şükela:  tümü | bugün
  • dolaylı vergiler ile ayakta kalan bir ülkenin vergi dağılımlarındaki adaletsizliğidir.

    türkiye'de neye ne kadar vergi ödediğimiz aşağıdaki linkte yazıyor.

    "günlük kullanımda vatandaşlar, pek çok mal ve hizmet için çok yüksek tutarlarda vergi ödüyor.
    7 liraya satılan 1 paket sigaranın 5,47 lirasını, 3,65 lira ödediğimiz 1 litre benzinin 2,44 lirasını, her 3 liralık cep telefonu faturasının da 1 lirasını vergiler oluşturuyor.

    bu yıl da, gelir vergisi'nden 42 milyar 927 milyon lira gelir elde edilmesi hedefleniyor. bunun çok büyük bölümünü de işçi ve memur ödüyor. holding sahipleri, doktor, avukat gibi serbest meslek erbabı, faiz geliri elde edenler ve diğer beyannameli gelir vergisi mükelleflerinin ödemeleri beklenen vergi ise 2 milyar 283 milyon lira düzeyinde kalıyor. "

    http://m.sabah.com.tr/…neye_ne_kadar_vergi_oduyoruz
  • insanı anarşist olmaya iten yegane sebep. bu ülkede ekonomik zorlukların yanında vatandaşın sırtına binen en büyük etken devletin uyguladığı saçma vergi politikası. öyle ki incelediğimizde olayın vahim boyutu daha net bir şekilde ortaya çıkıyor. yazı biraz uzun olacak. size bu ülkede yaşayan bir vatandaşın hikayesini anlatacağım ama öncelikle vergiler hakkında kısa bir ön giriş yapalım. hazırsanız başlayalım.

    devletin görevi nedir? filozofları işin içine katmadan bu soruyu sorduğunuzda birçok farklı cevap alırsınız fakat en temel unsurlar; vatandaşının güvenliğini, huzurunu sağlamak, sosyal yardımlarda bulunmak ve ülkenin refah seviyesini arttırmak. şimdi anayasamıza göz atalım. anayasamıza göre türkiye cumhuriyeti laik sosyal bir hukuk devletidir. peki gerçekten böyle mi?

    ilkokuldan bu yana bize öğretilen devlet vergi alır ve bu vergiler bize yol su elektrik olarak geri döner. sosyal yardımlarda bulunur. ülkemizi bu açıdan incelediğimizde görüyoruz ki devletimiz "sosyal devlet" olma hususunda kapitalizmin kalesi olarak nitelendirilen abd'den bile daha acımasız. bu konulara girmeden önce türkiye'deki vergi sistemini anlamamız gerekiyor. bu sistemi özetlemek açısından emin çapa'nın 5 dakikalık şu videosuna göz atabilirsiniz. videoyu özetlemek gerekirse devlet iki türlü vergi alıyor. bunların birincisi doğrudan yani gelir düzeyine göre zengin fakir ayrımı gözeterek alınan adil vergiler. gelir vergisi gibi kazanca göre alınan vergiler bu kısma giriyor. ikinci tip olanı ise adaletsiz olarak nitelendirdiğimiz dolaylı yani zengin fakir ayrımı gözetmeksizin alınan vergiler. yani herkesten aynı oranda alınan vergiler. kdv, ötv, öiv gibi vergiler de bu kısma giriyor.

    gelişmiş ülkelerde doğrudan vergilerin oranı dolaylı vergilerden yüksek olmalıdır. örneğin sanayisi ile örnek gösterilen, ekonomik olarak dünyanın en güçlü ülkerinden olan almanya'da doğrudan vergiler %72 iken zengin fakir ayrımı gözetmeden herkesten alınan dolaylı vergiler %28 civarında. türkiye'de ise bu durum hemen hemen tam tersi. doğrudan vergiler %30 iken dolaylı vergiler %70'e dayanmış durumda. işte orta sınıfın ortadan kalkmasına neden olan durumun yegane sebebi budur. bu yüzden türkiye'de zengin daha çok zengin olurken, fakir ağır vergiler altında ezilip her geçen gün daha da fakirleşiyor. enflasyonun etkilerini iliklerine kadar yaşıyor.

