalıplara uygun hareket etmelerini zorunlu hale getirmektedir. en başta, evliliğin kendisi, kadınlar için ulaşılması gereken bir başarı, hayatın ve varlığın amacı olarak gösterilmekte, bu amaca ulaşamayanlar “ evde kalmış” sıfatıyla tanımlanmaktadır. oysa, erkekler bu tür baskıların hedefi değillerdir. yaşamdaki tüm amaçlarının kocalık ve babalık olduğunu düşünmelerine ya da evlenmemeleri durumunda “evde kalmış” diye sıfatlandırılmalarına neden olacak propagandalara maruz kalmazlar. çocukluklarından itibaren, onlara bir gün evlenip, yuvasının erkeği olacağı, eşine yemekler pişirip, çocuğunu büyüteceği, evini temizleyeceği fikri empoze edilmez. sadece çalışıp para kazanmaktır onun sorumluluğu. erkekten, karısının isteklerine göre yaşaması istenmez, evlenmeden önceki alışkanlıklarından vazgeçmesi, ev işi yapması, çocuğuna bakması,yemek pişirmesi, sürekli bakımlı olması, eşinin iş yerinde başarılı olabilmesi için ona destek olup, ev içindeki işleri tamamen üstlenmesi, alışverişe çıkarken veya bir erkek arkadaşını göreceği zaman eşinden izin alması, eşinden önce eve gelip kapıyı açması, günlerini eşinin ailesiyle geçirmesi, kendi hobilerinden vazgeçip eşinin hobilerine katılması, onu anlaması, her ne yaparsa yapsın (aldatılmayı ve dövülmeyi dahi) affetmesi, şiddete maruz kalsa bile çocukları için eşine katlanması,giyimiyle ilgili eşinin koyduğu kurallara uyması, eşinin ona verdiği parayla yetinmesi söz konusu dahi edilmez ancak tüm bunlar kadınlara hayatın doğal kuralıymış, kadın olmanın getirdiği rollermiş gibi küçük yaşlardan itibaren çeşitli yollarla öğretilmektedir. bütün dünyada kadınların yaşadığı sorunların temelinde, varolan sistemin kadın ve erkek rollerini çok net şekilde ayırması ve kadını ikincil bir varlık gibi göstererek erkeğe hizmet fikrinin kadınlarca içselleştirilmesinin yüzyıllardır türlü şekillerle sağlanması yatmaktadır. daha çocukluktan itibaren kız çocuk, geleceğin annesi ve ev kadını rollerini alacağını oyuncakları yoluyla öğrenir. ileriki yıllarda da aile içinde yaşadığı toplumsallaşma süreci, okulda erkek çocuklardan farklı alanlara yönlendirmeleri din eğitimi, medyanın mesajları,aile büyüklerinin yönlendirmeleriyle varlık nedeninin bir gün evlenip, çocuk sahibi olması ve eşiyle çocuklarının mutluluğu için ömrünü adaması olduğu sonucuma varır. bu durumda kadının kimliğini oluşturması imkansızdır. türkiye’de çok belirgin çizgilerle çizilmiş olan kadın olmanın getirdiği rollere, evlilik sonucu çok daha keskin çizgiler eklenmekte,kadın babanın kontrolünden çıkıp eşinin kontrolüne girmektedir. kadın ancak eşiyle beraber hareket edebilecek kadar özgürdür!

    sonuç olarak dünyanın herhangi bir yerinde evli kadın olmak ile türkiye’de evli kadın olmanın getirdiği beli ortak roller mevcuttur. ancak türk kültürünün, toplumunun, islam dininin türk evli kadınına yüklediği birçok başka sorumluluklar ve rol tanımları vardır ve bunlar ülkemizde evli kadın prototipini çok net şekilde belirlemekte ve evli kadına nasıl olması gerektiğini her gün hatırlatmak için elbirliğiyle çalışmaktadır.

    toplumların, inançların, sistemlerin değişmesi elbette çok hızlı olmamaktadır.ancak bir toplumu oluşturan insanların yarısı evlilik kurumu içindeki iki kişiden biri kadın olduğuna göre bilinçli, düşünen ve güçlü kadınlarla değişim yolunda bir adım atabilir ve gerçekten hayatın paylaşıldığı evlilikler yaşanabilir düşüncesiyle bu yazılanların kadınlarımızı bilinçlendirmesi, düşünmeye, sorgulamaya yönlendirmesi ve daha mutlu kadınların oluşturduğu ailelere ve topluma doğru bir katkı olması umudu taşıyorum.

    edit: bu bir tez çalışması olup devamı gelecektir...
  • önceden programlanmış gibidir. her şeyin belli yaşı ve sırası vardır. bunlardan birisi de evliliktir. *

    ilkokula gitme yaşı, liseye başlama yaşı, üniversiteye geçme yaşı, sigara içme yaşı, ebeveynin yanında alkol alabilme yaşı ya da mutaassıp bir ailedeyseniz düzenli namaz kılma * yaşı vardır. her şeyin bir sırası vardır. planı programı vardır. evlilik de bu planlamada yer alan bir basamak, bilgisayar oyunu tabiriyle level'dır. yaşını başını aldın artık evlen diye sürekli baskı yapılacak bir döneme gelmek için önce bir takım aşamaları geçmeniz gerekir. okulu/okulları bitirmelisiniz, erkekseniz askerliğinizi yapmalısınız, meslek sahibi olmalısınız. kızsanız yemek yapmayı bilmediğiniz/öğrenmediğiniz için annenizden sürekli laf işitirsiniz.

    kadınların üzerine bir takım yükler yüklediği gibi erkeklerin üzerine de bir o kadar yük getirmektedir evlilik kurumu. iki gencin bir arada yaşaması türkiye'deki çoğu aile için kabul edilemez bir durumdur. bir arada yaşamak isteyen iki kişi genelde bunu evlilik kurumu yardımıyla gerçekleştirir. aileden kurtuluş için, yeni bir yaşam için açılan bir kapıdır bazen evlilik. siz bir erkek değilsinizdir müstakbel eşinizin gözünde. köylü bir kızla evlenmek istiyorsanız şehre bir biletsinizdir. şehirli ve fakat erkek arkadaşıyla yaşayamayacak denli aile sözü dinleyen (sorsanız özgür) kızlar için ise yeni bir yaşam macerası, bir değişiklik hissine geçiş köprüsü olursunuz. evlilik sadece aile bağlarından kurtulabilmek için bir bahanedir.

    tv haberlerinde çıkmıştı, hatırlayanlar hatırlar. boyu normalden kısa olduğu halde askere giden bir gencin haberi vardı. köyünde askerlik yapmayana kız vermiyorlarmış. yani level atlayamıyorsunuz hayat oyununda. bir bölüm sonu canavarını yenmeniz gerekiyor ki bir başka bölüme geçebilesiniz. benim kendi arkadaşlarım arasında da çalışkan bir çiftçi çocuğu var, tetik parmağını patoza kaptırmış. askere gidip orta parmakla tetik çekti kız vermeyecekler diye. her iki örnek de askere gitmek istemediği zaman zorla alınamayacak insanlardır.

    aslında taa en baştan programlanıyoruz. kız çocuklarına pembe, erkek çocuklarına mavi giydirdiğimiz, küçücük bebekken kulaklarını deldiğimiz, istediğimiz dilleri öğretip istediğimiz enstrümanları çalmaya zorladığımız çocuklarımız ve bunların tümünü kültür adına yapmamız da komik bana göre. öğrendiğimiz her şeyi bebeklikten itibaren çocuklarımıza öğretiyoruz. büyüklerin yanlışını sorgulamadan yanlışı türetip duruyoruz. bilmem kaç bin sene öncesinin mal nizamı mantığından çıkmış olan evlilik kurumunu da bazen sorgulamadan kabul ediyoruz bazen ise öyle gerektiği için.

