şükela:  tümü | bugün
  • ülkem sınırları içinde maalesef afedersiniz boktan işleyen sektör. he niçin boktan şimdi o kısmı irdeleyelim.
    yazılım sektöründe 50 çeşit etiket vardır. analist, coder, tester, destek, database admin vs.
    peki bu iş bizim ülkemizde nasıl yapılıyor? şöyle yapılıyor. öncelikle ihalelere girebilmek için birkaç mühendis alınıyor. sonra mühendislerle birlikte yazılımı yapacak elemanlar alınıyor. hepsinin başına bir proje yöneticisi koyuluyor.
    peki proje nasıl yürütülüyor? örneğin bir erp program yazılacak. proje yöneticisi modülleri elemanlara dağıtıyor ve bunun takibini yapabildiği kadarıyla yapıyor. programcılar ne yapıyor. ilgili modülle ilgili analiz yapıyor, database değişikliklerini yapıyor, modülünü yazıyor, test ediyor, yazdığı modülle ilgili bir sorun olduğunda desteğini veriyor. yani anlayacağınız bir yazılım şirketine programcı olarak girdiyseniz her bi ski siz yapıyorsunuz. bu nasıl iş, bu nasıl düzen henüz anlamış değilim. ama işler böyle yürüyor. haliyle bir insan yukarıdaki bütün işleri yaptığından, her işte birşeyler eksik ya da yanlış oluyor. yazılan program pek bi sorunlu oluyor. piyasaya da boktan bi paket program daha girmiş oluyor.
    aferim bize.
  • birçok yazılım şirketi iyi maaş ve iyi bir ortam sağlayamadığı için eleman sirkülasyonu oldukça fazladır.

    yazılan kodlarda genelde belli bir standartta yazılmadığı için her yeni gelen eleman kendi stiliyle yazar. yeni eleman daha önce yazılmış kodları tam anlamadan değiştirir, ilaveler yapar.

    hele bir de devletle entegre programlar yazıyorsanız -örneğin hbys- ve mevzuat değişikliklerinden dolayı sürekli birşeyler değişiyorsa hak getire. programı pantolon gibi düşünürsek her yeni eleman koda yeni bir yama yaparken belli bir süre sonra pantolon değil sadece yamalar görünür. değişen mevzuatlar bir süre sonra götünüze girebilir.
  • türkiye'deki her 10 bilgisayar/yazılım firmasından 9'unun e-ticaret ya da crm/erp üzerine çalıştığını biliyor muydunuz? çok güzel bombok.
  • dünyanın gelişmiş ülkelerini teknolojinin hemen her alanında olduğu gibi geriden takip etmektedir. teknoloji alanında geriden takip -gelecekteki bir atılıma kaynak teşkil edebilmek dışında- hemen hemen hiçbir şey katmayacağı için türkiye'deki yazılım sektörü kanımca türkiye'ye şu an pek bir şey kazandırmamaktadır. varlığı ile yokluğu arasında (gelecekte bir atılım olmayacağını varsayarsak) öyle aman aman bir fark yoktur.

    şunu belirteyim ki ben de türkiye'nin gariban yazılımcılarından biriyim. yazılıma nasıl bakabileceğim hakkında fikir verebilmek için söyleyeyim, bilgisayar mühendisliği eğitimi aldım ve 3-4 senedir piyasada çalışıyorum (bunun büyük bir kısmı okulla beraber yarı zamanlı idi fakat bu süre boyunca bu işe tam zamanlı çalışanlar kadar vakit ayırdım). yazılımcılık işini bir sene kadar da yurt dışında yapma fırsatı buldum. çalıştığım şirketlerin tümü alanında öncü sayılabilecek firmalardı (özgeçmiş tadında oldu ya neyse). bugüne kadar yazılım hakkında n farklı şirkette çalışan m tane yazılımcıyla x kere konuştum. belki bu işte çok yeni sayılırım fakat bu 3-4 senelik tecrübenin sonucunda kendimce şöyle bir sektör incelemesi yapabilirim (pek tabii kaale alıp almamak size kalmış):

