şükela:  tümü | bugün
  • uzun zamandır ara ara aklıma gelen bir proje var. artık bu fikrimi geniş bir kitleye açarak önce tartışmak, sonrasında mümkün ise memleketime katkı sağlamak derdindeyim. ekşi sözlük bu konuda en ideal ortam diye düşünüyorum. konuya hakim arkadaşlarla özel mesaj aracılığıyla da derinlemesine konuşmak isterim.

    bu fikrin uygulanabilirliği nedir bilmiyorum. avantajlarını/dezavantajlarını bilmiyorum. bunu benden başka düşünenler de olmuştur illaki bugüne kadar ama ben çok da detaylı olmayan araştırmalarım sonucunda denk gelmedim. mantıksız isem düzeltilmek isterim. düşündüğümde bana çok mantıklı geliyor. neyse lafı da daha fazla uzatmadan konuya giriyorum.

    işim gereği sürekli yollardayım. bir çok şehri karış karış gezdim. bu gezilerim esnasında ekili olan arazi miktarından daha çok ekili olmayan arazi olması dikkatimi çekti. tarımsal gıdada günden güne ithalata bağımlılığı yükselen bir ülke olarak, böylesine bereketli topraklarda, ekilip biçilmeyen bir karış dahi toprak kalmaması gerekirken, bu iş tamamen toprak sahiplerinin insiyatifine bırakılmış durumda.

    şimdi tabiki insanların tapulu toprağına ne yapacağına bireysel olarak karışacak değilim. ancak milli servetimiz olan bu topraklarda hepimizin hakkı var diye düşünüyorum ve artık bu hakkımızı devletin kimseyi mağdur etmeyecek bir şekilde koruması gerekiyor. bizim konumumuzdaki bir ülkede, hiç bir tarım arazisi boş bırakılamaz. bırakılmamalı.

    bu noktada sadece bireysel olarak toprak sahiplerine sorumluluk yüklemek anlamsız. kimi toprağını bırakıp şehre göçmüş, kiminin imkanı yok, kiminin mecali yok, kiminin keyfi istemiyor olabilir. insanları “ek ulan toprağını!” diye gırtlaklayacak halimiz de yok.

    işte bu noktada devreye devlet girmeli. bir yasayla milli servetimiz olan tarım arazilerinin ekilmesi zorunluluk haline getirilebilir. kendi ekmek istemeyen toprak sahiplerine de “tamam kardeşim paşa gönlün nasıl isterse.” denir ve “ama madem ki sen ekmiyorsun o zaman ben devlet olarak devreye giriyorum ve arazinin ekim hususundaki kullanım hakkını bu yıl için ihaleye açıyorum.” diye de ekler. bunu toprak sahibinin isteğine göre süre opsiyonlarına da bağlayabilir. 1 yıl, 3 yıl, 5 yıl gibi. bu ihaleden hem devlet kazanır, hem icarını alan toprak sahibi kazanır, hem tarlayı eken kazanır, hem de elde edilecek mahsulle biz kazanırız.

    tüm bunlar devlet kontrolünde gerçekleşirse, ülkenin ihtiyaçları doğrultusunda yapılacak üretimle tarımsal gıdada dışa bağımlığımızı minimuma indirebilir, hatta ihracat miktarlarımızı ciddi anlamda artırabiliriz diye düşünüyorum.

    perma kültür diye bir şey var. toprakta tek tip üretimin verimliliği azaltırken, çeşitliliğin verimliliği artırdığına dair bilimsel gerçeklerden bahsediyor bildiğim kadarıyla. tek tip ekim yapmak yerine ülkenin ihtiyaçları doğrultusunda, bir arazi de her yıl bölgede yetişebilen farklı bir mahsul ekimi gerçekleştirecek şekilde bir ekim planlaması yapılırsa tüm tarım arazilerimizin verimliliği de artırılır. kim bilir belki bir süre sonra ders kitaplarında yeniden “türkiye kendi kendine yeten bir tarım ülkesidir.” yazdığını görürüz.

