şükela:  tümü | bugün soru sor
  • çok çok düşük seviyelerde gezdiği herkes tarafından bilinmektedir.
    (bkz: acı ama gerçek)
  • 2009 yilinda oecd tarafindan yapilmis cok genis capli bir arastirmada (pisa), ulkemizdeki cocuklarin okuduklarini anlama konusundaki becerilerinin, belirlenen her istatistiki tabloda oecd ortalamasinin altinda kalmis olmasiyla, ilgililerin uzerinde kafa yorma konusunda canlarini dislerine takmalari gerektigini acikca gosteren durumumuzdur.
  • elde bulundurulan diplomaların niteliği değil niceliği baz alındığında hatalı çıkacak düzeydir.
  • eğitim süresi hayli kısa olup pek parlak değildir. 77 ilde eğitim süresi 5 ve 8 yıl arası, urfa ve ağrı'da 5 yıldan az, sadece ankara'da ve eskişehir'de 8 yıldan fazladır.
    http://www.radikal.com.tr/…bitirecek_harita-1162269
  • özellikle taşra yerleşimlerinde müşteri kitlesi , okur yazar geçinen ama kağıdı kalemi alıp iki satır derdini anlatmaktan acizler olan "arzuhalcilik -dilekçe yazıcılığı " gibi bir mesleğin hala var olduğunu düşünürsek, türkiye de hiç olmadığını varsayabileceğimiz düzeydir.
  • ülkenin çözüm bekleyen çoğu sorununun arkasında yatan gerçek sebep. ne yazık ki ülkemizde yeteri kadar yüksek değildir bu düzey. iyi eğitim alma fırsatını nüfusumuzun geneline yaymadan da bir türlü ilerleme kaydedemiyor, vaktimizi kısır tartışmalar içinde boşa harcıyoruz. iyi eğitilemeyen, bunun için de kapsamlı ve sağlıklı düşünemeyen bir insan kalabalığıyla da gelişmiş ülkeler kategorisine yükselmemiz mümkün olmuyor. en azından bugüne kadar olmadı. genç ve dinamik nüfusumuz var rerörerö diye övünenleri gördükçe sadece üzülüyorum.

    iyi eğitimin süzgecinden geçmemiş insanlar; hurafe ve dogmatik öğretilerden, saçmasapan kaygı ve korkulardan beynini kurtarıp özgür düşünemediği için yaşadığı ülkeyi ne bilimde, ne sanatta ne de sporda ileri taşıyamıyor işte. gavur diyerek aklımızca aşağıladığımız insanlar sağlıklı beyinleriyle özgürce düşünerek hayal edip fikir üretebildikleri için; sanatın, sporun, sağlık ürünlerinin, ilacın, giyimin, elektroniğin, otomobilin kısacası hayata dair pek çok şeyin en iyisini ve en güzelini üreterek dünyayı daha yaşanabilir bir yer haline getiriyorlar. yüksek katma değerli ürünleri sayesinde gelir seviyeleri de ülkemiz ortalamasının birkaç katı kadar arttığı için refah seviyeleri de yükseliyor normal olarak. biz ise gelişmiş ülkelerin ürettiklerini tüketmekle meşgulüz. beğenin veya beğenmeyin, istisnalar dışında ne yazık ki durum bundan ibaret. umarım bir gün tersine döndürmeyi başarır aradaki farkı kapatmaya başlarız.

    peşin not: yazar burada eğitim düzeyinden kastedileni eğitim kalitesi olarak değerlendirmiştir. eğitimin kalite ve içeriği düzgün olmadan eğitim düzeyi istediği kadar yüksek olsun, bir fark doğuracağını zannetmiyorum.
  • (bkz: paspas)
  • "cahil halk" tabirinin ilham kaynağıdır. buradan hareketle hakaret etmek, insanları aşağılamak çok kötü bir şeydir, öncelikle bunu kayda geçireyim (bkz: abdulkadir selvi tarzi giri yazmak). peki eğitim düzeyinden hareketle "cahil halk" tabirine varılabilir mi? tdk’nın “cahil” kelimesini nasıl açıkladığına bakalım:

    1. öğrenim görmemiş, okumamış
    2. belli bir konuda yeterli bilgisi olmayan
    3. deneysiz, genç, toy.

    daha sonra internette milli eğitim bakanlığının sayfasına girip öğretim yılı ve eğitim seviyesine göre okullaşma oranı tablosunu bulalim. 1994-95 yılından itibaren başlıyor veriler. 1995-2000 yılları arasında lise ve dengi veya ortaöğretimde okullaşma oranı (bu yaş grubundaki mevcut öğrencilerin bu yaş grubundaki toplam nüfusa oranı) %40’ın altındadır. bu yaş grubunun aşağı yukarı 1980 ve sonrasında doğanları kapsadığını söylersek, kabaca 1980-85 arasında doğmuş olanların sadece %40’nın ortaöğretimden faydalandığını söyleyebiliriz. bu oranın 1950-1980 arasında doğmuş olanlar için daha da düşük olduğunu kabul edersek, 1950-1985 arasında doğmuş olanların en fazla %30-35’nin ortaöğretimle, lise eğitimiyle falan alakalarının olduğunu söyleyebiliriz. liselerin önemli bir kısmının nasıl berbat bir durumda olduğuna değinmiyorum bile. lise ve dengi okullarda eğitim almadığı halde kendini yetiştirmiş olan insan sayısının devede kulak olduğunu göz önünde bulundurursak, halkın %65-70’inin tdk’nın “cahil” tanımının ilk şıkkına uyduğunu söyleyebiliriz. iktidar seçerken, siyasi tercih yaparken bu oranın daha da yükseldiğini ve tanımın ikinci şıkkını da kapsadığını söyleyebiliriz, çünkü bunu düşünmeden, yeterli bilgi sahibi olmak için uğraşmadan yapıyorlar. bundan, bu tür bir cehaletten bir olgu, bir vaka olarak bahsetmenin bir mahzuru yoktur bence, bilakis teşhisin tedavi için elzem olduğunu kabul edersek, bunu kabul etmek şarttır.

    bu arada gelmişken bir de laf sokayım bari: %65-70 üzerinden “bu halk cahildir” tespiti yapılabilir mi peki? akp’lilere göre yapılabilir, çünkü %40 oy alıp “halk bizi destekledi” diyebiliyorlarsa, %70' bakarak da gayet doğal olarak “halk” genellemesi yapabilirler.

    bir de kendime laf sokayım bari: onca yıl aziz nesin'den alıntı yapanlara surat asıp, dudak büküp de cehalet tarafından boğulduğunu (bkz: cahil başbakan) hissedince buralara gelmek...