    1) yazılıma ayrılan kaynak

    sanırım yazılım alanında türkiye'nin şu anki en büyük sorunu bu. eğer teknolojik bir alana para ayırmıyorsanız, ne kadar potansiyeliniz olursa olsun ileri gidemezsiniz. çünkü bilimsel çalışmaların işlerliği kanıtlanmış ve sürekli gelişen metodları vardır (bkz: bilimsel yöntem). şu an kabul gören yöntemler içinden hangisini seçerseniz seçin araştırmayı tamamlayabilmek için "para"ya ihtiyacınız vardır. (bu araştırmaları sürdüren insanların hayatlarını devam ettirebilmeleri için, gerekli alet-edevatı alabilmek için, insanlara ihtiyaçları olan ön eğitimleri aldırabilmek için vs.) yakın dönemden bir örnek vermek gerekirse (biraz uç bir örnek olacak ama) cern deneyi için bilindiği üzere 8-9 milyar dolar civarı bir para ayrılmıştır.

    yazılım da nihayetinde bilimsel araştırmaların üzerine oturtulmuştur (bkz: computer science) (http://en.wikipedia.org/wiki/computer_science).

    -- teknik bilgi --

    bilgisayar denen aletlerin çoğu elektrik akımını çok basit bir şekilde yönlendirmek ve kontrol etmekten başka bir şey yapmaz. bu aletler size "ey arkadaşım, benim yapabildiklerim belli. mesela şu iki kablodan ikisinden birden elektrik geliyorsa şu üçüncüyü kabloya elektrik verebilir, diğer durumlarda o üçüncü kabloya elektrik vermeyebilirim." ya da "şu birinci kablodan elektrik geçmiyorsa ikinciye elektrik verebilir, birinciden elektrik geçiyorsa ikincideki elektriği kesebilirim" tadında seçenekler sunarlar. bir de size kendilerine bu basit yapılardan hangilerini hangi sırayla kullanmak istediğinizi söyleyebilmenizi sağlayan bir arayüz sağlarlar (bkz: machine language). siz de bu arayüzü kullanarak elektrik akımını kontrol eder, bu sayede istediğiniz sonuçları elde edersiniz. işin temeline inildiğinde yapılan şey bu kadar saf ve basittir. (bilgisayar olarak adlandırılabilecek ilk yapıyla ilgili bilgi için (bkz: eniac) ) fakat ne kadar saf ve basit olursa olsun bu donanımsal yapılar yüzlerce yıldan bu yana gelmiş bilimsel araştırmaların (matematiksel formüllerin vs.) üzerine kurulmuş ve bunlara göre optimize edilmiştir.

    fakat zamanla bilgisayarcılar elektrik akımını bu kadar ayrıntılı bir şekilde kontrol edebilmeyi gereksiz görmeye başlamıştır. bunun üzerine "kardeşim benim toplama için bu alete yaptırdığım elektriksel işlemler ve sıraları hep aynı. ben aynı şeyi her seferinde yazmak yerine bir kere tanımlayayım, sonra bunu kullanayım" demişlerdir. bunun sonucunda da "programlama dili" denen kavram ortaya çıkmıştır. fakat bu programlama dilleri oluşturulurken de pek tabii bilimsel araştırmalardan yararlanılmış, dilin daha hızlı/güvenilir çalışabilmesi için ne gibi değişikliklere gidilmesi gerektiği yine yıllar süren araştırmalar neticesinde belirlenmiştir. programlama dilleri yapılan bu bilimsel araştırmalara ve programcıların ihtiyaçlarına göre gelişip evrimleşerek bugünkü halini almıştır. gelişen programlama dilleriyle birlikte yine uzun süren araştırmaların sonucunda bu dillerin nasıl etkili kulanabileceğine dair bazı teknikler/metodolojiler belirlenmiş, bugün son kullanıcılara hitap eden yazılımlar bu temellerin üzerine oturtulmuştur.

