şükela:  tümü | bugün
  • kategori arzının çeşitliliği sayesinde hangi kategoriye girsem lan acaba diye düşünürken, malzemesinden çalınmış nerdler'i kendime uygun buldum.
    tanım : dünyanın gelmiş geçmiş en iyi dj'inin önünde secde etmesi gereken kitle.
    hayallerde de olsa trance tanrısı olmak güzel bişey lan kim istemez.
  • ulan 3 ay sonra nerden hatırıma geldiyse şu başlık.. şu ara işsizim de madem, bir şeyler karalayayım bakalım.

    aklı sıra trance'ı kendi spesifik zevklerine göre tanımlamaya kalkan, şarkıların subjektif olduğu halde kalite düzeyini kendi zevkine göre belirlemeye çalışan, yeni ve popüler de olsa bazı insanlara özel şeyler hissettirebilecek ve kaliteli gelebilecek parçalar olabileceğine inanmayan, melodik-progresif-vokal trance'ı neredeyse elinin tersiyle iten, ergence bir old school-underground-psychedelic takıntısına sahip vasıfsızın tekine dert olmuş kitledir. bunun gibi adamın dayayacaksın kulağına 140-150 bpm'den 10 dakkalık 'zuptukuzuptukuzuptukuzuptuku' beat'ini ki dinlesin, adamın trance'tan tek anladığı bu çünkü. hani çok böyle underground, aykırı, uçuk kafalar ya :/

    hadi bakalım, madem kişisel beğenilerimize göre yargılıyoruz;
    bir insan dinlediği klasik müziklerden, senfonilerden, en iyi aşk şarkılarından, rock şarkılarından aldığı zevkin, hissiyatın ve duygunun benzerini ya da yakınını, şunu ya da şunu (daha fazla avb vermeyelim mazallah fanboy oluruz sonra) ya da şunu [favori] ya da şunu ya da şunu ya da şunu ya da şunu [favori] ya da şunu ya da şunu ya da şunu [favori] ya da şunu [favori] ya da şunu [favori] ya da şunu ya da şunu ya da şunu [favori] (öh amk set yapıp onu linkleyeydim daha iyiydi) dinlediği zaman hissetmiyorsa, kusura bakmasın ama ne müzik zevki, ne müzik kulağı, ne derin bir his dünyası vardır, ne de trance ruhundan anlıyordur. direk kendini klozete atıp üstüne sifonu çekebilir. ha tabi yine aynı zamanda trance bilimi ve tarihi, prodüktör biyografileri ve diskografileri profesörü olan arkadaş da mesela son linki görüp "ulan kaç tane jonas steur dinledin, neyini biliyorsun adamın?" diye soracak. niye? çünkü adamın biyografi ve diskografisini hatim etmemiş biriysen onun müziğini dinleme ve zevk alma hakkın yoktur! halbüse ben daha şu anda ilk defa jonas steur'a wikipedia'dan baktım ve belçikalı olduğunu, 30 yaşında olduğunu yeni öğrendim. ama bu, silent waves isimli eski sayılabilecek bir parçasının yakın zamanda ilk defa (asot sayesinde) dinlediğim ve en harika trance parçalarından biri olarak kabul ettiğim gerçeğini değiştirmiyor. her ne kadar birinin o ufak beynine giremeyecek olsa da.

    (yukarıda örneklediğim parçalar birkaçı haricinde, yakın geçmiş içerisinde armin van buuren (asot-armada) desteği ile popüler olmuş ve geniş kitlelerce beğenilmiş, asot'ta totw-ff olmuş parçalar. dolayısıyla pek tabii türk trance dinleyici kitlesini kendine dert edinmiş vasıfsız "trance mı bunlar yeaa pop hepsi" diye nitelendirecektir ilk paragrafta açıkladığım sebepten ötürü, sırf "yeni" diye, "popüler" diye. ulan esas ben hayatın çoğu alanında popülerse bizden değildir felsefesinin bayrak taşıyanı olan asosyal herifin tekiyim ama bazı şeylerin de bir sınırı, bir mantığı var be kardeşim, ayıptır yahu.)
  • malesef hakkında konuşulan konuların ve verilen cevapların birbirinden tamamen alakasız olduğu, bir tarafın ankara diğer tarafın götüm kara dediği kitle.
    bak kardeşim; trance'ın derin teknik detayları, geçmişi ve bugüne dek aldığı hal hakkındaki tespitlerini asla reddediyor ve yalanlıyor değilim. ancak aklımın almadığı bir nokta var ki, sen en basitinden bir gareth emery parçasıyla bile, her biri rezillikten başka bir şey olmayan demet akalın parçalarını nasıl yan yana koyabiliyorsun? bu inanılmaz bir şey. sen ister trance de ister deme, evet ben bir 550 senta (istediği kadar modern klasikten arak bigroom bilmem ne olsun) dinlediğimde rakı içecek kadar duygusallaşabilirim. ve bence çoğu insan da böyledir.