    şimdi türkiye'yi ele alalım. mesela sözlükte sürekli eleştirilen akp seçmeninin dile getirdiği en büyük argümanlar duble yollar ve köprüler konusunu. devlet bizden sürekli vergi topluyor öyle ki para sıkıştığında nakit ihtiyacı arttığında birilerine ek bütçe lazım olduğunda var olan vergilere zam yapıyor ya da yeni vergiler icat ediyor. peki bu yol ve köprüleri bu topladığı vergilerden mi yapıyor? hayır. duble yol dediği yolları vatandaşlara "deprem olur da başına bir şey gelirse sana yardım edeceğim" diye çıkarttığı deprem vergisinden toplanan fondan yapıyor. (bkz: deprem vergisini duble yola harcadık) köprüleri benim vergimden yaparak benim kullanımıma mı sunuyor? hayır. özel bir şirkete ihale usulüyle veriyor. özel şirket bu köprüyü yapıp karını koyarak işletip kazancını alıyor. ha oldu da zarar mı etti. devletimiz vergilerimizle bu zararın giderilmesini garanti altına alıyor. peki benim ödediğim vergiler nerede? kimse bilmiyor.

    mikro ölçekte vatandaşı ele alalım. bu adam ücretle bir kurumda çalışan ahmet adında bir adam olsun. bu türkiye cumhuriyeti'nde yaşayan ahmet'in hikayesi olsun. ahmet her ay kazandığı paradan devlet gelir vergisi kesiyor. işsizlik ödeneği gibi fonlar için ücretler kesiyor. yani devlet emeği ile kazandığı paradan devletine kendisine hizmet vermesi için her ay düzenli olarak para ödüyor. üstelik kendi maaşından kesilen işsizlik fonunu devlet ahmet'e geri ödememek için zor şartlar getiriyor. mesela ahmet 10 yıldır düzenli çalışan ve bu fona para ödeyen biri olsa dahi son 4 ay eksiksiz sigorta primi yatmamışsa bu parayı alamıyor. ya da istifa etmişse bu parayı almaya hakkı olmuyor. neden? çünkü devlet işsizlik fonunu ahmet'e yardım etmek için değil, kendi ihtiyaçları için topluyor. durumu özetlemek açısından şöyle bir ek bilgi verelim:

    baktığımızda mart 2002’den 28 şubat 2015’e kadar 5 milyon 451 bin kişi işsizlik maaşı almak için başvurmuş ancak bunlardan sadece 3 milyon 842 bini işsizlik ödeneğinden yararlanabildiğini görmekteyiz. bu süre içinde fonda 83 milyar 377 milyon para toplanmış, bu paradan sadece 8 milyar 802 milyon tl işsizlere ödeme yapılmış. yine mart 2015 itibariyle 3 milyon 145 bin işsizden sadece 323 bin kişinin işsizlik parası alabildiğini görmekteyiz. bu kadar az kişinin fondan yararlanabilmesinin nedenlerinden biri işsizlik fonu’nda biriken paranın başka alanlarda kullanılması, diğer neden de işsizlik maaşından yararlanma koşullarının ağır olmasıdır.
    bu iki temel nedenden ötürü işsizlerin ancak %10’u işsizlik parası alabiliyor. bu oran belçika’da % 71, fransa’da da % 46’dır. almanya’ da ise işsizlik maaşı alanların oranı toplam işsizlerin % 40’ını bulmaktadır.

    kaynak

    yine ahmet üzerinden devam edelim. ahmet bir ay yoğun olarak çalıştı. her gün işe gitti. ay sonu işveren ahmet'in maaşını yatırdı. devlet otomatik olarak keseceği kalemleri ahmet daha maaşına el sürmeden kesti ve ahmet kazandığı parayı bankadan çekti. ahmet aylık alışverişini yapmak üzere markete gitti. ahmet 500tl'lik aylık alışverişini yaptı. fişe baktığında gördü ki devlet suya sabuna dokunmadan 90tl ondan katma değer vergisi adı altında bir vergi daha almış. ahmet marketten çıkıp faturalarını ödemeye gitti. kullandığı elektrik su ve doğalgaz faturasını ödedi. faturasına baktığında özel şirkete ihale edilen bir elektrik şirketinde çalışan adama sayaç okuttuğu için "sayaç okuma bedeli" adı altında para verdiğini gördü. başka bir yerde çalınan elektriğin tutarının kendisinden alındığını gördü. yine devletin sadece elektrik su doğalgaz gibi hizmetleri kullandığı için bu hizmetlerden vergi aldığını gördü. dahası biraz araştırınca devletin bu hizmetleri başka ülkelerden satın alıp kendisine üstüne kar koyarak sattığını gördü. yani ahmet, devlet'in hizmeti kendisine hem kar koyup sattığını hem bu hizmetten kullandığı tutarı tahsil ettiğini hem de kullandığı tutar dışında sadece bu hizmeti kullandığı için kendisinden vergi aldığını gördü. yani devlet olmasaydı ya da devlet sadece maaşından kesilen ücretle yetinseydi ahmet bu hizmetlerin sadece kullandığı kadarını ödeyecek ve çok daha ucuza alabilecekti.