    genel hatlarıyla kadın için türkiye'de evlilik şöyledir:
    -genç kızken gidemediği yerlere kocasıyla gitmek (taksim'e geç vakit çıkmak ya da anadolu için akşamları kasabanın çay bahçesine gidip çekirdek çitlemek gibi) (beginner)
    -ev işlerine koşturmak, kalan vakitlerde yeni komşularıyla zaman geçirmek
    -kendi televizyon dizilerini izlemek, reklam aralarında kocasına çay servisi yapmak
    -çocuk doğurma kararı almak ya da karar almaya vakit bulamadan hamile kalmak (level geçişi)
    -çocuk doğurmak, çocuğa ve ev işlerine bakmak.
    -çocuğu okula hazırlamak, ev işlerini yapmak, çocuk kızsa ikinciye hamile kalmak (intermediate)
    -evde oturmaktan aşırı kilo alıp, kocasının gözünde ise anne olduğu için kadınlık vasfını yitirmeden kaynaklı aldatılma korkusu.
    -çocukları üniversiteye, askere vb yollayıp beklemek. (advanced)
    -evliliğe hazır hale gelen çocukları evlendirip başgöz etmek, çocukların ailelerine karışıp yönlendirmeye çalışmak (expert)

    erkek için ise evlilik kronolojisi yaklaşık şöyle oluyor:
    -haftanın her günü seks (beginner)
    -arada bir sıkılıp eve geç gelmek (ayağına hizmet kısmını saymıyoruz, onu evde annesi de yapıyordu)
    -çocuk yapmak için sürekli uğraşmak (bildiğin seks)
    -çocuk doğmadan önce başlayan eşi anne olarak görme yönelimi
    -çocuk doğduktan sonra bir görev olarak seks (intermediate)
    -çocuk masraflarını karşılamak için özel hayattaki zevklerden feragat etmek
    -çocuğun okul masrafları için özel hayatı iyice daraltmak, eğlence olarak tv başına saplanıp kalmak (advanced intermediate)
    -"her gün aynı yemek sıkar" mantığıyla kaçamak bir şekilde başka lokanta aramak *
    -üniversiteyi bitiren çocuğu evlendirmek
    -bütün bunları yaparken hayatı ıskaladığının farkına varıp son bir gayretle atağa kalkmak, kalp krizinden gitmek.
  • dünyanın bir çok yerinde olduğu gibi kadın ve erkek arasında cereyan eder.

    not; bu entry'i edit edeceğim günleri beklemekteyim.
  • dünyanın bir çok yerinde olduğu gibi bir tören yapılarak meydana getirilir.

    not; bu entry'i edit edeceğim günleri beklemekteyim.
  • dünyanın bir çok yerinde olduğu gibi dişe dokunur bir kısmı zorunluluktan yapılır ve mutsuz bir sonla biter.
    not; büyük ihtimalle bu entry'i hiç edit edemeyeceğim.
  • dünyanın bir çok yerinde olduğu gibi medeni hukukun inceleme alanındadır.

    not; büyük ihtimalle bu entry'i hiç edit edemeyeceğim.
  • yapılan evliliklerin tümü istatistiksel olarak incelenirse hala görücü usulü evliliklerin %50'den fazla çıkacağını tahmin ettiğim olgudur. yani kızların %50'sinden fazlasının hiç tanımadığı biriyle hayatının sonuna kadar yaşaması beklenir, üstelik de bu hayata aile büyükleri karar verir. çocuğun ipotekli malı olduğu bilincine sahip aile istediğine verir kızı, sorumluluk ondadır. kızın da bir insan olduğu ve yaşama hakkı olduğu hesaba katılmaz.

    not: umarım ileride bu entryi edit edebilirim.
  • belediyelere çok iş düşer.
    -efendim kadıköy belediyesinin bana vermiş olduğu izinle " diyerek başlar nikah memuru. görüldüğü gibi belediye izin vermezse asla evlenilemez.
  • hazır gençler eğleniyorken muhabbete limon sıkmak gibi olacak ama ekonomik açıdan da incelenmesi gereken bir konu bu. ekonomik boyutu kadının köleliğine bir bakış açısı içeriyor.

    türkiye'de evlilik olgusu aslında tarihsel dönemlere ayrılarak incelenmeli. bu türden bir tarihsel incelemeyi ince sınırları koyacak denli hassas bir şekilde yapacak vaktim yok ama kabaca gruplayarak gidelim. (türkiye deyince aklıma osmanlı imparatorluğunun bitişinden sonra kurulan modern türkiye geldiği için daha öncesine sadece atıfta bulunacağım)

    1. feodal düzenin hakim olduğu kırsal kesim evlilikleri veya şehir düzenine yayılmış türk ailesi arasında ekonomik yönden incelendiğinde cumhuriyetin ilk yıllarında da evin geçimi erkek egemen düzene uyarlanmıştır. aslını isterseniz son bir kaç bin yıldır böyle (bkz: yemek yapmayı bilmeyen kız/@antropolog)
    türk toplumunda kadının yeri arap medeniyetiyle tanışmadan önce bu denli ikinci planda değildi. devlet yönetiminde hakan bir söz söyleyeceğinde buna ece de karışırdı, görüşünü belirtirdi. türk kabile yapısı arap kabile yapısından farklıydı. islamiyetin kabulüyle birlikte kadın daha bir ikinci sınıf vatandaş oldu. üretime katılımı ev işleri ve çocuk yetiştirme şeklinde gelişti. kadının ekonomik olarak kocasına ya da ailesine bağlılığı hala daha sürmektedir. "kadın evde ev işlerini yapmalı, çocukları büyütmelidir" mantığı hala daha çok büyük bir çoğunluk tarafından desteklenmektedir.

    2. cumhuriyetin kabulüyle birlikte, türk toplumunun yaşantısı atatürk'ün istediği şekilde, kabile etkisinden kurtulup modern üretim düzeninin gerektirdiği bir biçime girmeye başladı. tabii kültürü ulaştırabildiğimiz, eğitimi verebildiğimiz, modernliği içselleştirmesini sağladığımız çocuklarımızda oldu bu değişiklikler. yoksa kırsalda kadın hala tokaçla nehir kıyısında çamaşır dövmekte, karnında bebeğiyle sırtında odun taşımaktaydı. sonuçta şu görülmüştü: eğitimli çocukları eğitimli anneler yetiştirebilir.

    3. kadın yine de uzun süre evliliğin ikinci sınıf vatandaşı olarak kaldı. aslını isterseniz benim hatırladığım kadarıyla özal dönemi'ne kadar kadının çalışma hayatına katılması konusu yine aynı tutucu mantığa takıldı. özal döneminden sonra kadının üretim hayatına daha fazla atılması ise rahmetlinin ekonomiyi batırıp bir aileye bir kişiden fazlasının bakmasını gerektirmesiydi diye aklımda kalmış. modernliği destekleyen dünya görüşüyle yapmadı yani. yamuluyorsam düzeltin. tabii bunun başka açıklamaları da olabilir. misal, yeni ürünlerin taksitleri ve tüketim toplumu özendirmeleri de bu tarihlerde başlamış olabilir. bilemem.

    4. kadının üretime katılması, dolayısıyla ekonomik özgürlüğünü elde etmesi. bu süreç sanırım türkiye'de diğer gelişmiş ülkelere göre daha yavaş işledi. ama sonuca baktığımızda kendine güvenebilen, güçlü, erkeğin veya çocuğunun kölesi olmayan kadının gelişimi ekonomik özgürlükten geçmektedir. bir tek odanız olsa ama hayatınız kendinizin olsa daha mı iyi olur yoksa itaat etseniz de saraylarda yaşasanız daha mı iyi olur sorusunun yanıtı burada gizli. artık evlilik bir beyaz atlı prens bekleme olayı değil, faturaların yarısını ödeyecek bir hayat arkadaşı bulma olayına doğru gitmekte. evlilik kurumu, yeni düzenlenen yasalarla, evin erkeğin evi olmasını, erkeğin aile reisi olmasını, evlenen kadının erkeğin soyadını almasını daha modern şartlara ulaştırdı. aslını isterseniz, bu biraz da mcdonalds'a gidip ücretsiz bir şekilde süper menü yiyebilecekken bundan haberiniz olmamasına benziyor. nikah sırasında başvurmazsanız, talep belirtmezseniz, bir kadın olarak kocanızın soyadını alıyorsunuz. çocuk yaptığınızda genlerinin %90'ını annesinden bile alsa babasının soyadını taşıyor çocuğunuz.