    şimdi gelelim farkettiğim tezatlara;
    (bkz: #25830108) şu entry'de 135+ bpm derken herhalde sadece 135-140 aralığını kastetmiş olmalı :/ kaldı ki ben 140-150 bpm'i abartı bir vurgu olarak söylemiştim.
    (bkz: #25815899) şu entry'de bahsettiği underground ise bilmediğimiz başka bir underground herhalde :/

    "size 3 dakikalık piyanolu breakdown lazım. 4 dakikalık vokalin bağırdığı parça lazım." arkadaş sayesinde piyanonun trance'ta yeri olamayacağını ve aslında kulağa hoş gelen bir tınısı dahi olmadığını öğrendik, bravo. vokal konusunda ise, pekala vokalin baskın ya da yardımcı olduğu çok da güzel parçalar vardır. örneğin; arkadaşın nefret ettiği dash berlin'in 1 numaralı parçası, baştan sona vokal ve vocal trance'ın en sağlam örneklerinden biri bence. buyrun, bu da vokalin çok da ön planda olmadığı, ama güzelliğinden de anlaşılacağı üzere 2011'in en iyi parçalarından biriydi. "gareth emery gibi son 3 senesinde çöp üreten adam lazım." bu cümleye katılmadığımı söyleyemem, ben de gareth emery'nin prodüksiyonlarından hiç hoşlanmıyorum, gerçekten de pop'dan farklı parçalar değil. ama yine de gidip bir demet akalın'la kıyaslama gerizekalılığını yapmıyorum.

    gelelim içinden çıkamadığımız noktaya. evet ben jonas steur'u bile henüz tek parçasıyla tanımış olacak kadar yeni ve casual (arkadaşın çok sevdiği tabirle ise newfag) bir dinleyiciyim. işte bu yüzden, trance'ın geçmişten günümüze nasıl konumlardan nasıl konumlara geldiği, hangi plak şirketinin hangi plak şirketini götten siktiği, hangi dj'in hangi dj'in kaynatasına kaydığı zerre kadar umrumda değil. şu anda, benim kulağıma gayet hoş ve sanatsal gelen (yukarıda birçok örneğini verdiğim) parçalar var ve ben bunları zevk alarak dinliyorum (malesef arkadaş bunlarla demet akalın parçalarını bir tuttuğu için demet akalın parçalarını da severek dinlediğimi zannediyor, yapacak bir şey yok). sen ne kadar kabul etmesen de ve aklınca hala trance'ın neler olup neler olmadığına karar vermeye çalışsan da, bunlar günümüzün beğenilen müzikleri ve tarzları, ve sen bunu engelleyemezsin. ancak gelip sözlükte klavye arkasından böceklik yaparsın. kimse de siklemez.

