şükela:  tümü | bugün
  • spekülatif ya da aşk konulu romanlar yazmıyorsanız, büyük bir isme sahip değilseniz, yayınevleri dosyanızı sık sık; "bu çok satmayacaktır, o yüzden takvimimize alamıyoruz," diye reddedecektir. ardından da size daha ilgi çekici, mesela aşk üzerine döktürmeniz konusunda akıl vereceklerdir.
  • merhabalar, tekrar ben;

    her iki kelimeden sonra, daha cumle dahi bitmemisken uc satir atlayanlarak -hic bir sey anlatamadan- kose dolduranlarin yazar olarak kabul edilip, halki yonlendirebildigi bu ulkede kusura bakmayin ama neyin mucadelesini veriyorsun diye sorarlar adama...

    ama yine de sansliyiz, en azindan milyonlara ulasabilecegimiz bir platformumuz var elimizde...
  • türkiye'de yazar olmak;

    küçük bir otelde sıkıştırılıp vahşice katledilmektir,

    henüz yayımlamadığınız kitabın toplatılmasını hapishaneden izlemektir,

    aşık olduğunuz ülkenizin terörün, vurguncuların, yobazların, çıkarcıların kıskacında inlemesine dayanamamanın cezası olarak bombalanmaktır,

    faili meçhullerden olup adınızın bir bulvara verilmesidir,

    şimdi rahatça konuşulabilen iç meselelerin gerçek yüzünü bir kaç sene önce kaza bela söylediğinizde ölüm tehdidi almaktır. ceza mahkemelerinde sürünmektir. aldığınız nobel'in hiç bir hükmünün olmamasıdır,

    kelli felli adamların kurşununa kurban gidip bulutlar üzerinde onların henüz onyedi yaşında bir çocuk olduğunu öğrenmektir,

    ülkeyi kasup kavuran darbe fırtınasından en çok nasibini almaktır. işkence görmektir. 20 yıl sonra değişen kanunlara güvenerek açtığınız mahkemenin reddedilmesidir. anayasa değişikliğinin, "darbe anayasasını değiştireceğiz!" palavrasından ibaret olduğunu birinci elden anlamaktır,

    küçük bir otelde sıkıştırılıp vahşice katledilmektir.

    düşünmenin suç olduğu, ifade edebilmeninse mümkün olmadığı bir ülkeydi canım ülkem. verilen bunca kurbandan sonra geldiğimiz şu noktada hala geleceğe umutlu bakabilmenin ne kadar zor olduğunu gösterir bize. ehemmiyeti var mıdır bilinmez ama biraz daha demokratik ve özgürlükçü olabilmek için bu ülkenin, bir bu kadar daha özveri göstereceğine eminim. işte tek teselli budur.
  • afili filintalar'dan bir murat karaca yazısı. okurken pek güldürdü beni, allah da onu güldürsün.*

    "geçen akşam eve giderken otobüste, kitap okuyan bir kız dikkatimi çekti. biraz eğilip kitabın kapağına baktığımda benim yazdığım kitaplardan birini okuduğunu fark ettim. “şu tesadüfe bak” diye düşündüm, “çok şanslı bir okurmuş, yazarı karşısında duruyor.” sonra kıza:

    - merhaba. o elinizdeki kitabı ben yazdım, dedim.
    - ne güzel, dedi başını kaldırıp.
    - imzalayabilir miyim? diye sordum heyecanla. ama o benimle aynı heyecanı paylaşıyor görünmüyordu. ilave ettim.
    - isterseniz imzalayabilirim.
    - hayır, dedi. kitaplarımı imzalatmıyorum. üzerine not bile almıyorum. çok dikkatliyim bu konuda. teşekkür ederim.

    tekrar başını kitaba gömdü. bozulduğumu belli etmemeye çalışarak arkadaki boş koltuğa geçtim. bir süre bu meseleyi düşünmemeye çalıştım ama içim içimi yiyordu. sonra kalktım ve kızın yanına gidip:

