şükela:  tümü | bugün soru sor
  • bir türkiye sorunsalı.
  • barış ve insanlık adına yapılan sanat eserlerinin yıkılması.
  • bir sebebi de heykeltıraş kuzgun acar'ın ankara-kızılay'daki vakti zamanının, efsane soyut eserinin başına nelerin geldiğinin düşünülmemesi.
  • fakirlerin hayatta kalmak için çalışmasından sanat yapmasına fırsat gelemez bu ülkede, aynı sebepten de gelişmez sanat.
    insanı hayvanlardan ayıran en büyük özelliktir sanat yapmak ama oraya gelene kadar insan da hayvan da varlığını sürdürmek için uğraşır.
    başını sokacak mağara bulduktan sonra resim çizebilirsin duvarlara, canın tehlike altındaysa enstrüman da çalamazsın hikaye de anlatamazsın.
    biz daha barınak arayacak seviyedeyiz, sonra karnımız doyuracak en son hobi edineceğiz. belki küçük heykeller yapacağız.
    ama asgari ücretliysen türkiye'de onu da yapamayacaksın, günde 12 saat çalışıp akşam eve gelince yorgunluktan uyuyup ertesi gün köleliğine devam etmek adına hazırlanacaksın.
    bizim neyimize sanat?
    bizim neyimize edebiyat?
  • bunu ilk fark edenlerden biri ve belki de ilki mustafa kemal'dir.

    gençliğinde avrupa'da bolca vakit geçirmiştir genç mustafa. avusturya, almanya, fransa, belçika... hepsini görmüştür. notlarında bolca bahseder. büyülendiği şeylerden bir tanesi opera, tiyatro vs işleridir.

    bir konser alanından büyülenmekten farklıdır operadan büyülenmek. opera kocaman bir binadır. yapısaldır. mimaridir. her köşesi heykelle süslüdür o binanın. müzikleri ve müzisyenleri vardır. edebiyatçıları vardır. ressamları vardır. şairleri vardır. insanlara bu sanatlarda üretilen son eserleri bir arada sunmak için de büyük operalar vardır.

    genç kemal operaya değil, operanın simgelediği şeye baktı. işaret teorisi henüz geliştirilmişti, semiyotik emekleme aşamasındaydı ancak genç kemal operanın ne anlama geldiğini çok derinden idrak etti. notlarına altını çizerek işledi sanatın önemini.

    yıllar geçti, savaşlar kazanıldı, dostlar kaybedildi, herkes yaşlandı. genç mustafa kemal atatürk oldu. avrupalı'nın neyi doğru yaptığını bulmuştu ve onu uyguladı her alana. ulaşım hatları kurdu. yerelleşme hareketine başladı. hem ülke anlamında hem de bölgesel anlamda yerelleşmeye başladı. eğitim standart hale getirildi. yurt dışına gençler yollandı geri gelip akademiyi canlandırmaları için. her şey yapıldı... endüstriyel işler yapıldı, akademi yapıldı, bürokrasi kurgulandı, anayasa yapıldı, ülke kuruldu... ama sanatçı çıkmadı. bu millete uşaklığı öğretemediği gibi bu milletten sanatçı da çıkaramadı.

    uğraştı. sanata dair güzel şeyler söyledi. sanatçıya denk gelince akşam yemeğinde ağırladı. sergi, açılış, müze kaçırmadı. hepsine destek oldu. sanatın farklı alanlarıyla ilgili bir sürü kurum açtı. bir sürü uğraştı ama olmadı. bizim insanımızdan sanatçı çıkmıyor. çıkanlar da örgütlü bir çabayla atatürk'ün yapmaya çalıştığı gibi çıkmıyor.

    aşık veysel çıkıyor, barış manço çıkıyor, yaşar kemal çıkıyor. ama bunlar anadolu'dan zaten hep çıktılar. türkiye'den çıkmadılar bunlar. anadolu'dan çıktılar. seküler, gelişmeci, bilimci, aydınlıkçı türkiye fikrinden türemedi bunların hiçbiri.

    cumhuriyet'in sanatçı yetiştirmek konusundaki bu başarısızlığı da ele alınmalı ama kim uğraşacak. behruz çinici ele alınmalı mesela. mimar sinan ayarında adam birçok açıdan. ama hiç parlatamamış, kimse adını bile duymamıştır. bunlar tartışılmalı.