şükela:  tümü | bugün
  • meselâ tayyip tarafından söylenseydi acı ama ibret alınabilecek bir tespit değil, nasıl insanlarca yönetildiğimizi gösteren bayağı, talihsiz bir beyanat olacak, şu bkz'larla birlikte gelecekti: (bkz: ananı al git buradan) (bkz: yazık)

    ama şimdi süper bir tespit.
  • tez rahmetli olması gereken neoliberal bir mittir. yoksulların yoksul, işsizlerin işsiz olmasını var olan sosyoekonomik yapıya/sisteme değil de bu insanların kişisel yeteneksizliklerine ya da tembelliklerine bağlayan bu tür zırvalar görüldüğü gibi hala alıcı bulabiliyor maalesef. ayrıca bunu söyleyen bir sermayedar, aslen sınıfdaşlarına değil işsizlere ve işsizlikten yakınanlara seslenir ve onların varolan durumu kabullenmelerini, düşük ücret, kötü şartlar filan demeden çalışmalarını, ne iş olsa yapmalarını öğütler. ben, türkiye kısmını atarsak dünya çapında sermaye sınıfı mensupları ve onların siyasi temsilcilerinin anonim mottosu haline gelmiş bu sözde herhangi bir yaratıcılık veya özgünlük göremediğim gibi iğne veya çuvaldız da göremiyorum. ya siz?
  • eğer aynı lafı insanlar sizin ürünlerinizi almadığı zaman, sizin hisselerinizi almadığı zaman söyleyebiliyorsanız iyi niyetle söylenmiş bir laf olacağına inandığım, eğer bu durumlarda farklı kılıflar bulunuyorsa kimi daha ucuza çalıştırıp iki kuruş daha kar ederim mantığının göstergesi olarak göreceğim laf.
  • çok anlamlı süsü verilmiş boş, dahası çelişkili laflardan biri daha (bkz: görüntü var ses yok). süleyman demirel'i kıskandıracak güzellikte. lafa "türkiye'de işsizlik yok" diye başlamak için kör olmak yetmez. aynı zamanda artniyetli, azılı kapitalist, azimli, takım çalışmasında uyumlu, şirket çıkarını kendi çıkarının üzerinde tutmaya yemin billah içmiş ve prezentabl olmak da aranan koşullar arasındadır.

    onu geçtim, işsizliğin bir kavram olmaktan çıkıp adeta elle tutulur, gözle görülür bir hal aldığı bu cennet vatanımızda, sabah dokuz akşam yedi bir gri ofiste, excel dosyalarına veri girmek ve o veri senin bu veri benim dolaşmak gibi kimsenin çocukluk hayallerini süslememiş, süslemeyecek bir işte, kıt kanaat bir parayla çalışan da çalışan insanların neden tembel olduğunu, neden çalışmak istemediğini anlamak zor olmasa gerek.

    vahim işsizlik* korkusunun pençesinde, geçim sıkıntısı çekme yolundaki milli paranoyamızın kollarında, neyi ürettiğini anlamaya, bu işi isteyip istemediğini, bu hayatta aslında ne yapmak istediğini düşünmeye cesaret edemeden, terfi peşinde koşup panik içinde birbirini ezen, işine, kendine, bokuna yabancılaşmış, yeni bir topuklu ayakkabıyla, "bir gün müdürün arabasının aynısı"nın hayaliyle avunagelmiş binlerce insan... o vadedilen, şikayet edildiğinde parmakla işaret edilen binlerce seçenek, (yok efendim kendi işini kurmak, yok efendim sanatla uğraşmak) bunlardan birini seçme özgürlüğü hayal değil, yalan değil ama bu insanlar tembellikten seçmiyorlar öyle mi? tembellik demeyelim delilik diyelim o vakit, daha gerçekçi olur.
  • gozlemlerim sonucunda turkiyede issizlik var ama tembellik daha cok diye duzeltilmesi gerektigine inandigim cumle. bunu su sekilde kolayca ispatlayabiliriz :

    isi olan insan sayisi >> issiz insan sayisi

    isini (iyi) yapan insan sayisi << isini yapmayan+yapmak istemeyen+ kotu yapan insan sayisi

    birgun insanlarin isimi daha iyi nasil yaparim diye dusunecegine inancimi kaybetmiyorum orasi ayri.