    ahmet uzun yıllar çalıştı didindi kendine bir araba almaya karar verdi. araçlar çevreyi kirletiyor diye devletin motor hacmine göre vergi politikası ödediğini gördü. 2000 motor bir araç alması halinde altına gireceği vergi yüküyle aynı araçtan 2 tane de devlete hediye edeceğini gördü. ahmet, vergiyi alırken çevreyi bu kadar önemseyen bir devletin doğa için ne yaptığını düşündü. kendine cevap veremedi. ödemesi gereken tutar fazla olmasın diye 1.6 dizel motora sahip bir araç aldı ahmet. devlet bu aracı özel tüketim olarak nitelendirerek kendisinden özel tüketim vergisi adı altında ağır bir vergi istedi. yine devlet bu toplam tutar üzerinden katma değer vergisi istedi. yani verginin de vergisini alacağını söyledi. ahmet tamam diyerek ödedi. peki ahmet aracına binip özgürce gezebiliyor mu? hayır. ahmet'in her yıl devlete motorlu taşıtlar vergisi adı altında para ödemesi gerekiyor. ahmet'in her yıl zorunlu trafik sigortası adı altında aracına sigorta yaptırması gerekiyor. ahmet'in aracına doldurduğu benzinden devlet sürekli %50'nin üzerinde fahiş vergiler istiyor. ahmet'in geçtiği yollar ve köprüler için sürekli devlete ve özel şirketlere "geçiş parası" adı altında para ödemesi ve bu ücretin yanında her geçişte devlete yine vergi vermesi gerekiyor.

    ahmet bunları görünce canı sıkıldı kafasını biraz dağıtmak için tiyatroya gitmeye karar verdi. fişini aldı. beklerken gözü fişe takıldı. devlet tiyatroya gittiği için kendisinden "eğlence vergisi" alıyordu. ahmet eğlenebiliyordu o yüzden bunun karşılığını da devlete ödemeliydi.

    ahmet oturdu ve düşündü. devlet kendi maaşından yol su elektrik ve sosyal yardımlar için vergi almaktaydı. bunun yanında ahmet aldığı her hizmetin karşılığını çatır çatır ödemekte hatta bu hizmetlerin yanında bir sürü ağır vergiyi de ek olarak devlete ödemekteydi. öyle ki özel şirketlerden yaptığı alışverişlerde bile devlet ahmet'den sürekli para istiyordu. devlet sürekli emeği karşılığında kazandığı paradan kesinti yapıldıktan sonra kendisine verdiği tutardan pay talep etmekteydi. ahmet hesapladığında gördü ki alın teriyle kazandığı paranın yarısından fazlasını her ay devlete ödüyor ve karşılığında ücretini ödemediği hiç bir şey alamıyordu.

    bu gibi yığınlarca dolaylı vergiyi düşünürken yine canı sıkıldı ahmet'in açtı televizyonu izlemeye başladı. kendisinden sürekli vergi alan devletin sürekli ihalelerle zenginleştirdiği kankası bir şirketin milyonlarca liralık vergi cezası vergi aslıyla birlikte silinmişti.

    ahmet ekşi sözlük'te türkiye'den siktir olup gitmek başlığına girerek "bu ülkede yaşanmaz" dedi. cevap olarak duble yollarıyla övünen bir kesim siktir git dedi ona.
  • bir mali müşavir arkadaşın yorumuyla: "türkiye'deki vergi politikaları yüzünden, özellikle alt ve orta gelir grubunda vergi kaçırmak türkiye'de suç değil haktır"