    5. bunun yanı sıra, evliliğin ayrıca kadını koruyucu bir tarafı var. ekonomik olarak güçlü olan taraf, yani erkek, kadın üzerinde tahakküm kurarken, evlilik kurumu da kocayı kadının ihtiyaçlarını gidermek üzere bağlamıştır. yani itaat edenin otorite üzerindeki tahakkümüdür bu olay. "ben sana itaat ediyorum, sen de beni koru" mantığıdır. artık anlaşmalı evlilikler var bildiğiniz üzere. ayrılınca mal nizamının nasıl olacağını belirleyebiliyorsunuz. kadın da erk sahibi ya. sanırım yasa koyucu erkeği de koruma gereği hissetmiş.

    6. evliliğin nasıl bir "ekonomik tahakkümü resmileştirmek" olduğu konusunda güzel bir örnek olarak öztürk serengil'e atfedilen bir hikayeyi anlatmak istiyorum. ekonomik olarak evlilik kurumu daha basit anlatılamazdı: rahmetli her yatağa girdiklerinde karısına önceden belirledikleri bir miktar para verirmiş. geçimsizlik nedeniyle mahkemeye başvuruyorlar. kadın nafaka talebinde bulununda bizimkisi de "ben parasını peşin peşin verdim" diyor, olayı anlatıyor. hakim nafaka talebini reddetmiş bu olay üzerine.
  • tartısılırken, biraz da haklı olarak, önemli noktalarında surekli islamın referans gösterildiği bir olgu. evet türkiye'de evlilik de dinin kuralları belirleyici ancak dinin ise asla tam olarak bilnemediği de bir gerçek. evliliğin yanlış yorumlanmasında dinin yanlış yorumlanmasının payı büyük evet. bakın akıllıca bir dini yorum nasıl getirilmiş bu konuya. sosyal, psikolojik ve ekonomik belirleyiciler de hesaba katılarak üstelik. bu kadar uzun bir girişe gerek yoktu ama siz yine de buyurun efenm.

    not: özellikle kadının ve kocanın karşılıklı görevleri kısmı dikkat çekicidir.

    islâmî hayat tarzından uzaklaşan müslümanların hayata bakışları değişmiş, sıkıntıları artmış, ufukları daralmış ve bencillikleri ön plana çıkmıştır.

    artan israf ve enflasyon karşısında gelirlerin yetersiz kalması kadını çalışma hayatına itmiştir. eşitlik ve ekonomik özgürlük propagandaları da çalışan kadınların sayısını artırmıştır. kadının zaten yapmakta olduğu ev işlerinin ve çocuk bakımının yanına dışarıda çalışma yükünün eklenmesi onu zor duruma sokmuştur.

    artık kadın, aşırı meşguliyetin verdiği stres ve para kazanmanın verdiği güvenle kocasını yük görmekte, evvelce gösterdiği saygı ve itaati terk ederek her konuda onunla tartışmaktadır. bu yeni durum, maddi yönden aile içinde üstünlüğü kaybeden erkeğin tabiatına aykırı düşmektedir. bu sebeple sonu alınmaz aile kavgalarının ve boşanmaların yaşanması şimdi hayatın bir parçası haline gelmiştir.

    bu ortamda çocuk, aile için bir yüktür. daha az çocuk yapma telaşı ile karı koca ilişkileri yeni darbeler yemektedir.

    şimdi eşler, az sayıdaki çocuklarının bile yetişmesi için gereken önemi gösteremiyor, boş vakitlerini çocuklarıyla değil, eğlence ile veya televizyon başında geçirmeyi tercih ediyorlar.

    herkes kendini düşünmeye başladığı için aileler küçülmüş, anne, baba ve diğer akrabalarla ilişkiler en aza indirilmiştir. komşuların birbiriyle ilgilenmesi ise giderek tarih olmaya başlamıştır. yüzlerce ailenin yaşadığı siteler, birbirini selamlamayı bile beceremeyen, yalnız kendi problemleriyle didişen ve giderek yalnızlaşan insanların kalabalığı haline gelmiştir.

    havasız, güneşsiz, daracık bir apartman katında büyümeye mahkum olan çocuklar ise annesinden babasından uzak, dede ve nine sevgisinden mahrum, bakıcı kadının veya kreşteki görevlinin soğuk ilgisiyle problemli olarak büyüdüğü için daha büyük sıkıntılarla dolu bir hayata doğru sürüklenmektedirler.

    artık bir birinin derdiyle ilgilenmeyen aileler, sorunlu insanlar, huzursuz toplumlar, zulüm, haksızlık, anarşi ve ahlaksızlık hayatın bir parçası olmuştur. çağımızın insanı kendisiyle, eşiyle, çocuklarıyla, ana babasıyla ve herkesle kavgalıdır.

    maneviyattan uzaklaşan insan vahşileşmiştir. bir taraftan sermaye ve zenginler kutsallaşırken diğer taraftan mafyalar ve yeraltı dünyası ortaya çıkmıştır. bu durum bütün hayatı etkilemiş, bundan aile de payını almıştır. fiziksel güce sahip olan erkekler mafyaya özenerek hakimiyet duygularını kadınlar, çocuklar ve ailenin güçsüz fertleri üzerinde tatmin etmeye çalışmaktadırlar.

    kendini tanrılaştıran, dini ve dinle ilgili her şeyi bu eksene göre değerlendiren çağdaş insanın işlediği maddi ve manevi suçlar, içtiği suyu, yediği gıdayı, soluduğu havayı, üzerinde yürüdüğü toprağı, yaşadığı çevreyi, denizi, ırmağı ve uzayı bozmuştur. artık kuşlara, balıklara, yabani hayvanlara ve daha nice yaratıklara da hayat hakkı kalmamıştır. insanoğlu allah'a isyanın bedelini çok ağır biçimde ödemektedir.

    bütün düzensizlikler bu isyanın sonucu olduğu için yapılacak tek şey yeniden allah'a kul olmak, her şeyi vahyin ışığında değerlendirmektir. karı koca ihtilafları da bu açıdan ele alınarak incelenmeli ve değerlendirilmelidir.. bu yazıyla yapılmak istenen budur.

    aşağıdaki yazı incelendiğinde görülecektir ki, islamiyet’in koyduğu hükümler, kadının ve erkeğin yapısına, arzu ve hedeflerine uygun olarak karı koca ihtilafını en az seviyeye indirecek ve ailenin bütün bireylerinin mutluluğunu gerçekleştirecek tek sistemdir. çünkü bu sistem, insanı mükemmel yaratan allah teâlânın sistemidir.

    i- kari-koca arasinda hak ve görev dengesi

    bakara suresi'nin 228. ayetinde şöyle buyurulmaktadır :"kadınların erkeklere karşı sorumluluklarına denk1 biçimde hakları vardır, ancak erkekler onlara karşı bir derece üstünlüğe sahiptir. "

    nisa suresi'nin 34. ayetinde erkeklerin kadınlardan bir derece üstün olmalarının ne anlama geldiğine ve bunun sebeplerine yer verilmektedir.