    tabiki tüm bunların teşviklerle de desteklenmesi gerekiyor. risk alıp makina alacak, şirketleşecek, ihalelere girecek insanlara çeşitli hibeler, faizsiz kredi imkanları gibi olanaklar sağlanmalı, mazot fiyatı düşürülmeli. ayrıca köprülere geçiş, şehir hastanelerine hasta garantisi vermek yerine bu firmalara ürettikleri malları istemeleri halinde, belirli standartlar dahilinde olması şartıyla devlet olarak belirli bir fiyattan satın alma garantisi verilmeli.

    sanıyorum ne demek istediğimi az çok anlattım. başta dediğim gibi konuya hakim değilim. başlığı açıkçası ilgi çekebilmek adına iddialı attım. konuyla ilgili uzman arkadaşlar, bu fikrin hayata geçirilebilme ihtimaliyle ya da neden hayata geçirilemeyeceği ile ilgili detaylı açıklamalarını başlık altında yaparlar diye umuyor, gözlerinizden öpüyorum.
  • soyluyorum, yazin;

    uzun zamandir tarim urunleri fiyatlari ayni veya diger emtialara gore cok dusuk artti, firinci veya manav ayni parayi kazaniyor, komisyoncu ve nakliyatci ayni parayi kazaniyor, tuketici genelde ayni parayi oduyor fakat uretim maliyetleri surekli olarak artiyor, bu denklemde zarar goren kim? dogru bildiniz ciftci.

    bu adam mal degil her yil bir oncekinden az kazandigi halde ayni emegi vermeye devam etmez, o da satiyor saviyor cekiyor gidiyor al sana tarimin cokmesi.

    devlet ithalat silahini bes sene ciftcinin ensesinden ceksin, ciftci tekrar is yaptigina degecek kazanci elde etmeye baslasin, aracilari adam gibi denetle, halk biraz pahaliligi sineye ceksin tarim kendiliginden kurtulur.

    bugday hâlâ bir lira, on yil oncede bu civarlarda geziyordu, neredeyse bir dolardi kilosu, su an 20 cent, hangi enayi calisir bu paraya?
  • çözüm olarak halkın pahalılığı sineye çekmesini beklemek, çözüm üretmek değildir. ithalatla yürüsün o zaman halk niye pahalılığı sineye çekiyor. bunca imkan dahlinde bu işin çözümü pahalılığı sineye çekmek olmamalı.
  • önce 'ohal'i,
    sonra 'hali' kaldırmak.
  • o topraklar birleşecek! cücük kadar arazide tarım olmaz.
  • ohal'in kaldırılması mutlaka etkendir. ancak tarım politikalarımız akp dönemi boyunca istikrarlı bir şekilde istikrarsızlaştırıldığı için konuyu yalnızca ohal'e bağlamak doğru değil. hali kaldırmak ise bence kesinlikle çözüm değil. kimse arada hiç komisyoncu olmasın demiyor. komisyon yapılan iş, harcanan emeğin karşılığıdır. devlet denetiminde işlerse çok da faydalıdır.

    toprakların birleştirilmesi ise kolay bir uygulama değil. ancak benim bahsettiğim uygulamada ekim arazileri birleştirilerek ihale sürecine açılabilir. illaki mülkiyetlerinin birleştirilmesi gerekmiyor. uygulamada birleştirilmesi yeterli olacaktır diye düşünüyorum.

    konunun ilgi çekmemesine üzüldüm. yalnızca aktif olarak sahada yer alan bir ziraat mühendisi yazar arkadaş ve çaylak onay listesindeki bir arkadaştan mesaj aldım konuyla ilgili. halbuki bu konuyu gündeme taşımanın tam vaktiydi seçim arefesi.
  • ucuza üret, maaliyeti düşür, ucuza sat. bol bol sat.

    elektrikli traktör üret, elektrik maaliyetini düşür (bolca güneş ve rüzgar santrali kur) , fabrikadaki gübre maaliyetini de düşürmüş olursun.
    güneş enerjili su pompalarını yaygınlaştır.

    zaten mazot denen illet işin içinden çıkarılırsa maaliyet otomatikman çok çok azalır.
    çiftçi iyi kar etmeye başlar ve tekrar üretime yönelir.
  • üretim maliyetlerini düşürmekle mümkün olabilir.

