şükela:  tümü | bugün
  • daha öncedende yazmıştım. türkiyede kendine usta diyenlerden, dükkan tabelasına meşhur yazanlardan, şuralı çiğköfteci buralı börekçi diye belirtenlerden uzak durun.

    bulgura acı salça basan kendini usta çiğköfteci zannediyor bu memlekette. meşhur sarıyer börekçisi yazanların börek yapmaktan haberleri yok. içinde kaşar olmayan kaşarlı poğaça satıp kendini meşhur börekçi zannediyor hıyar ağası. fırında hamur ustası diye çalışan adamın ekmek yapmaktan haberi yok.

    türkiyedeki yozlaşmışlık ve kalitesizlik sokakta her mahallede karşınıza çıkabiliyor işte.
  • 4 balata değişim parası verdim, ikisini değiştirmiş sadece. onları da en ucuzundan takmış şerefsiz.

    ama cuma öğlen git, camidedir hepsi... ramazanda da orucu aksatmaz. niye? cehenneme gitmeyecek çünkü o hesapla.
  • evet var böyle bir şey.
    sanırım ülkedeki ahlak sorununun bir başka tezahürü.
    eğitimde mi sıkıntı var dinde mi sıkıntı var yoksa kültürümüzde mi bişeyler var önce onu masaya yatırıp tartışmak gerek. ancak bu tartışmaya yeltenmek bile linç edilmek için yeterli bir sebep.
  • bazıları kendi de çalışmaz, çırağına yaptırır. "x usta'nın yeri" diye gidersiniz, usta yerine 16 yaşındaki çırağa iş yaptırırsınız. usta nerede, kahvede okey oynuyor.
  • usta açığımız kendini üniversite mezunu işsiz ordusu olarak ele veriyor. siksok bir fakülteden mezun eleman, kendini kaynakçıdan, elektrikçiden falan üstün görüyor, el kol emeği gerektiren işlere burun kıvırıyor.

    tamam babadan zenginsindir, sanat tarihi, felsefe, arkeoloji falan okursun, saygım sonsuz. ama "abi 8 kardeşiz, babam bagkur emeklisi, üniversite mezunuyum, iş bulamıyorum devlet buna bişey yapsın." diyen adam felsefe mezunu. lan yarramın kurma kolu, aşağı mahallede felsefe fabrikası mı vardı sen universite tercihi yaparken?

    işte bu adam belki çok sağlam bir marangoz olacaktı, super fayans döşeyecekti, babalar gibi sıhhi tesisat yapacaktı, nakış işler gibi tig kaynağı yapacaktı. sürece katkısı olacaktı. harcadık çocuğu, sonra türk ustaları çok rerörerö.

    bu temel sebep türkiye'ye özgü bir durum değil. 7 kardeşli eleman yerine amerikanya'da $100,000 öğrenim kredisi borcuyla starbaks'ta saati 11 dolara kahve doldurup " asgari ücret çok az, kiram ayda 1000 dolar, beybi bumırlar ekonomiyi skib bıraktı" diye ağlayan gerizekalılar var.
  • neyi tutsak elimizde kalan bi ülkede şuna takmak çok şımarıkça kalıyor ama yine de türkiye'ye dair en nefret ettiğin 5 şey diye sorsalar listeye kesin türk ustalarını koyarım. yıldım artık yeminle yıldım. şu anda sağ elimin ortasında 3 cm çaplı kocaman bir oyuk var, ciğer gibi kıpkırmızı... elimi yıkarken gözlerim doluyor yanmasından. bant yapıştırdım, noldu diyorlar açmayın ustalar diyorum. niye? vtr'mizi görelim...

