şükela:  tümü | bugün
  • 5 kere denediğim ama sonuç alamadığım eylem.(1 psikolog, 4 psikiyatrist)

    önce kendim hakkında temel bilgiler vermek istiyorum. iyi bir lisede ve orta düzey bir istanbul üniversitesinde okuyup, sonrasında hemen askere gittim. 5 yıllık sevgilim ile askerlik dönüşü 24 yaşımda evlendim. memleketim olan anadolu şehrine yerleştik. güzel bir evimiz, orta düzey arabamız, iyi kötü paramız vardı. babamla beraber aile şirketinde çalışıyordum. tek erkek çocuktum. işlerin bana kalacağı belliydi. o yüzden eğitimi filan hep ona göre aldım. patrondum. başka bir yerde eleman olarak işe girmek pek mantıklı değildi. yediğim önümde, yemediğim arkamda idi. evlilik güzel şey. huzur dolu. işimde git gide yükselmiştim. kontrolü ele alıp yeni yatırımlarla beraber işi bayağı büyüttüm. zirveye çıkamamıştım henüz, bunun için erkendi ama çıkacaktım. emindim. büyüyen bir sektör yakalamıştım ve köşe başlarını kapmıştım hemen. ama bir süre sonra bazı şeyleri yanlış yaptığım hissi bende oluşmaya başladı. elimdekilere baktım. 27 yaşımdaydım. 3 yıllık evliydim. çok über mutlu olmasam da, güzel bir evliliğim vardı. birbirimize saygımız vardı. yakında çocuk yapmayı düşünebilirdik. para, araba, ev, tatil, rahatlık, işe istediğin saatte gitme imkanı, herseyim vardı. ve o soruyu sordum kendime:

    jzff , oğlum bak 27 yaşındasın ve 57 yaşında sahip olabileceğin herşeyin var elinde. mutluysan gerçekten 30 sene aynı hayatı yaşayacaksın. ama değilsen köprüden önce son çıkışa geldin. ya burdan çıkacaksın yol yakınken, ya da devam edeceksin bu yola eğer ki mutluysan. çünkü daha sonra çıkmaya çalışırsan, tamiri zor sonuçlar doğurabilir(annesi babası ayrı çocuğun olabilir, işini kaybedebilirsin, sinir stresten sağlığını kaybedebilirsin vs.)

    mutlu musun? devam mı?

    cevabım hayır oldu. beni rahatsız eden şeyler artmaya başladı. yanlış meslek seçtiğim gerçeği suratıma çarpmıştı. pazartesi sabahı işe ilk geldiğim an cumartesi gecesinin ve pazar tatilinin hayalini kuruyordum sürekli. patron olduğum için işten iyice kaytarmalara başladım. çünkü bana karışan eden yoktu. olamazdı. bu durumu eşime açtım. işimi ya da bir şekilde hayatımı değiştirme isteğim ona çılgınca geldi. dengesizlikle, ne istediğimi bilmemekle suçlandım. ömrümün sonuna kadar nolursa olsun yanımda olacağına söz veren 8 yıllık kadınım beni bu yolda yalnız bırakmak istediğini belirtip boşanma talep etti. onun için bir anda gerçekleşebildi bu istek. üstelik benim evlilik ile ilgili hiç b planım yoktu. boşanmayı hiç düşünmemiştim. ama talep ondan gelince üstelemedim. tek celsede boşandık. düşündüm. ben sağlıklı iken, elim ayağım tutuyorken, param varken, iyi kötü yakışıklı iken beni kapının önüne koyan bu kadın, 45 imde kaza geçirip kötürüm olursam napmaz ki? diyerek kabul edip önüme bakmaya çabaladım.

    boşanınca farkettim çok şeyi halının altına süpürmüşüz. bir rahatladım ki sormayın. meğer evlilik içinde çok şeyi yutmuşum. sorun çıkaran bir tip olmadığım için herşeye evet deyip ilişkiye zarar vermişim. kavgaları göze alamayıp sinmişim. buda ilişkiye zarar vermiş.