    -- teknik bilgi bitti --

    türkiye'de yazılım sektörünün hacminin şu sıralarda 1 milyar dolar civarında olduğu söyleniyor. 2007 yılında gözden geçirilmiş şu yazı da bunu doğruluyor: http://www.tbd.org.tr/…y.php?kod=181&tipi=24&sube=0 . yazı diyor ki "türkiye yazılım pazarı büyümesini sürdürürken, bu yıl sektörün pazar büyüklüğünün yüzde 20 artışla 650 milyon dolara ulaşması bekleniyor." yine aynı yazıdan bir alıntı daha: "ihracatı geliştirme ve etüd merkezinin (igeme) "yazılım sektörü" araştırmasına göre, 2.3 trilyon euro‘yu aşan dünya bilişim pazarında, yazılım sektörü yaklaşık yüzde 20-25‘lik bir pazar büyüklüğünü temsil ederken, dünyadaki yazılım harcamasının da 2007 yılında 740 milyar doları aşacağı tahmin ediliyor."

    nihayetinde söylemek istediğim şu ki temelinde "bilim"e dayanan, yeniliklerin uzun araştırmalar, denemeler sonucunda ortaya çıktığı bir sektöre bu kadar az para yatırırsanız pek tabii olumlu sonuçlar alamazsınız. microsoft'un 2003 yılında sadece ar-ge çalışmalarına harcadığı 4.6 milyar doların yanında ( http://www.forbes.com/…003/08/07/cx_ld_0807ibm.html ) bizim yazılım sektörümüzün tüm hacminin ne kadar komik kaldığını görememek için kör olmak lazım.

    yazılıma şu an ayrılan parayla kimse türkiye'de yazılım sektöründen mucizeler beklemesin. türkiye'nin ekonomisinin dünyanın en büyük 20 ekonomisi arasında yer aldığını (2002 yılında 17. en büyük ekonomi) ve türkiye'nin gdp'sinin toplam gdp'nin yaklaşık %1'ine karşılık geldiğini düşünürsek ( http://en.wikipedia.org/…countries_by_gdp_(nominal) ) türk yazılım sektörünün hacminin normal şartlar altında "740/100" = 7.4 milyar dolar olması gerekiyor. bizim mal alıp satarak zengin olmuş iş adamlarımız (ki neredeyse tüm zenginlerimiz doğrudan doğruya mal alıp satarak zengin olmuştur) ne zaman paranın parayı çektiği mal ticaretinin kolaycılığından kafasını kaldırıp bilime, teknolojiye (ve yazılıma) para akıtmaya başlar, o zaman türkiye'de yazılım adına bir umut ışığı doğar (fark ettiyseniz devletten maddi anlamda zerre kadar umudum yok). varsayalım bu umut ışığı doğdu. peki bizim potansiyelimiz ve yazılım sektörümüzün işleyişi şu anki haliyle harcanan paraları olumlu bir şekilde değerlendirebiliir mi ona bakayım, ikinci maddeden devam edeyim.

    2) vizyon

    "yazılım nedir?" sorusuna verdiğiniz cevap sizin yazılım alanındaki vizyonunuzun temel taşıdır. türkiye'de insanların, şirket yöneticilerinin ve hatta çoğu yazılımcının gözünde yazılım "bir iş yapan kod parçası"ndan öte değildir. yazılım "'if'"lerin, "for döngüleri"nin (bkz: for döngüsü) arka arkaya dizilmesiyle oluşan, eğitimini almış almamış herkesin ortaya çıkarabileceği, "çalışsın yeter" bir olgudur. yazılım yapmak için gerçek anlamda bir mühendislik çalışmasına gerek duyulmaz. fakat maalesef yazılımın da bununla uzaktan yakından alakası yoktur. yazılım daha önce de belirttiğim gibi "bilim" üzerine oturtulmuş, diğer sektörlerde var olan sorunlara etkili çözümler getiren, verim arttırıcı bir araçtır.

