• geçen yıl etrafta böyle biri vardı, malum medya gazından etkilenmiş. tabii bu arada
    sanat camiasından sesler yükseliyor gidiyoruz midiyoruz etkilenmiş çocuk tutturdu gidecem diye.
    etraftan gitme kal mal falan dendiysede durdurlamadı ve gitti londra'ya.

    neyse aradan epey bi zaman geçti baktım benim işyerine geldi bu zevat. hani len sen gitmemişmiydin
    n'oldu dedim, ya sorma dedi. ama belirgin bir şekilde kilo kaybetmiş, omuzlar düşmüş, o eski ejderha
    halinden eser yok tabiatıyla. içicek bişeyler söyledim, anlat bakalım dedim başladı bu anlatmaya...
    aslında anlatıpta işte işim gereği bu ve benzer insanları benzer hikayeleri çok görüp dinlediğimden
    benim için oldukça bildik şeyler. işte tek başına bir ev tutup kalmak herkesin harcı olmadığından bu
    arkadaşta birkaç kişiyle kalmaya başlar sonra nakit biter işleri biraz olsun düzeltiyim derken torbacılıktan
    kafeslenir içeride zenciler düzer çıkar çıkmaz soluğu vatanında alır öyle işte.

    yani siktirolup gitmeden önce siktirip gelinileceğini düşünürek dolu/donanımlı gidilirse iyi olur
    diye düşünüyorum.
  • yakın bir zamanda kaçmak suretiyle yapacağım eylem. katılmak isteyen yazarlarla planlar yapabiliriz.
  • artık canına tak edenlerin ciddi ciddi istediği eylem. elimde olsa ne aile ne dost demeyip anında siktir olup gideceğim. ama imkan yok lanet olsun. geçen yıllarda türban takmadı diye kızlarını öldüren bir pakistan kökenli aileyle ilgili haber okudum ve olay kanada'da oluyordu. düşündüm böyle geri zekalılar kanada'da yaşayabiliyorken ben neden hala buradayım. adamlar medeniyetin göbeğinde orta çağı yaşamaya çalışıyor, biz ortaçağda medeniyeti. ne kadar gururuma yediremesem de artık şu klişe yurt dışı evlilikle gitme fikrini düşünürken buluyorum kendimi. o kadar nefret ettim. 2 önce mezun oldum ve hala işsizim, koduğum memleketinde sağlık güvencem bile yok. hastalansak geberip gideceğiz. aylık para yatırmalıymışım sağlık güvencem için. lan çalışmıyorum ben ne parası? memlekete bak ne ala. yolda yürürken zıplayıp kopardığım erik hariç hiçbir şey çalmadım bu yaşıma kadar, işte bizim hatamız bu. yazacak çok şey var ama bu bile içimden gelmiyor. cidden gitmek istiyorum buralardan. ben gibi bir yurt severi bile bu hale getirdiniz ya tebrik ediyorum.
  • herkesin bir süreliğine yapması gerek bunu. bir ayağınız yurtdışında olacak, ama istediğiniz zaman döneceksiniz.

    anne babanın sürekli kavga ettiği bir evde yaşadığınızı düşünün, ama yine de eviniz evinizdir.
  • bir anlık gazla heves edilip sonra vizeydi carttu curttu binbir türlü çileyi düşününce "ne uğraşıcam ya otur oturduğun yere" düşüncesiyle sonlanan hayaller silsilesi.
  • mezun olmaktan sonraki başlıca hedefimdir.

    utanmadım sıkılmadım, sekizinci sınıfta daha aklım yürümeye yeten bir bebeyken bu kadarı aldım ben. ona göre liseye gittim, ona göre üniversite tercihimi yaptım. iktidara laf etme zahmetine dahi katlanmayacak biri olarak, son zamanlarda ülke yürütülüşündeki değişikliklere bakarak "hay anasını, ben ni kadan mikemmel ni kadan süperli bi insanım yea" diye düşünüyorum. bu ülkede hiçbir şey yapılmaz artık arkadaş. çocuk falan büyütülmez, o çocuğun geleceği olmaz. her şeyi geçtim, bu ülkede yakında müslüman değilsen nefes bile alınmaz.
  • nereye yahu? asıl goy goy yeni başlıyor.