    geçen ayım taşınmayla geçti. yeni evime götürmeyecek olduğum bir sürü de eşyam vardı. verebildiklerimi verdim, ancak bir gardrop, bir de gıcır gıcır, çekmeceli, gözlü bi tv masası kaldı. oğluma da büyük bi çalışma masası istiyordum ne zamandır, dedim dur, ev ekonomisi yapayım. tv sehpasının üstüne gardrop panellerinden masa yapayım, ahşapları aynı sonuçta. arkaya da bi arka panel, ona da 2 raf... tek başına çok kullanışlı bi ünite olur, hem tv ünitesini kullanmış olurum, hem gardrobun ahşabını değerlendirmiş olurum. mis. ama işte tek başıma taşınıyorum, yapılacak iş sayısı 6000. vakit yok onunla uğraşmaya. dedim vereyim bi marangoza yapsın ya ne... her işim düştüğünde ilallah ettim ustalardan ama bu seferki artık leblebi, hepi topu dekupajla panelleri boya kesecek, bi kenar bandı çekecek ve onu ona bunu buna vidalayacak. tüm iş bu. aradım buldum bi marangoz, whatsaptan attım (full ölçülü teknik resmini çizdim istediğim ünitenin, gardroptan çıkan tek tek tüm panelleri listeledim vs) 300'e yaparım dedi. ok yap dedim. ama kamyonum yok getirip götüremem evinde yapıcam dedi. tamam dedim, balkonda kesersin.

    usta gelicem dediği günü 4 kez değiştirdi. bunu da sadece o zaman müsatim dediği için benim işten hususi izin alıp evde onu beklediğim ve onun gelicem dediği saat çoktan yarım saat 1 saat geçmiş olduğu anlarda yaptı. nihayet gül cemaliyle teşrif edebildi. keserken testeresini kırdı, nasıl becerdi bilmiyorum 2 kilo talaş çıkardı ve içeri dolan talaşlarla evi leş, panelleri ortada bırakıp gitti. hepsini silip süpürdüm gece 10'a kadar, ıkına sıkına geri yerlerine taşıdım. bi 5-6 kez de ikinci gelişini denkleştirmeye uğraştık. nihayet geldi, yine ortalığı talaşa kestirip kesimi bitirdi. montaja başlayacak. ben kıl insanım, huyumu biliyorum. başında durursam dede gibi söylenicem ve iş yapan insanın başında birinin karışması kadar da uyuz edici bir şey yoktur. söylemeyim karışmayım diye kendimi zorlıycam. iyisi mi boşver dedim, gideyim mutfakta kendi işlerimi yapayım, adama güveneyim rahat rahat yapsın. ustalara saygı!!!! o yee... o "ooyee" 2 saat sonra adam pılını pırtısını toplamış bitti gidiyom ben bi bakın isterseniz deyince rafta 8 cm'lik bir sehim olarak bana geri döndü. dedim usta bu ne!!! bu ne bu, bienalde sergilencek soyut sanat eseri bu ben senden raf istedim. senin panel eğikmiş bu kadar oluyo dedi. dedim sen benle dalga mı geçiyon, su terazisiyle kontrol ettim mis gibiydi o paneller. uzun kesmiş hıyar, uğraşmamak için kastıra kastıra takmış bel vermiş ortası. 10 cm kalınlıkta kitabı koy dik durmaz devrilir. yani şuna bitti oldu raf bu demek için beceriksiz değil eni konu aptal veya kötü olmak gerek. bi de para bekliyo inanılmaz... yapmaya girişsem, uğraşsam uğraşsam beceremesem de sonuç bu olsa parmak uçlarıma basa basa kaçardım ben o evden, ardımda bıraktığım o denyolukla yüzüne bakamazdım işi verenin. inanılmaz. yok dedim, sök düzgün yap şaka mı bu... oflaya küfleye geri girdi, ben de olan bitene inanamayarak mutfağa döndüm. yarım saat sonra tekrar bitti dedi. sehim 3 cm e inmiş... saat akşam 8 olmuş... ben gebermişim. tamam dedim, lanet olsun rafı kendim hallederim artık. aldı parasını gitti. 3 gün girmedim odaya o hilkat garibesini görmeyeyim diye. 3 gün sonra bi girip bakarım ki raftaki maymunluğun şokundan gerisine bakmamışım bile, arka paneli oluşturan iki parçanın arasında net yarım santim boşluk var, birinin üstü ile diğerinin üstü hizada değil, 1 cm fark var, masa paneli ayaklara oturmuyor havada dangıl dungul duruyor ahahahahaa.... bildiğin anaokulu çocuğunun el beceresi gelişsin diye yaptığı işler gibi. absürd artık. aldım matkabı, tek tek söktüm. oraya buraya silikon sıkmış adam, sıktığı yüzey diğeriyle öpüşmemiş bile, silikon havada kurumuş... tek tek çöpe taşıdım gardroptan çıkan tüm panelleri, adamı ilk çağırdığım haline geri getirdim tv sehpasını da. sonra gittim bauhausa, yeni arka panel ve raf kestirdim, haftasonu da ustasına bir saygısına iki diye diye kendim yaptım üniteyi. 1.70 e 1.70'lik 2 ton tahta paneli 1.60 boyumla tutucam kaldırcam çeviricem, dikine ayakların üzerine koyup doğru pozisyonda masa paneline vidalıycam edicem derken de elimi yırttım. öfkemden yaparken farkına varmamıştım, çok pis oyulmuş. bi de paneli ayağımın üzerine düşürmüştüm, o da ağrıyo çatlak yoktur umarım. ama ünite cillop gibi oldu bak:) milimetrik. kaymak.