    bir yazılımı düzgün, işe yarar, çöpe gitmeyecek, bir sonraki yazılımınıza dayanak teşkil edebilecek bir şekilde geliştirebilmek için öncesinde hayvanlar gibi kafa patlatmanız, araştırma, gerekirse geliştirme yapmanız gerekir. sonuçta ortaya çıkardığınız algoritmalar, metodolojiler vs. güzelce dökümante ve -hem teorik hem pratik olarak- test edilmeli, farklı görüşlerle zenginleştirilmelidir ki bu çalışmalarınız bir işe yarasın, sizi yazılım yapan diğer grupların bir adım önüne geçirsin ve gelecekte de size yardımcı olsun. yoksa if'leri for'ları kafası çalışan 15 yaşındaki çocuk bile bir iki senelik eğitimle arka arkaya dizebilir, çalışan bir şey ortaya çıkarabilir. tekrar söylüyorum yazılım "kod yazmak" değildir. kod yazmak zurnanın son deliğidir. normal şartlar altında ülkemizde bile "programcı" kadrosuyla "bilgisayar mühendisi" kadrosu ayrıdır. bilgisayar mühendisleri bilim adamlarının ortaya koyduğu gerçekleri alıp mühendislik yaklaşımıyla bu gerçeklerin nasıl bir araya getirilmesinin gerektiğini/yazılımı nasıl oluşturmanın daha iyi olacağını belirlemeli, programcılar da mühendislerin kendilerine gösterdiği yolda kodlama işini en uygun şekliyle yapmalıdır.

    mesela a noktasından b noktasına en kısa yoldan nasıl gidileceğini gösteren bir yazılım için:

    1) önce bilim adamları bu işi yapan genel geçer bir algoritma bulmalı, bunu teorik olarak ispatlamalı
    2) daha sonra mühendis bu algoritmayı alıp yazılımın içine nasıl oturacağını, diğer algoritmalarla ve kullanıcının gördüğü pencerelerle nasıl etkileşmesi gerektiğini belirlemeli,
    3) programcı da bu modeli alıp koda dönüştürmelidir.

    türkiye'de 1. maddenin tübitak hariç herhangi bir yerde gerçek anlamıyla gerçekleştirildiğini bugüne kadar duymadım, görmedim (duyan, gören varsa söylesin). bizde algoritma denen şey "çalışsın yeter ulen"den ibarettir. o algoritmalar ne kompleksite analizine girer ne de geliştirilmeleri için çaba harcanır. çalışır, yeter. zaten algoritmaların da çoğunu bilim adamları değil mühendisler geliştirir. lakin o mühendisler her ne kadar bilim adamlığına kayan bir altyapıları olsa da yukarıdaki 3. madde için yetiştirilmişlerdir. ona yönelik eğitim almışlardır. neyse buna daha sonra değinirim.

    nerede kalmıştık, 2. madde.

    "çalışsın yeter". sen "çalışsın yeter" dediğin zaman elin oğlu seninkinin 100 katı hızlı çalışan algoritmayı seninkiyle aynı işi yapan yazılımın içine çakar, sen de aval aval bakarsın "lan nerede yanlış yaptık" diye. yanlış senin mentalitende, vizyonunda değil mi be azizim. sonra dersin ki "aaa herifler ne güzel bir algoritma bulmuş. ben de hemen kullanayım". yazılımının bir sonraki versiyonunda alırsın, kullanırsın. lakin adamlar o algoritmayı bulana kadar kıçları çıkmıştır, senin aklına hayaline gelmeyecek şeyleri kafalarını duvarlara vura vura öğrenmişlerdir. bu şerrefsizler sen o algoritmayı kullanırken "çaaat" diye bir başka algoritma çakar, bu sefer seninkinin 1000 katı hızlı çalışır, senin ürettiğin ürün yine hiçbir işe yaramaz. hem de sen kafanı duvarlara vurmadığın, hiçbir şey öğrenmediğin için adamlara bağımlı bir hale gelmeye başlarsın. size bir örnek vereyim:

