şükela:  tümü | bugün
  • vahimdir. sen türkiye cumhuriyeti devletinin hakim ve savcısı ol sonra da "rejimin savcısıyım" "önce devlet gelir" "ben devletçi hukukçuyum" de. sanki bu ülkenin egemenliğinin sınırlarını çizen anayasaya bağlılar. sanki kanunlarda "rejime eylemli kalkışma" diye bir suç var ve bu suçu onlar soruşturacak. mevcudiyetlerini ülkenin devamlılığına borçlularmış gibi ahde vefa ifadeleri sarf ediyorlar böyle. ben de yargıç bağımsızlığı var zannediyorum bu ülkede. yazık

    oysa hakim, savcı dediğin "kanunların ağzı" değildir. entel görünümlü sığlar kendilerini desteklesin diye devletin altını oymalılar. insan haklarını (medeni kanun madde 2'de bahsettiği gibi) kötüye kullananların arkasında durmalılar. özelleştirelim lan bunları belki vaz geçerler bu ülkeyi sevmekten.

    edit:"devlet olmazsa hukuk olmaz, biz de olmayız" da demişler. aman allahım!!!
  • hukukun değil anayasanın üstünlüğünün geçerli olduğu bir ülkede anayasada bahsi geçen ilkelere bağlı oldukları için suçlanamayacak insanlardır. ifadelerinden bunu değil de kendilerinden önce yapılan her türlü hatayı/yanlışlığı kabul ettikleri, benimsedikleri ve devam ettirecekleri sonucunu çıkarmak öyle bir tümevarmaktır ki dağlara bayıra karşı.

    kaldı ki anayasasının defalarca delinmiş olması karşısında bir yargıçın yapacağı hiç bir şey yoktur. kuvvetler ayrılığı bu demektir işte. oyunun kurallarını başkaları* koyar sen de saha içinde takdir yetkini kullanarak "temiz" bir müsabaka olmasını sağlamaya çalışırsın. insan haklarından da vazgeçilmesi söz konusu değildir sadece fair play fair play diyerek nizami şarjı bile engellemek isteyen uyanık oyuncular engellenmek istenir.

    (bkz: hakkin kotuye kullanimi)
  • hakim ve savcilarin geldikleri cografya ve sosyo-ekonomik cevreden bagimsiz olarak degerlendirilemeyecek sonuclari olan arastirma. bir de bunlarin ustune hsyk tarafindan yapilan sinavin niteligi ve hsyk nin olusumu da eklenirse "zaten ekmek kadayifiydi, simdi bir de kaymakli oldu" yorumu da yapilabilir ve bu hukuk adamlarinin, hukukun degil de devletin adami olmasina sasirilmaz.
    kuvvetler ayriligindan ve yargi ve yargic bagimsizligindan bahsederken, birden yarginin aslinda yargilamasi gereken devletin tam da gobeginde sekillendigini ve dahi ters okuma ile devletin yarginin yureginde coreklendigini gorunce duvara toslamaz insan.
    yurdumda bulunan hukuk fakultelerinin toplam sayisi ve kontenjani dusunuldugunde, hele ki acilmasi en kolay ve en masrafsiz oldugundan vakif universitesi basina da en az bir hukuk fakultesi dustugu dikkate alindiginda, bu kadar adam mezun olunca ne yapacak diye sorulabilir. mali durumu iyi olanlarin veya aileden bir hukuk burosuna varis olacaklarin durumu bellidir zaten. digerleri meslek sinavlarina gireceklerdir. bu meslek sinavlarindan -gorece- en kolayi da hakimlik savcilik sinavidir. zira dil aramaz, ceviri yaptirmazlar adama... guvencelidir. hakimlik guvencesi bir yana, maas iyidir. saygindir. avukatlik mesleginin, bir kisim erbabi gibi "esnaf mantigiyla" calismasi, "müvekkil" yerine "müsteri" pesinde kosmasi gerekmez... velhasil, idealistlerden ziyade garanticilerin yoneldigi bir meslek haline gelmistir zavalli yurdumda. "ya devlet basa ya kuzgun lese" dusturuyla hareket eden, bundan mutevellit de her turlu tarafsiz dusunceden hatta bunun yonteminden azade olan yargiclar cogunluktadir maalesef. digerlerinin sesi de bastirilir. hele ki meslege giriste mulakat sinavi oldugu dikkate alinirsa, yurdum deneyimlerinden hareketle herkes bir sonuca varabileceginden bunca aciklamaya da gerek yoktur.