    çok uzun yazdım, özet: mevcut mobilyadan bi masa, bi arka panel 2 de raf çaksın diye marangoz çağırdım. toplamda 2 kere tepe tırnak ev temizlemek zorunda kaldım, ev 10 gün savaş alanı gibi durdu, sonunda hilkat garibesi bir şey çıkardı ve bi de yaptığı her şeyi geri söküp çerini çöpünü atmakla uğraştım. sonuçta tüm bu çileyi çekip ustayı ilk çağırdım gündeki başladığım yere geri döndüm ve bu çile için usta beyciğimize bi de 300 lira bayıldım. en sonunda da gidip sıfırdan yeni paneller aldım ve istediğimi kendim yaptım.

    kötü ev sahibi ev aldırır diye bi laf var. kötü usta da insanı zanaat sahibi yapıyor. duvarımı kendim delip mobilyamı sabitliyor asıyorum zaten, avizelerimi kendim takıyorum, kablo kanallarımı kendim döşüyorum, çıktığım evin alçısını çekip duvarını kendim boyadım, tesisat sorunlarını kendim çözüyorum ve son vaka ile iki taşın arasında koştur koştur oğluma çalışma masası yaptım. ha unutmadan, adamın tv sehpasında apır sapır açıp bıraktığı delikleri de dolgu alıp doldurmam gerekti bi de içine renk katıp. işgüzar biri falan değilim, bunların tamamını sıçıp batıran türk ustalarına borçluyum. iş yaparkenki lakaytlıklarına, terbiyesizliklerine, meziyetsizliklerine, yaptıkları işe saygısızlıklarına delirip delirip kendim yaparım hiç değilse naz niyaz çekmem bundan kötü olmaz ulan diye dalıyorum sonunda. önümüzdeki yıllarda bi de bi fayans ustasıyla parke ustasına işim düşerse artık tamamdır, bir evi sıfırdan yapabilmek için tek eksiğim onlar kaldı. teşekkürler türk ustaları:(
  • yıllardır defalarca tanık olduğum, beni çileden çıkaran durumdur.

    banyoya musluk takan "usta" musluğun deliklerini aynı hizada açamaz, askı takan matkapla aynı hizada iki delik delemez, iyi kalite boyayı kovayla alıp eline verdiğim boyacı o boyayı kullanmaz, gider toz boya alıp beyaz bir maddeye katar ve duvarı onunla boyar, benim verdiğim boyayı da muhtemelen satar, elektrikçi diye gelen ustalıktan nasibini almamış işsiz genç takarken avizeyi kırar, fanın kablosunu izole etmediğinden yağmurda bacadan su sızınca fandan banyoya ateşler fışkırır, taktığı spot ertesi gün yerinden fırlar, balkona cam takması gereken usta dört ayda ancak takar, parasını aldığı teli ise takmaya zahmet etmez (bkz: şehirpen/@gallifreyfallsnomore), saymakla bitmez örnekler.

    şimdi koçtaş ustabilir diye bir uygulama çıkarmış, indirdim ama daha denemedim, göreceğiz bakalım kalitesini.
  • usta demeyin onlara, onlar usta görünümlü çırak.

    böyle birisini çalıştırıp sinir olacağınıza, meb in hayat boyu öğrenme sitesinden gerekli dökümanı okuyun. okuduktan sonra kollarınızı sıvayabilirsiniz. en fazla o çırak kadar batırabilirsiniz işi, daha fazla değil.

    edit: bastırabilirsiniz-> batırabilirsiniz
  • bütün ülkenin aynı fikirde olabileceği nadir mevzulardan biridir.
  • doğru lakin eksik bir önermedir. söz verdiği sürede işini bitireni de yoktur bu ustaların(!).