şükela:  tümü | bugün
  • bu konuyu tam anlamıyla sorgulayabilecek yetkinliğe ulaşmış değilim çünkü bunun için yurtdışında da üniversite eğitimi almam gerektiğine inanırım ama yine de düşüncelerimi açıklamak ve başkalarının görüşlerini öğrenmek istiyorum.

    türkiye'deki üniversiteleri çok iyi, -odtü, boğaziçi, galatasaray vs.- iyi ve kötü olarak değerlendirirsek , çok iyi olan üniversitelerdeki eğitimin kaliteli olduğunu, iyi olan üniversitelerin fakültelerine göre değişen kaliteleri ama dünya standartlarında sanırım orta düzeyde değerlendirilebilecek bir yer edindiklerini düşünüyorum.

    eğitimin en önemli aktörü olan öğretim üyelerinin, türkiye'nin geneline baktığımızda çoğunluğunun dünyadaki meslektaşlarıyla bırakın yarışabilmeyi onların epey gerisinde kalmakta.

    üniversite öğrencilerini bu konuda suçlamak bence yersiz çünkü eğitimi almak istemeyen, önem vermeyen insan dünyanın her yerinde var. önemli olan, bir şeyler yapacak kapasitesi olan öğrencinin yetiştirilme imkanı, koşulları ve onu yetiştirmeye çalışan hocaların kapasiteleridir.

    türk üniversitelerinde köklü çözümler sunacak reformların yapılması gerekmekte diye düşünüyorum; bu konuda iyi bir bilirkişi olmamakla birlikte.
  • içler acısı maaş düzeyiyle çalışan geçim derdindeki akademisyenlerle ancak bu kadar olan ve de olacak eğitimdir. bir internet sitesinde akademisyenlerle diğer memurlar arasındaki gelir adaletsizliğini çok net anlatan bir yazı gördüm ve aynen aktarıyorum:

    "arkadaşlar, bu kadar çileli bir işe bu kadar düşük bir maaş.. nasıl katlanıyoruz, niçin katlanıyoruz?? artık kendimi bile anlayamaz noktaya geldim. çok iyi bir fen lisesinde okudum ardından öys sınavında türkiye 1023.sü olarak en iyi üniversitelerden birinin bilgisayar mühendisliğini bitirdim. 3 sene master 4 sene doktora yaptım. ama onların eğitimi çok uzun tam 10 sene okuyorlar o yüzden 10-15 bin ytl maaşları hak ediyorlar denilen doktorlardan daha fazla okudum (11 sene) sci indekslerine giren dergilerde yayınlar yapmak icin gecemi gündüzüme kattım. les, üds, master dersleri, master tez sınavı, doktora dersleri, doktora yeterlik sınavı, doktora tez izleme sınavları, tez savunma sınavı gibi onlarca sınav geçtim. 3 yıllık yardımcı doçentim aldığım maaş 1706,23 tl.

    işe yeni başlayan 2 yıllık mezunu bir polis memuru: 1846 tl

    astsubay başçavuş: 2050 tl

    pratisyen doktor: 1785maaş+yaklaşık1000döner = 2785 tl

    lise mezunu hemşire: 1351maaş+yaklaşık500döner = 1851 tl

    mühendis: 2371 tl (ben yüksek mühendisim artı doktoram var!!!)

    avukat: 2258 tl

    asistanlık dönemimden beri hep bu adaletsizliği mutlaka birileri görecek mutlaka düzelecek diye bekledim tam 10 yıl oldu. hiçbirsey düzelmedi. artık umudum kalmadı, bir kaç ay içinde bu işi bırakacağım... yazık, çok yazık..