    çok basit bir soru : bu arkadaşın tarzı ve savunduğu şeylerin, tüm müzik anlayışı "müzik 70'lerden sonra bitti yeaaa, elektronik tabanlı müzik akımları geldi, orkestralar ve gerçek müzik öldü" diye ağlayan nostalji takıntılı 50-60 yaş grubu amcalarınkinden tek bir farkı var mıdır? işte onların anlayışı ne kadar saçmaysa bu arkadaşınki de öyledir ve tamamen aynıdır. bak kardeşim, senin gençliğinde ve yeni zamanlarında dinlediğin şarkılar, belki sana güzel zamanlarını hatırlattığı için ve belki ilk göz ağrıların olduğu için sana çok ayrı duygular yaşatıyor olabilir (ki bu gayet normal bir şeydir ve olması gerekendir). ama bu, o zamanlardan sonra gelen müzikleri tamamen elinin tersiyle itmeni gerektirmiyor. hiç beğenmezsin, dinlemezsin, kabul. ama bok atamazsın arkadaşım, bu kadar basit.
  • trance'ı sadece keşlerin dinleyebileceğini ve yer altı rave partilerine akan qopuq genchliq'in bundan zevk alabileceğini itiraf etmiş, baştan beri ne kadar ağır bir ergenle tartıştığımı bana hatırlatan kitle. yoo dostum yoo, ben senin gibi keşin teki değilim ve trance'ı gayet duygusal buluyorum (senin hayallerindeki keş trance'ı değil, gerçek trance'ı, müzik olan trance'ı).
    senin dinlemen gereken trance bile değil, bu yavrum. hadi bas git.
  • benim bu konunun tespiti ile ilgili tek sıkıntım ilk entry'de çeşitli capslerle örneklenen kitle. yoksa eyvallah entry'ler iyi, ben de kendi halinde bir trance dinleyicisi olarak bilgilerden istifade ediyorum da, amına koyim o tipler ne? varoş varoş karıların doğru düzgün türkçe konuşamadığı tweetleri, yan mahalle apaçilerine benzeyen tiplerin karı düşürmek için "trance" hakkında "yazdığı" üç beş cümleyi çekip koyarak bi de üstüne laf ederek kim kime neyi kanıtlayabilir anlamadım. çok mu akademik oluyo o çalışma mına koyyum? en azından şu sözlükte seslendiğin kitle o gibi tipler değil. hani diyebilirsin ki sözlükteki ortalama bir yazar 5 üzerinden 2 alır 1 alır, "armada müzik bünyesinde albümlerini çıkartan dj vıyvıyvıy" diye kafa sikiyordur, ona eyvallah. ama gitmişsin puanlamaya bile giremeyecek tipleri örnekleyip onlara laf atmışsın, 5 üzerinden -2'lik figürlere lafı koymak niyetindesin. neye yaradı bu?

    hani ortada bir trance birikimi, trance hakkında bilgi yoğunluğu olduğu kesin de böyle örnekler verildikçe söylenmek istenen şey biraz arada kaynıyor. sağlıcakla.
  • bazılarına ileri derecede dert olmuş kitle.
  • bu kitle hakkında döktüren arkadaşın entry'leri hangi kafayla yazdığı belli oldu.

    (bkz: #27129270)
    (bkz: #27129258)

    "doğal uyuşturucuların 90ların başında yerini kimyasal uyuşturuculara bırakmasının müzik sektörüne nasıl etkilerini olduğunu bilmekten bi-habersin"

    http://tinyurl.com/87so8re

    ulan 40 yıl düşünsem aklıma böyle bir araştırma tezi gelmez lan hahahahah.
  • böyle bir kitle yoktur. elektronik müziği genel olarak dinleyen kitle vardır. "bu kitle başka müzik dinleyemez, çünkü tarzı sadece budur" diye bir kaide de yoktur. her telden dinleyebilir insan, müzik kulağına hoş geldiği sürece. yani demem odur ki trance müzik, house müzik vs. bunların hepsi elektronik müziktir. neden elektronik deniyor peki? genel bir isim. işin içinde elektrik var çünkü. elektriği kullanmadan bu bahsedilen müziklerin hiç biri yapılamaz. (beni yalanlayabilmek için kafanızı hızlı hızlı taşa sürtüp "aha bak dubstep yaptım elektriksiz" falan diye kanlar içinde gelmeyin sonra çünkü o işin içinde bile 'sürtünmeyle elektriklenme' var.) şimdi bu kendi kafasında elektronik müziği kategorize edenler bana "bak şimdi a müzik böyle, b müzik böyle yapılır" diye ayrıntılı açıklayan bi tablo falan versin. gerekli ve yeterli ekipmanlarla dolu bi stüdyoya soksun beni. ben o stüdyoda ikisini de yaparım. ikisini de beğenerek dinlerim, dinletirim. türünün ne olduğu da umurumda olmaz. çünkü aynı ortamda, aynı malzeme kullanarak yapılmıştır ve sonuç olarak müziktir. böyle bir kategorize olayına kalkışmak, ilk insandan günümüze kadar ayrıntılı bir soy ağacı çizmeye çalışmak kadar zordur kanaatime göre. olaya çok dar bakan insanlar var. müziğin nasıl bir kombinasyona sahip olduğunu düşünmeden konuşmuş bu insanlar. hiç durmadan müzik dinlense, bundan birkaç milenyum sonra bile o güne kadar dinlediklerine hiç mi hiç benzemeyen ve hoşuna giden bir müziğe rastlama ihtimali yüzde yüzdür. müzik gibi evrensel bir kavramla ilgili daha fazla bir şey söylemeye gerek yoktur.
  • öncelikle bu entry'yi bir şeyi alevlendirmek için değil de ek bir perspektif sunmak için yazdığımı söyleyeyim.

