şükela:  tümü | bugün
  • metin eloğlu nun bir eseri.
  • gerek metin eloğlu şiiri için gerekse modern türk şiiri için çok önemli bir durak.
    1965'te yayınlanan bu eser garip, "ikinci yeni" ve '40 kuşağı toplumculuğundan izler taşımakla birlikte hepsinden ayrı bir kanala sahiptir. halk dilini fazlasıyla şiirlere yediren eloğlu, biçim açısından da halk şiiri ve garip şiirine yaslanır. ancak sözcüklerin yüklendikleri imgeler ve sözdiziminin özgünlüğüyle "ikinci yeni"ye yakın bir tutum içindedir. bunlara ek olarak, içerik söz kousu edildikte türkiye'nin adresi'nin kendine has yeri ortaya çıkar. toplum sorunlarına kuşatıcı bir bakış ve bu bakışı besleyen tarihsel görüş, bireyi hiçe saymayıp, hatta onu da bu girdabın içine alarak edindiği ses bu şiiri ölümsiz kılar.
  • -i-

    tavsayan bir rüzgârdaki hadilik
    sudaki buğulanıma direniş
    gece indi miydi
    ot güne upuzuyor

    geceye daha yıl var peki ne bu hırsız merdiveni
    bir de oturasılık tutturdun tam giderayak
    —inim inim gözleri—
    yahu silme ısırgan buralar, azıcık çömel peki

    güze doğru istanbul’da bir kuş öter yazları
    kuş ne, yaz niye, istanbul nere a deli
    `burası önce türkiye, sonra pompei’nin son günleri`
    ./..

    -ii-

    pıyrım pıyrım bir deniz
    hırpani bir gökyüzü
    nereden bulup döşerler
    salıncakta bebeler

    çünkü’lerin, ya da’ların savsağında
    hani’celer, belki’celer, ama’calar
    gözleri güme gidiyor ilk, gitsin mi sen oğlusun
    sonra bir bacağı yitiyor, ellerini alakoyuyorlar
    dişleri hiç mi hiç, dişleri de olsa mıydı
    ciğerine takıyor bir sabanı, üç evlek öteye çekeliyor
    bir yayan yulaf sepeliyor yarısı kendi barsağı
    köpürmüş tezeklere dalağı dökülüyor, kelliği
    bir kentiçi kavşağında buluyoruz son
    ne yüreği ne şahdamarı ne kirpiği

    onu sap,
    sen oğlusun

    -iii-

    et kılçık yoğrumları bu ya
    daha da inceltemezsin zarganaları
    su dinik ama safranlar sapsarıya
    kendinden incecikliği bu
    kabaca elenmiş bir çiçeğin

    süt tütüşlü, ciciberber tarazlı bir köpeği...

    bey atıntısı ruganlar köstekler ışıdıkça
    itin sırnaşık gölgesi poturuna vuruyor
    düşmüş peşine havalandırıyor herif, kumrular niye
    ürküyor ki
    üçüncü mü ne bir kundaktası var bu yiğidin yalvaç’ta
    gazeteler bile yazdı ya, kediler yiyor;
    bu burda köpek güdüyor, hadi
    ./..

    -iv-

    çiğ çamurdan sökülüp kana dehlenen sülük
    emzirir önce kendi kurdunu
    yer anaç gövdeyi bir tüy sarmaşık
    bok besler gül

    o hür döngüsünde hiç kılı kıpırdamadan
    bizim boyna sıkıştırdığımızı gevşetir semirikler
    yani hırsızlama bir cin-çolak ak tiftiğimizi diden
    yanı sıra böbürü çaprazlığın ve ikircikli seviler

    öyleyse aşna bir kuş dümdüz uçadurur
    göğün habire çalkantısında
    tıpış tıpış ve daldaşak

    bunca yol yorgununa bir uzanımlık yer bile yok
    ama nice yunus’ların mezarı kaç dağda birden

    -v-

    liken bezeli bir yörük taş
    kumlaşır da hiçlenmez o doğa yağmasında
    kavrulur sapsarı ayazında temmuzun
    ve kumların yine taş kesilmesi yavaşça

    köşeyi döndün müydü kesmece bir karpuz soracaksın
    hartadaki çekirdeği gösterip
    gülü-gülüverecekler sapı iğdiş topatanlarm kıçı
    çürüklüğünde
    şu sırtındaki yüke kaç yumurta verelim diyecekler şile işi
    ve çağ üstüne çağdaş benekli o ceketi omuzlayıp gidecekler
    kahkaha çiçeği bir rozet sokuşturur yakana yoncasını da sen ekle
    orospu bir oğlan
    ne tekirdağ’sı ne kırkağaç’ı ne
    ve de ekstra ekstra elektra’lar

    -vi-

    usulcacık suyun balığı insanlamasında
    ilk ürkünün gözkapaksızlığı o
    daralır kum saatının lokman süzgüsü
    ölür sinekler etlene etlene güzün

    ancak şu fitil tutuşunca havuzun dibi ışır dediler
    oysa ne kıvılcım ne fitil ne de havuzun dibi
    bir ölü şölen ışıltısını sultan mahmut'un camına benzettiler
    dal içeri yüzüne fesleğenler çarpa çarpa
    dolaş bir yanık tencere kokusunu paçanda tekir kediler
    ve ıpıslak çırayı çok üfledim diye örseleme kendini

    döngeri ettiğinde kapısı örtünük bir ulu denizi tıkla bön bön
    toyluğuna sığınıp bir yalancıktan sokakları eşikle
    sor o zom köşkü akşamleyin söylesin çengelli iğneciler
    -dilini koparırlar adamın billah yemen'de olsa-
    ve bir avuç çimi çayırlayan sözde yeniçeriler

    `yani türkiye'yi bulmak kolay,türkiye avucunun içi`
    ama gerçek yerini kimselere belletmeyeceksin
    adama gülerler valla
  • türkiye, kuzey yarım küre’de, 36-42 derece kuzey enlemleriyle 26-45 derece doğu boylamlarında arasında yer alır.