    "erkekler kadınların yöneticisidirler.bunun sebebi, allah'ın onları kadınlardan güçlü yaratmış olması ve mallarından harcamada bulunmalarıdır."

    erkeklere karşı güçsüz yarattığı kadınları koruma işini bizzat allah üstlenmiş ve yukarıdaki ayetin devamında şöyle buyurmuştur :

    " .. iyi kadınlar, kocalarına boyun eğen, yokluklarında onların hoşlanmayacağı şeylere karşı kendilerini koruyan kadınlardır. bu, haklarını bizzat allah'ın korumuş olmasına karşılıktır..."

    nisa suresi'nin 34. ayetinde geçen ve "yönetici" diye tercüme ettiğimiz " kavvâm" kelimesi ,"güven vermek, işlerini üstlenmek ve durumunu iyileştirmek" anlamlarına da gelmektedir.2 yani erkekler kadınları koruyup kollamakla görevlidirler. itaat ve saygı bu görevde bulunan birinin tabii hakkıdır. diğer yandan erkeklerin, mallarından kadınlar için harcamada bulunmalarına karşılık da bazı hakları olmalıdır. ancak bu, hak ettiklerinden fazla olmamalıdır.

    kadın ve erkeğin yapısına, karşılıklı olarak üstlendikleri görev ve sorumluluklarına uygun olan ilahî sistem, her iki tarafın hak ve menfaatlerini korumuş, kişiliklerini geliştirmelerine ve hayatı huzur içinde geçirmelerine zemin hazırlamıştır.

    islam’da kadının çalışma hakkı vardır ama alınan tedbirlerle çalışmak zorunda bırakılmamıştır. geçimi, evli ise kocası, evli değilse ailesi tarafından temin edilir. bu bir lütuf değil görev sayılmıştır.

    kocanın nikah akdi ile karısına karşı üstlenmiş olduğu görevler aşağıdadır:

    ii-kocanin görev ve sorumluluğu

    a-mehir

    müslüman bir erkek, eşine mehir vermekle yükümlüdür. bu, allah tarafından kadına tanınmış bir haktır. nisa suresi'nin 4. ayetinde şöyle buyurulmaktadır :

    "kadınların mehirlerini, bir güçlük çıkarmadan gönül rızası ile verin."

    koca, usulüne uygun biçimde mehri ödemediği takdirde kadın mehrini mahkeme yoluyla talep edip alabilir. onu alıncaya kadar kocasına karşı hakları devam eder ama görevlerini yerine getirmeyebilir.3

    mehir, karı ile kocanın veya temsilcilerinin karşılıklı anlaşmasıyla serbestçe belirlenirse ona mehr-i müsemmâ denir. bunun bir üst sınırı yoktur. peşin olarak ödenmesi kararlaştırılan kısmı peşin, kalanı daha sonra ödenir. tamamının peşin olması da karara bağlanabilir. erkek, mehir borcunun peşin ödenecek bölümünü ödemeden karısından yararlanmaya hak kazanamaz, kadın müsaade ederse o başka. daha sonraya bırakılan kısım, ya belirlenen günün gelmesiyle , veya boşama ya da ölüm halinde kadına tastamam ödenir. ölen kocanın mirası bu ödeme yapıldıktan sonra paylaşılır.

    erkek, boşadığı kadına olan mehir borcunun tek kuruşunu kesemez. "eğer bir kadını boşayıp yerine bir başkasıyla evlenmek isterseniz ilkine kantar yükü altın vermiş dahi olsanız hiç bir parçasını geri almayınız."(nisa 20)

    nikah kıyılırken mehir belirlenmemişse mehir hakkı kendiliğinden doğar, isterse kadın, mehir almamak şartıyla nikaha razı olmuş olsun. bu şekilde kendiliğinden doğan mehire mehr-i misil denir.

    bunun miktarı ve ödeme şekli, o kadına denk sayılan diğer bir kadının aldığı mehire bakılarak tespit edilir. bu denklik kadının babasının akrabaları arasından yaş, güzellik, zenginlik, akıl, dindarlık, bekârlık, dulluk, ilim, edep, güzel ahlak ve çocuksuz olma gibi özelliklere bakılarak tespit edilir.4 bu özelliklerde ona denk olan bir kadının kocasından almış olduğu mehir onun mehr-i misli olur.

    burada başlık ile mehirin aynı olmadığını kaydetmek gerekir. başlık ve süt hakkı gibi şeyler kadının babasına, annesine veya kardeşlerine ödendiği halde mehir tamamen kadının kendisine ödenir. mehir tamamen kadının hakkıdır. mehir üzerinde hiç kimse hak iddia edemez. islamiyet mehiri şart koşmuş ve başlığı haram saymıştır.

    mehirin kadına faydası:

    insanlar zor elde ettikleri şeylere değer verir ve onu kolay kolay elden çıkarmak istemezler. işte mehir, kadını zor elde edilir yapıp kocanın gözünde kıymetli hale sokar ve çok ciddi bir sebep olmadan onu boşamaya yanaşmamasını sağlar.

    bugün büyük şehirlerde kocanın mehir verme ödevi ya tamamen terk edilmekte ya da sembolik bazı şeylerle geçiştirilmektedir. böylece kadın, hem kadınlığıyla, hem babasının evinden getirdiği malıyla hem de çalışıp aile bütçesine katkıda bulunmasıyla erkeğin bir velinimeti olmakta bu gibi şeyler kadının tabii görevi sayıldığı için de takdir görmemektedir. bu sebeple bir çok erkek, karısının parasıyla karısına ihanet edebilmektedir. kötü bir biçimde sömürüldüğünü gören kadın hırçınlaşmakta ve önüne geçilmez aile kavgaları olmaktadır. erkek, fazla sıkıntıya girmeden nasıl olsa başkasını bulurum düşüncesiyle karısını rahatlıkla boşayabilmekte, kadın da boşanmayı bir kurtuluş olarak görebilmektedir.

    b- kadının nafakası

    "onları, gücünüze göre oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun." (et-talâk.6)

    "varlıklı olan, nafakayı varlığına göre versin. darlığa düşmüş olan da allah'ın kendisine verdiğinden harcasın. allah hiç kimseyi verdiğinden fazlasıyla sorumlu tutmaz. allah güçlüğün ardından kolaylık yaratır." (et-talâk,7)

    kadının yeme içme, giyinme ve barınma ihtiyaçlarını karşılamak kocanın görevidir. kadın zengin de olsa bu konudaki harcamalara katkıda bulunmak zorunda değildir.

    kadın kocasının sofrasına oturarak ihtiyacı kadar yeyip içer. giyecek ihtiyaçlarını da kocasının malıyla karşılar.

    koca karısını sofrasına almak istemez veya sofrada ona eziyet yahut cimrilik ederse nafaka, kadının talebi üzerine mahkeme tarafından belirlenir. gerekli görüldüğü taktirde kadın, kocası tarafından ödenmek üzere nafakası için borçlanabilir. mesela bir bakkaldan veresiye alacağı gıdaların bedelini kocasına ödettirebilir. ancak bu son durumda mahkeme kararı gerekir.

    isınma, aydınlanma ve temizlik gibi bütün ihtiyaçların karşılanması da kocanın görevidir.

    iç çamaşırı, elbise ve dış giyim yanında müstakil yatak ve ihtiyaç duyulan ev eşyalarının temini nafakaya dahildir. kadın, kendine ait elbise ve eşyasından hiçbirini kullanmayabilir. kocanın aksini talep etmeye hakkı yoktur.

    yiyecek ve giyeceklerin belirlenmesi konusunda karı - kocanın durumları yanında zamanın ve bölgenin şartlarına da dikkat edilir.

    barınma ihtiyacı için karı ile kocanın halleriyle uyumlu ve örfe uygun bir mesken temini gerekir. soylu, zengin bir eş için müstakil bir ev tahsisi icabeder. orta halli bir eşe, içinde rahat edebileceği, tuvalet ve mutfak gibi ihtiyaç duyulan bölümleri olan bir oturma birimi, mesela bir apartman dairesi tahsis edilir. eş fakir ise, yerine göre, tuvalet ve mutfağı başkalarıyla ortaklaşa kullanılan, fakat kendisine ait kilitli, müstakil bir odanın bulunduğu bir mesken yeterli olabilir.

    hali vakti iyi soylu bir kadın, kumasının veya eşinin akrabalarının bulunduğu bir binada oturmayabilir. kocası müstakil bir ev temin edinceye kadar kocasıyla birlikte olmayabilir.