    sonraki süreç biraz sıkıntılı. 27 yaşım ile 30 yaş arası dul kalarak bir kaç değişik süreçten geçtim. önce bir güney amerika turu yaptım. brezilya, arjantin ilaç gibi geldi. ruhum aydınlandı. bir bakındım dünya da neler oluyor bitiyor diye. daha sonraki sene suudi arabistan'a gidip dinim ile ilgili sorularıma cevaplar aradım ( o kısım karışık, girmeyelim). bolca okudum araştırdım herşeyi. işlerden her geçen gün daha çok koptum. bu sürede beni mutlu edecek bir işletme düzeni üzerinde çalıştım sürekli. ama bulamadım. hep aynı batağa saplanıyordum. ben mutlu olmak için çalışmalıydım. para kazanmak için bir iş yapmamalıydım. çünkü zaten amacım para kazanmak ise para kazanıyordum ben. irili ufaklı çok sektör ile ilgili araştırmam sonuçsuz kaldı. aradığım cevabı bulamıyordum. olmuyordu. senarist, yönetmen olsam, güzel şey. ı ıh. sarmadı. gazete tv radyo kursam, yok. tekstil işine girip fabrika açsam, ayakkabı imal etsem? o da yok. restoran açsam? keçi sütü işine girsem? hem keçiler çok sevimli hayvanlar. yok yok yok. envai çeşit şey düşündüm. 3 sene bulamadım. bu süre zarfında iyice hayattan koptum. işe gitmem lazım. gitmiyorum. bana bağlı yürüyen işler var aksıyor benim yüzümden. biri büyü mü yaptırdı ben niye işyerimden böyle koptum diye düşünüyorum. salak saçma tonla şey.

    annem babam o süreçte sürekli üstüme geliyor. yavrum biz sana naptık niye böyle yapıyorsun? suçumuz ne ? diyorlar. yav diyorum ortada bir suç ve suçlu yok. mutlu değilim sadece. hayatımın anlamını bulamıyorum. nolur üstüme gelmeyin. benim o halimi gördükçe onlarda çok üzüldü yıprandı. onların o hallerini gördükçe daha da üzüldüm. hem kendimi hem ailemi üzüyordum ve üstelik napmam gerektiğini de bilmiyordum. kabus gibiydi. hatırlamak istemediğim hisler yaşadım. sürekli güçlü durmaya çabalamaktan beynim şişti. çokça kere intiharı düşündüm. ama bir çare olduğuna olan inancım vardı hala ve ölünce ne olduğunu bilmemek riskini göze alamadım. belki daha kötü bir durum beni bulabilirdi.

    kendi arzu ve isteğimle 2 psikiyatriste(birine aa , digerine bb diyeceğim karışmasın),1 psikologa(zz) gittim. ailemin zoruyla ayrı bir psikiyatriste(cc) ve psikoloğumun(zz'nin) önerisiyle de başka bir psikiyatriste(dd) gittim bu süreçte.

    bu kadar benim hakkımda bilgiden sonra, şimdi tek tek bunları inceleyeceğim.

    aa: bir üniversite profesörüydü. yakın bir arkadasım ailecek gidiyormuş. memnunlarmış.gittim dinledi. güzel düzenli bir ofisi vardı. planlı ve programlı olduğu her halinden belliydi. üniversitede hoca olduğu belliydi. bana ilaç almak isteyip istemediğimi sordu. olur dedim. çare olucaksa olur. ilaçlara başladım ama sorunuma bir faydası olmadı. çünkü ilaç neyi napcağını bilmiyordu ki. ilaç bana yeni bir sektör mü bulduracaktı? sorunu filan anlamadan çat dayamış ilacı. amaç para almak gibi geliyor sonra düşününce. ilacın bana ne faydası olacağını dahi anlatmadı. bilinçli hastayım ben bir süre sonra kıllandım. bıraktım. para boşa gitti. 150 tl gibi bir paraydı 2011 gibi heralde. zamanı tam hatırlayamasam da tüm bu tecrübeler 2010-13 arası oldu.

