şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
  • netaş ar-ge direktörü ali akurgal’a ait bir anı:

    "1992 yılında, yâni hepi topu 20 yıl önce, netaş’ta ilk yazılım ihracatını gerçekleştirdik. hazırlanan bir yazılım paketini; tuşa bastık, o zaman internet yok, çatıdaki çanak ile, dönemin şartlarında gerçekten müthiş bir hız olan 128kb/s ile (bugün kullandığımız internetin 5% ‘i), ingiltere’ye uydu ile yolladık. faturayı da pullu postaya gönderdik. 2m$ bankaya geldi.

    aradan bir kaç ay geçti, vergi memurları geldiler. dediler ki, “siz bir fatura yollamışsınız, 2m$”. “evet” dedik. “bu para ödenmiş” dediler. “evet” dedik. “ama mal çıkışı yok, bu hayali ihracat” dediler! bunun üzerine vergi memurlarını arge’ye aldık, bir bilgisayar başına oturttuk. “şu ‘enter’ tuşuna basar mısınız” dedik. biri bastı; sonra “noldu” diye sordu. “300k$’lık ihracat yaptınız, bunun da faturasını göndereceğiz, ödenecek” dedik. adam sanki suça ortak olmuş gibi çok kötü oldu. sonra yazılım nasıl yazılır, uydu bağlantısı nedir, bu ne kadar eder adamları gezdirip gösterip anlattık. adamlar “çok iyi anladık ama mal çıkışı olması lâzım, mevzuat böyle” dediler. bunun üzerine dedik ki: “biz bu yazılımı banda kaydedelim ( o zaman cd yok, hatta kaset bile yok, ½” makaralı bant kullanılıyor) onu yollayalım”. adamlar bir çözüm bulmuş olmanın sevinci ile “tamam dediler, kaydedin yollayın”.

    ihraç ettiğimiz yazılımın kaydı iki makara tuttu. paketlendi ve gümrük komisyoncusu memura verildi. komisyoncu, bunları gümrüğe götürdü ve ihracat işlemine başladı. gümrük memuru, işlemi yapmış ve bir noktada sormuş: “tır’lar nerede?”. komisyoncu da “tır mır yok hepsi bu iki zarfın içinde” demiş, teyp bantlarını göstermiş. gümrük memuru “bu iki zarf 2m$ edemez, mümkün değil, ben bu işe bulaşmam” demiş, olduğu gibi bırakmış. mahkemeye gidildi, bilirkişi heyeti kuruldu, bizim o iki makaradaki yazılımın 2m$ edip etmeyeceğini (nasıl anladılarsa artık?) incenledi. neyse ki, 2m$ eder dediler de hayali ihracattan kurtulmuş olduk.

    bu kez, aynı komisyoncu, aynı gümrük memuruna aynı iki makarayı “2m$ eder mahkeme kararı” ile götürüp işlemi yeniden başlattı. ancak, yine işlem sırasında, ihraç malının birim fiyatı, miktarı ve toplam fiyatının girilmesi gerekiyor. ulu – yüce mevzuat öyle. ne yapsınlar? iş daha da uzamasın diye bakmışlar zarfta teyp bandı var, bir makarada kaç metre bant vardır diye kestirmişler, makarası 1.000 metreden 2.000 metre yazılım ihraç etmiş olmuşuz. yani, yazılımın birimi metre olmuş.”

    (bkz: metreyle yazılım satmak)
  • yazilim yaratmasi gereken mühendisler ihracat yapiyorum ayagina teknokentlerde kosgeb paralarini cukkalayıp, kobilere erp yazarak para vurmaya calistigindan cok da sürpriz olmayan durum.

    bunlarin bir de isten anlamayan yatirimcilari kafa kola almak icin yaptiklari sisirme "biz kimiz" sunumlari vardir, adami gebertir gülmekten.. "ios/android based order management system for ciğerci şeyhmuz usta..."*

    en büyük zevki is cikisi bagli oldugu üniversitenin starbucks'inda frappe icip etraftaki kizlari kesmek olan abazanlardan bir whatsapp bir facebook kurmalarini bekleyip de strese sokmayin bizim wanna-be girisimcileri.
  • türkiye'de yazılım dışındaki sektörlerde büyük firma çıkmamasının nedeni olarak hammadde yetersizliği, üretim altyapısının eksikliği gibi faktörler sayılabilecekken yazılım konusunda bu tür altyapılara ihtiyaç olmamasına rağmen
    neden hala bir yandex, bir sap çıkmıyor merak ediyorum. bakın google, microsoft falan demiyorum, bir çok ülke marka firmalar çıkarmaya başladı. clash of clans oyununu çıkaran supercell bile finlandiya'ya yılda milyarlarca dolar kazandırıyor.

