şükela:  tümü | bugün
  • bir toplumun düşünsel yönden gelişme gösterebilmesi için yerleşik anlayışları, kurumları ve yapıları sorgulayan insanlara ihtiyacı vardır. bir toplumda bulunduğu çevre ile çatışan fikirlere sahip ne çok insan varsa o toplumun gelişimi ve dinamizmi o ölçüde fazla olur. bizdeki düşünsel gelenek ise osmanlı'nın 19. yüzyılından beridir var olanı muhafaza etme yolunu seçmiştir. toplumsal gelenekleri görenekleri ve kültürümüzü doğrudan hedef göstermiş aydın sayısı pek azdır. hedef göstermek derken, bunların muhafaza edilmesi veya bunların alaycı bir tarzda küçümsenmesi dışındaki bir seçeneği, yani bunların incelenip cesur bir şekilde tenkit edilmesini kastediyorum. cumhuriyet öncesinde aydınlar geleneklerin muhafazası, devletin devamlılığını esas alıp buna dayalı fikirler geliştirirken batı'dan aldıkları çağdaş kavramların amacı toplumdaki var olan yanlış uygulamaları tespit edip çözüm önermek maksadıyla değil, devletin yıkılmaması ve hatta kimi zaman batı ülkelerinin osmanlı iç işlerine karışmaması için bir nevi rüşvet olarak verilmiştir. bu nedenle tepeden inme her devrim başlarda bir ilerleme sağlasa da toplum yapısını değiştiremediği için sürerlik kazanamamıştır. aslında kemalizm toplum yapısını önemli ölçüde değiştirmeyi başarmıştır ancak savunucuları da devrimi "gökten indiği sanılan kitapların dogmaları"nı anlamaya çalışır gibi anlamış, üstüne bir şey ekleyememişlerdir. geçen süre içinde kemalizm de diğer dönüşümler gibi tepeden inme bir anlayış gibi kalmış, iç anadolu ve doğu anadolu'nun "muhafazakarlığının" trakya'daki ve ege'deki versiyonu haline gelmiştir.

    türkiye'de muhafazakar olmayan bir kitle yoktur. herkes bir ölçüde muhafazacıdır. özgürlükçü insan sayısı pek azdır. herkes ülkenin kendi ana babasından ve çevresinden öğrendiği fikri uygulamakla ancak kalkınacağına inanır. diğer kesimleri ise gelenekçilikle, yobazlıkla, putçulukla suçlar. gelişimin anahtarı olan yalnızca onun fikridir çünkü çevresi ona böyle öğretmiştir. çevresinin neden böyle öğrettiğini ve memleket adına nasıl bir vizyonu olduğunu sorgulama gereği duymaz, birey değil kitlelerin içinde bir kütle olmayı tercih eder. bugün türkiye'de bir alevi, sünni, atatürkçü, islamcı, türkçü, ülkücü kime bakarsanız bakın hepsi muhafazakar ve tahammülsüzdür. tepeden tırnağa böyle olan bir toplumdan gelişim beklemek kurbağanın zıplayarak ağrı dağı'na tırmanmasını beklemekten farksızdır.
  • yılmaz özdil'in tarih kitabımsı bir kitabının çok satanlar listesinin başına oturmasından da anlaşılacak gerçektir.
  • istanbul'da yasadigim son sene, "ise gidip gelmek kolay olsun biraz, zaten kalici da degilim" deyip tuzla'ya tasinmistim.

    biraz da sansin yardimiyla, acaip komik bir paraya, helasi bile deniz manzarali, denizin dibinde, havuzlu mavuzlu guvenlikli siteden ev tuttum.

    su an bilemiyorum nasildir. o zamanlar tuzla'da sahilde ataturkler, biraz iceride ise allahlar havada ucusuyor. sahilde, en cehepeli, en sekuler, en ataturkcu, en beyaz yakali tayfa yasiyor. hatta (ulan bu detayi bugun burada anlatsam kimse inanmaz a.k.), oturdugum sitenin yonetim binasinin onunde ataturk bustu var. o derece. iceri kesim ise bildigin afganistan.

    bu, kulturel acidan birbirinden fersah fersah uzakta gibi duran bolgelerin ortak noktasi ise, iki tarafta da genc bir kizla oglanin sokakta opusememesi, hatta birey dahi olamamasiydi. yasadigim super modern sitenin havuzunda opusen genc bir ciftin ne mevzulara sebep oldugunu, ortaligin nasil karistigini anlatamam.