    cc: aa'dan fayda alamayınca üzüldüm ve kızdım. dedim bu iş türkiye'de olmuyor herhalde. napmalı ki? kime gitmeli araştırırken, boğaziçinde psikoloji masterı yapmış amerikada doktora yapan can ciğer arkadaşıma uzun bir mail yazdım. abi dedim bana yol göster. adam beni sallamadı. hiç bir şey yazmadı. vay amk derken sinirliyim zaten, ailem cc önerisiyle geldi. kızarak gittim. umutsuzca kabul ettim. adam biraz çatlaktı. beni dinlerken elinde tebeşirle oynuyordu. üstübaşı beyaz tozdu o yüzden. saçlar başlar darmadağın. randevu alabilmek diye bisiy yok. yani var ama sana gün veriyorlar sadece. haftaya salı gel diyorlar. muayenehaneye gidiyorsun. eski usul sıraya ismin yazılıyor. senden önce giren 5 dk da mı çıkar? 5 saat mi sürer belli değil. aslında düşününce çok mantıklı. hatta benle en çok ilgilenen ve bana ufuk açan adam oydu. ilk seansta bana birçok konuda ışık tuttu. orda kısmen farkettim. çözümü ben bulacaktım. devam etmeye karar verdim. fakat o randevu sistemsizliği sonrası 2. seansa bir türlü gidemedim. arıyorum 5 6 gün sonraya randevu var. adam dolu. o sırada aşık olduğum kız arkadaşım ile sancılı bir sürece girmiştik. iş stresi, hayat stresi, aşk stresi derken cozuttum gitmiyorum anasını satayım dedim. zaten ruhen iyi değilim. çözüm olmayacak herhalde deyip vazgeçtim. kaç para ödedik bilmiyorum. babam ödediği için sormadım.

    zz: dedim psikolog deneyelim. o sırada tesadüfen bir eğitime katılmıştım. eğitim çok hoşuma gitmişti. eğitmen psikologlara da eğitim verdiğini anlatmıştı. lan dedim bu adam nerden baksan 100 tane psikolog tanıyordur. gittim, bana iyi bir psikolog önermesini istedim.bir isim verdi. istanbulda valikonağı caddesinde bir işhanında. bir kaç psikolog toplaşıp ofis açmışlar. hevesle aradım. randevu aldım. uçağa atlayıp gittim. 500 tl ödedim. ilk seans yine süper geçti. lan dedim bu sefer olucak. beni güzel güzel dinleyip öneriler sundu. sonra ekledi. ilaç kullanmak ister misin? aynı şeyi söyledim. çare olacaksa tabi ki. bana dedi ki: jzff sen depresyonda değilsin. ilac sana fayda sağlayabilir. biraz rahatlarsın. ama benim yazma yetkim yok. bak bu kartım. numaramı biliyorsun. mail adresim bu. git bir psikiyatriste. benim söylediklerimi aynen böyle anlat. sana bir ilaç yazsın. yazdığı ilacı almadan önce beni ara. ilacın ismini ver. ben sana kullan ya da kullanma diyeyim. sana uygun ya da uygun değil diyeyim. bir ay sonra tekrar gel dedi. dışarı çıkınca sekretere randevu yazdırdım bir ay sonraya.

    mantıklı geldi. ilk gazları da aldım. biraz rahatladım. sevinçle anadolu şehrime döndüm. o sıra dedim ki kendi kendime bir daha yok yere 150 tl psikiyatriste vermeye gerek yok. bağkurluyum ben. devlet hastanesine gideyim. ilacı yazdırıp çıkayım.