    hal böyleyken her sene öss/lgs sınav birincilerinin yıllardır bilgisayar mühendisliği seçmelerine rağmen henüz elle tutulur bir firma olmamasının tek nedeninin türkiye'deki evlerin garajlı olmamasından kaynaklandığını düşünüyorum. sonuçta 3+1 evlerin salonlarındaki aynalı konsolların üzerine kurulmuş dantelli bilgisayarlarla büyümüş çocukların ufku ne kadar geniş olabilir ki.
  • gayet güzel büyümekte olan yazılım firmamı, paypal kapandığı için hollanda'ya taşıyorum. ileride milyar dolarlık firmaya dönüşürse ve "neden türkiye'ye yatırım yapmadın?" diye sorarlarsa, gelir kaynağımın rant için engellenmiş olması ve ödediğim verginin ayakkabı kutularında ışid'e silah yardımı olarak gitmesini istemiyor oluşumu sebep gösterebilirim.

    evet, benim yaptığım işin kutsal vergisi artık hollanda'da yol su köprü olacak.

    bu ülkeden bir daha da yazılım firması çıkmaz artık.
  • "..... şey yok artık böyle sistematik bişey yok. abur cubur dolduruyorsun herkes ihtiyacını ordan alıyor ama hiç de karışmıyor, istediğini buluyorsun. bu bilişim fazla kafa yorarsan sıyırırsın, kullanacaksın nimetlerinden kullanıp, yararlanıp işini göreceksin kafayı taktın mı o zaman işin kötü , çok fazla hikmetine fazla şeyapmamak lazım." diyen bir başbakana sahip ülkemin elinden bir şey gelememesindendir. sorun türkiyede değil.
  • bir anımı anlatayım.
    restorana gidiyorsun. oturup serpilene kadar menü gelmiyor. garson geliyor menüyü getiriyor beş dakika bakıyorsun siparişini veriyorsun ve garson menüyle birlikte gidiyor. daha sonra siparişin geliyor ve tüketiyorsun. tükettikten sonra sohbet uzadı diyelim. başka masalarla ilgilenen garsona ulaşman zor olduğu için ve tekrar menü istemek zor geldiği için ya çay söylüyorsun ya kahve. ya da garsona ne var diye soruyorsun. garson ne derse, hangi seçenekleri söylerse o oluyor.

    restoranlarda bu bürokrasiden sıkılmış biri olarak oturdum düşündüm. masada bir kare barkod olsa. ben masaya daha oturduğumda bunu telefonuma okutarak menüyü görsem ve sipariş versem ne olur? her restoran kendi panelinde menüsünü değiştirse fiyatlarını girebilse.

    müşteri ayağında
    1 - garson bana menüyle gelmek zorunda kalmaz. iş gücü tasarrufu
    2 - menüden sonraki yiyecek içeceğimi de yine kendim seçerim

    işletme ayağında
    1 - işletmeci olarak en çok hangi menüler gezilmiş ve neler daha çok dikkat çekmiş görürüm
    2 - kare barkodu paket servis magnetlerine basarsam her fiyat değiştirdiğimde matbaaya yüzlerce lira vermem
    3 - garsondan tasaruf ederim

    bu sistemi hayata geçirdim ve bir iki cafeci arkadaşa test etmesi için verdim. barkod çok ilgi çekti. soranlar test edenler vs çoğaldı. garson ihtiyacı yüzde 30 kadar azaldı. sistem güzel yürüdü. barkod tek başına müşteri bile çekmeye başlamıştı. bir çok işletmeci arkadaşlarım vasıtası ile bana ulaştı. ben de bir çok işletmeyi tek tek dolaştım.

    sonuç : program için 100 tl aylık abonelik belirlemiştim. 12 ay abonelik için 1.000 tl. matbaadan bile aylık bundan fazla kar edilecekti sonuçta. garson azalacak ve müşterilerin ilgisi çoğalacaktı. hizmetin güzelliği işletmelerin dikkatini çeker diye düşünmüştüm. görüştüğüm firmalara verdiğim fiyat sonunda tepkileri gördükçe o kadar soğudum ki anlatamam. hizmeti gösterirken kopan alkış tufanı 100 tl yi duyunca (yazıyla yüz) surat ekşimelere bırakmalar. yok çok büyük referansınız yoksa biz kullanmayızlar. falan filan. aylık sigara parasına kiralanan bir hizmete verecek parası olmaması beni çok şaşırttı ve projeyi dinlenmeye aldım. 3-5 müşteri ile öyle kendi halinde devam ediyor.