    "veritabanı yönetim sistemi (dbms)" denilen bir kavram var. bu dbms'ler hayvan gibi algoritma içeren programlar. günümüzde hemen her yazılım (çok küçük olanlar hariç) veriyi (mesela müşteri isimleri) saklayabilmek için bunlara ihtiyaç duyuyor. bunların open source olanları belirli bir noktaya kadar sizi idare edebiliyor fakat elinizdeki veri çığrından çıktığında (mesela 5-6 milyar farklı veri), open source dbms'ler de patlamaya başlıyor. paralı dbms'lere yönelmeniz gerekiyor. büyük çaptaki her yazılımın kullanmaya mecbur olduğu bu dbms'leri kullanabilmek için de çok büyük miktarlarda para harcamanız gerekiyor (mesela oracle'ı yazılımınıza entegre olarak kullanabilmek için yazılımınızın çapına göre en az onbinlerce, belki de milyonlarca dolar ödemeniz gerekiyor).

    oracle, ibm, microsoft bu veritabanı yönetim sistemi alanında alıp yürümüş firmalar. ellerinde 20-30 yıldır sürekli ar-ge'ye dayanarak geliştirdikleri dbms yazılımları ile doğal olarak elde ettikleri araştırma birikimleri var ve her yıl bunun üzerine bir şeyler koyarak sadece bu işten milyar dolarlar seviyesinde kar ediyorlar. haliyle bunlarla sıfırdan başlayıp rekabet etmek çok zor. fakat bir şekilde bir yenilik ortaya çıkarıp daha sonra bu büyük firmalarca satın alınan şirketler var. mesela "solid information technology". bu solid information technology 2007 yılında ibm tarafından satın alınmış ve oldukça farklı bir veri saklama metodu geliştirmiş bir şirket. ( http://www-03.ibm.com/…us/en/pressrelease/22921.wss ). bir de bu şirketin linkedin profiline bakıyoruz ki ne görüyoruz: şirkette en çok rastlanan ünvan %18 ile ar-ge mühendisi. ( http://www.linkedin.com/…lid-information-technology ).

    ben şunca yıldır türkiye'de "ar-ge mühendisi" ünvanını ya da buna yakın bir ünvanı taşıyan sadece 2 kişiyle tanıştım. tam rakamlara ulaşmaya çalıştım fakat bu veriye bir türlü erişemediğimden buraya yazamıyorum. lakin gözlemlerime dayanarak söyleyebilirim ki türkiye'deki yazılım şirketlerin ar-ge ile uzaktan yakından alakaları yok. yazılım geliştirirken yapılan şey var olan teknolojiyi ve dışarıda yapılmış programları iç işleyişini bile incelemeden olduğu gibi almak, bunun üzerine yine hiçbir araştırma ve doğru düzgün bir dizayn yapmadan, "çalışsın yeter" mantığıyla birkaç parça kod eklemek, nihayetinde de son kullanıcıya hitap eden bir ürün çıkarmak. burada amaç son kullanıcıya hitap eden ve bu işten çok da çakmayan bu insanlara mümkün olduğunca kısa sürede bir ürün çıkarıp satmak. neye dayanarak, nasıl geliştirildiği önemli değil. önemli olan o ürünü anlamayan adamlara satıp para kazanmak.

    yurt dışında çalıştığım sırada şirkette herkese açık olan eğitimlerin arasında "compiler optimization with c++" diye bir eğitim gördüğüm zaman çok şaşırmıştım. "bir gidelim bakalım." dedim, o eğitimde türkiye'deki yazılım sektörünün vizyonunun ne kadar gelişmemiş olduğunu daha iyi anladım. adamlar cayır cayır çalışan bir ürünü birkaç milisaniye daha hızlı çalıştırabilmek için insanlara derleyicinin nasıl çalıştığını anlatıp nasıl daha efektif program yazılabileceğini anlatan eğitim ayarlamışlardı. bunu türkiye'de biraz daha kıdemli mühendislere anlatıp "burada böyle düşünen yerler var mı acaba?" diye sorduğum zaman hepsinden aldığım cevap kocaman bir kahkaha oldu. dalga geçildim ey dostlar, aşağılandım, mağdur oldum.