    dd: devlet hastanesinde sıra aldım sabah. ikindi 4.30 a kadar ara ara yokladım hastaneye gidip. kapanışa yakın sıram geldi. 10 20 tl bir şey ödemiştim. odaya girdim oturdum. dışarda olay çıktı. birisi bayıldı. doktor kadın söylene söylene gitti. azarladı ordakileri. her bayılana beni çağırmayın dedi. acili arayın dedi. ilk şoku yedim ama yılmadım. deneyeceğim şansımı. bu ne biçim doktor demedim. hastanede birisi bayılmış, doktor bayılana ilk müdahale yapmaya eriniyor. her neyse. aynen psikologun dediği gibi anlattım olayı. dedim depresyonda değilmişim. böyle böyle şöyle.

    kadın beni toplamda 45 sn filan anca dinledi.

    ve yumuşak ses tonuyla: jzff, psikolog yanlış söylemiş. sen depresyondasın. ama hiiiiç merak etme. sana bi ilaç yazacağım şimdi. hiç birşeyin kalmayacak.

    gülsem mi ağlasam mı bilemedim. aldım reçeteyi.

    zz: aradım psikoloğu. haliyle görüşmedeymiş. not aldılar geri döneceklermiş. ertesi gün oldu. dönen yok. aradım tekrar yine aynı cevap. bir gün daha geçti, yine aradım. efenim psikologumuz yurt dısına gitti 4 5 gün sonra dönecek. hey allam. tamam dedim. arayın beni 4 5 gün sonra sorup. yine ses seda yok. bir hafta sonra ben aradım. yine ulaşamadım. bu sırada mail attım 2 farklı zamanda yine cevap yok. cep telefonu vardı sanırım tam emin değilim. aradım mesaj attım yine cevap yok. lan herifin stalker ı değilim. keyfimden aramıyorum. ara dedi. danış dedi diye arıyorum. yoksa ilacı filan alıp almayacağımı bilmiyorum.

    daha sonra aratıp bulup, facebook hesabından(görüldü iletisi aldığım) bir sitemkar mesaj yazdım psikoloğa. yaptığının beni hayal kırıklığına uğrattığını izah ettim. onu bana öneren adama da aynısı anlattım. ben çaresizlikle ölüm yaşam arasında gidip geliyorum. türlü saçmalık yapabilirim. kendimi, ailemi, ya da sokaktaki alelade bir masuma zarar verebilirim. adamın yaptığına bak. direksiyon başında, içimden bir ses kır oğlum sola şunu da kurtul bu belirsizliklerden diyor. o sırada sizin yeğeniniz filan yolda olsa ezip geçicem. yavrucak yok yere gidicek öteki tarafa. ben okumuş etmiş adamım. eğitim öğretim ile çok alakası da yok ama kendimi sakinleştirebildim. çok şükür ki saçmalık ve mantık arasındaki o ayrımı yapabildim ve böyle bir şey yaşamadım ama bana bunu yapan daha başka insanlara da yapıyordur. işine bu derece saygısı olmayan birisi. üstelik kendisi hakkında birisi şöyle yazmış: "türk psikologlar derneği - istanbul şubesi'nin travma ve insan hakları komisyonu'nda ve gerekli durumlarda psikolojik acil yardım ekibi'nde görev yapmaya devam ediyor. " yazık çok yazık. ismini vermek kötü reklamını yapmak istiyorum ama umuyorum ki sadece bana yanlış yapmıştır. hala acaba ben adama bir yanlış yaptım mı diye düşünce içersindeyim. bir özür dahi dilemedi. sonra ben olayı kapattım unuttum gitti derken meğer bir aylık süre dolmuş. sekreter aradı bu sefer. yarın geliyor musunuz? dedi. hiç ses etmedim. evet evet uçak biletimi aldım. geliyorum dedim. o an düşündüm. intikam alabilecek anca bu saçma olay kaldı elimde. randevuya gideceğim deyip gitmemekten başka hiç bir zarar veremezdim, hem paramı hem vaktimi, en önemlisi de umudumu çalan bu adama. ama ertesi gün yine bir şey oldu. bilmiyorum bu durumu anladıkları için mi yaptılar, yoksa gerçek miydi? aradılar tekrar. jzff bey çok özür dileriz. psikoloğumuzun acil işi çıktı 4 saat sonraki görüşmenizi ertelemek durumundayım. lan ben uçakla geldim nasıl olur yaptığınız ayıp filan deyip azarlayıp kapattım. zaten gitmemiştim ama gitmiş olsaydım yine küfredeceğim bir olay olmuş olacaktı. belki de onlar beni kekledi bilmiyorum. nasıl hala para kazanıyor bunlar anlamıyorum. 500 tl veren bir adamı kaybetmek bu kadar kolay bir taraftan da. demek ki sırada müşteriler. insan bir özür telefonu açıp geri kazanmaya filan çalışır. ben olsam öyle yapardım. ama insan hiç değerli değil malesef böyle insanlar için. ama para da değerli değil demek ki. yazık.