    evin komşuları da önemlidir. kadın güçsüz olduğu için kocası ona baskı ve haksızlık yapabilir. kocasının baskı ve haksızlıklarına karşı kendisini koruyabilecek iyi komşular arasında bulunmayan bir mesken, şeriatın kabul ettiği mesken (mesken-i şer'î) sayılmaz. komşuların insan ilişkileri bakımından iyi ve dini bakımdan da güvenilir kişiler olması gerekir. kadın, bu şartlara uygun olmayan bir evde oturmaya zorlanamaz. 5

    c- kadının hizmetçilerinin nafakası

    kadının hizmetçisi onun sahip bulunduğu köle değilse eşinin hizmetçiye nafaka vermesi gerekmez. (nafakât, m.l86)6

    fakir bulunan koca, karısının hizmetçisine nafaka vermekten sorumlu tutulmaz. gücü yeten kocanın, karısının hizmetçisine nafaka vermesi icap eder.

    kadın soylu bir aileye mensup ya da özürlü ise yemeğini pişirmekle sorumlu tutulamaz. bu durumda koca, yemeği kendi aşçısına yaptırıyorsa karısının yemeğini hazırlaması için hizmetçi tutmak zorunda değildir. aksi taktirde yemek pişirecek bir hizmetçi tutması gerekir.

    kadın ihtiyaç duyduğu şeyleri çarşıdan bizzat almakla yükümlü değildir. bu, kocanın görevidir. onları ya kendi getirir veya bu işi yapacak birini tutar.

    kadın hasta olur ve hizmetçisi de bulunmazsa ona hizmet etmek kocanın görevi olur.

    maddi durumu uygun olan koca, eşinin hizmetçisine nafaka vermekle yükümlüdür. kadının iki ya da daha fazla hizmetçisi varsa erkek bunlardan yalnız bir tanesinin nafakasından sorumlu olup diğerlerini eve sokmayabilir. ancak eşinden çocukları bulunur da bu sebeple birden fazla hizmetçiye ihtiyaç duyulursa o zaman birden fazla hizmetçinin nafakasını vermekten sorumlu olur.

    koca, hizmetçinin göreceği işleri kendisinin bizzat göreceğini ya da kendi hizmetçisine gördüreceğini söyleyerek kadının hizmetçisinin nafakasını vermekten kaçınamaz. kadın buna razı olursa o başka.

    hizmetçiye verilecek nafaka ona yetecek kadar olmalıdır. verilecek elbise ise örf ve adetlere uygun olarak giyimine yetecek miktarda olmalıdır. mevsime, yaşanan yere ve zamana göre elbisede değişiklikler olur. (nafakât, m. l85-200 arası)

    d-kadına bir mûnise, bir arkadaş temini

    kadın, büyük bir evde tek başına oturmaktan sıkılır ve korkarsa kocanın ona bir arkadaş temin etmesi gerekir.

    eğer sıkılıp korkmayacağı biliniyorsa iyi komşular arasında, küçük bir evde yaşayan eş için bir mûnise, yani ona can yoldaşı olacak bir arkadaş temini gerekmez . (nafakât m. 298 )

    e-süt çocuğunun emzirilmesi

    "analar çocuklarını tam iki yıl emzirsinler. bu, emzirme süresini tamamlamak isteyenler içindir. anaların beslenmesi ve giyimi, çocuk kendinden olan babanın borcudur.insan ancak gücünün yettiğinden sorumlu tutulur. ne ana çocuğu yüzünden ne de çocuk kendinden olan baba, çocuğu yüzünden sıkıntı çekmelidir."(bakara 233)

    annenin çocuğunu emzirmesi dini bakımdan kendine vacip olmakla birlikte hukuki bakımdan anne buna zorlanamaz. ancak baba fakir olur da süt anne tutmağa gücü yetmez veya sütanne bulamaz yahut çocuk başkasının memesini almazsa kadın çocuğunu emzirmeye zorlanabilir. (nafakât, m.439)
    anne, sütannenin kendi yanında bulunmasını arzu ettiği halde sütanne bunu kabul etmezse baba, daima annenin yanında bulunacak sütanne bulmağa mecburdur.( nafakât, m.442)

    kadın kendi çocuğunu emzirmesinden dolayı kocasından ücret alamaz ama boşanarak kocasından ayrılmış ise o başka. böyle bir kadın kendi çocuğunu emzirmek için ücret alabilir. (nafakât m. 445 ve 451) bu durumda anne, başkasının isteyeceği ücret ile ya da ücretsiz olarak çocuğunu emzireceğini söylerse çocuk sütanneye verilemez.

    f-iddet nafakası

    boşanmış olan veya kocasındaki hadımlık ve güçsüzlük gibi bir rahatsızlıktan dolayı mahkeme tarafından ayrılmasına karar verilmiş bulunan bir kadının eski kocasıyla alakasının tamamen kesilmesi için belli bir süre beklemesi gerekir ki, bu müddete iddet müddeti denir. hamile ise çocuk doğuncaya kadar, adet görüyorsa üç kere adet görüp temizleninceye kadar, adet görmüyorsa üç ay bekler. bu süre içinde eski kocasına ait evin bir bölümünde oturması, yiyecek ve giyeceğinin onun tarafından karşılanması gerekir.
    kocasının ölmesi halinde kadın gene iddet bekler. eğer hamile değilse bu müddet dört ay on gündür. hamile kadınların iddeti çocuğun doğumuna kadar sürer. ölüm iddetinden dolayı kadın nafaka alamaz. çünkü nafakadan sorumlu olan kocası artık hayatta yoktur.

    g-çocuk bakımı (hidâne hakkı)

    hidâne, çocuğun, ehliyetli biri tarafından belli bir süre için alı konup yetiştirilmesi demektir. çocuğun yetiştirilmesi dinen anneye aittir ama anne hukuken bununla sorumlu tutulamaz. fakat çocuğun bakımını üstlenecek başka bir kimse yoksa o zaman anne çocuğa bakmağa mecbur olur 7 .

    anne boşanıp ayrıldıktan sonra hidâne için babadan ücret talep edebilir. (nafakât m. 453) çocuğun bakılacağı evin kirası da babaya aittir. baba yoksa bunu en yakın akrabası öder.fakat annenin kendi meskeni bulunur da çocuğa orada bakmak mümkün olursa ayrıca kira talep edemez. ( nafakât m.460)

    çocuk için ödenecek nafaka, babanın maddi gücüne ve çocuğun yaşına göre değişir. babanın eli darda değilse çocukların nafakalarında genişlik göstermesi gerekir. hakim, nafakayı uygun gördüğü miktarda artırır. (nafakât,m.458) çocuk için takdir edilen nafaka anneye verilir. annenin nafakayı çocuğa harcamadığı tespit edilirse ya nafaka güvenilir bir kişiye verilerek annenin ondan sabah akşam azar azar alması temin edilir veya nafakayı harcama görevi annenin dışında birine verilir. (nafakât,m.461-462)

    anne bir yabancıyla evlenince çocuğa bakma hakkını kaybeder. çünkü bu durumda çocuk aşağılanıp huzursuz edilebilir. fakat anne, çocuğun yakınlarından olan bir şahısla mesela amcasıyla evlenmişse bu hak düşmez. anne yabancı biriyle evlendiği halde bu kişi çocuğun bakımını kabul ederse onu annesinden almak caiz olmaz. çok kere bir üvey baba, karısının hatırı ve allah rızası için bir çocuğa akrabasından daha iyi bakabilir 8 .

    bir kimse çocuğunu alıp başka bir yere götürmek isterse anne buna mani olabilir. çünkü annenin çocuğu terbiye etme hakkını çiğnenmiş olur.

    erkek çocuklar kendi işlerini yapabilecek bir çağa gelinceye kadar bakımını üstlenen kadının (hâdinesinin) yanında bulunur., ondan sonra velisine teslim edilirler. bu müddet yedi, sekiz veya dokuz yaşını tamamlayıncaya kadardır. uygulamada yedi yaş esas alınmıştır. erkek çocuklar bu yaştan sonra bir erkek gibi yetişmeye, ilim ve sanat öğrenmeye ihtiyaç duyarlar. bu konuda babaları ve dedeleri daha ehildirler.

