şükela:  tümü | bugün
  • ne çektik ama be! değil mi? burada sadece kendi deneyimlerimi paylaşacağım. niyetim karalamak veya burayı ağlama duvarına çevirmek değil, çalışanlara, farklı bir pencere açmak.

    eğitim sektöründe 8.yılım ve daha çok yolum olduğunun farkındayım.

    yaşantı 1

    velinin biri gelmiştir. tam olarak kayıt yenileme dönemidir. yani fiyatta pazarlık için okulda sorun aramaktadır. önce yöneticiye gider ve hedef olarak ingilizce dersi seçilir. çünkü veli gözünde ingilizce, çocuğunu özel okula gönderme sebebidir. dersten, öğretmenden şikayet eder. buraya kadar her şey olağan bir şekilde ilerler. konuşma bitince yönetici öğretmenlerle hemen bir toplantı yapar ve yapılanları tek kalemde silerek "hiç bir şey yapılmadığından" şikayet eder. tam o sırada patron içeri girer ve gösteri başlar. toplantıda bir kurban seçer ve patronun gözüne bakarak herkese "hocam" derken kurbana bey/hanım diye hitap etmeye başlar. diğer meslektaşlarının önünde değerini düşürür. hatta bu yolla diğerlerine göz dağı verir. toplantı seçilen kurban üzerinden devam eder. direk şahsa yönelik bir hareket etmez ama aslında herkes biliyordur kimden bahsettiğini. kurban kendini anlatmaya çalışır ama yönetici her seferinde sözünü üst perdeden konuşarak keser. kurban bu noktada kendini "bok" gibi hisseder. diğerleri ise susar. toplantı biter ve tam herkes çıkacakken, kurban tekrar içeri çağırılır. bu sefer okulun tüm ingilizce sorunun o kişinin hiç çalışmamasından kaynaklandığını söyler. kurban hiç bir iddiaya karşılık veremez çünkü yönetici konuşturmaz. her girişimde ses tonu yükselir, had bildirilmeye çalışılır. konuşma biter ve sınıfa gidersin.

    yaşantı 2

    bir hafta sonra kurban tekrar toplantıya çağırılır. bu sefer tüm yöneticiler oradadır ve şikayetler sıralanır. "...bey/hanım çok izin kullanıyorsunuz" diyerek işe saygı duymadığı ima edilir. kurban kaç gün yapmışım diye sorar ama cevap verilmez. onun yerine böyle öğretmenlik mi olur diye çıkışılır. " ayrıca derslerde yemek yiyormuşsunuz" diye 2. atağa geçilir. kurban açıklama ister yer ve zaman sorar ama yine cevap alamaz. yemişsiniz diyerek yine böyle öğretmenlik olmaza gelinir. "derste telefonla oyun oynuyorsunuz " denilerek son adım atılır. kurban telefonu çıkarır ve telefonda oyun bulursanız hemen istifa edeceğini belirtir. aslında kurban boşa uğraşıyordur. çünkü baskıyla sindirilip istifaya zorlanıyordur. tüm bunlar olurken kurbanın sınıfında 90 öğrenci ingilizce testinde 15 soruda 14 ortalama yapmıştır. 3 tane okul çapında tüm öğrencilerin katılımıyla etkinlikler düzenlemiştir. hiç birinden bahsedilmez. kurban kordinatörüne gider durumu anlamaya çalışmaktadır. açık bir şekilde sorun nedir? mesleki olarak hatam nedir diye sorar ama kordinatör daha dikkatli olunmasını söyler. yaşanılanların sonucu olarak elimizde nur topu gibi mesleğinden soğutulmuş ve başarısızlık hissine sokulmuş ama öğrenci ve velilerden teşekkürler alan bir öğretmen vardır. ruh hali değişken, sürekli tedirgin ve işten çıkarılma korkusu yaşayan bir öğretmen.

    yaşantı 3

    dönem sonudur. öğretmen tüm işlerini halletmiştir. öğrencilerin ve velilerin not baskısından kurtulmak üzeredir. alınan notun sadece bir anlık olmadığı, öğrencilerin sınavlardaki becerilerini, dönem boyunca tüm süreçlerin değerlendirildiğini unutmamak gerekir. yani ortalama not bir saniyede verilir ancak dönem boyu gözlemin sonucudur. adaleti sağlamanın nasıl bir stres olduğunu bilen bilir. vebal almak vardır. sorumluluk ister. sen tüm bunları düşünürken bir yönetici gelir ve sen şu işi yap der. üslup tam da böyledir. sende okul işi yürüsün diye yapmaya çalışırsın, görüş alıp doğrusunu yapmak için yöneticine sorarsın ancak yönetici bilmiyordur ve bunu bastırmak için yine öğretmensin nasıl yapamazsın der. bakarsın işin oluru yoktur. bilgi edinecek bir yer yoktur. kısacası yapmaya çalışırsın ama her seferinde toslarsın. beceriksiz imalarının ardı arkası kesilmez. kendini yine bok gibi hissedersin. öz güvenini dağıtmak için her fırsat değerlendirilir. sonuç sen nasıl öğretmensin. sen yurt dışı projelere katılmışsındır, kurduğun takımlar okula başarılar kazandırmıştır ancak yine yaranamaz, iş yapmaz öğretmen olmuşsundur.

    3 yaşantıda da değer katmak için bir şeyler yapmaya çalışılmış fakat bedeli ödettirilmiştir. yönetici türkiye'de yol gösteren veya lider özellikli değil baskı ve emir uzmanıdır. çalışanları daha iyiye götüren değil stresle ezen bir pozisyondur. işin devamını sağlayabilir ama kalitesini öldürür. çalışanda ruhsal bozukluklar meydana getirir. işten çıkma veya istifa diye bir şey yoktur. yöneticiden ayrılma, kaçma vardır.

    not : devamı gelecek.
  • bazen devletin kurumundaki okul müdürü bile kendini patron zanneder
    halbuki aramızdaki sadece tercihtir. kimisi mesleğine aşıktır kimisi koltuğa
  • tüm emekçiler olarak çok fazlayız ve yerimize geçmeyi bekleyen milyonlar var. sınıf bilincimiz kesinlikle yok. dayanışma ve birbirine sahip çıkma gibi bir kültür zaten yok. böyle olunca da emeğimizi değersizleştiriliyor. işimizi ne kadar samimiyetle ve başarı ile yaparsak yapalım emeğimiz değersizleştirilip ucuzlatılıyor. bunu yapmakla görevli olanlar ise aramızdan seçilen, aslında meslektaş olduğumuz yöneticiler -bence çoban köpekleri- oluyor. ha çoban köpeklerinin sözü koyun sürülerine geçer.
    demem o ki biz koyun olmaya devam ettikçe, mesai arkadaşlarımıza sahip çıkmadıkça ezcümle yurdum emekçileri olarak başımızda o çoban köpekleri olacak.