    allahım çıldıracağım. sorunlarım devam ediyor. ne iş yapacağım belirsiz. yaş gelmiş 30 a. sevgilim var bir tek orda mutluyum ama o da türk kızı işte. düzensiz olduğu için yaşantım, yani ne yaptığım henüz net olamadığı için hep şüpheli bana. ya diyorum iyi kötü param var, olmaz diyor hazıra dağ dayanmaz. haklı. elimi tut nolur diyorum. bu çözüm sürecinde bana destek ol. bir oluyor bir olmuyor. işe devam etmek zorundayım bu sırada. bir ediyorum bir etmiyorum. duvarlar üstüme üstüme geliyor.

    bb: bir aile dostumuzun önerisi ile tanıştık. anadolu şehrimizde bir çok aile ona danışıyormuş. bizde 200 tl ödeyerek ilk seansa gittik. yine ilk seans süper geçti. lan dedim bu adam anladı beni. sonunda bulduk. çözümü gösterir bu bana. anlattım uzun uzun notlar aldı. önerilerde bulundu. ikinci seansa aileni de getir dedi. ikinci seans 150 tl oluyormuş. ayağımız alışınca indirim oluyormuş. tamam dedim. ikinci seans 2 hafta sonra. o 2 haftada ben artık iyice yorulmuştum ruhen. ve nasıl oldu bilmiyorum. babamı karşıma aldım. baba dedim ben artık işe gelmeyeceğim. zaten bu zamana kadar kör topal geldim. ama bundan sonra yok bil beni işte. çok üzüldü haliyle. bunu psikiyatristle olan 2. görüşmede dile getirdim. ama nasıl rahatlamıştım bir anda üstümden yük kalkmıştı. sonuca çok yaklaştığımı hissediyordum. psikiyatrist beni azarladı. ne demek dedi işe gitmemek. "aileni görmüyor musun? ben diğer entel dantel meslektaşlarım gibi kalbinin sesini dinle demeyeceğim sana. istemiyorsan benim kurallarım ile devam etmeyeceksen 3. seansa gelmeyebilirsin."

    ben şok oldum. her ne olursa olsun, yanlış yapıyor olsam bile bana gelmeme ihtimalini sunması çok yanlış geldi. yine çok kırıldım. hakikaten yardım isteyen birisi olmak ne kadar zormuş. içimde kopan fırtınaların yüzde birini anlayamamış adam. onun da ismini vermek ona gidenlere engel olmak istiyorum ama umuyorum bir tek bana yanlış yapmıştır.

    totale bakacak olursak ben mi hatalıydım? hepsinde bu 5 kişi mi hatalıydı? bilmiyorum. bildiğim tek şey. 1200 tl civarı muayene parası ödediğimiz. yol masraflarıyla, zamanıyla, duygusuyla, umuduyla daha büyük şeyler harcadığım sorunumu çok şükür ki çözebildim. düşün düşün kafayı yemek üzereyken tüm sorularıma cevap buldum bir sabah. uyandığımda aklıma geldi bir fikir. şimdi o fikri hedef yaptım. istediğim tüm kriterlere uyuyor. o hedefi belirlemedeki düşünce mantığımı da ayrı bir yazıda yazabilirim umarım. son 2 yıldır, o hedefe doğru yürüyorum. yolum uzun ama huzuru buldum sonunda. bu yolda ölsem bile, bir şey başaramasam bile huzurla öleceğim. belki bu ruhsal sağlık danışmanları ile yaşadığım süreç çözmeme yardımcı oldu, belki de olmadı.