    ayrica tembellik parasi olup da bunu istihdam saglayacak sekilde isyeri acarak degil de gayrimenkul alip kira parasi yiyen zenginlerimizde daha cok gibi gorunuyor.aslinda insanimizin genel egilimi, birikim edinmek icin bile olsa daha cok calismak yerine hayat sartlarini dusurup (bkz: disinden tirnagindan artirmak) biriktirmek seklindedir. ataturk turk insani caliskandir demistir, dogrudur. acliktan kirilirken bu millet yeni fabrikalar, devrimler yapmis kullerinden dogmustur ama ne olmustur da durum bu haldedir simdi durup dusunmek gerekir.
  • buyuk dusunur reha muhtardan alinti yaparak tanim yapalim.
    "kapitalist tüketim ideolojisinin ürettiği bir safsatadır...
    safsata o kadar etkilidir ki, kendi pratiklerinde bunun tersini yaşayanlar bile yaşadıkları beyin yıkanmasının sonucu wash edilmiş brainleriyle bu zırvalığı tekrarlarlar... "

    (bkz: yurru beaaa)

    (bkz: wash edilmis brain/@nifelheim)

    edit: bu arada turkiyenin kapitalist bir ulke olduguna dair kaniya nasil varildi anlamadim. eger turkiye kapitalist olsaydi, liberal demokrat parti programina insanlar bakip "ee bu zaten var" derdi. eger turkiye kapitalist ulke olsaydi, <caps> eski </caps> komunist, <caps> yeni </caps> kapitalist ulkelerden daha fazla isletmeye sahip olmazdi. bu boyle gider. haa turkiye komunist midir? allah'tan degildir. turkiye ortada kalmis acayip bir ulkedir.

    ote yandan, hayatin olagan zorluklarini da kapitalizme bok atarak disa yansitan insanlardan hic hazzetmiyorum.
  • dünya üzerinde sistem üretime dayalıdır, ilk insanlık yıllarından itbaren gerek tarım, gerek hayvancılık ve gerekse ticaret ile insanlar sürekli üretmek durumunda kaldılar, üretmeyen aç kaldı. o yüzden ki çalışkan olan, çalışmayı bilen iş yapar oldu, tembellik eden işsiz kaldı, aç kaldı muhtaç kaldı.

    günümüzde hemen bütün iş kolları sistemleştiğinden, yeni oluşturulmuş işçi sınıfı, yeteneği, çalışkanlığı oranında bu sistemde kendine yer bulabildi, yani çalışıyor olabildi. yeteneği olmayan, kendini geliştirmeyen ve tembel olan bireyler ise ya iş beğenmedi, ya sisteme entegre olamadı, ya sistemi beğenmedi... ama bi şekilde işi bilenler çalışmak isteyenler çalışıyorken kendisi işsiz kaldı.

    günümüzde işsizliğin sebebi biraz da bu cümle ile alakalandırılabilir.

    iş kollarında sistem bireyin belli bir eğitim almasını şart koşmuş olabiliyor. eğer bu eğitimler -üniversite, kurs, sertifika, kpss puanı - alınmamışsa bireyin tembelliğinden kaynaklanan bir işsizlik sözkonusudur.