    aynı gün editi : arkadaşlar ne güzel insanlarsınız siz. tam vaz geçmek üzereyken destekleriniz yeniden ateşledi. hepinize teşekkürler.
  • ingilizce eksikliğinden. çok ciddiyim.
  • türkiye'den büyük bir yazılım firmasının çıkmamasının nedeni; özet olarak düşük maliyetle, az zamanda çok para kazanma hırsıdır.

    genellikle projeler başlangıç aşamasındayken; bir yazılımcı üzerine iş analistliği, yazılım geliştirme, test ve destek işleri yüklenir. firma sahiplerinde: "fazladan elemana ne gerek var, zaten yazılımcı bu işlerin tümünü yapabilir. fazladan eleman alırsak boş otururlar." düşüncesi hakimdir. bunun yanında yöneticilerde de "az maliyetle çok iş çıkartıyor desinler, çalışanların sıkıntılarından bana ne" düşüncesi mevcuttur.

    genellikle bir ya da bir kaç yazılımcının üzerine yıkılmış projeler ilerleyen zamanlarda öyle bir hal alır ki, iş ve de kodlar artık içerisinden çıkılmaz, arapsaçı gibi bir hal alır. bu projelerin tipik özellikleri genellikle aşağıdaki gibidir:

    * kodlar analiz olmadan, zaman içerisinde gelen müşteri taleplerine göre doğaçlama olarak geliştirilir. (bkz: kervan yolda düzülür)

    * kodları geliştirenler genellikle tecrübesizdir ve kodlar denetimden geçmez. aceleyle ve sadece bir kişinin inisiyatifiyle yazılan kodlar zamanla daha da kalitesiz bir hal alır.

    * ilerleyen zamanlarda, müşterilerden projenin alt yapısına aykırı talepler gelir. para için bu taleplere "hayır" denmez. müşteri taleplerini yerine getirmek için zaten kalitesiz olan kodlar gittikçe daha da kalitesiz bir hal almaya devam eder.

    * altyapıya uygun olmayan talepler yerine getirilmeye çalışılırken, kodlarda başka yerler bozulur. tester eksikliği ile geliştirmeler yeterince test edilmez ve bozulan kısımlardan ötürü diğer müşteriler şikayet etmeye başlar.

    * yazılımcı, projelerin selameti için daha fazla eleman alınması gerektiğini bildirir. fakat yönetim onun mız mızlandığını düşünür. onlarda bu aşamada "daha fazla para harcamaya ne gerek var, işler bir kişiyle zaten yürüyor" düşüncesi hakimdir.

    * yazılımcı bir yandan gelen şikayetlerden, bir yandan ne istendiği tam olarak belli olmayan taleplerden, bir yandan da "ne zaman biter" sorularından artık oldukça usanır ve en sonunda işten ayrılır.

    * ortada yeni başlayacak yazılımcı için ne bir doküman ne de ona yardımcı olacak bir kişi vardır. yeni başlayan yazılımcıya "kodları inceleyerek öğrenmelisin" talimatı verilir. kısa zaman sonra bu yazılımcı da işlerin sıkıntısından usanır ve o da işten ayrılır.

    * yönetim artık bir yazılımcı ile işlerin yürümeyeceğini anlar. bir tester, değmeyecek / yapıya aykırı taleplere hayır diyebilecek bir iş analisti ve bir ya da daha fazla yazılımcı istihdam etmeye karar verir. fakat artık çok geçtir. ortada dokümanı çıkartılmadan, yama usulü ile yapılmış talepler, bugfixler ve arap saçına dönmüş bir kod yığını durmaktadır. bu saatten sonra, istenildiği kadar eleman alınsın, bir enkazı andıran bu yapıyı adam etmek adeta lastiği patlamış bir aracın lastiğini, araç hareket halindeyken değiştirmeye benzemektedir.

    * yeni ekip kodların en baştan, dokümante edilerek yazılması gerektiğini bildirir fakat yönetim yeni ekibin zaman geçirerek boşuna maaş almak istediğini düşünür. onlara göre zaten çalışan bir sistem vardır ve baştan yazılmasına gerek yoktur.

    zamanla yeni ekip de iş yükünden usanır ve işten ayrılır. firmanın adı yazılım camiasında kötü bir şekilde anılmaya başlar. artık yeni eleman bulmak da güçleşir ve bu döngü böyle devam eder.

    bu zihniyet var olduğu sürece, türkiye'den büyük bir yazılım firmasının çıkması çok zor muhteremler..
  • açılın uzmanı geldi!

    pek çok başlık altında tartışabilecek konu. özetlemek gerekirse:

    - yeni şeyler icat etmek yerine mevcut olanı kullanma kültürü ile yetişmiş olmamız.