    - ver şu kitabı! dedim elinden alarak. alelacele ön kapağın arkasına bir şeyler karalamaya başladım.
    - ne yapıyorsun? kitabımı geri ver! dedi.
    - ben yazdım! dedim. benim kitabım bu!
    - hayır! dedi. bir sürü para verdim ben ona! kitap benim! kitabı çekiştirmeye başladı. direndim.
    - bırak kırıştırıyorsun! diye cırladı. ama nasıl bir cırlama.
    - al! dedim kitabı buruşturup fırlatarak. kitabına kalmadık!

    ağlamaya başladı. tüm otobüs arkaya dönmüş bizi izliyordu. neyse ki durağa gelmiştik. kapılar açıldı ve çabucak indim. asabım fena halde bozulmuştu. yazara hiç saygı yoktu şu insanlarda. o gün anladım ki; türkiye’de yazar olmak gerçekten çok zordu…"
  • çok kolaydır.

    öğrencilerim, arkadaşlarım yazdıkları hikayeleri, denemeleri, şiirleri bazen bana okutur, değerlendirmemi isterler. genellikle bir nefeste okuyup olabildiğince objektif bir tutumla aksayan ve güçlü olan yönleri belirlemeye çalışırım. eleştirilerimi yumuşak bir üslupla söyler, rahatlarım.

    bu metinlerin bazıları ciddi ciddi umut vaat ederken, bazılarını okumak işkenceden farksızdır. okumayı dayanılmaz kılan, elimdeki metni sülüğe çeviren aksaklıkların başında türk dizilerine öykünerek oluşturulmuş, insan psikolojisinden uzak, karakterlerin içini değil de satırları doldurmak için yazılmış boş diyaloglar geliyor. bundan sonra sırayı romantik motifler alıyor. dizilerde, filmlerde ya da kitaplarda karşılaştığı mutsuz sonlardan o kadar etkilenmiş ki oturup sonu mutlu biten bir şeyler yazası gelmiş sanki arkadaşımızın. bırak finali, hikayenin içinde ne kötü bir karakter ne de bir düğüm noktası var. başkahramanın işleri yolunda gitsin, o kafasını toplasın, doğru yolu bulsun diye güneş, ay, yıldızlar, melekler falan secdeye varmış gibi.

    kitap seçerken de kitabı evirir çevirir, birkaç sayfasını okur, öncelikle üslup ve tutarlılığa dikkat ederim. yazarının hak edeceğini düşündüğüm kitapları satın almak isterim. yerli romanların bazıları, klasikleşmek bir yana, okunabilecek kadar bile iyi değil. buna çok sinirleniyorum. arkadaş, yazdığını okuyacak bir editör(?), basacak bir yayınevi bulmuşsun kendine, niye hakkını vermiyorsun ki? yeteneğin yoksa yazma, varsa saçma sapan şeylere öykünme, oradan buradan da çalma.

    bugün gözleri ışıl ışıl olmuş bir öğrencim bir kitap uzattı bana ve "hocam, bunu okudunuz mu?" diye sordu. geçen yıl popüler olmuş, zırt pırt karşıma çıkmış ama hiç ilgimi çekmemiş romanlardan biriydi**. öğrenci, olumsuz yanıt alınca, "çok güzel bir roman. çok beğendim ben; sizinle paylaşmak istedim. okur musunuz?" diye sordu. kıramadım, alıp okudum. o amatör arkadaşlarımın yazdıklarından eksiği var, fazlası yoktu. durmadan tekrarlayan bomboş diyaloglar, matruşka gibi biri diğerinin içinden çıkan gizemler, kitabın yarısına kadar bir türlü oturmayan bir olay örgüsü(!), sıradan insanları temsil ediyormuş gibi algılamamızın beklendiği ama basbayağı manik davranışları olan, ne kişilik ne de yüz verilmiş tipler**, bol bol tesadüf ve mistisizm... amerika'da ve amerikalı karakterlerle kurulmasına rağmen bayağı ayşe teyzelerin, fehmi dayıların ve tabii türklere özgü davranış örüntülerinin kullanıldığı bir kurgu... evrensel olayım derken yerellikten de uzaklaşıp arafta bile kalamamış karalamar...

