şükela:  tümü | bugün
  • dağ yürüyüşü için ayakkabı, pantolon ve birkaç parça ekipmanın ederi asgari ücretten fazla olunca, insan koltuğunda doğrulup uzaklara boş boş bakarak "acaba hobilerin peşinden mi koşayım yoksa istihdam mı yaratayım" diye düşünüyor.

    memur halimle yaratacağım tek istihdam, bana benzeyen bir adamı yerime çalışması için ikna etmek ve maaşı kırışmak olurdu. bir nevi dublör kullanmak gibi. hayati tehlike de yok, hayati belirti bile yok bıraktım tehlikesini. üzerime gps cihazı taksalar, birkaç ay sonra gelip "öldün mü lan?" diye ayaklarının ucuyla kontrol ederlerdi. öyle kotalı bir hayat, öyle phil jackson'un hayata geçirdiği küçük üçgenler çiziyorum.

    amk ülkesinde bıraktım dağcılığı, maket uçağı, koleksiyonerliği; yakında peynir yemek bile hobi olarak görülecek. ulu orta peynir yiyenler lanetlenecek, serpme kahvaltı salonlarının kapısında özel güvenlik bekleyecek. galeyana gelen halk, bal kaymak yiyenlerin izini sürecek, üzerinde "ısıl işlem görmüş sucuk benzeri ürün" yazan etli coplarla gerçek sucuk yiyenleri linç etmeye başlayacak.

    yani işler öyle çığrından çıktı ki, kaymaklı yoğurt alırken "buna gerçekten ihtiyacım var mı?" diye düşünmeye başladım. yoğurt dile gelse "oğlum siz kendinize ne yaptınız, yoğurdum ulan ben yoğurt" diye, "abi senlik bir şey yok hep bu orospu çocuklarının işi" diye fısıldayacağım maskenin ardından. hani kasaya gidip şikayet de edemiyorsun muhatabın yok. kasiyer çocuk da sistemin sillesini yemiş, asgari ücret+sigortasına şükreder hale gelmiş. mağaza müdürünü çağırsan, onun da elinde değil. tahsildaroğlu merkez ofisini bassan, muhtemelen onlar da kan ağlayacak tüm hammaddelere zam geldi diye.

    öyle bir tuzağa düştük ki, paramızı çalanlar ortalıkta gözükmüyor, ancak tüm kanallardan halka tek taraflı sesleniyor. sikiş garantili projelere yem olarak atılan geri kalan tüm aktörler ortalıkta dolaşıp hayat pahalılığına isyan ediyor, kör kuyularda çıkış yolu arıyor. neyin ne olacağı belli değil, her şeyi ardında bırakıp kendini dağlara vurmak istesen devlete de bir çift en iyisinden dağ ayakkabısı alıyorsun. soluklanıp iki bira açsan, üç bira da ona ısmarlıyorsun. su geçirmez çadır alsan, senden önce onlar girip zıbarıyor. evden çıkmayayım oyun oynayayım desen, dur diyorlar önce biz oynayacağız.

    hal böyle olunca da hobilerin peşinden koşmak bile ayrı bir hobi gibi geliyor; o dağın zirvesine çıkıp ayaklarının altında uzanan likya coğrafyasına bakarken de "size rağmen buradayım orospu çocukları" diye bağırıyorsun.
  • zulümdür zulüm,

    rc otomobil&helikoptere merak salsan "çocuk musun amk" olur,
    evde bira yapımına gireyim desen "ohoo kitten babam da yapar",
    taze kahve olayına gireyim deyip hand grinder, çekirdek kahve fln alırsın, "hipster mısın mk"
    enstrümana merak salsan, "aman komşular rahatsız olacak"
    bişiler çizeyim desen "sen benim lisedeki resim defterimi göreceksin"

    ve hangi hobiye sahip olursanız olun "oha ona o kadar para mı verdin"

    ebeyin amı! hobi lan bu, tabi ki maestro olmıcan, tabi ki para harcıcan. bi yorum yapmayın amına koyim, ya gelin birlikte takılalım ya da siktirin gidin avs. sinire kestim sabah sabah.