    ama bu bilime hep saygım var. bu arada ülkeme bok attım da, kalburüstü ülkelerde şahane mi onu bilmiyorum. benim durumum da ben uygun uzmanı bulamamış olmaktan şikayetçiyim. bir arkadaşım televizyonda kanal kanal gezen ünlü birine çokça para bayılıyor. ve çok mutlu. annesini yolladı aynı kişiye. hiç faydası olmamış. sanırım her ayrı kişide amerika'yı yeniden keşfetmeleri gerekiyor. o yüzden nolur bu meslekte çalışan arkadaşlar dikkatli olsun. gerçi her meslekte öyle. öğretmenler, beyin-kalp doktorları, polisler, hakimler filan da dikkatli olsun ama bu meslekler daha özen isteyen işler. nolur işinizi sevmiyorsanız bırakın. anadoluda bir laf vardır. (bkz: elden ayaktan olmak zorda, akıldan olmak daha zor)

    edit: yazdım daha sonra. (bkz: #59671216)
  • pahalı iştir. ayda bir gidişle o parayı bir biriktirsem planları da yapılır. onu geçtim arkadaşlarına söylemek biraz şey karşılanır. hangimiz çok rahat rahat aa canım bugün terapi günüm diyebiliyoruz ki.
    hadi bakalım kolay gelsin.
  • memlekette bir performans sistemi var ki gelen hastaların hepsine bakmak, puan almak ve kendini ve hastaneleri ayakta tutmak şeklinde tanımlanabilir. bu performans sistemi içerisinde gelen hasta aile tanışmak bile hekimin 5-10 dakikasını alacakken, bu süre içerisinde tüm muayenen-değerlendirmenin
    bitmesi isteniyor. özel muayeneye gitmek de para istiyor. bu koşullarda hasta olmak zaten çok zorken, türkiye'de psikiyatriste gitmek de maalesef zor iş. hele kendi çözümlemesi -analizi için gitmek imkansız neredeyse. ılk seans tanışmaktan öteye geçmez. gerçek tedavi aşaması ise düzenli gidilen aylardan sonra başlar. ruhsal bozukluklarda ise psikoterapi ile birlikte ilaç kullanılır. akıl sağlığını korumanın zor olduğu memleketimde canların uğrayacağı içinden çıkılması zor labirenttir.
  • toplumun gereksiz , saçma ve anlamsız sebep bulmalarından(deli mi,manyak mı,psikopat mı...)dolayı pek çok kişiye söylenemeyen durumdur.
  • bir nevi parayı çöpe atmaktır.

    eminim işini severek yapan bir çok psikolog ve psikiyatrist var, yetkinliklerini sorgulamak ne haddime ama konsept olarak bana çok güven vermiyor.

    adamın/kadının birine gideceğim, kendimi anlatacağım, sonra o beni anlayacak, sonra haftada 168 saatlik kendimle geçirdiğim zamanda yakalayamadığım farkındalığı, bana haftada 1 saatte ya da yarım saatte yakalatacak.

    anlarım gerçekten medikal ilgi gerektiren psikolojik bir rahatsızlığınız vardır, şizofreni olabilir, bipolar bozukluk olabilir, vb. ama kalkıp "hayatın anlamını arıyorum, bugünlerde ruhum darlanıyor" diyerek avuç avuç hap yutmanın, kendinize dönüp sorgulamak yerine sizi hiç tanımayan birinin tavsiyelerini adım adım takip etmenin anlamı nedir bilmiyorum.