    "
    bu mesajı yazan insan aynen yazdığı gibi bir süre sonra akademisyenliği bıraktı ve şu an yaklaşık 6500tl maaşla özel sektörde çalışıyor.

    bu durumda kaybeden kim?

    akademisyenlerin iş koşulları geliştirilmezse, araştırma yapmaları ve yayınlamaları için uygun ortam sağlanmazsa nasıl bilim üretilir?

    ha, ne diyoduk? 41 yeni üniversite dimi!

    edit: kroc uyardı, ve "işe yeni başlayan pratisyen hekim maaşı(bekar-çocuksuz) 1383 tl. başlangıçtaki ortalama döner sermaye payı da 500 tlyi geçmiyor" dedi. kendisi de doktor galiba. o yüzden bir doktor bunu diyorsa doğrudur diyip bilginize sunuyorum.
  • kıssadan hisse için bu girdinin sonundaki dipnotu okuyabilirsiniz. türkiye'de üniversite eğitimini özetleyen bir fıkra.

    üniversite sayısının artırılmasını bilgiye büyükşehirlerin dışında da ulaşma imkanının arttırılması olarak alırsanız ki ben böyle düşünmek isterim, üniversite sayılarının artmasına olumlu gözle bakabilirsiniz. internet var, bilgiye her türlü ulaşılabilir tadındaki bir argüman ne yazik ki bana ''her türlü iş itina ile yapılır'' yavanlığını vermekte. kaldı ki yüksek lisans ya da doktora yapanların bile çoğu dergiye ve dolayısıyla makaleye erişimini bir kenara koyun, nasıl araştırma yapacağını bilmediğini unutmayalım.

    üniversite sayısının artmasının kaliteyi düşüreceğini, nitelikten çok niceliğe bakılan çalışmalara önayak olacağını, bu yeni üniversitelerin kadroları istenilen şekilde doldurulacağını da düşünebilirsiniz.

    güzel ülkemizde temel bilimlere verilen değer ne yazik ki yerlerde. üniversitelerin çoğu tıp fakültelerinin etkisi altında. araştırma ödenekleri ve kadrolar ne yazik ki bu fakültelerdeki yarı tanrıların (tövbe tövbe) himayesinde. tıp fakültelerinde döner sermaye gelirleri ile öğretim üyeliği arasındaki hassas çizgi bazen korunamayabiliyor. peki temel bilimlerdeki durum ne diye sorarsanız o da kendini tekrar etmekte. aynı arabanın a noktasından b noktasına gitmesi bir makale olurken, b noktasından a noktasına gitmesi bilime hiçbir yenilik getirmeyeceği bilinmesine rağmen makale olabiliyor. çünkü önemli olan makale sayısı.

    5 matematik, 5 fizik, 5 kimya, 5 biyoloji yapan adamı fen fakültelerinde gereksiz fazlalıktaki kontenjanlara doldurarak aslında ülkemizin öğrencilerine büyük kötülük yapıyoruz. sonra bu öğrenciler iyi değil, ezberciler, soru sormuyorlar, analitik düşünmüyorlar serzenişi yapıp sınav sorularını hazırlarken daha önce yapılan sınavın tarihini değiştirip yeniymiş gibi sunuyoruz. sonrasında bu sınavlarla bölüm derecesi yapan adamdan bilim insanı yetiştirmeye çalışıyoruz.

    bütün bunlara rağmen ülkemizdeki bazı üniversitelerimizde ve çoğu üniversite-yüksekliselerinde eğitimin iyi olduğunu söyleyebilirim. birşeyleri değiştirmek istiyorsak topu hemen eğitim sistemine, yök'e atmayalım. çünkü bu tembellikten başka birşey değil.

    dipnot: efendim fahişeye sormuşlar neden çocuğun olmuyor diye. fahişe gülümsemiş ve cevap vermiş: nasıl olsun ki? biri yapıyor, biri bozuyor.
  • yükseköğretime ayrılan bütçeden, akademisyen maaşlarından, üniversitelerimizin muadilleri kadar köklü ve kurumsallaşmış müesseseler olmamasından, birçok üniversitelerimizin sanata, kültürel faaliyetlere ve bilimsel araştırmaya yeteri kadar eğilmemesinden mütevellit model aldığımız avrupa ve abd’ye göre ne yazık ki biraz güdük kaldığımız bir eğitim şeklidir.