    ama sasirmak da iyidir diger yandan, tepki vermesini saglar insanin, ki olmasi gerekenin bu olmadigini ve dahi "olan" dan cok da uzaga dustugunu gosterir.

    yargic tarafsizligi uzerine
    (bkz: http://www.radikal.com.tr/…r.php?ek=r2&haberno=7673)
  • yargının vazifesi hukuki uyuşmazlık ve ihtilafları çözmektir. devleti yargılamak değildir. devletin davalı olduğu --misal idari yargıda açılan tazminat davalarında-- durumlarda devlete ceza verilmez. kamunun kusurundan ötürü mağdur olan kişinin zararlarının tazmin edilmesine karar verir. devletin hukuk kurallarına bağlılığı "denetlenir".

    insanların kafasındaki "yargı bağımsızlığının" hakimler ve savcıların kendilerini hiçbir kurala bağlı görmeden serbestçe çalışabilmesi olarak algılandığını gösteren çalışmadır. peki öyle mi olması gerekiyor? bir hakim önündeki kanun metinlerini göz ardı edebilecek kadar bağımsız mı olmalı gerçekten? aksi takdirde oluşan yargı gücü demokrasiye uygun olur mu? anayasanın bağlayıcılığı ortadayken bir yargıçın göreviyle ilgili olarak sivil itaatsizlik hakkı var mıdır? zor sorular bunlar şevket, çok zor.

    mülakatla mesleğe alım her ne kadar adaletsizliklere yol açsa da kesinlikle tasvip ettiğim birşeydir. bu ülkeye hakim, savcı alıyorsun çaycı ,bekçi almıyorsun ki. güvenlik soruşturması falan elzemdir. adam kayırmacılığı önlemenin yolu mülakatı kaldırmak değil mülakatı kazanacak kişi sayısının alınacak kişi sayısına oranını düşürmektir ki yeni düzenlemeyle bu da yapılıyor. misal 100 kişi alınacaksa 150 kişi kazanacak sınavları artık. üstelik özel sektör mülakatlarının tamamiyle liyakata dayandığı gibi saçma bir önkabul de mevcut beyinlerimizde.

    eski zamanları bilemem ancak son 3-5 yılda giren hakimler ve savcılar belli bir kapasitenin üstündedirler. ancak devlete bağlılık kusuru onlarda da devam ediyor. hakim ve savcıların işinin özel sektördeki hukuk mezunlarından daha kolay olduğunu iddia etmek ise çok gülünçtür. meslek garantisinden yola çıkarak varılacak sonuç değildir.
  • sinemadaki anlatimi icin lutfen (bkz: barda).
  • değiştirilmeye çalışılmaktadır. ancak değişiklik "devletin adamı olacağına, partinin adamı olsun" mantığıyla gerçekleştirileceği için yine bir boka yaramayacaktır.
  • başlığı görünce merak ettim, önce haberi okudum, sonra ekşi yorumları. iç ses gene cımbızla ayıklanmış alıntılarla dolu bir haber gibi geldi bana. istanbul'un güzide adliyelerinin birinde makamında dosya okurken perdeye tırmanmaya çalışan farenin kafasına düştüğü,çağrışım klozette otururken alttan bir şey ısıracak fobisi, otopsi anılarıyla yüklü, insanların profili nasıl olabilir? araştırmayı yapanı (bkz: tesev) soroçu olarak nitelendirmeyeyim hadi, ama haberi yapanın örnekleri ;
    “insan hakları biraz abartılıyor.”
    “ben rejimin savcısıyım.”
    “ben devletçi hukukçuyum.”
    “önce devlet gelir.”
    “benim ülkem söz konusu olduğunda hukuk mukuk dinlemem.”
    sanırım bu araştırmayı yapanlar, benim gibi sultanahmet adliyesinde "beni burdan alın" çığlıkları duyulmamış, duyulmak istenmediği için intihar etmiş arkadaşının acısıyla dalıp dalıp giderek duruşmasını yapan hakimi görebilselerdi oturupta cımbızla bu ifadeleri seçmezlerdi. insanlığın gayya kuyusunda boğuşan bu insanlar, insanın haklarının abartılmadığını yürekleriyle yaşarlar söylenecek tek şey var ; bütün genellemeler yanlıştır. bu dahil
  • şu an ki profil elbette iç açıcı görülmeyebilir ama bir de yapılmaya çalışılan "yeni hakim ve savcı alma" projesi vardır ki, siz o zaman görün "profili(!)"