    o kişiye vereceğim saati 400 tl ile kendime ve bir elimin parmaklarını geçmeyecek dostlarıma dört başı mamur bir sofra kurup felekten bir akşam çalarım. hem alkolün etkisiyle devleti milleti ve bittabi dünyayı kurtarır üstüne bir de bahşiş bırakırım.

    evet böyle de düz bir insanım.
  • ben bunu bir tek almanya'da deneyimledim, ilk entryi de hayretlerle okudum. burada bir kere sigortan masraflari karsiliyor. randevu falan da problem olmuyor. haftada 2 kere ya da haftada bir gidiyorsun. ben gittigimde panik atak gecirdigimden odama giremiyordum. uzun zamandir yemek yiyince kusuyordum. zaten yiyemiyordum da. uyuyamiyordum. bu nedenle bayilmaya baslamistim. ıntihar bana cok normal bir secenek olarak görünüyordu. niye buradasin diye sorduklarinda aklimi kaybettim demistim. ılac kullanmadan düzeleceksin deseler hayatta inanmazdim, ama terapi ile düzeldim. türkiye'de olsam demek ki biri benimle ilgilenene kadar kendimi öldürmüstüm. umarim baskalarinin tecrübeleri daha iyidir dedirten baslik.
  • geçenlerde bir arkadaşım ailesi zoruyla psikiyatrise gitti; birkaç gün öncesinde buluşup her zamanki gibi muhabbet ettiğim arkadaşımı psikiyatris ziyareti sonrasında gördüğümde ufak çaplı bir şok yaşadım çünkü bildiğin mal gibiydi. tüm psikiyatris gören insanlar gibi ona da hemen antidepresan ilaçlar verilmiş ve bizimki de denilen şekilde kullanmaya başlamışmış. ağrı kesici kullanmaya dahi karşı olan bir insan olarak asla kullanmamasını istedim (önermedim,istedim ) yaptığım yanlış da olabilir ama ben bu yaşıma kadar psikiyatrise gidipte antidepresan verilmeyen insan görmedim , sakinleşmesi gerekiyormuş , ben de hayır sakinleşme ; ağla , sinirlen , ne yapmak istiyorsan yap dedim. bunları kullanmak zorunda değilsin dedim. şunu anlayabiliyorum ; çok ağır , travmatik bir olay yaşarsın ,tecavüze uğrarsın , ne bileyim bir yakınını kayberdersin , anormal tavırlar sergileyecek bir duruma gelirsin ve ilaç kullanırsın . ona karışmam işte ama hayatta herkesin başına gelebilecek olayları devasalaştırıp bedene eziyet edilmesini yanlış buluyorum o yüzden gider gitmez antidepresan veren psikiyatrislere hayır diyorum !
  • istanbul' da yaşayan insanların hemen hemen tamamının ihtiyaç duyduğu muayene, teşhis ve tedavi sürecidir. ancak, "bana deli derler" diye çok küçük bir kısmı cesaret edebiliyorlar. onlara da antidepresan ilaçları dayayıp yolluyor sevgili psikiyatristlerimiz... kısaca herkes bırak dağınık kalsın modunda..
  • ruhunuza gerçekten dokunabilecek, işinin ehli bir psikiyatriste denk gelirseniz, ki bu zor, ufkunuz genişler, yüreğiniz ferahlar, hafiflersiniz. bunun yanında ilacı, gerekli görürlerse verirler. ama dediğim gibi iyi bir hekim bulmak gerek. işin en zor kısmı bu zaten. piyasadaki psikiyatristlerin çoğu alacağı paranın hayallerine dalmış. insanı doğru düzgün dinlemeden, anlamadan antidepresan yazıyorlar, oldu bitti. filmlerdeki o, çocukluğa inme, geçmişe dönme falan hikaye zaten. işini layığıyla yapanların sayısı az. türkiye'de herkes kendi kendinin doktoru olmak zorunda.