    "vizyon" konusunu toparlayayım. benim gördüğüm kadarıyla türk yazılım sektöründe vizyon denen şey "eksik" bile değil. maalesef "yok". sektördekiler "nasıl yapıldığına, sektöre ne katacağına" değil "ne kadar zamanda ne yapıldığına" bakıyorlar ve bu da ar-ge'nin, sektörün bilgi birikiminin önünü tıkıyor. hiçbir matematiksel analiz yapmadan amele gibi yarım yamalak kod yazarak işleri zamanında yetiştirmeye zorlanan mühendisler harcanıyor (bu insanlar arasında bir anket yapıp "bugüne kadar alanınızla ilgili kaç bilimsel makale okudunuz?" diye sorsanız "0" cevabını veren insanların sayısı karşısında ağzınız vallahi bir karış açık kalır). bu insanların bir bilgi birikimine sahip olup 10-15 yıl sonra yeniliklere imza atmalarının önü tıkanıyor. hepsi birer "mühendis" değil, "programcı" oluyor. bu esnada programcılar da pek tabii işsiz kalıyor.

    3) işgücü kalitesi

    işgücü kalitesi dediğim zaman müdürlük yapan insanlardan söz etmiyorum. onları bir kenara ayırıyorum. "vizyon" konusunda bu insanların genelinin ne durumda olduğundan zaten bahsettim ("onlar da emir kulu" diyenler olabilir. onlara sorum şu: biri size "adam öldür" dese öldürür müydünüz?). benim üzerinde durmak istediğim insanlar yazılım geliştirmede teknik olarak katkısı olması gereken/olan insanlar.

    çalıştığım yerlerde gördüklerime dayanarak şunu söyleyebilirim ki türk yazılım sektöründe çalışanların analitik zekaları ile yurt dışındakiler arasında pek fark yok. hatta bu alanda bizim birkaç adım önde olduğumuzu söyleyebilirim. problemlere çok daha hızlı ve pratik çözümler getirebiliyoruz (belki bir hayat boyu problemlerle boğuştuğumuzdandır). fakat "mühendis" ya da "programcı" dediğin adamın görevi işleyen bir düzenin tamamlayıcı bir parçası olmaktır. yani size "bak bakalım şu soa denen naneye neymiş, bize rapor çıkar, eğitim ver" de diyebilirler, "şu excel dosyasındaki 1000 kaydı word'e geçir." de. itiraz şansınız pek yoktur. çünkü işin sağlıklı yürüyebilmesi için o işin yapılması gerektiğini düşünürsünüz ve bu iş için seçilmiş olan da sizsinizdir. sizinle birlikte çalışan herkes ortak bir amaca ulaşmak için para aldığından bu amaç doğrultusunda size biçilen her rol üzerine düşünülerek verilmiş olmalıdır. fakat bu kararların nasıl alındığını görseniz/duysanız şaşarsınız.

    ben bir sene kadar süren bir projenin son iki ayında kullanılan iletişim protokolünün (ki kendileri o anda yapılmakta olan yazılımın en temel unsurlarındandır) değiştirilmesini düşünen, "bi deneyelim bakalım" diyen insanlar gördüm. şimdi böyle bir durumda o zamana kadar "kodla huleyn" rolü verilmiş bir mühendis n'apacaktır? pek tabii daha çok kodlayacaktır. 2 ayını araştırmaya harcayıp daha iyi bir iş çıkarmak ve öğrenmek yerine o iki ay boyunca çöp üretecektir. işte bu "yanlış yönlendirme", "kaynağı etkili kullanamama"dır. o mühendis ne kadar iyi, ne kadar zeki olursa olsun sizin elinizde karakaçan'a dönüşmüş demektir. ve türkiye'de yazılımda olan şey maalesef genellikle budur. insanların yapabilecekleri şeyler "vizyon eksikliği" yüzünden zaten yapılmadığı için yetenekli insanlar işte böyle oyalanır. einstein'a "evladım geçir bakalım şu kayıtları excel'den word'e" dediğinizde nasıl sıkılırsa türk mühendisi de öyle sıkılır. işin kötüsü bu insanlar nihayetinde şevklerini, bakış açılarını kaybederler ve ellerine fırsat verseniz de hiçbir şey üretemez olurlar.

