13056 entry daha
  • yıllar sonra sözlüğe entry girmeme vesile olan olay.

    7 yıldır düşündüğüm, 5 yıldır uğraştığım, 1500'e yakın iş başvurusu ve 500'e yakın mülakatın ardından nihayet başardığım şey. aşılan 4-5 turluk mülakatlar ama sonuca bağlanamayan başvurular, almanya'ya mülakata davet edilip, vize&pasaport alınıp uçağa 2 gün kala iptal edilen görüşmeler, assignmentlar için yazılan binlerce satır kod falan derken...

    ...size bu satırları berlin'den yazıyorum. yazmamın sebebi bunu gerçekten istiyorsanız vazgeçmemeniz adına sizi birazcık olsun cesaretlendirebilmeye çalışmak.

    bilgisayar mühendisiyim, yazılımcıyım. mülakatlarda ilk başlarda ingilizce'den eleniyordum. sonra onu biraz daha ilerletip teknik konulardan elenmeye başladım. onu da zamanla aşmaya başladım ancak son 2-2.5 yıldır olay hep "iyisin ama sana vize çıkarmaya uğraşacak kadar iyi değilsin"e geliyordu. sonunda tam olarak tecrübelerime ihtiyaç duyan ve benim de istediğim kafada olan bir şirket buldum. 45 dakikalık skype mülakatının sonu "it was a nice conversation" ile bitti (benim için de öyleydi, bir meslektaşla kahve sohbeti yapar gibi geçti) ve 3 saat sonrasında teklif aldım. ve bu olaylar doğum günümde oldu! kontrat geldi, blue card başvurusu, pasaportun heyecanla beklenmesi ve nihayet berlin uçağı.

    olayı duyan kişiler hatta ailem bile bu sefer şans yüzüne güldü tarzında yorumlar yaptılar ama hep itiraz ettim. o kadar çok çabaladım ki sonunda doğru şirketi buldum.

    bundan sonra #herşeyçokgüzelolacak mı göreceğiz. olmayabilir de. önemli değil. yıllarca bu başlık dahil çok şey okudum, çok araştırdım, çok çabaladım ve siktir olup gittim. amacıma ulaştım. eğer gerçekten istiyorsanız siz de asla vazgeçmeyin, başvurmaya, kovalamaya devam edin (not: bu işe ben başvurmadım, linkedin'de ekli o kadar çok recruiter var ki biri beni buldu).

    şimdi hedef süresiz oturum, sonrasında alman vatandaşlığı. doğduğum ülkeyi ben seçmedim, ama yaşayacağım ülkeyi seçebilirim. siz de seçin. nerede mutluysanız orada yaşayın. türkiye'de mutluysanız kalın ve orayı güzelleştirin. ne kadar çok insan mutlu olursa dünya o kadar güzel bir yer olur.

    vazgeçmeyin. ben vazgeçmedim, istediğime ulaştım. siz de vazgeçmeyin.

    edit: en çok sorulan iki soruya buradan cevap vereyim.

    almanca bilgim 2014'te aldığım a2 sertifikasından ibaret. ama işe girmemde etkisi olmadı gibi bir şey. sadece buraya gelince kültüre uyum sağlayabileceğimin küçük bir işareti o kadar. hatta vize başvurusuna goethe institut'ten aldığım almanca sertifikasını eklemedim bile. özellikle almanya ve hollanda'da öyle bir ihtiyaç var ki ingilizce bilmeniz bir çok şey için yeterli. berlin özelinde konuşacak olursak, zaten berlin'de alman yok gibi bişey. yine sözlükte okuduğum "berlin'de birisi ingilizce bilmiyorsa türkçe biliyordur" sözü şimdiye kadar geçerliliğini korudu.