    kız çocukları ise adet görmeye veya büluğ çağına yaklaşmaya yani erkeklerin ilgisini çekmeye (müştehat olmaya) başlayıncaya kadar analarının yanında kalırlar. bundan sonra babalarının ve dedelerinin korumasına daha çok ihtiyaç duyacaklarından analarından alınırlar .9

    bakım hakkı sona ermiş olan çocuğu anne, istediği zaman gidip görebilir. kendisi bundan men edilemez.

    h-çocukların nafakaları

    kız olsun erkek olsun, çocukların nafakalarını temin etmek babanın görevidir. annenin ve diğer akrabanın bu konuda bir sorumluluğu yoktur.

    baba çocuklarına bir türlü nafaka vermez ya da gaip olursa hakim, baba üzerine nafaka takdirinde bulunarak borçlanmak suretiyle çocukların geçimini temin etmesini anneye emreder. sonra anne bu borcu çocukların babasından alır. anne borç almayıp da harcamayı kendi malından yapmışsa bunu da bilahare kocasından talep edip alabilir. babanın yokluğunda çocukları geçindirme görevini babanın babası üstlenir.

    baba, ayrıca bir serveti olmayan küçük çocuklarına bakmağa mecburdur. çalışıp kazanacakları çağa geldiklerinde onları durumlarına uygun bir sanata koyar yahut ücretle çalıştırıp kazançlarını kendilerine harcar. kazançları yeterli olmazsa noksan kalan kısmı baba, kendi malından tamamlar. artan bir şey olursa onu çocuk namına saklar. eğer çocuğun babası israfçı biri ise bu fazla kısım, hakim tarafından güvenilir bir kişiye teslim edilir. çocuğun babası veya anası fakir olur da bu fazla kısma muhtaç olurlarsa onu kendilerine harcayabilirler.

    çocuklar için taktir edilecek nafakalar, onların yaşlarına ve babalarının servetine uygun, yeterli miktarda olmalıdır. babaları orta halli ise çocuklar için birer hizmetçi, yetmediği taktirde ikişer hizmetçi de tutulur. 10

    i- büyük evladın nafakası

    büluğa ermiş olan erkek evladın nafakası babaya lazım gelmez, kendilerinin çalışıp karşılaması gerekir.

    mevki sahibi ve soylu bulunan kimselerin oğlu olduğu için bir yerde işçilik yapamayacak durumda olanlar kazançtan aciz sayılırlar. bunların malları yoksa ve mahkemeye müracaat ederlerse nafakalarını hakim taktir eder. babaları, " biz bunların geçimini sağlarız." diyemezler.

    kız evladın, kendine yetecek malı yok ve evli de değilse nafakası babasına aittir. ister bakire olsun isterse iddetini tamamlamış dul olsun, fark etmez.

    evladın tahsil masrafları babaya aittir.

    büyük evladın gelirleri ve kazançları kendilerine yeterli olmaz ve çalışıp kazanamayacak durumda bulunurlarsa noksan kalan bölümünü babanın tamamlaması gerekir11 .

    günümüzde yukarıdaki görevlerin büyük bir kısmının erkekler tarafından yerine getirilmediği, kadının bu yüzden taşıyamayacağı yükler altına girdiği ve bir çok aile ihtilafının çıktığı kolaylıkla anlaşılabilir.

    iii-erkeğin haklari

    a-aile reisliği

    erkek, üstlendiği bu kadar sorumluluğun bir karşılığı olmak üzere aile reisliği makamına oturur. kadının temel görevi ise kocasının haklı isteklerine boyun eğmek ve kendisini daima onun meşru arzularına cevap verecek şekilde hazır bulundurmaktır. peygamber sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur : "kadın geceyi kocasının yatağından ayrılarak geçirirse yatağa dönünceye kadar melekler onu lanetlerler. "(buhari, nikah 85; müslim nikah l20 ) kadının nafile oruç tutması kocasının iznine bağlanmıştır. peygamber sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur : "kocası yanındayken bir kadının (nafile) oruç tutması caiz değildir, izin vermişse o başka. kocasının izni olmadan da eve kimseyi alamaz." (buhârî , nikah 86)

    kadın, aile sırlarını kimseye açmamalı, kocasına bağlı kalarak iffetini ve namusunu korumalıdır. peygamber sallahü aleyhi ve sellem bir kadına " evli misin ? " diye sordu. "evet " dedi. buyurdu ki, "senin cennetin de cehennemin de kocandır."12

    kadın, kocasının şartlara uygun olarak kendisine tahsis ettiği evde ikamet etmeli ve onun müsaadesi olmadan dışarı çıkmamalıdır. fakat kocasının müsaadesi olmasa dahi başkasından olan alacağını gidip alabilir. yanında mahremi bulunmak şartıyla farz olan hac ibadetini yapmak için yolculuğa çıkabilir.

    kocanın müsaadesi olmadan kadının evden çıkmasının yasak olması iki sebebe dayanır. biri, kocanın her istediği zaman karısıyla görüşebilmesinin mümkün olması, diğeri de kocanın karısından şüphelenmesinin önüne geçilmesidir. çünkü kendinden habersiz dışarı çıkan kadından kocası şüphelenebilir. şüphe de aile saadetini baltalayıp yıkabilir. kocası izin verdikten sonra kadının dışarı çıkmasının bir mahzuru yoktur. hz. aişe validemiz diyor ki; bir gece sevde bint-i zem'a dışarı çıkmıştı. hz. ömer onu görüp tanımış ve demiş ki, "vallahi sevde, bizden saklanamazsın." sevde hemen geri döndü ve olayı hz. peygamber sallallahü aleyhi ve selleme anlattı. o sırada peygamberimiz benim odamda akşam yemeği yiyordu, elinde de bir etli kemik vardı. o anda kendisine vahiy geldi. vahiy gelme hali kaybolunca şöyle dedi : "allah, ihtiyaçlarınız için dışarı çıkmanıza izin vermiştir." ( buhârî, nikâh, ll5 )

    hz. sevde peygamberimizin muhterem eşlerindendir. onlar hem peygamberimiz zamanında hem de daha sonra mescitlere gitmişlerdir.13 peygamber sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur : "kimin karısı mescide gitmek için izin isterse ona mani olmasın." (buhârî,nikâh, 116)

    erkeklerde genellikle kıskançlık bulunduğu için karılarının dışarıdaki hareketlerini kontrol altında tutmak isterler. ama islamiyet bu konuda kadına ihtiyacı için dışarı çıkma hakkı tanımıştır. aşağıdaki olay konunun tipik bir örneğini teşkil eder.

    " abdullah b. ömer radiyellahü anh diyor ki, hz. ömerlin hanımlarından biri sabah ve yatsı namazlarını mescitte cemaatle kılardı. ona denildi ki, " ömer'in bundan hoşlanmadığını ve kıskandığını bildiğin halde neden dışarı çıkıyorsun ? o da şöyle cevap verdi : " çıkmamı yasaklamasının bir engeli yok ki ? " abdullah b. ömer diyor i, onun böyle bir şeyi yasaklamasına hz. peygamberin şu sözü engel oluyordu : " allah'ın cariyelerini allah'ın mescitlerinden engellemeyin." (buhârî, cuma 13)

    b-erkeğin miras payının kadından fazla olması

    kadınlara karşı önemli ölçüde mali sorumluluk üstlenen ve onları korumakla görevlendirilen erkeklerin mali yönden onlardan iyi durumda olmaları ilahi adalet gereğidir.

    nisa suresi'nin ll. ayetinde şöyle buyurulmaktadır. "allah teâlâ size evladınız hakkında erkek için iki kız payı vermenizi emreder. mirasçılar kız olup ikiden fazla olurlarsa terekenin üçte ikisi onlarındır. eğer kız tek ise mirasın yarısını alır."
    erkeğin üstlendiği sorumluluklar göz önüne alınacak olursa kız kardeşinin iki katı miras almasının zorunlu olduğu ortaya çıkar. bunun hikmetlerinden bazısı şunlardır:

