şükela:  tümü | bugün
  • müzik sektörüne bakarsın,
    yarak kürek şarkılar yapılır, sonuçta pop, e bu kadar olur demen beklenir,
    sektörün içindekiler ekmek parası napalım der,
    mixing mastering pek de doğru olarak bilinmediğinden, (sözü ya da müziği beğenip beğenmemek bir yana) şarkılar, ses teknolojisi bakımından aşırı şişirilir, kulağa ve algılara zulmeden sonuçlar ortaya çıkar, eee bu tüm dünyada da böyle denir. devam edilir.

    sinemaya bakarsın,
    basit ve son derece açık bir örnek olarak: gişe filmleri yapan ve standup dışında bir numarası olmayan cem yılmaz gibileri, kendi uyduruk filminde yüz akı filmlerimize ithafen "art house işler işte falan filan.." diyebiliyor, üstelik bunu set çalışanları ve sinema emektarları duyarlılığı imajı ve anlayışında bir filmle yapabiliyor.
    yığınla başka örnek bulabilirim, gerek yok. sikindirik vizyonsuz yapımcılara söz geçiremeyen, niteliksiz, vasıfsız, yeteneksiz iletişim fakültesi mezunları ile dolu bir sektör.

    dizilere bakarsın,
    aynı aç köpek yapımcıları doyuran omurgasız oyuncu ve kamera arkası çalışanları vardır. heves vardır fakat, heves x 1000 miktarında şikayet vardır. ego vardır, hırs vardır fakat birbirinin hakkını savunma yoktur. varmış gibi yapılır ama yoktur.
    ülkemizdeki fiyat/performans bakımından en kalitesiz insanlar iletişim fakültelerinden çıkar. iletişim yemini yapılır mezun olurken, o kısa metinle tek ortak noktaları kullanılan latin alfabesi harfleridir oysa.

    iş-işçi hakları vb olmadığı gibi bunu savunacak bir bilinç de yok.
    sadece vatan millet dinle, goygoy ve yaranmacılıkla sisteme adapte olma vardır.
    ve şartlardan yakınsalar da, kanaat etme, şükretme vardır.
    bu ülkede hangi iş kolu, hangi konu-olay olursa olsun, ölümü gösterip sıtmaya razı etme vardır. en kötüsü de bu yaklaşıma olumlu cevap veren, razı olma kaderciliğini, yeri geldiğinden ölümüne savunan koca yığınların olmasıdır.

    adam kayırma ve dayıcılık faktörü vardır. liyakat denilen bir şey yoktur.

    itaat kültürünün yarrak kültürel değerlerle güzelleme yapılarak hazmedilmesi, aşağılık davranış kalıpları ve alışkanlıkların kanıksanması, sonucunda da eeee napalım böyle gelmiş böyle gider.. dünyayı sen mi kurtaracaksın... ses çıkarma, anında şutlanırsın.. biliyoruz da konuşmuyoruz... filan gibi yavşak tutumların da oyunu kuralına göre oynama kisvesi altında meşrulaştırılması, son derece olağan kabul edilen şeyler haline gelmiştir.

    böyle böyle sen yap, o yapsın, sonra öbürleri, usta çırak ilişkisi gibi sonraki nesiller böyle yapsın. sonunda sikko bir kültürün olsun. sonra bu amına kodumun değerlerini o kadar içselleştir ki birisi kalkıp n'oluyo amk burda dediğinde, istemiyosan, beğenmiyosan siktir git götoşluğunu gerine gerine yapabil.
    senin hakkını da savunuyor olsa bile aman sesini çıkarma yoksa sen de kötü bilinirsin.

    türk insanı ve türk toplumu/kültürü stereotipleri, tarihin en karaktersiz ve beyin yoksunu şekline evriliyor.

    hala farklılıklar ve demokrasi! istemiyorum amk sikindirik değerlerini, yobazlığının özgürlüğünü savunmuyorum. zararlısın insanlığa sen. ben insanca yaşama derdindeyim, yozlaşmış alışkanlıkların benim kutsalım olamaz, hiçbir sike derman olmayan değerlerin benim özgürlük anlayışımda kendine yer bulamaz.

    ayrıca neyin özgürlüğü bu amk? şimdi ben muktedir olsam, bundan böyle herkesin günde 30 kez dirseğini yalamasını uygulamaya dökebilsem, toplum baskısı, mahalle baskısı ile bunu yapmayanlar hoş karşılanmasa mesela.. her türlü etkinlikte, reklamda, filmde, şarkıda, edebiyatta, dizide, sporda, ibadethanelerde, radyolarda, yollarda sokaklarda, elektrik direklerinde, okullarda, askeriyede bunun doğrudan ve dolaylı şekillerde propagandasını yapsam, birkaç nesil sonra bu toplumsal bir şey haline gelicektir.

    sonra kalkıp biri de dese ki, "dirsek yalamak dünyanın en sikindirik şeyidir, amına koyim böyle geleneğin, hayat görüşünün, kafa yapısının! ne faydası var, bu bizi mars'a mı götürdü; tutturulmuş gidiyor, en çok dirsek yalayan, ölümden sonra, güzel ve gencecik kadınların dirseğini yalayacakmış!.. vay amına koyim, ne güzel sikiyolar insanı. ölümden sonra hayat yok ulan yok! bayıldığında bile olup biteni hatırlamıyosun, hey yavrum hey, kültüre bak!!!"

    linç edersin değil mi? hem de o kadar çok sayıda insan bunu böyle kabul eder ki, o kadar haklısınızdır ki, offf! her şey bu lafları söyleyen "ayrık otu"na müstehaktır!

    o kadar normal kabul ediliyor ki zamanla her şey, ne kadar aşağılık ve anlamsız, kendine de başkasına da yük olmaktan başka bir şey olmayan yığınları sırtlandığının farkına varamıyorsun.

    bu karaktersizlikler de, konu ne olursa olsun, eeee sistem böyle, eeeeeeee düzen böyle napıcaksın gibi bir yavşaklıkla sonuçlanıyor. olup biteni devam ettirmeye yarayan, çarkta bir dişli oluyorsun. sosyalizm mavraları sıkılamaya çalışmıyorum. zaten ölçüyü bulma diye bir şey kalmamış amk, ya siyah ya beyaz olacak!!

    ayrıca bütün bu sorgulamaların -sadece- bir çeşit mental mastürbasyona dönüşmemesini de rica edeceğim.

    sahip olduğunuz tüm değer ve kimlikleri birer elbise gibi düşünün. onca zamandır giydiğiniz halde, söküğü yırtığı var mı? ihtiyacım olan bu mu? ben bunu mu giymek istiyorum gibisinden sorular yöneltin. bir sonraki kuşağa da giysilerinizi değil, bu bilinci bırakın.
  • (bkz: praxis)
  • arz talep neyse ona göre hareket ediyor, çünkü arzın talebi yaratması uzun ve maliyetli bir süreç.

    şu anda da ülkemizde uzun yıllardır olduğu gibi talep:

    düzen böyle napıcaksın?
  • "her sorunu cozduk de sira buna mi geldi" yavsakligindan pek de farkli degildir. o yuzden zaten hicbir sorun cozulemez.
  • vatanını çok seven bir kişi de olsanız bu söz ve bu sözü temsil eden insan yığınları size bir tane çıkar yol bırakır, yoksa sürekli mutsuz olacaksınız, yol ise tamda şudur:

    (bkz: türkiye'den siktir olup gitmek)