şükela:  tümü | bugün
  • bir tane yol yap tüm şehri onun etrafına kur ki trafik olsun. her sene yeni bina dik ama çöp konteyneri sayısı hep aynı kalsın ki çöpler dışarı taşsın.
    20 bin kişilik üniversite yap, 1 metre genişliğinde kaldırımları olsun ki öğrenciler yolda yürüsün.

    2018 yılında artık kamikaze droneların, insansı robotların yapıldığı şu günlerde umarım şu saatten sonra aynı geri kafalılıkları yapacak kadar alçalmayız.

    hele şu hastane mevzusu yok mu, her yer inşaat sürekli insan geliyor sürekli sayı artıyor ancak hastane sayısında ve diğer önemli konularda miktar hep aynı, bu kafayla yaptım olduyla yapılan her bina özellikle istanbul'a ihanettir!
  • milletin *** koyan anlayıştır.
    arkadaşım zaten çoğu orta direk ailenin çalışma hayatı boyunca tüm birikimini çocukların eğitimine, bir eve ve olursa bir de arabaya harcadığı bir ülkedeyiz. yaşadığımız şehirlerde insanların kafa dağıtacağı park, bisiklet yolu, doğa yürüyüşü parkuru vb. sosyal mekanlar olmamasından bahsetmiyorum bile. bu tüm birikiminle aldığın evin perdesini açınca içeri güneş gireceğine komşu giriyor. sırf mütahitler daha fazla kazansın diye sıkış tıkış planlamacılık yapılıyor. sonra insanlar ne diye mutsuz?
  • sanırım 1980’den itibaren olmayan, terk edilen anlayıştır.

    birleşmiş milletler’de şehircilik ve alternatif enerji sistemleri konusunda danışmanlık yapan değerli bir dostum, ankara’da buluştuğumuzda, bana şunu söylemişti: “sadece şehirleri betonlaştırmakla kalmadılar; toplumun belleğine de saldırdılar ve şehrin hikayesini yok ettiler. bizim yeni bir hikaye yazmamız gerekiyor”.

    haklı da...

    şehirler, toplumun belleğidir. çoğumuzun doğup büyüdüğü yerler olarak (özellikle) büyük şehirler, mimari eserleri, kamu alanları, pazar yerleri, tarihi vs. ile bireyin belleğinin oluşmasını ve bunun toplumsal bellek üzerinden gelecek nesillere aktarılmasını sağlar. şehirlilik kültürel bir duruştur. oysa ki, bırakın yılları, birkaç ay gelmeseniz tanıyamayacağınız sokaklar var. egemenler, süreksizleşmiş bir inşaat faaliyeti içerisinde şehirleri bir tür yap-boz tahtasına dönüştürdükleri için, toplumsal bellek de kalmıyor. siz de yaşadığınız şehre ve o şehirdeki insanlara yabancılaşıyorsunuz.

    şehrin hikayesi, dediğim veya bazılarının şehrin ruhu olarak adlandırdığı durum da tam buna denk düşüyor. şehircilik anlayışı; bu bağlamda toplumsal belleğin ve o bellek üzerinden aktarılan şehrin hikayesinin korunması için de çok önemli.

    pek çok şehrimiz, buna sahil şeridindeki beldeleri de katıyorum (ne yazık ki), 1980’lerden sonra yürütülen bir bellek yok etme, şehirleri kişiliksizleştirme projesinin kalıntıları haline gelmiş durumda: yan yana dikilmiş özensiz, estetik yoksunu ve izbe binalar, daraltılan kamu alanları, daracık sokaklar, insanın içini daraltan ve insana nefes aldırmayan gece-apartman-konduruldu mahalleleri, vs.

    öyle ve o kadar ki, ülkemizin herhangi bir şehrine girdiğinizde, merkezde sizi karşılayan yan yana dizilmiş izbe apartmanlar, yollarda yaşanan trafik kaosu, özensizlik ve betonlaşma, nerede olursanız olun, fark etmiyor, sizde o şehirden kaçma duygusunu uyandırıyor. balıkesir’e, trabzon’a, ankara’ya, izmit’e, bolu’ya, izmir’e, kuşadası’na veya başka herhangi bir yere gittiğinizde sizi aynı mimari çirkinlik karşılıyor...

    bunun bir tesadüf olduğunu, sadece rant hırsı yüzünden şehirlerin bu kadar çirkinleştiğini, laz müteahhitlerin mimariden anlamadıkları için bu kadar kişiliksiz şehirlere sahip olduğumuz söyleyebilir miyiz? hayır!

    aynı şehirlerin ‘80 öncesi fotoğraflarına bakın. daha modern, daha kişilikli ve mimari açıdan daha zengin “kişilikli” şehirlerin olduğunu göreceksiniz. tabii ki, 60’ların sonuna doğru, sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda büyük şehirlere yönlendirilen köylülüğün şehrin çeperlerinde neden olduğu çarpık yapılaşma, gecekondular, ayrı bir konu. ben şehir merkezlerinden ve o merkeze yakın mahallelerden; şehrin orijinal halinden bahsediyorum... ki kalmadı.

    sevgili dostumun da dediği gibi; şehirlerin hikayesini yeniden yazmak lazım. ancak, ondan önce, o şehirleri çirkinleştiren kötülükten çok daha güçlü olmak gerekiyor.
  • ali ağa oğlu
  • olmayandır.

    bu ennnt ry şehriicl
    kii
    pilanı ols a ydı idi an

    akböyl e olrduğu.
  • insan odaklı değil yağma odaklıdır. kimliksizlik ve kültürüzlüğün olduğu, sürekliliğin mevcut olmadığı topraklarda, kötünün iyiyi kovması sonucunda oluşmuş olan kapkara bir lağımdır.