    (bkz: return of the fetto)

    edit: demiştim
  • su ana kadar yazilmis tum entry'leri okudum. siktirip gitmenin anlaminin ustune cikmis hemen hemen tum yorumlar. gitmek' diye alirsak meseleyi, ne gitmek ne de kalmak mutlu/huzurlu yapacaktir bizi. ben ulkesine hemen hemen hic aidiyet hissetmeyen biriyken ilk uzun kalisli yurt disi isimden donerken, ucaktan istanbulun isikli gece goruntusu gorulebilir oldugunde kendimi aglamamak icin zor tutmustum. bu sevdiklerimizle, sehirle, yasanmislikla onla bunla bir suru seyle baglantili elbet. ama kendime bile tam olarak itiraf edemedigim bir gercek var ki adi turkiye ozlemi.

    bu git gellerin ardindan tam olarak yerlestim bir yigin zorlukla. bu surecte de hep derdim ki cok sukur ki bu yer degisimine mecbur oldugumdan yada siyasi nedenlerle yapmiyorum, oylesi daha zor gelir diyordum. ancak son bir senedir var olan gidisat siyasi problemleri de bu degisimin bir parcasi, zorunlulugu haline getirdi ve bu cok aci.

    bir cok kisi farkli ulkelerle turkiyeyi kiyaslamis, tekrar etmeye gerek yok. artilari, eksileri saymakla bitmez.
    ama kocaman bir arti vardir ki o yeni gittiginiz yerde asla olmayan, sizi dunyaya yeni gelmisle yarin olecekmis arasindaki cizgide yasatan, surekli ama ile baslayan cumleler kurdurtan, duygulari yeni ogrenmeye baslarmiscasina acemilik cektirten, zaman kavramini sorgulatan, benliginizi kavrama noktasindaki tum asamalari resetleyen, bundan sonrasinin iyi olacagini sacma sapan bir his olarak kalbinize ataclayan, ters giden bir konuda 'buranin kurali boyle' yaklasimini sorgusuzca kabullenmenizi saglayan ve daha sayfalarca sayabilecegim yiginlar halinde ustunuze gelen duygularla bas etmeniz icin debelendiren o duygu var ya ona iste huzur ismini verin, aidiyet diyin, medeniyet diyin her ne ise o hep eksik kalacaktir. yillarca biriktirilmis dostluklarin, ortamlarin yeniden insa edilmesi turkiyeden daha kapitalist yasantilarin hakim surdugu (us ve uk icin soyluyorum) memleketlerde gercekten cok zordur. cunku yasam bicimi denen sey para ustune kuruludur. buralarda bir arkadasinizin evini tasimasi konusunda yardim ettiginizde karsiliginde para teklif edilir ve almaniz konusunda cok israr edilir. bunu hele bir turk ile yasarsaniz size daha once yedigi kaziklardan oturu teklif ettigi parayi almazsaniz enayi olacaginizi soyler ve oyle bir ruh haline burunursunuz ki evet ya ben bunun icin ne kadar da cok yardim ettim hem ne kadar da cok vakit ayirdim, bu parayi sonuna kadar hak ediyorum dersiniz. neden cunku buranin kurali budur.. bu soylendikten sonra hersey mubahtir. aksini iddaa ederseniz siz daha alisamamissinizdir yada kerizsinizdir.

    siktir olup gidecek olanlar paranin harbi harbi tanri oldugu ortamlara alissinlar. o standart ornekleri bir kenara koysunlar ve dostlugun, arkadasligin sadece birer kelimeden ibaret oldugunu gorsunler. turkiyede su soyle, eger suraya gidersem boyle degil yada burada bunlara katlanacagima disarida sunlara bunlara katlanirim gibi soylemlerle bas edilebilecek seylerden bahsetmiyorum.

    siktir olup gidecek arkadas yalniz olmaya ve paranin kendisini satin alacagina hazir olsun. sonra sokakta bira icip dagitir mi, barlarda kizlara naber dediginde iyilik senden naber cevabini alip rahatlar mi bilemem.
    ancak insanin var olusundan beri birbirinden farklilik gosteren kisisel ahlak, terbiye, aileden gelen kazanimlar, vs. noktalarinda, alismis oldugu en azindan yakin cevresindeki genel yaklasimi bulamayacagi asikardir. toplumsal konularda ise tam tersidir. hangisini daha cok ozleyecegine gore karar vermelidir. sahsen ben dostluklarimi, karsiliksiz iyilikleri tercih ediyorum. bu ozlem beni ulkeme geri dondurecek kadar mi henuz bilmiyorum cunku kolayina alisilmis toplumsal kurallar da var bir yanda. ozetle biri digerinden daha iyi degildir. dunyanin en mutlu ulkesi diye bisi yok maalesef. ne aradiginizla nereye siktir olup gideceginiz dogru orantilidir.