    yükseköğretime yeni adım atmış, büyük hayallerle, liseden çıkıp da bambaşka bir atmosfere girmenin koltukaltlarımıza uyguladığı kaldırma kuvvetiyle, hazırlık sınıfında bir amerikalı hocaya sormuştuk nasıl buluyorsun üniversitemizi, beğendin mi diye, vatandaş amerika’dakilerle kıyaslarsak burası lise gibi demişti. az buçuk ingilizcemizle yettiği kadar kendimizi savunmuştuk, yok efenim olur mu öyle şey, amerikada eğitim sistemi düzgün müymüş sanki, siz kanadayı güney komşusu sanan bir milletin evlatlarısınız gibisinden de, adam tutturmuştu lise gibi diye de o kadar tepkiye karşı geri adım atmamıştı. gerçi bu bey okulda amerikan milliyetçisi diye namı almış yürümüş, içine kitaplarını koyduğu bir alet çantasıyla tesisatçı gibi dolaşan çok nevi şahsına münhasır bir hoca olduğundan fazla önemsememiştik lakin havamı almam ve hikayemizin kahramanı amerikan milliyetçisi portlandlının sözlerinin manidarlığına vakıf olmam harvardın yıllık bütçesini öğrenmem ve türk üniversiteleriyle karşılaştırmama rastlar. zira öğrenmiştim ki harvardın bütçesiyle memleketin tüm üniversiteleri satın alınabilir, tüm tersanelerine girilebilir hatta tüm orduları dağıtılabilir ve tüm sülalemiz satın alınabilirdi.( harvard amerikanın en büyük bütçeli eğitim kurumu olarak biraz abartılı bir örnek olabilir)

    şaka bir yana, üniversitelerin artık endüstriyel yatırımlar haline gelmesi, uluslararası rankingler dikkate alındığında vakıf üniversitelerinin dünyada artık 1000 yıllık devlet üniversitelerini geride bırakmasıyla eğitimde sosyal devlet ilkesinin iflas ettiği gerçeğinin açık ve seçik önümüzde durması bir yana biz daha eğitimde sosyal devlet ilkesini bile hakkıyla oturtamamış bir garip ülkeyiz ne yazık ki. bu teee en başta saydığım, akademisyene reva görülen ücret, araştırma ödeneklerinin kısıtlılığı ve üniversite yöneticilerindeki gelişime kapalılık, sanata ve bilime sırt çevirmenin bir kombinasyonu olabilir veyahut bizzat eğitimde sosyal devletin çöküşünün türkiyede dünyadaki örneklerinden daha önce tezahür etmesi olabilir. sadede gel seslerini duyar gibiyim, binaenaleyh, niteliksiz adamda diyordu ya kız:

    biz aslında korkunç eylemsizleriz.
  • abartıldığı kadar berbat olmayan eğitimdir kesinlikle...
  • liberal arts olmayan, belki de olmasi gereken.
  • hocalarinin final doneminde verdigi notlara gore degerlendirme yapanlari saymazsak aslinda rezalet durumda olan egitimdir. hatta "turkiye'de universite var mi?" sorusu bile sorulabilir.
  • ortalamada bati'daki rakipleri ile asik atmakta zorlanan bir egitim sistemidir, yine de tum sucu universitelere atmanin dogru olmadigini dusunuyorum.

    temelde universite kavraminin yanlis anlasilmasi buyuk sorun, universitelerin temel amaclarindan birisinin bilim uretmek oldugunu asla anlamak istemeyen, okumayi, egitimi kucumseyen kadrolarla basarili olmak mumkun degil. bir ani iki haber paylasayim sizlerle.