    he bir de tr'de bir çok hobiye dair kısıtlı imkanın olması, çoğu zaman yurtdışından sipariş vermek, gümrüğe takılır mı endişesi, haftalarca kargo beklemek vs. vs.
  • -hobileriniz neler?
    - edebiyat, spor, sinema
    - edebiyat? yazı mı yazıyorsunuz?
    - yok, okuyorum öyle
    - spor derken? insanlar zaten düzenli spor yapmalı, siz hobi larak özel bir spor mu yapıyorsunuz?
    - yok, taraftarlık benimki
    - peki, sinema? kısa filmler falan mı çekiyorsunuz?
    - yok, izliyorum ben

    bir zamanlar işe almak için yaklaşık yirmi kişiyle görüştüm. hiçbirinini şunlardan öte hobileri olduğunu görmedim. öyle basit insanlar da değillerdi ha, bir çoğu iyi üniversiteden mezun ve sözde kültürlü adamlar. bunlar böyleyse, malum yavşaklara oy veren kitlenin rezilliği iyice ortaya çıkıyor

    hobi, bir insanın kafasını boşaltması ve yaratıcılığını geliştirmesi içn elzemdir. rahatlamak, dikkatini başka yere vererek kafasını boşaltmak ve farklı perspektifler geliştirebilmek için herkesin en az bir hobisi olmalı. kitap okumak, sinemaya gitmek ve taraftar olmak sayılmaz, onları on yaşındaki çocuklar da yapıyor
  • lükstür.

    aşağıda yazılanlar benim kendi çapımda yaptığım hobilerden çıkardığım sonuçlardır. *******

    ekipman & malzeme
    alacağınız malzemeler avro ya da dolar ile satılır. distribütörler, mağazalar, bayiler sizi yolunacak kaz gibi görürler. satılan malzemelerin teknik özelliklerinden anlayan insan bulamazsınız. garantiden faydalanamazsınız çünkü her durum kullanıcı hatasıdır. söylememe gerek var mı bilmiyorum ama aşırı pahalıdır.

    zaman
    çoğu hobici hafta içi çalışarak kazandığı parayı işten kalan zamanlarda hobilerine ayırır. daha önceden grafiklerin raporların paylaşıldığı gibi türkiye'de biraz fazla çalışma saatleri söz konusu. bu yüzden zamanınız az ve değerlidir. bu zamanınızın az olması yüzünden konaklama, ulaşım vs gibi gider kalemlerinin daha pahalı olduğu hafta sonları ve ulusal tatillerde yapılacağı anlamına gelir. bir çok doğa sporu için pazar gece ya da pazarı pazartesine bağlayan gece eve girilmektedir.

    çevre faktörü
    bir çok insan sizin bu tutkunuzu anlamayıp "otur evde yeaaa", "deli mi dürttü ne işin var", "o kadar para harcayıp çektiğin çileye..." gibi laflar söyleyecektir. bir buluşmaya önceden planladığınız bir aktivite/faaliyet yüzünden gelemeyeceğinizi söylediğinizde siz aşırı kötü bir insan olacaksınız.

    son olarak lütfen tutkularınızdan vaz geçmeyin. eğer bir tutkunuz yoksa tavsiye ederim edinin. çocuklarınıza doğayı ve sporu sevdirin. o zaman hiç bir zaman kötü alışkanlık ve gelecekleri için kaygılanmayacaksınız.

    "çocuklarınıza bisiklet/motosiklet öğretin, hiç bir zaman alkol sigara ve uyuşturucuya harcayacak para bulamayacaklardır" bu söz bir çok hobi için söylenir.
  • vakit ve para gibi iki sıkıntısı vardır. çünkü ülkede hayat pahalı, vakitler dar. vaktin çoğu trafikte ve para kazanılmaya çalışılan işlerde geçiyor.
    hele istanbul gibi insanların günde ortalama 3 saatini işe geliş gidiş trafiğinde geçirdi bi diyarda, çok zor.
    hele de bu insanlar çoluk çocuk sahibiyse, hepten zor...