    akp hükümeti'nin son icraatı; hakim ve savcılar hakkındaki kanun teklifini, meclis adalet komisyonundan, muhalefetin ciddi tepki ve uyarılarına rağmen (aman ne de uyarı ve tepkidir ki o, sormayın gitsin....) alelacele geçirip, meclis'te şu an itibariyle oylama öncesi konuşmaları yapılmasını sağlamak olmuştur.

    bu sefer ki amaç ve hedefleri, 4 aralık 2007 tarihine kadar bu yasayı geçirmek ve yargının tam anlamıyla siyasallaşmasına, hatta siyasallaşmanın ötesinde, akp'lileşmesine imkan sağlayacak adayları ` : ki 4 bin kadar ` hakim ve savcı yapmak olacaktır. (bkz: mulakat)

    şu güne kadar "yok artık, bunu da yapamazlar" dediğimiz herşey gerçekleştirildi. sanırım en tehlikeli oyuna şimdi başlıyoruz...
  • hepsinin nüfus cüzdanında din hanesinin altında islam yazar.
  • çoğunlukla kendini yarı tanrı zannedenlerden oluşur. olaylar genellikle şöyle gelişir:
    herşey çocuğumuzun hukuk fakültesini kazanmasını ile yavaştan başlar. memleketimin kalbur üstü mesleklerindendir hukuk, doktorluk gibi. istersen zilyon puanla odtü uzay ve havacılık mühendisliğini kazan eşe dosta anlatamayacağın için bir hikmeti olmaz. türkiye de nasa mı var oğlum, uzaya çıkıcan da ne olacak gibi tepkiler alırsın. üstüne eğitim sırasında ne kadar önemli bir mesleğe adım attığınıza dair bir sürü gaz alırsınız, sizin ki diğer bilim dalları gibi değildir, çok önemlidir falan filan. gerçi bu son dediğim çoğu üniversitede yapılır, o yüzden herkes kendini bir bok zannedip mezun olur (bizim bölümde ise siz bi bok değilsiniz, sadece lisans bitirdiniz diye ağzımıza sıçarlar). bu noktaya kadar kendini bilen biri zaten fazla kapılmaz bu gazlara ancak zurnanın zırt dediği yer burasıdır. bu mavala paçayı kaptıranların bir çoğu hakim savcı adayı olarak devletin kapısına dayanır. diğerleri zaten çoktan serbest avukatlığa başlamıştır.
    hakim ve savcı olarak mesleğe adım atan bu genç dimağlar memleketin ücra köşelerinde, bulundukların ilçenin ilk 3 bilemedin ilk 5 adamından biri olarak öyle bir ihtimam görürler ki akılları şaşar. bir de meslek icabı halk ile fazla yüz göz olamamaları telkin edilir ki, olay iyice kaf dağına bağlar.
    sağ olsun meslek yasaları ve ülkemin diğer bazı yasaları da kendilerine dokunulmazlık sağlamaktadır zaten. trafik cezası bile yazılamaz kendilerine.
    ayrıca içine girdikleri adalet sistemide katı bir ast üst ilişkisinin olduğu, askeri kurumlar kadar protokole önem verilen bir yerdir. eski nesil yeni nesile öğretir bildiklerini, usta çırak işi, itaat önemlidir.
    artık iyiden iyiye gerçekle bağlantısı kopan genç dimağ, kendisini devletin ete kemiğe bürünmüş hali olarak görmeye başlar. elindeki gücün sınırı yoktur, ağzından çıkan bir cümle ile insanlar tutuklanmakta, bir cümle ile salıverilmektedir. herkes önünde el pençe divan durmaktadır. odasına girerken insanların ayakları titremektedir. saygı, hürmet, büyük adam efem, reis bey geliyor kaçın ........
    karşısındakinin çocuk olmasının da bir önemi yoktur, huzuruna çıkarılmıştır, çıkmıştır bir kere vardır bir kabahati. bu kabahatin nedenleri çok önemli değildir, önemli olan suçun kendisidir, suçu işleyen insanın bir değeri yoktur. suça göre ceza verilir, insani özellikler minumum düzeyde dikkate alınır.
    kendisi yarı tanrı olarak devletin var olmasını sağlamakla yükümlüdür artık adaleti dağıtmakla değil.

    edit: imla