    çifçi üretmek için gübre, tohum vs almak zorunda. bunu borç harç kredi ile bulup alıor diyelim ama bu sefer de ürününü değerinde satamıyor. girdi maliyetleri arttıkça ve ürün de para etmeyince çiftçi aldığı kredileri ödeyemiyor.

    markette 8 lira olan soğan tarlada 50 kuruş.

    üretici kazanamıyor kazanmayınca niye eksin. devlet üretim maliyetini azaltsa zaten sorun kendiliğinden çözülür.
  • basit anlamda ekilebilir alanların değerlendirilmesiyle gerçekleşecek projedir. devlet bunu teşvik için tarlası olana dönüm başına belirli bir destek veriyor. iyi niyetli bir girişim ama adam o parayı alıp tarlayı boş bırakıyor, bu teşviğin akıbetinin sorgulanması gerek. bir şekilde köyden kente göçü de tersine çevirmek gerek. devlet iş bulamayan adama diyecek ki "bak hemşerim köyde yaşarsan sana bedava ev vereceğim, elektrik ve su sana %50 daha ucuz, sen de buna karşılık hayvancılık ve tarım yapacaksın. şu tarlayı ekeceksin. senden şu aralıkta üretim bekliyorum." tabi bu tren kaçtı gibi duruyor, kaç tane köy terkedilmiş durumda şu anda. rahmetli ecevit'in köy kent projesi vardı, sen şehirdeki olanakları köyde de sunabilirsen, adam zaten göç etmez.
  • kooperatifleşmenin ülke geneline yayılması gerekli. bu kooperatiflerin işletilmesine devlet öncülük etmeli. çiftçilerin ellerindeki ürün bu kooperatifler aracılığı ile pazarcılara veya perakendecilere direk ulaştırılabilmeli. böylece tüketici çiftçiden çıkan 50 kuruşluk ürünü pazarda veya markette 5 liraya almak zorunda kalmaz. büyük bir organizasyon işi olsa da devlet önce küçük küçük pilot bölge uygulamaları ile bu işe başlayabilir. zamanla tecrübe kazandıkça da sistemi ülke geneline yayabilir.

    bu fikir aslında türkiye için bir ütopya. yapılması imkansız. çünkü arada çiftçinin emeğinin zerresini sarf etmeyip çifçiden daha çok para kazanan "yiyiciler" var. bu kesim zaten aralarında anlaşıp fiyat düzeyini de bir bölgenin hemen hemen her yerinde aynı seviyelerde tutmakta. işin en acı tarafı da devletin her zaman çiftçiye vatandaşa değil bu kesime çalışması. kanunları bu kesimin çıkarlarına göre düzenlemesi. biliyoruz ki türkiye'de devlet daima küreşelleşme maskesi altında sermaye sahiplerine çalışmakta.

    bazı öneriler var su, elektrik ve akaryakıt giderlerinin ucuzlatılması veya üzerinden vergi yükünün alınması üzerine. evet bu kalemlerin maliyetlere birinci dereceden direkt etkisi vardır. ama yine de bu konuda geniş bir araştıma yapmamış olmamla birlikte tüketiciye yansıyan fiyatın sanıldığı kadar da fazla düşmeyeceğini tahmin ediyorum. çünkü zaten çiftçinin satış fiyatı parekende fiyatının çok çok altında olduğu için çiftinin maliyetlerinde %50 gibi büyük bir düşüş bile raf fiyatında büyük bir değişikliğe yol açmayacaktır. yani yukarıda bahsettiğim örnekte çiftçi maliyetleri yarı yarıya düşürüp ürün satışını 25 kuruşa çekse bile bu düşüş perakende fiyatına en fazla 4,50 veya 4,25 olarak yansıyacaktır.

    edit: bahsettiğin konu sorunun sadece bir parçası. işin bir de yerli tohum ve gübre üreticiliği, teknoloji kullanımı, zirai verimlilik ve lojistik maliyetleri gibi boyutları var.