    7 8 yil oncesi, ulkemizin buyuk otomobil fabriklarindan birisinde yaz stajimi yapiyorum. staj arkadaslarimdan birisi baska bir universitede egitim goren potansiyel bir meslektasim. ben bu staj sirasinda arkadasin darbe testi (charpy impact), cekme, bukme testleri (tensile, bending) yapan cihazlari daha once hic kullanmadigini ogreniyorum, okullarinda yokmus!!! siz bu bolumden nasil bir egitim bekliyorsunuz ki?

    iki de haber demistim. calistigim sirketin birlesik devletler'de kuzey doguda konusunda cok saygi goren bir okula 2 yil once -5 yil sure ile ilgili enerji ile ilgili konularda arastirma yapmak icin- bagisladigi rakam $14,000,000. ben turkiye'de okuldayken konferansa gitmek icin cebinden para odeyen hocalari dinlerken bunlar saka gibi rakamlar.

    sonra mesela houston'da kurulu olan ozel bir okul var. buradaki isletme bolumunde (diger bolumleri bilemiyorum ama benzer durumlarda olduklarini tahmin ediyorum) profesorler yilda sadece bir donem ders veriyorlar. yilin kalaninda arastirma yapmak ve makale yayinlamak zorundalar. bu okulun yillik aldigi bagis miktarlari da yine milyon dolarlar la ifade ediliyor.

    turkiyede sistemi duzeltirken bu seviyelere getirebilmek, okullari uygun kadro ve tesislerle takviye etmek zorundayiz. gerisi gelecektir.
  • öğretim elemanlarının öğrencilere bişeyler vermeye ne kadar meraklı olduğuna bakan sistemdir.

    ilkokuldayken sınıf öğretmenim mesleğini seven biriydi ve hep 'ortaokulda hocalar gelir anlatır çıkar,umurlarında bile olmaz siz anladınız mı anlamadınız mı'' derdi.ortaokulda da lisede de üniversitede de ben bunu gördüm.

    ama hepsi değil tabi.gerçekten öğrencisine bilgi vermek,beyninin en ücra köşelerine kadar anlattığı konuyu yedirmeye meraklı ve bunu yaptığına emin olana kadar pes etmeyen azimli doçentler,profesorler görmedim değil.işte onlardır ki her daim yüceltilmesi gereken.

    bir de öbür türlüleri vardır ki hepimiz biliyoruz.büte bıraktığı her öğrenci için aldığı parayı düşünerek hareket eden,dinlemiyo musunuz? keyfiniz bilir anlatmam ama sorarım,kitapta var çalışın! diyenler,soruyu tahtaya yazıp hadi biri kalksın çözsün ben çözmüyorum fakat sınavda sorucam! diyenler ve daha pek çok varyasyonu var bunların.

    üniversite değişik.ben şahsen sınavlara çalışma işini son saatlere bırakmayı adet edinmiş bir öğrenci olarak başlarda derslerin uzunluğundan yakınır dersin bitmesini kovalardım biran önce.ama ders harbiden ve içten,isteyerek ders anlatan bir hocanın oldu mu siz isterseniz 300 kişilik anfide en arkada oturuyo olun,hoca da uyuyanlara laf etmiyo olsun,anlattığı ders sizi etkisine alır ve dinlersiniz.anlattığı şeylere en azından bir kulak aşinalığınız olur.

    benim verdiğim örnek cumhuriyet üniversitesini kapsıyor.sivas gözlerden uzak bir yer,işler biraz da değişik ilerliyor.itü'de,odtü'de elbet durumun böyle olduğunu sanmıyorum,ender istisnalar hariç olmadığını da biliyorum fakat bu bilindik üst seviye okullar haricinde sistemin tıpkı entrynin başında yazığım gibi ortaokul-lisedeki sistemi taşıdığını düşünüyorum.

    bir yanda anlatmaya hevesli hocalar,diğer yanda sadece aldığı paraya bakan açgözlüler.işte bütün mesele bu
  • okul çevresindeki fotokopicilerin fotokopi makineleri ekseninde döner, serpilir gelişir. ha ne kadar gelişir, tonerın yettiği kadar.