    1-erkek evlendiği zaman mehir verir, kadın ise mehir alır. mesela biri erkek, diğeri kız iki kardeş mirasçı olsa, babaları üç ev ile üçyüzmilyon lira miras bırakmış bulunsa, evlerden ikisi ile ikiyüzmilyon lira erkek kardeşe, bir ev ile yüzmilyon lira da kız kardeşe kalır. erkek evleneceği eşine ellimilyon mehir verecek olsa geriye yüzellimiyon lirası kalacaktır. kız da kocasından ellimilyon mehir alsa onun parası da yüzellimilyona çıkacak böylece paraları eşitlenmiş olacaktır. . erkek karısının oturması için iki evden birini tahsis edecek, kız kardeş ise kocasının donatacağı evde ikamet edecektir. böylece hem erkek hem de kız kardeşin elinde kiraya verilecek birer evleri bulunacak ve bu bakımdan da eşit duruma gelmiş olacaklardır. tabii ki, bu örnek her durumda geçerli olmaz ama konu hakkında mukayese imkanı verir.

    karı ile kocanın miras payları da eşit değildir. nisa suresi'nin l2.ayetinde şöyle buyurulmaktadır

    " karılarınızın çocuğu yoksa bıraktıklarının yarısı sizindir. eğer çocukları varsa sizin payınız, bıraktıklarının dörtte biridir. paylaşma, yaptıkları vasiyetin yerine getirilmesinden ve borçlarının ödenmesinden sonra yapılır. eğer çocuğunuz yoksa bıraktığınızın dörtte biri karılarınızındır. çocuğunuz varsa onların payı bıraktığınızın sekizde biridir. paylaşma, yaptığınız vasiyetin yerine getirilmesinden ve borcunuzun ödenmesinden sonra yapılır."

    evliliğin kadına hiç bir maddi sorumluluk yüklemediği, bütün yükün erkeğin boynunda olduğu düşünülürse bu paylayışımın yerinde olduğu görülür. çünkü kadının kendi malından ve kazancından tek kuruşunu aile bütçesine katma, kendi ihtiyaçları ya da çocuklarının ihtiyaçları için harcama yapma sorumluluğu yoktur. böylece aile içinde mal dengesi erkek aleyhine bozulmuş olur. erkeğin mirastan alacağı fazla pay bu dengeyi düzeltir.

    2-erkek, eşine ve çocuklarına karşı üstlendiği görevi yerine getirirken rahat olur. çünkü kendisinin daha çok miras payı almış olması ona sorumluluklarını hatırlatacaktır.

    3-erkeğin maddi durumunun karısından iyi olması onun aile içindeki konumunu güçlendirir. çünkü eşi ve çocukları için harcamada bulunamayan bir erkek onlar karşısında küçük düşer ve aile reisliğini gereği gibi yapamaz. bu durum aile huzurunu temelinden etkiler. kadının zengin, kocanın fakir olduğu ailelerde huzursuzluğun olduğu, çocukların iyi yetişemediği kadının da mutsuz olduğu daima müşahede olunmaktadır.

    3-erkek, akrabasından olan kadınlara karşı üstlendiği maddi görevleri yerine getirirken rahat olur ve sorumluluk duygusuyla hareket eder. islam ceza hukukunda kasâme14 ve âkile15 yükü erkeğe yüklenmiştir. .buna göre erkek yanlışlıkla bir adam öldürecek olsa kız kardeşi onun diyet borcuna katkıda bulunmayacak ama kız kardeş aynı cinayeti işlerse erkek diyeti ödemekten sorumlu tutulacaktır. insanlar bu gibi sorumluluklara karşılıksız olarak girerlerse kendilerinin sömürülmüş olduğu duygusuna kapılır ve huzursuz olurlar. ama erkek mirastan daha çok pay aldığını düşününce rahatlar. böyle bir şey onun erkeklik duygusunu da tatmin eder.

    nitekim ana bir kardeşler akileden sayılmadıkları ve bir birlerine karşı maddi sorumlulukları olmadığı için bunlara düşen mirasta, kadın ile erkek eşit tutulmuşlardır. "eğer miras bırakan erkek veya kadın kelâle ise (yani çocuğu ve babası yoksa) ve kendinin (ana bir) bir erkek veya bir kız kardeşi varsa bunlardan her birinin payı altıda birdir. eğer bu kardeşler birden fazla iseler mirasın üçte birinde ortaktırlar." (nisa l2) yani mirasın üçte birini ana bir kız kardeş ile ana bir erkek kardeş aralarında eşit olarak paylaşırlar.

    4-miras yoluyla servetlerin parçalanması önlenmiş ve kadının mensup olduğu ailenin gücü nispeten korunmuş olur.

    evlilik karı ile koca arasında yapılan bir sözleşmeye dayalı olarak eşlerin birbirlerinden yararlanmalarını meşrulaştıran bir kurumdur. bu sebeple evlenen kadın akrabası ile ilişkisini kesmez. o, kendi ailesinin adı ile anılır. bu gün olduğu gibi kocasının soyadını taşıması söz konusu değildir, güçlü aile bağlarının devam etmesi gerekir. kadının ailesinin güçlü olması onun için bir güvence oluşturur.

    kocasından ayrıldığı zaman sığınacağı yer kendi erkek akrabasının yanıdır. bir an için erkek kardeşiyle mirası yarı yarıya paylaştığı varsayılırsa bu, ailesiyle kendi arasında bir engel oluşturur. ama islam hukukuna göre erkek kardeşi kendinin iki katı miras almış olacağından kız kardeş oraya sığınırken rahat olur. onun erkek akrabası da aynı rahatlığı duyar ve aynı zamanda kendilerini bu konuda görevli hissederler.

    e-erkek, babanın soyunu, kız da kocasının soyunu devam ettirir. bir çok baba, servetinin kendi soyunu devam ettirecek olanlara kalmasını arzu eder ama kızını büsbütün mahrum bırakmak da istemez. bu yüzden malların çeşitli yollarla erkek evlada verildiği ve kız evlattan kaçırıldığı şıkça görülür. mirasın iki pay erkeğe bir pay kıza verilmesi, insanların bu duygularını da tatmin edeceğinden ikili birli taksim, miras kaçırılmasına ve bu sebeple meydana gelecek düşmanlıklara fırsat vermeyecek ve tarafları tatmin edecektir.

    iv- kari-kocanin ahlaki görevleri

    insanların birbirlerine karşı üstlendikleri görevlerin bir kısmı hukukî, bir kısmı da ahlâkîdir. hukukî görevleri yerine getirme zorunluluğu vardır ama ahlâkî görevler böyle değildir. bunların yerine getirilmesi için kanun yollarına başvurulamaz. fakat ahlakî görevlerini yerine getirmeyenler dini bakımdan hoş karşılanmazlar, iç huzursuzluğu içinde ve kamu vicdanının baskısı altında kalırlar. insanlar böylelerine saygı duymaz, onları insani değerlere sahip kişiler olarak kabul etmezler.

    işte bu iki ayrı görevin en açık biçimde görüldüğü yer aile hayatıdır. meselâ, eşinin mehrini vermek ve nafakasını temin etmek erkeğin hukukî görevi; yasal bir engel yoksa kocasının evinde bulunmak, onun meşru isteklerine boyun eğmek de kadının hukukî görevidir. bu görevleri yerine getirme zorunluluğu vardır. aksi taktirde bundan zarar gören taraf kanun yollarına başvurabilir.

    bir erkeğin eşiyle kaynaşması ve onunla iyi geçinmesi, onunla birlikte yemek yemesi, kadının da ev işlerini bizzat çevirmesi ve çocuğunu emzirmesi birer ahlâkî görevdir ama birer kanunî borç değildir. bunlar için kanun yollarına başvurulamaz. fakat insanların iyi, ahlaklı ve saygıdeğer olmaları bu gibi görevleri yerine getirmeleriyle ortaya çıkar. çünkü hukukî görevler zorunlu olduğundan onları yapmak o kadar üstünlük ölçüsü sayılmaz. asıl üstünlük ve olgunluk zorunlu olmayan görevlerin yapılmasıyla kendini göstermeğe başlar.16

    a-erkeğin ahlâkî görevleri

    bazı yörelerde erkeğin karısına karşı nazik davranması kılıbıklık olarak değerlendirildiği için iyi davranışlar hep kadınlardan beklenmiş; sertlik, kabalık ve kendi başına buyruk olma erkeklerin tabii hakkı gibi sayılmıştır. halbuki islamiyet, erkeklerin eşlerine karşı hoşgörülü olmalarını, kaba ve sert davranışlardan sakınmalarını istemiştir. erkeklerin karılarına karşı ahlaki görevlerini şöyle sıralayabiliriz :

    1-erkek karısıyla iyi geçinmeli ve onunla kaynaşmalıdır.