    ikinci soru ingilizceyi nasıl geliştirdiğim oldu. dizi izleyerek. ama mümkün olduğunca uzun dizileri mümkün olduğunca yoğun izleyerek. bunun faydası dizideki karakterlerin konuşma tarzlarına ve günlük kullanımdaki deyimlere aşinalık sağlaması. böylece bir süre sonra o kişinin ne dediğini altyazıya ihtiyaç duymadan anlamaya başlıyorsunuz. ayrıca günlük kullanabileceğiniz bir çok deyim öğreniyorsunuz ki zaten okulda öğrenilen ingilizceyi sokakta konuşamamanın en büyük sebebi bunun eksik olması. filmler bu işe yaramıyor pek. bu sürecin sonunda kafamın içinde ingilizce konuşmaya başladım. yarın kalkınca şunu yaparım bunu ederim gibi basit şeyleri ya da olaylara veya okuduklarıma veya izlediklerime ingilizce ve içimden tepki vermeye başladım. içinden konuşmanın önemi dilin dönmemesi sorununu ortadan kaldırmak (başlangıçta elbette) ve kimsenin sizi ingilizcenizden ötürü yargılayamayacak olması. sonra zamanla sesli konuşmaya başlarsınız. bu süreçte plajlarda turist kovalamak ya da bisikletiyle türkiye'ye gelmiş turistleri falan darlamak dahil her şey mübah. yeter ki konuşabildiğiniz kadar konuşun. mesleki olarak zaten bütün terimler ingilizce ve türkçe konuşurken dahi kelimelerin yarısı ingilizce çıkıyor ofiste (en azından yazılım işinde böyle). dolayısıyla teknik ingilizcede kimsenin sorun yaşayacağını sanmıyorum.
  • o kadar kolay değlmiş. tc'ye 18 yaşında geldim. 20 yıldır burdayım. her gün her dakika burdan gideceğimi düşündüm. elde olmayan sebeblerden kaldım. 20 yıl sonra ilk defa midilli adasına gectim. nihayet tc'den cıkmıştım. midilli neresi aha şurası. inanın bana gözlerim hep türk karasındaydı. her şeyi özlüyorsun. hakaret ettiğin insanları bile. comar dediğin insanlar bile gözünde tütüyor. bu ülke artık genime işlemiş. hani nihat doğan diyordu ya bu ülkenin koyunu bile başka bakıyor. kedisini bile özlüyorsun. adada herkes yabancı geldi.(halbuki yunan'lılar ile türk'ler biribirine en cok bezneyen iki millet)
    adada ingiliz turistler var. onlar bile bana cok yabancı geldi. ben onların içinde türk kültürüne cok uzak olarak gelmiştim halbuki 18 yaşına. gözlerin köylü yurtaşları arıyor.
    tofaş arabalarını arıyor. amk diyen ergen veletleri arıyor. çin markası küba motorlarla önünden gecen cocukları arıyor. olmayınca afalıyorsun. burası neresi diyorsun.

    amk ne olmuş bana. mutasyonmu gecirdim ne
  • çomarları, tofaş arabaları ve küfürbaz ergenleri arayanların zaten yapmaması gereken eylem. böyle tipler eskaza yurt dışına gitse bile çöplük türk mahallelerinden çıkmayıp rakı yok mantı yok gözleme yok diye bütün gün ekşide zırlarlar.
  • siktir git, tutan mı var, sanki kollarını açmış seni bekliyorlar, bi gidin de kurtulalım, atatürk kalıp savaştı, çok istiyorum yeşillendirin abi gibi gerizekalıca şeyleri elediğimizde elimizde kalan yazarlar

    ne kadar isteyip yapamadığını anlatanlar,
    yapıp mutlu olduğunu anlatanlar
    yapıp mutsuz olduğunu anlatanlar
    nasıl yapılacağı hakkında bilgi verenler

    şimdi bu kişisel tecrübelerin hepsi çok değerli iken çok rahatsız etmeye başlayan bir linççi grup daha var. gidip yapamayan veya mutlu olmayan veya türkiyeyi özleyenlere laf sokanlar.

    " türkiyenin xini bile özledim"
    "xi özleyenlerin zaten yapmaması gereken şey"

    aferin sana kimin gitmesi gerektiğini çok iyi özetlemişsin. peki nereden bileceğiz bunu yapmadan? adam ben çomar seviyordum ama yine de gittim demiyor. gittim ülkenin çomarını bile özledim diyor. bir çomar nefreti ölçüsü mü var bunu geçen mi gitmeli?

    şu insanları rahat bırakın amk. rahatça yazsınlar başarısızlık hikayelerini. bunu itiraf etmek zaten çok kolay değil siz de her tecrübesini paylaşanı linç ettikçe iyice sığır yuvasına dönüyor ortam.

    kanadadayım mutluyum dönmeyeceğim. haketmişim di mi siktirip gitmeyi? aferin di mi bana? bu ne kattı şimdi sana?
  • eylül ayında kısmetse yapacağım eylem. polonya/szczecin'de bir firma ile görüştüm. türkçe bilen müşteri hizmetleri temsilcisi arıyorlar. pazartesi günü role play yapacağız şirketin ik çalışanı ile. herşey pazartesiye bağlı. ailem " tüp midelisin , gidemezsin " dese de dinlemeyeceğim gideceğim . sonuçta bu benim geleceğim ve geleceğimi bir şekilde planlamak zorundayım.

    maaş : 3550 zloty. bence çok iyi. szczecin zaten küçük bir şehir orada yaşanabilir bu parayla.

    edit: ikinci bir iş teklifi aldım : ingilizce öğretmenliği , teklif edilen maaş 4200 zloty , yer koszalin /polonya . türkiye'den geleceğimi ve ingilizce öğretmeni olmadığımı , böyle bir eğitimi almadığımı söylesem de kadın benimle interview yapmak istedi.

    kısacası pazartesi çok şeylere gebe...

    polonya için bazı iş ilanı arama siteleri :

    (bkz: glassdoor)
    (bkz: indeed.pl)
    (bkz: pracuj.pl)
    (bkz: linkedın)

    (bkz: her şey çok güzel olacak)

    edit : görüşmeye saatler kala.. buralar editlenecek tekrardan

    edit2: sonuç : olumsuz
12 entry daha