    ben türkiye'nin belki de en relaks şehrinde yaşamama ve mesai saatlerimi kendimin belirlediği kendi işini yapan insan olmama rağmen ben bile zorlanıyorum hobilerime vakit ayırmakta. küçük ve genellikle babasız büyüttüğüm bi kızım var.

    belki 2 yıl oldu dansetmeyeli mesela. bir dans gecesine gitmeyeli... halbuki imkan olsa, evinin bi bölümünü dans salonuna çevirip orada günde en az 2-3 saat dans ve spor yapmak için götü düşen insanım. haftada en az 1-2 gece dansa gitmek isterim... bu benim tatilim. kafayı en net temize çektiğim şeylerden biri..

    hayat zor, geçim pahalı. evin işi, yemeği, çocukla geçirilmesi elzem vakitler, evden yapılacak iş yazışmaları ve projeler filan derken her şey yalan oluyor.
    şanslıysan gün sonunda, çocuk yattıktan sonraki 1-1,5 saat kalıyor sana. bozdur bozdur harca amk. duşunu mu alıcan, proje mi yapıcan, iş yazışmalarını mı yapıcan, ortalığı mı toparlıcan, çamaşır mı asıcan, kurumuşları mı katlıcan, sporunu mu yapıcan, o saatten sonra kalkıp dansa mı gidicen, ertesi günün yemeğini mi yapıcan, her ne edeceksen...
  • oldu bittici kültürün hakim olduğu, ince işlere gereken değerin verilmediği bir ülkede bulabildiğiniz malzemenin pahalılığından veya bulamadığınızın yokluğundan yakınmaktır.

    antika ustura restorasyonu ve koleksiyonu, parfüm/kolonya yapımı, evde bira ve şarap yapımı, warhammer 40k minyatürleri ve yemek yapmak gibi 3-5 tane hobim var. genelin aksine vakit benim için sorun değil, 3-4 ay süren kontratın üzerine eve geldiğim zaman 1-2 ay boş vaktim oluyor. sorun yurt dışındaki bir insan gibi internete girip tek tıkla dilediğiniz marka dilediğiniz model ürünün kapınıza gelmemesi. yurtiçinden alayım derseniz ya istediğiniz marka model yoktur ya yurtdışına oranla misliyle pahalıdır ya da hangi ürün olursa olsun parası neyse vericem yeterki bu ürün için gümrükle uğraşmıyım dersiniz fakat o ürünün hiçbir muadili ülkemizde yoktur.

    hobi sahiplerinin spesifik sorunlarını uzun uzun anlatmaya gerek yok zaten uğraşan adam biliyor bunları. olayın halk gözüyle ne olduğu sorunu var. çoğu kişinin genel, bilindik hobilerin dışına çıkıldığı zaman tepkisi "sen bunu yapıyorsunda niye yapıyorsun sanki bir işe yarayacak" boyutunda oluyor. bunu da çok yadırgamıyorum aslında. herhalde göçebe kültürünün etkisiyle işe yaramaz şeyler komple gereksiz yük sayıldığından kültürümüzde pek yer edememiş. birde tabii uzun yıllardır fakirlikle mücadele eden kitlenin böyle hobileri gereksiz görmesi var. onlar da haklı, adam evine ekmek götüremiyor sen ona hobi anlatıyorsun.

    elin avrupalısı veya amerikalısı maaşının temel ihtiyaçlarına ayırdığı kısmından artan ve kendine ayırdığı bölümüyle hayat standartlarından hiç feragat etmeden kendisine hobi odası kuruyor, bu iş için gerekli malzemelerini alıyor, aynı hobiye sahip başka kişilerle tanışıyor hatta bazen bu tanışıklıklar büyüyüp derneklere veya şirketlere evriliyor. ülkemiz için standart bir insan ise zaten temel ihtiyaçlarını giderdiği zaman elinde para kalmıyor, kalan grupsa sayıca az olduğundan hobicilik ilerleyemiyor.