    "karılarınızla güzelce kaynaşın. eğer onlardan hoşlanmadıysanız, bakarsınız ki, bir şeyden hoşlanmamış olursunuz ama allah onda bir çok hayırlar yaratacak olur. "(nisa,l9)

    peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur :

    "en iyiniz, ailesine karşı en iyi olanınızdır. ben aileme karşı en iyi olanınızım." ( ibn mâce, nikah 50; dârimî, nikah, 55)

    peygamber sallalahü aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:"karılarınıza karşı iyi davranın, onlar yanınızda yardımcıdır. onları allah'ın emaneti olarak aldınız, onlarla ilişkide bulunmanız da allah'ın kelamıyla size helal olmuştur." (müslim hac,l47 )

    2-erkek karısının hırçın ve kasıtlı davranışlarına katlanmalıdır.

    "müminler, eşlerinizden ve evladınızdan size düşmanlık edenler de olur. onlara karşı dikkatli olun. eğer onları affeder, kusurlarına bakmaz bağışlarsanız, işte allah da çokça bağışlayan ve esirgeyendir. aslında mallarınız ve çocuklarınız sadece bir imtihandır. beklediğiniz büyük karşılık allah katındadır. (et-teğâbün,l4,15)17

    3-erkek karısıyla her konuda uyuşmayı beklememelidir.

    kadılarla erkekler farklı yaratılıştadırlar. birbiriyle bütün yönleriyle uyuşan çiftler yoktur. çiftlerin birbirinden farklı yönleri ve bunlardan kaynaklanan uyuşmazlıklar elbette olacaktır. aşağıdaki hadis-i şerifte bu duruma dikkat çekilerek karısının her konuda kendisiyle uyuşmasına çalışan erkeğin bunda başarılı olamayacağı, böyle bir davranışın kadını kıracağı vurgulanmaktadır. hz. peygamber sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur :" kadın eğri kaburga kemiğinden yaratılmıştır, hiç bir zaman tam arzu ettiğin gibi olamaz. istediğin doğrultuya getirmek istersen onu kırarsın ama bu eğri yapısıyla kendisinden yararlanmak istersen yararlanırsın." ( müslim, reda ,61)

    b-kadının ahlâkî görevleri

    kadına aile içinde bir görev verilmediği zannedilmemelidir. kadın, ev içindeki işlere, koca da dışarıdaki işlere bakmakla yükümlü tutulmuştur. hz. peygamber sallallahü aleyhi ve sellem hz. ali ile hz. fatıma arasında böyle bir görev taksimatı yapmıştır18 . ancak kadına yüklenen görevler birer hukukî görev değil ahlâkî görevdir. çünkü evlilik nikah akdi ile doğan bir kurumdur. bu akit, erkeğe kadından yararlanma hakkını ve buna karşılık da onun mehrini ödeme, nafakasını ve barınmasını temin etme ödevini yüklemektedir. kadının ev işlerinden sorumlu tutulması bu akitle doğan bir görev değildir. bu görevi gelenekler ve ahlâk yükler çünkü birlikte yaşanan hayatın sıkıntıları da birlikte çekilmeli, nimetten yararlanan külfete de katlanmalıdır. bu sebeple kadının aile hayatında üstlendiği külfetler vardır. fakat bunlar, kadının yapısına ve karakterine uygun, onu kocasının ve diğer aile fertlerinin baskılarından koruyacak biçimde verilmiş görevlerdir.

    bir kadının yemek pişirmesi, çamaşır yıkaması, ev temizliği yapması, dikiş dikmesi, çocuğunu emzirmesi, kocasına karşı güzel davranışlarda bulunması ve onun yükünü azaltmaya çalışması, onun aile ve toplum içinde değerini ve saygınlığını artırır. bunlar bir ev kadını için daha iyisinin düşünülemeyeceği üstün ahlâkî davranışlardır. hiç bir kadın, zenginliğine, mensup olduğu ailenin sosyal durumuna bakarak bu güzel görevlerden kaçınmamalıdır. müslüman hanımlar, peygamberimizin kızı hz. fatımayı kendilerine örnek almalıdırlar.

    anne-babalar, kızlarını ileride iyi bir ev hanımı olacak şekilde yetiştirmeli ve onları bu konuda eğitmelidirler.
    babasının, anasının veya kocasının zenginliği sebebiyle bu gibi görevleri yerine getirmesine ihtiyaç olmayan kadınlar bulunabilir. ancak şartlar o kadar çabuk değişebiliyor ki, bakıyorsunuz bugünün zengini yarının fakiri olabiliyor, bugün başkalarına hizmet ettirenler, yarın hizmetçi durumuna düşebiliyorlar. insanların kendilerini başlarına gelebilecek yeni durumlara hazır tutmalarında kendileri için yararlar vardır.
    işte kadınların yerine getirecekleri ahlâkî görevler kendilerini aile ve toplum içinde saygıdeğer hale getirdiği gibi ilerisinde başlarına gelebilecek durumlar için de onları eğitmektedir. bu sebeple hiçbir kadın hukukî görevi değildir diye bunları yapmaktan kaçınmamalıdır. aile mutluluğu ancak böyle sağlanabilir

    sonuç

    yukarıdaki yazılar dikkatle okunduğunda islamiyetin karı ile kocanın yaratılışına uygun olarak karşılıklı hak ve vazifeleri tespit ettiği, evli kadına kadınlığının tadına varabileceği imkanlar verdiği, erkeği de erkeklik şerefine uygun yetkilerle donattığı açıkça görülecektir. buna uygun olarak sürdürülecek bir hayatta mutlu aileler, neşeli çocuklar ve huzurlu toplumlar ortaya çıkar. karı koca kavgası en az seviyeye iner. toplum dengesi iyi bir biçimde kurulmuş olur. yazının giriş bölümünde belirttiğimiz olumsuzlukların hemen hiç birinin kalmayacağı görülür.

    müslüman kadın, hz. peygamber sallallahü aleyhi ve sellem zamanından beri kocasının yanında ve yardımında olmuş, onun yemeğini pişirmiş, çamaşırını yıkamış ve ev işlerini yapmıştır. şüphesiz bu işleri gene de yapacaktır. ancak koca, karısının bunları yapmak zorunda olmadığını bilirse her defasında ona teşekkür eder ve onu onurlandıracak davranışlarda bulunur. ev işlerinin istenilen biçimde yapılamaması huzursuzluk sebebi olmaz.. yaptığı şeylerin takdir edildiğini gören kadın bunları kendisi için bir zevk ve mutluluğunun parçası olarak değerlendirir.

    koca bilir ki, eşim; anneme, babama ve akrabamdan her hangi birine karşı hukukî bir sorumluluk taşımamaktadır. onu bu gibi konularda zorlayamam. o zaman karısı, annesiyle birlikte kalmak istemediği taktirde bu bir sorun olmaz. kayınvalide ve kayınpeder de, gelinlerinin kendilerine hizmet etmek zorunda olmadığını bilince onun gösterdiği her iyi davranışı takdir eder, bir bardak su bile verse bundan dolayı ona teşekkür ederler. her insan gibi gelin hanım da kıymetinin bilinmesinden mutlu olur ve kocasının akrabasına karşı iyi davranışlar içinde bulunur. böylece aileler ihtiyaç duydukları mutluluk ve huzura kavuşurlar.
    mutluluk ve başarı allah'ın bir lutfudur.

    kaynak : http://www.suleymaniyevakfi.org/…ewarticle&artid=44

    abdülaziz bayindir