    yani yetenek bakımından türk yazılımcılarının gavurlardan pek bir farkı yoktur. siz onlara "bana dünyadaki bütün e-kitap isimlerini en hızlı şekilde toplayıp listelecek bir algoritma geliştir" demek yerine "if", "for döngüsü" yaz derseniz olacak olan budur.

    yazılım alanında iyi bir iş çıkarabilmek için kanımca insanların sahip olması gereken iki unsur daha vardır: "iletişim" ve "çalışma alışkanlığı".

    iletişim alanında ülkemin ineklerinin (ki ben de bunlara dahilim) gavur ineklerden çok daha ileri olduğunu söyleyebilirim. türk yazılımcısıyla iletişmek, sohbet etmek keyiflidir. lütfen ediniz, ettiriniz. tatlı dile, güler yüze hepimizin ihtiyacı var. hor görmeyin bizi.

    çalışma alışkanlığı ise kanımca türkiye'deki işgücü kalitesini düşüren en önemli nokta. türk yazılımcısı kafasına değnekle vurmazsan çalışmıyor. yani "şu işi iki ay içinde bitir" desen ve işi hiç denetlemesen gavur her gün az biraz bir şeyler yapar ama türk olanı altı-yedi hafta yatar, geri kalan zamanda işi tamamlamaya çalışır. e peki ama bu neden olur?

    açıkçası bunun üzerinde çok düşünmeme rağmen bugüne kadar bu soruya bir cevap bulamadım. yani insan aynı, beyin aynı, vücut aynı, böyle bir fark nasıl oluşur? kendimce teorilerim var tabii. çocukluktan ergenliğin sonuna kadar maruz kalınan "yetersiz eğitimcilerin düşünme odaklı değil ezberci yaklaşımı", ailelerin baskısı, insanların sevdiği şeylerin değil zorunda olduklarının uğruna çalışmaya zorlanması vs (eğer bu soruya iyi bir cevabı olan varsa lütfen beri gelsin). lakin yazılım sektörü biraz değişirse, insanlar sektörün içinde zorlayıcı (challenging midir nedir ondan işte) işlerle uğraşmaya başlarsa bunun değişeceğine, türk yazılımcısının da gavur gibi işini seve seve yapacağına inanıyorum. nihayetinde yeni bir şey geliştirmeyi herkes ister ve eline bu fırsat geçen kişi pek tabii daha verimli, daha istekli olur. lakin şu noktada sektördeki işgücünün en büyük problemi sanki bu çalışma alışkanlıkları.

    türkiye'de yazılımın en temel üç unsurunu kendimce böyle özetleyebileceğimi düşünüyorum. yazdıklarıma şimdilik bir nokta koyayım. daraldım, sıkıldım. aklıma geldikçe ve zamanım oldukça kendimce yaptığım bu analizi geliştiririm. olaya "eğitim", "çalışma şartları", "işini yapan insanlara verilen kıymet", "yazılımın geleceğine dair türkiye'de yapılan planlamalar" gibi alanlardan da bakar, sıkıntılara iki gramlık aklım ve tecrübemle çözümler geliştirmeye çalışır, gelen tepkilere, düzeltmelere göre yazıyı değiştirir ve geliştiririm. şimdilik hoşçakalın.
  • bir şekilde yazılır.
  • bkz: türkiye’nin en iyi yazılım şirketi

    --- spoiler ---

    ustun ozgur software alaninda liderdir bu konuda arkadaslar. yaziyla kesinlikle alakasi yok, tavsiye vermek istedim sadece.
    --- spoiler ---
  • acilen tüm faaliyetleri durdurulması gereken alandır. bir sürü boş beleş insan, defect dolu, bug dolu, hata dolu, backdoor dolu kodlar yazıp, bunlarla övünüyor. hemen şu an haşmetli bir khk ile faaliyetler 2. bir emre kadar durdurulmalıdır. acilen.