şükela:  tümü | bugün
  • ilgili resim, bu resim ve müthiş derecedeki yurtiçi vergi yapılandırması devlette paranın bittiğine işaret ediyor gibi.artan dolar ve ithalat ürünlerine gelen zamlar, mülk sahiplerinin kiraları dolar ve euro üzerinden almak istemesi vs. felaket tellalı olmak istemem ama iş bu noktaya gidiyor gibi.
    sanırsın ben amerikada veya avrupada yaşıyorum hayır, bilakis türkiye de yaşıyorum ve durumları ibretle izliyorum.
  • hassiktir ordan yavşak herif
  • 2017'de eşimle bu ülkeden gitmeyi planladığımızdan, biz gittikten sonra olmasını dilediğim.
  • kına yakar birileri de...
  • sorumlusu yine cehape olacaktır.
  • sesegayı batıran beceriksiz kılışdarın işidir
  • akp destekcilerinin pek anlamayacaklari bir sey o nasil bir seydi bilmem de, su an erdogan muhaliflerinin bu duruma sevindigini falan saniyorlar.
    soyleyeyim: ulkeyi kaosun icine sokuyor derken bize kotu davraniyor anlaminda demiyorduk.

    sizden daha fazla uzgunuz/uzgunum
    basarisiz, beceriksiz oldugunu gore gore yasadigimiz bu durum icin.

    ulkeyi muhtar gibi yonetmeye calisip 2016 yilinda benim dedigim olacak ulan en buyuk benim! sarhosluguna kapilirsan bu olur.

    bak sevinmiyorum bu duruma. en cok uzulen de benim goz gore gore yapti bunu.

    finansin beyni standardizasyondur. yani duz ortam sever finans ekonomi. belirsizligi ne calisanlarda sever para ne de yatirim ortaminda.

    duz bir soru sorayim; hakikaten bu kadar dengesiz aciklamalardan dengesiz siyasal yapidan sonra beklemiyor muydunuz bir kriz?
  • kriz tellallığı yapan yapana...

    herkes birbirine kriz hikayeleri anlatıyor, olası çöküş senaryolarından bahsediyor.

    türkiye'nin 2017'de batacak olması da bunlardan biri...

    yıllar var, sevgili sözlükçüler, bir konu neredeyse ülke gündeminden düşürüldü. tartışılmadı. altı çizilmedi.

    bu konu: türkiye ekonomisinin, daha doğrusu türkiye kapitalizminin yapısal sorunlarıdır.

    dışa bağımlılık, özellikle “ihracata dayalı büyüme” adıyla yutturulan modelin geliştirildiği 12 eylül sonrası günlerden beri temel bir sorun olmaya devam ediyor. "sıcak para" da bu dışa bağımlılığın başka bir şekilde sirayet etmekte olan hali...

    bugüne kadar gelen tüm hükümetler, bu durumu hep bir “parasal” sorun olarak sunmayı tercih ettiler. dış ticaret açığımız şu kadar milyar dolardı, her yıl şu kadar milyar faiz ödüyorduk, her yıl şu kadar milyar dolar kaynak bulamazsak ekonomi duracaktı, dolar kurundaki ani artış şu kadar milyar tl zarara uğrattı devleti vs. denildi. şimdi de, "sıcak para piyasalardan kaçıyor, hasan efendi!" deniyor...

    devam ediyorum...

    yukarıda söylediklerimin hepsi gerçek ve büyük problemler. özellikle, dış ticaret açığı gibi dönemsel ya da anlık olmaktan çok yapısal olanları.

    sorun şu ki, sevgili sözlükçüler, ekonomik sorunların kaynağında ekonominin dümenini elinde tutanların tercihlerinin ürünü olan yapısal bozukluklar var.