    sanatın icrası hatta arzı, talebi kişiden kişiye değişir tabii. bu kitabın çok beğenilmesine falan da bir diyeceğim yok. bu derece insanın gözüne batan kusurlar; tutarsızlık, özensizlik, duyarsızlık, ucuzluk rahatsız ediyor beni. bu mudur türk edebiyatının yeni geleneği? değil... bir yanda mizahı da kullanarak gerçekçiliğin belini doğrultan zeki adamlar, bir yandan "anneee, bittiii." diye bağırıp yazdıklarını göstermeye hevesli, özgünlükten uzak bir tayfa. ikincisinin liste başı olması, hele hele bir sürü dile çevrilip türk edebiyatını dışarıda da temsil etmesi dert oldu içime akşam akşam.
  • bir kitap yazdım, bir bilim kurgu roman. (bkz: vitriol yeni çağın şafağı)
    daha önce bir kitap yazmışlığım veya herhangi bir hikaye bile kaleme almışlığım yoktu. yaklaşık dört sene hem araştırma hem de romanda (6 farklı hikayeden oluşuyor) geçen yerleri görmek, karakterleri oluşturmak ve yazmak için uğraştım. bu arada da profesyonel olarak mimarlık yaptım, oğlum oldu, eşimle ve tabii oğlumla (4 senede büyüdü tabii) ilgilendim vs... kitap bitti, yayınevi arama süreci başladı. her yazar gibi en güçlü yayınevlerinden çıkması için elimden geleni yaptım. ve kitabı yazmanın aslında işin kolay kısmı olduğunu anladım. bir sene sürdü, altın kitapları ikna etmem. 2 editör ve bir yönetici okudu, raporladı kitabı. sonrasında editörlerin yorumları ve incelemeleri. sonra kapak tasarımı ve dizgi. altın kitaplara gönderdiğimden tam bir yıl sonra kitap raflardaydı. sonrasında da bu sefer okura ulaşmak için çabalamak gerekiyordu. sosyal medyanın ne kadar önemli bir tanıtım aracı olduğunu öğrendim. yayınevinin de desteği ve reklamı tabii oluyor ama yazar olarak senin de her gün bu alanda mesai yapman gerekiyor. ekşisözlükte kitabın çıktığı gün doğum heyecanı ile birkaç giri yazdım, "reklam yapma lan" dediler. kitap ilk baskı 5.000 adet basıldı. bunu duyan kimi tanıdıklarım burun büktüler, ne kadar da azmış dediler...

    bir alıntı ile durumu biraz daha netleştireyim:

    "türkiye'de geçen yıl 1732 yayınevi 50 bin yazarın kitaplarını yayımlamış. en çok satan 15 yazarı ve bunların kitaplarını yayımlayan 7 yayınevini çıkarırsak geriye 49 bin 985 yazar ve 1725 yayınevi kalıyor. peki, bu yazarlar ve yayınevleri ne yapıyor? bir de ona bakmakta fayda var. 2014'te yayımcılığın 2 milyar 381 milyon dolar sektör büyüklüğü var. edebiyatın payı ise 112 milyon dolarla sadece yüzde 4.7. 2014 yılında üretilen 50 bin 752 çeşit yeni kitabın 9.542 çeşidi edebiyat (yüzde 18.8).
    edebiyatta aslan payını romancılar alıyor. ilk baskı adedi 250 bine ulaşan romanlar var ve çok satanlar listelerine sadece romanlar girebiliyor. şiir, öykü, deneme türlerinde kitaplara çok satanlar listelerinde rastlamıyoruz. ortalama ilk baskı adetleri ise romanda 1000 - 1500, öyküde 500 - 1000, şiirde 300 - 500 adet.
    çok satan listelerine giremeyen bir yazar ne kadar telif geliri elde eder, diye hesapladığımızda oldukça karanlık bir tablo ile karşılaşıyoruz. ortalama roman fiyatı 17.5 tl (10 usd). 1500 adet basılan, üst fiyatı 17.5 lira olan bir romandan üst sınırdan yani yüzde 15 telif alsa bile bir yazarın elde edeceği telif geliri 3.937 lira 50 kuruş. bir romanın iki yılda yazılabildiğini düşünürseniz yazarın aylık geliri 164 liradır. bu rakama bakıp ne "yoksulluk sınırı"ndan ne de "açlık sınırı"ndan söz etmek mümkün. normal bir yazar karnını doyurmak, ailesini geçindirmek için başka işler yapmak zorundadır. telif geliri ile geçinebilen yazar sayısının 40-50'yi geçtiğini sanmıyorum. 500 adet basılan bir öykü kitabında telif gelirinin 1000 lira bile olmayacağını, şiir kitaplarında çoğu şairin telif almak bir yana kitabını bastırabilmek için üste para verdiğini de belirtmeliyim."