    hobiciliğin böyle bezdiren kötü yanları olduğu gibi iyi yanları da var. sizle aynı zevki paylaşan küçük gruplarla tanışırsınız, bu gruptaki insanlar genelde belli bir eğitim ve medeniyet seviyesinde olduklarından dolayı o ufak grupta genelde kavga, gürültü olmaz sadece birbirine yardım etmek isteyen ve bilgi paylaşımı yapmak isteyen bunu da aynı zevki paylaştığı insanlarla keyifli bir sohbet içinde yapmak isteyen insanlar olur. şu entryi girerken farkettim; bir ülkedeki hobyciliğin seviyesi ile o ülkedeki insanların medeniyet ve refah seviyesi paralel olabilir.
  • pek çok hobi sahibi adamım, ama milletin dediğini zerre bir tarafıma takmıyorum. size de tavsiye ederim. hobinin birinci kuralı kimseyi sallamayacaksın. 35 yaşında adam uçurtma uçuruyor mk. o dalış malzemesine o para verilir mi? maket ne demek la çocuk musun? koskoca adam oyun oynuyor hala. hah şimdi çocuğun oldu artık sen bırak o oynasın bunu diyeni zerre sallamayacaksınız arkadaşlar. ben hobilerim konusunda bir tek eşimi dinlerim o da bütçemiz ortak olduğu için.

    türkiyenin temel sorunu kültür eksikliğidir. herkes herşeyi bir açlığı tatmin etmek için yapar. para kazandırmıyor mu aman ha sakın dokunma, hele üstüne para mı harcıyorsun sıçtın. hayatı televizyon izlemek olan adama nasıl anlatacaksın ki herifin tavuk çiftliğindeki tavuklardan farkının olmadığını.

    gece saat 2 de domuz avında pusuya yattık dersin, deli sikti mi bari der. ama olup da bu hobilerinden bir şekilde para kazanmaya başlarsan hemen gelir bana para versene, bana içki ısmarlasana diye yakana yapışır. sürekli bir açlık hali.

    son dönemde özellikle çin siteleri sayesinde bir sürü şeye ucuza ulaşabilir oldum. ayrıca amazon ve ebay de son derece faydalı. bunun parası var sikelim kafasındaki hobi esnafını hayatımdan çıkarttım. gerçekten hobi esnafı olan adamlardan pahalı da olsa yine alışveriş ediyorum. yani adam bir maket boyasını varsın 50 kuruş pahalı satsın 1 lira fazla satsın tabi onlinedan. hatta ara ara ihtiyacım olmasa da alışveriş yapıyorum.

    bunun dışında elektronik ile ilgileniyorum son dönemde arduino ve raspberry pi sayesinde çok hoş zaman geçiriyorum. ali expressden bilimum kartı devreyi 1-2 dolara getiriyorum. sonrası heyecan macera.

    kendime ucuz bir motosiklet aldım onun modifikasyonu ile uğraşıyorum şahane de işler ortaya çıkıyor. survivordakileri tanımıyorum, haberlerden haberim yok. türk dizilerine dair fikrim yok ama süper işler çıkarıyorum. yani en azından kendime göre. ara ara hobilerimin facebook gruplarının buluşmalarına katılıyorum.
    türkiyede hobi sahibi olmak zor değil, bana sorarsanız. ama kolay da değil.
  • şu tarz muhabbetlere maruz kalıp muhtemelen baskılara boyun eğemeyevek duruma gelip pes etmenize neden olacaktır;

    "-ehh, öehh parayı bunlarla mı çar-çur ediyorsun oğlum?
    *ne var abi zevk iste eğleniyorum hem.
    - birak ya! yazık gunah vallahi. asgari ücretle çalışan insansın sen.
    *tamam :( ( evden işe - işten eve moduna döndü"
  • (bkz: dert sahibi olmak)

    edit: bu sözü biraz açmak lazım.