    bir yerlerden “para” geldikçe, buna "kaynak bulmak" da deniyor, ani devalüasyonlara, yüksek faizli borçlanmalara daha az rastlanıyor, yapısal sorunların üzeri örtülüyor, yetkililer ise, ortaya çıkan kesintili çalkantıları şurada patlayan bombaya, burada yapılan operasyona, şu muhalefet liderinin konuşmasına, bunları hiçbiri yetmediğinde gezi'cileri suçlayarak durumu idare ediyorlardı.

    bugünlerde yeniden krizi konuşmaya başladık. hatta, ülkenin iflas etmesinden bahsediliyor.

    ancak, ekonominin yapısal sorunları ve ekonomik kriz değil, finansal gelgitler ve olası bir finans krizi konuşuluyor. kimse krizin sürekli ve daha şiddetli hale geldiğini, bunun da mevcut ekonomik yapıdan (sermaye birikim modeli de dahil buna) kaynaklandığının farkında değil.

    şimdi, kankalar;

    doların yükselişi, büyük miktarda borç stoku olan özel sektör sermaye gruplarını zayıflatıyor, enflasyon hortluyor vs., iyi de; reel sektörü vuracak denilen kriz bile “parayla” tarif ediliyor. burada bir sıkıntı var. öyle ki, burada tartışılan sorunlar gerçek sorunu gizliyor.

    siyasetin her iki tarafında olanlar, hükümet ve muhalefet, ekonomik krizi kullanarak birbirlerini suçluyorlar, krizden yeni siyasi olanaklar yaratmaya çalışıyorlar. çünkü; türkiye ekonomisini bir büyük bombanın üzerine oturtan yapısal sorunlarla ilgili hiçbir kaygıları yok. kaygıları olsa yapabilecekleri bir şey yok.

    sayek böke'nin yazısını okudum. "iktidara oy verdiniz. onlar krize neden oldu. şimdi de faturasını siz ödeyeceksiniz" demeye getirmiş. sosyal-demokrasi bu kafada.

    hükümet kanadı ise, gezi'cileri suçlayıp, tabanını konsolide ederken, yastık altındaki 80 milyar dolar'ı piyasaya sürüp, ekonomik krizin politik kriz ile üst üste gelmemesi için çaba gösteriyor.

    "daha açık konuş, piç!" diyecek olursanız...

    türkiye ekonomik sistemi neredeyse tamamen dışa bağımlı. “ihracatçı” dedikleri sektörler bile çok büyük bir dış girdi ile çalışıyor. ihracat sektörü, aldığını satmaya bağımlı, dış girdiler olmadığında (bunların bir kısmı doğrudan teknoloji yatırımlarına, makine parkına ve know-how'a ilişkin) üretemeyecek durumda olan aslan kaplan türk ihracatçısı, memleketin biricik umudu olarak gösteriliyor!

    gelelim zurnanın göt deliğine...

    şimdi, ben buna seviniyor muyum? hayır! diğer yandan, tablo çok açık. türkiye, ciddi bir kapitalist ülke. kolay kolay kimse bu ülkenin batmasına izin vermez. türk ekonomik sisteminin iflası, küresel boyutta bir ekonomik krizi de tetikler. yunanistan'da neden syriza hükümete geldi zannediyorsunuz? syriza o işi yapamazsa, altın şafak'a devletin dümenini vereecekler. küresel ekonomik sistemde hiçbir bağımlı kapitalist ulusal devletin nalları dikmesi, arzu edilir bir durum değildir. tam tersine, korkunç bir manzaradır. hele türkiye boyutundaki ciddi bir ülkeden bahsediyorsak, trilyonlarca dolar'lık bir zincirleme reaksiyonun tüm ciddi ekonomileri etkileyeceğini de öngörmeliyiz.

    kısacası, türkiye ekonomisinin tamamen iflas etmesi durumuna kimse sıcak bakmaz; ancak, türk ekonomisindeki bu berbat durumun faturası çalışanlara çıkartılır. bunun politik alandaki sonuçlarını da göreceğiz. oraya girmeyeyim...