    söylemek lazım, trance deryasında geriye gittikçe bu konuda keleğin verdiği trance örneklerinin üstüne bir kat daha çıkılabileceği anlaşılıyor. yani adam orada "jaron inc. ? en baba trance!" demiş, verdiği örnekler ışığında da haklı, ama aslında trance ilk senelerinden itibaren öyle bir şekilde değişim geçirmiş ki gayet "jaron inc. ? yarrağımın başı trance!" demek de mümkün, koca airbase'i bir kenara savurmak, siktirtme breakdown'ını şimdi bana şekilde bir yaşlı adam tepkisi vermek de. peki böyle şeyleri diyecek bir adam trance örneği olarak ne verebiliir o zaman? şunları verebilir belki:

    "
    bu trance:

    http://www.youtube.com/watch?v=ct_5jjv80dw

    şu da trance:

    http://www.youtube.com/watch?v=qkwk-zhturg

    spicelab ? en baba trance:

    http://www.youtube.com/watch?v=ewb5mlwrhtc

    ve tabii ki bu da trance:

    http://www.youtube.com/watch?v=cvabumqvrew

    allah için bu trance değil de ney:

    http://www.youtube.com/watch?v=xxen56g2u3k
    "

    başka başka şeyler de verebilir tabii ki. e işte asit atmalık müzikten bahsediyoruz, işte o müzik bu. eğer trance'in çıkış noktasını drug müziği olarak kabul ediyorsak (ek: etmeliyiz zaten) hiç öyle dogzilla, airbase, yok efendim jaron inc, (kusura bakma) carl b gibi isimlerle vakit kaybetmeyelim, direk bunlarla girişelim mevzuya. olayın çıkış noktası bunlar gibiler çünkü, ve ilk entry'de linklenen şarkılarla pek alakaları yok. türkiye'de trance dinleyen kitle hakiki trance dinleyecekse dance 2 trance dinlesin, underworld dinlesin, cosmic baby dinlesin, o "tritonal'ı gözü kapalı tekmeleyecek isimler" listesindeki isimler iyi hoş da, oradaki oliver lieb, underworld falan da o listenin geri kalanını kendi başına tekmeleyebilir mesela. carl b, steur, george hales falan o adamlarla aynı kefede olamaz çünkü o kalabalığın müzik relatable, trance'in poplaşmasından ister istemez nasiplerini almış isimler. carl b ne kadar yakınırsa yakınsın adam kendisi de saf trance yapmıyordu yani. o ve o listede ismi verilen tüm sanatçılar ile, tüm o müzikle, o derya ile bir bağ kurabiliyorsun. onların hepsi hisli müzik, build-up ve break-down'lı, hepsi şekerli. hepsi kalabalıklara uygun.

    bu noktada olay çayı şekerli ya da şekersiz içme tartışmasından ziyade kim çayı kaç şekerli içiyor sorusuna dönüyor biraz sanki? evet bence de günümüzde maşallah 8-10 küp atıyolar fincanın içine. ben de beğenmiyorum, ama ilk entry'den yola çıkacaksak bu mereti şekersiz içen yok, kimse kusura bakmasın. şekersiz içen kalmamış ya da hepsi psy/goa falan yapıyor (onu da ben dinlemiyorum, kabulümdür).

    tartışmanın kendimce gereksizliğini vurgulayacak az şekerli bir örnekle entry'yi noktayalım bari...

    http://www.youtube.com/watch?v=o-t61s1_5rm