    diğer taraftan gerek devletin işsize sunduğu yardımlar -yeşil kart, aş, fakir parası- ve gerekse toplumun yaptığı yardımlar -akraba dayanışması, dilencilere para verilmesi- günümüzde işsizliği bir nevi sürdürülebilir hale getiriyor. eskiden olsa aç kalacak, hayatta kalamayacak ve dolayısıyla çalışmaya mecbur olacak kişiler, şimdi az da olsa hayatının devam ettirebildiği düşüncesi ile, ve daha iyisini istememe tembelliği ile işsizliğnini devamına sebep oluyor.
  • bir analist, uzman cümlesi gibi degil de siyasetci cümlesi gibi kokuyor sanki. türkiye is pazarindaki issizligin nedenleri, bicimleri, is sahibi olanlarin egitim düzeyi, kimlerin hangi isleri yaptigi inecelenmeden; issizligi azaltmak icin bir politika uygulanip uygulanmadigina bakilmadan böyle bir düsüncenin ortaya atiliyor olmasi popülist amaclar gütmektedir. güzel okullarda okumus, amerika'larda mba yapip baba sirketlerinin basina gecmis kimi neo-liberallerin, mesela tüsiadcilarin agzindan düsmeyecek bahanelere örnek teskil eder. tembel bu halk, bunlardan hic bir sey olmaz. pazarda limon satsin issizse, ama bir ise yarasin. sosyal güvencesi olmadan calissin, kara para aklatsin, sendikal haklari olmasin bak ne güzel is buluyor. etikmis, metikmis kime ne, ekmek parasi kazansin, en önemlisi kendi kazandigindan fazlasini patrona kazandirsin ki, bu cark dönsün.

    ben tembelligin bir hak oldugunu düsünen ve fabrikalarda calisan insanlarin calisma kosullarini gören biri olarak söylüyorum: keske tembellik yapabilseler... keske o isleri birakip, tembel tembel evde oturabilseler, daha insanca yasarlar, su hayattan biraz da kam alirlar hic olmazsa. yazlari tatil yerlerinde iki kesim carpar gözünüze, eger bakmayi bilirseniz. emredenler ile emredilenler. hic kimse bana emredenlerin, emredilenlerden daha fazla calistigini söylemesin. bu iki kesimin yaptiklari is, piyasaya göre esit ücretlendirilmemekte, esit degerlendirilmemektedir. bir garsonun isgücü, hic bir zaman bir patronunki kadar degerli degildir. neden? cünkü emredilen, üretim faktörlerinden birinin rantina sahip olacak sansi hic bulamamistir hayatta. bulamadigi sürece de emredilmeye mahkumdur.

    bu yaris mekanizmasinin esit rekabet kosullari altinda isledigini savunup da, issiz kalanlari tembellikle suclamayin. kimileri hayata birkac adim önde baslar, bu cümlelerle hayata önde baslayanlari daha da palazlandirmayin. biraz insandan yana olun. bugün teknik alan, bilisim sektörü is olanagi sunuyorsa, bu isi ögrenmemis bir kisinin bu sektörde is bulamayacagi asikardir. türkiye'de egitilmemis yüz binlerce insan nerede is bulsun, nerede calissin, hangi kosullar altinda calissin? issizligin yalnizca niteliksiz olarak degerlendirilen isgücü arasinda degil, nitelikli isgücü arasinda görüldügünü de biliyoruz, kendi tecrübelerimizden. üniversite mezunu issizler tanidik geliyor degil mi? onlarin ne kadari tembeldir acaba?

    (bkz: firsat esitligi)
    (bkz: sosyal adalet)
  • aslında işsizlerin, ücretleri düşük tutma ve özellikle bu başlıkta belirtildiği gibi çalışan kesim için daha fazla çalışmak gerektiği yoksa tembellerin işsiz kaldığı gizli tehdidi içerme işlevi de olan bir yedek işçi ordusu olduğunu kavrayamayanların, işsizlerin belirli ülkelerde yoğunlaşmasının ise, bu tür bir tembellik mantığına sarınıldığında sonu ırkçılığa varmayan herhangi bir yolla açıklanamayacağını göremeyecek kadar dumura uğratılmış beyinlerin, liberalizme tapınmalarının bir sonucu olarak konuyla uzaktan bağlantılı ve artık komik bile gelmeyen "fırsatlar ülkesi" dangalaklığını yeniden hatırlamamıza vesile olmuş insanların savunuculuğunu yaptıkları söz.

    artık kapitalizm bile kendini bu kadar kaba önermelerle ve saçma söylemlerle savunmuyor. geliştirdi kendini. yazıktır; inanıp da komik duruma düşmemek gerek.

    edit: (bkz: #7647235)