    - start up'ların ancak kosgeb vs. gibi yerler tarafından belli prosedürler dahilinde desteklenmesi. özel sektörün start up'lara para yatırmaması.

    - hazıra konmayı marifet bilmek. adamlar yapmış işte ben ne uğraşayım zihniyeti! armut pişsin ağzıma düşsün kültürü!

    - yazılım piyasasının küçük olması.

    - yurt dışına açılmak için gerekli vizyona sahip olan firma sayısının cidden az olması.

    - genel olarak tembel olmamız. github gibi bilimum code bulundurma ortamlarında türkiye'den çok az projenin var olması.

    - bilgisayar mühendisleri odası'nın en büyük çabasının devlete "bize daha çok kadro açın" şeklinde olması. sanırım bu tek başına pek çok şeyi açıklıyor.

    - tembellik demiş miyim? bir yazılımcının çalışabilmesi için gerekli olan şeylerin bilgi, bilgisayar ve internet gibi oldukça düşün bir setup olması rağmen yazılımcının yetişmemesi çünkü insanımız bu işlere pek merak sarmıyor. internet'te saatlerce boş işlerle uğraşan gençler aslında belki geleceğinin mesleğini ona kazandırabilecek ortamın içinde olduğunun farkında olmaması.

    - bilgisayar mühendislik bölümlerinin eğitim kalitesinin düşük olması. bu bölümlerin yaratıcılık ve inovasyon'a yönelik değil sadece kuru bilgiye dayalı eğitim vermesi.

    - icat yapan öğrencinin okulundan gereken desteği görmemesi.

    - ülkenin finansman ve bürokrası yapısının yazılım ihracatına uygun olmaması. bu konuda verilen teşviklerin yetersiz ve etkisiz olması.

    - teşvik vermekten ziyade genel bir mevzuat ve vergi reformuna gidilmemesi. yapısal sorunların giderilmemesi. hindistan gibi ülkeler bunu yıllar önce yaptı ve şimdi meyvelerini çatır çatır yiyorlar.

    - doğru düzgün yabancı dil bilen yazılmcı sayısının az olması. sen yazılımcı isen ve tükçe kaynak hariç başka kaynaklara erişemiyorsan senin işin yürümez abicim.

    - yazilim muhendisi kod yazmaz şeklinde süpersonik fikirler ortaya atan akademisyenlerin var oluşu!

    - ülkenin genel ekonomi durumu. örneğin abd'de orta ölçekli bir yazılım firması yeni bir proje için bir milyon doları rahatlıkla gözden çıkarabiliyorken. bizde bu rakamları rüyanda görürsün.

    - yazılım hırsızlığının yaygın olması. telif hakları bilincinin oluşmamış olması.

    - zenginlerin yatırım vizyönü gayrimenkul almak gibi risksiz yatırım araçları ile kısıtlı olması.

    - ülkece üretim değil rant ekonomisini benimsemiş olmamız.

    - vergi oranlarının oldukça yüksek olması.

    - internet altyapısının yavaş, tekellerin elinde ve pahalı olması.

    edit: paypal'ın hizmet vermediği ülkelerin listesi
    devletin de vizyonu bu kadar işte!
  • yazılımla ilgili neyi düşünürseniz düşünün, ulaşmanın pahalı ve zor olması.

    bi tane dandik web sitesini kendiniz yayınlamak isteseniz elektrik pahalı, bilgisayar pahalı, bilgisayar yedek parçası pahalı, veri depolama pahalı.

    üstüne üstük türkiye'de bunların hukuki boyutu da büyük bir sorun. adam mesela paypal'ı türkiye pazarına açmış. bir gecede bütün faaliyetlerini sonlandıracak bir gelişme olabiliyor. buna dava açmak, takibini yapmak, peşinde koşmak masraf. tekrar aynı şeyin yaşanmayacağının da bir garantisi yok. yıllarca uğraşıp bir ürün ortaya koymuşsunuzdur, bir gecede bütün emeğinizin yok olmayacağının bir garantisi yok.

    o yüzden de insanlar maaşlı çalışma yoluna gidiyorlar. benim de türkiye'de inşaat firmam olsa sırtım yere gelmez ama bilişim firmam olsa diken üstünde yaşarım. google'a, twitter'a zırt pırt erişin engelleyenler sit alanındaki, izinsiz bölgelerdeki inşaatlara nedense erişimi engelleyemiyorlar.

hesabın var mı? giriş yap