şükela:  tümü | bugün
  • böyle bir eksikliğimiz var hemde gözleri acıtan cinsten.mimarı olarak muhteşem olan,yıllardır ayakta duran binaları yıkıp yerlerine uzun iğrenç binalar dikiyoruz. avrupa'da ise restore ediliyor bu binalar.

    bunlar ne lan: https://mehmetmollaosmanoglu.files.wordpress.com/…g

    bir de şunlara bak: http://1.bp.blogspot.com/…n3xbze/s1600/dscn3923.jpg

    bizde de korunmuş binalar var hiç yok demiyorum fakat sayısı o kadar az ki. modern gözüktüğünü sanarak aslında görgüsüzlükte çığır açan binalar dikiyoruz.

    sırf düz bir zemin olsun da ne olursa olsun mantığıyla yapılmış kaldırımlarımız var bir de. engelliler için yapılmış sarı şeritler ise zaten başlı başına bir şaka malzemesi. ağaca çıkan yollar mı ararsın, duvarla biten bisiklet yolları mı.

    klasik bir ankara manzarası: http://img.hurriyet.com.tr/_np/1171/26781171.jpg

    muhteşem sarı çizgilerimiz: http://im.haberturk.com/…2af7780c196.jpg?1360733076

    sokakların konumlandırılması bile baştan savma. yamulan yollar, çapraz duran apartmanlar ne ararsan.

    şu ispanya: https://c1.staticflickr.com/…84815_1f3cdc6718_b.jpg

    şu da biz: http://www.haberdenhaber.com/…s/upload/dsc_0557.jpg

    estetik anlayışımızın kötü olmasından ziyade estetik anlayışı diye bir şeyimiz olmadığını düşünüyorum.
  • (bkz: köylülerin estetik kaygıdan yoksun olması). istanbul'un göç alan mahallelerine bir göz gezdirin.
  • aslında belki bir uruk-hai, goblin veya orc için en boktan şehrimiz bile bir paris, bir londra ya da berlin olabilir...

    edit: içimden "kime göre, neye göre ???" demek geçse de gönlüm buna razı değildir; cidden boka benziyü...

    (bkz: bok sıçramış gibi gözüküyo)
  • aslında şehir planlaması diye bir şey olmadığı için, geriye kalan düpedüz zevksizliktir. insanların yaşamaktan zevk almadığının, sadece hayatta kalmaya çalıştığının bir göstergesidir. mümkün olan en az emek ve parayla, en kalitesiz tasarımlarla konut üretilir. süper lüks diye çok pahalıya satılan konutlar bile böyledir. başımızı sokacak evimiz olsun düsturu, orta üst sınıfın bile genlerine yazılmıştır. evin çevresi ise türkiyeli insanın kültüründe fazla önemsenmez. pek çok şehirde yeni yerleşimler önce gecekondu bölgesi olarak kurulur. toki gibi kurumlar işi gücü bırakıp stadyum veya saray inşa etmekle uğraşır çünkü. belediyeler de çok katlı kaçak yapı sahiplerinin keyfine uyum sağlar. eciş bücüş, güneşsiz, ağaçsız, çiçeksiz sokaklar labirenti şehre kanser gibi yayılır. dere yatağı caddeleri yağmurda sel götürür. park, konser veya sergi salonu gibi yerler için alan kalmaz. sadece iğrenç konut yığınları ve dükkanlar. son yıllarda buna bir de adım başı yapılan avmler eklenmiştir. ileride arkeologlar bir kazı yapsa türkiye şehirlerindeki insanların yaşama biçimi hakkında varacağı sonuç bellidir: yer içer, çalışır, çiftleşir, alışveriş yapar ve uyur. bu yaşam tarzının hayvandan tek farklı yönü alışveriş yapmaktır.
  • estetik yoksunu, kocaman reklam tabelaları ile güçlendirilen durum.
  • hemen her olumsuz durumla ilgili olduğu gibi, bu da tamamen cehaletin eseridir.
  • türkiye de şehir planlamacılığı diye birşey olduğunu düşünmemiştim hicbir zaman. o isler bizi aşar biraz ince kaçar bize.
  • şehir planlaması yok ki zevk olsun . estetikten bahsedilmiş . estetikten önce azıcık konfor da mı olmaz. geçenlerde bir arkadaşımın evine gittim. ana yola sıfır bir bina. sıfır derken kaldırım var tabi. gülmeyin o da olmayabilirdi burası türkiye. neyse trafik gürültüsünden durulmuyor. bir tane bina eksik olsun ama ev yola en azından 4-5 metre uzakta olsun. yok .. en ufak boşluğa bina dikilecek hayvan gibi yaşanacak. şu anda bi restorantta yemek yiyorum evet keşke gelmeseydim. burası da yola sıfır. kamyon traktör egzozu patlak motor bilimum eski model , çıkardığı ses kendinden büyük araç sesleri beynimi sikti resmen. ondan sonra niye cinnet geçiriyoruz. insan türü kendine bu kadar yabancılaşabilir mi. tamam kuş cıvıltıları olmasın ama en azından sessiz sakin huzurlu mekanlar yaratalım bari. ne lanet ülke yaa