    bir de kitabın çıktığını öğrenip ilk sözü, "kitabın çıkmış tebrik ederim, artık bana bir imzalı kitap verirsin." olanlar var. o kadar çoklar ve o kadar ciddiler ki insan şaşırıp kalıyor. insanların en merak ettikleri kitaptan ne kadar para kazandığım, ne kadar sattığı. satış iyiyse iyi bir yazarsın ve paralısın, az satıyorsa yazık sana zavallı kötü bir yazarsın... ayrıca yukarıdaki alıntıdaki bilgiler hatalı, yazara verilen yüzde kdv'siz rakamdan hesaplanıyor, yani 17.5 tl ye satılan kitabın vergisiz hali 16.10 tl bunun eğer %15'ini alırsa (ki ilk kitapta neredeyse imkansız) 2.41 tl yapar, ama dur daha alamazsın, çünkü devlet senden gelir vergini alacak, hop %17 kesinti, (evet hem de satış yapılır yapılmaz) kaldı elde 2.00 tl. eğer 1.500 satış yaparsa, 3.000 tl. bunu da 5 yılda yazdıysa benim gibi, ayda 50 tl. bir de bizim kitap gibi iki yazarı varsa, 25 tl ayda geliri olur, kemiksiz...
    bununla da bilgisayarın aylık elektrik masrafını öder, öpüp başınıza koyarsınız.
  • son dönemde okurun karşısına çıkmayan bir yazar kuşağı oluştu. yani okur karşısında kendini sınamadan, denemeden kitapla ortaya çıkıyor sanatçılar. bence bu bir yazar için çok olumsuz bir durum. çünkü dergilerde yazan sanatçılar okurdan gelen tepkilere göre yazdıklarını değiştirir, düzeltir ondan sonra kitaplaştırır. ama bakıyorsunuz bu yeni yazar tipi, yazdığı on öyküyü hemen kitaplaştırıyor ve okur karşısına çıkıyor "beğenin benim yazdıklarımı." diyor. ne var ki okurlar pek yüz vermiyor bu tip yazarlara.
  • tam zamanlı yazar olmak mümkün değildir.
    yaşlı değilsen ve ismin yoksa kitabını basmazlar.
    basarlarsa ki çok satacağını düşünmedikleri bir kitabı 1000 adet basıp satış işlerini yazarın kendisini yapmasını isterler.
    çok satacağını düşündükleri bir kitapsa sana sözleşmede bin adet basacağız diye imza attırır o basım üzerinden para verirler. lakin binden fazla basıp geriye kalan bütün parayı kendi ceplerine doldururlar.
    türkiyede yazar olmak salaklıktır. ama yazar olmak yazmaktır. yazmadan da duramazsın.

    bu arada bilen de var ise, ben türkiyeli bir yazar olarak kitabımı ingilizceye çevirip amerikadaki yayınevlerine versem telif durumum ne olur, haklarım ne olur, mesaj atarsa minnettar kalırım. zira internette adam gibi bir bilgiye ulaşamadım.