    öncelikle türkiye'de yaşam koşullarına bakmak lazım bir miktar. gerçi herkesin malumu ama göz önünde bulundurulması gereken noktalar var bu mevzunun idrakında.

    her yer apartman, her yer bina. biz bahçe ve garaj kültürü olmayan bir şehirleşmeye gittik. bu durumda önceklikle kendimize ayırabileceğimiz bir alan yok. elin amerikalısı garajında hovercraft yapıyor, elin almanı bahçede sapan deniyor, elin norveçlisi demir dövüp kılıç yapıyor, elin sırbı bir dips barı iki barfiks dikip bahçede street workout yapıyor. peki biz neler yapabiliriz. apartman hayatına bizim kadar yönelmiş ülkelerde ise insanların toplu aktivite yapmasını sağlayan belediyenin ayarladığı alanlar var. tabi şimdi bizim belediyeler de ayarlıyor. hanımlar lokali, efenim kutlu doğum haftası vs. ama açık konuşayım okul bahçesi dışında gençler için alan yok, parklar bahçeler zaten soyu tükenme tehlikesiyle bir arada, bu arada mesela street workoutu çocuk parkında yapmayı deneyin bakalım nasıl bir sonuç oluyor. söyliyeyim hiç hoş değil. şimdi dışarıdan eve geldik. daireler yeni yeni büyüyor ama büyüse bile gerçekten apartman dairesinde ne kadar dağılabilirsiniz. eşiniz size odanızda hızar çalıştıracak mı? duvara dübel atarken altına elektrik süpürgesi tutuyorsanız odada nasıl quadcopter yapacaksınız. hobinin amacı zaten biraz dağıtmak kendinizi...

    zaman olayına gelelim. çoğu kişinin dediği gibi mesailer bir kenara trafik başlı başına bir unsur. ama gerçekten bir suserin belirttiği gibi gece 22:30-24:00 arasın ayırdığınız zamanda ne yapacaksınız. sonra survivor neden bu kadar izleniyor deniliyor.

    maddi boyut ise çoğu kişi için handikap gerçekten. koşu ayakkabısı 300tl olmuş, gerçi dışarda nerede koşacaksın.

    galiba bizim gibi insanlar için en güzel hobileri el birliğiyle bulmamız gerekiyor.

    ne olmalı bu hobiler?
    birincisi minimum masraflı olmalı. gidip spor yapacağım diye salona parayı gömüp sonra gidemediğin için üzülmek hiç zevkli değil.
    mesela bunu sağlayan alternatifler koşu, bisiklet, ip atlama, street workout gibi şeyler olmalı.
    kolleksiyon yapmak, sinemada sinemaya gitmek, her hafta roman alıp bitirmek çoğu kişi için pek mantıklı değil.

    ikinci olarak düşük frekanslı yapılsa bile yararlı olmalı ve gelişimi hissettirmeli.
    yani dil kursuna gidip çalışmaz iseniz ya da eve gitar alıp bir köşede yatacak ise bir anlamı yok. para harcama hevesi gibi.
    ama blog tutulsa (biliyorum modası geçti) ya da bir şeyler yazsanız, ya da bir sketch book yapmaya çalışsanız değil haftada bir ayda bir bile bir şey yapıp zaman harcasanız o eforunuzu karşınızda görüyorsunuz. bence bu çok motive edici bir husus.

    üçüncü olarak her zaman ve her saatte yapılabilmeli.
    özellikle sorumluluklarınızdan ne zaman kurtulacağınızı bilmediğinizde (aile, bitmeyen mesai, trafik çilesi etc.) kimseye ya da birşeye muhtaç olmadan yapabilmelisiniz. ayarlanmış halı saha maçını kaçırmak çok koyar. ama çocukken topumuzu alıp basket oynamaya gider gibi olmalı bence. video oyunu gibi istediğiniz zaman açıp oynayıp save edip kapatabileceğiniz bir şey. ama sıkıntılı bir konu bu. çok bireyselleştiriyor. ama hayatın acı gerçeği denir ya işte... hem gece 23:00'da (o da haliniz varsa) hem de gündüz 11:00'de yapabileceğiniz bir şey olmalı.

    bilemiyorum. tartışmalıyız bu konuları bence. yaşam düz haliyle çok sıkıcı...
  • zor iş anacım. hadi diyelim hobinize ayıracak ekstra paranız var, ailenizin ve çevrenizdekilerin "parayı bu boş işlere harcıyorsun, halbuki amcanın oğlu gibi daire alıp kiraya versen...." muhabbetlerinden gına gelir, yaka silkersiniz.
hesabın var mı? giriş yap