şükela:  tümü | bugün
  • "sert ve kanırtıcı olmasını beklediğimiz aktivite. madem almıyolar, iyice bi hıncımızı alamım. sokalım, girelim, mahfedelim"

    yukarıdaki sözlerin üretildiği sosyal ve kültürel yapı ile "girmek"ten ziyade "alınmak", "kabul edilmek" şeklinde incelenmesi gereken konudur. evet, biz paçayı kurtarmak için "avrupa birliği"ne kapağı atmak, durumumuzu düzeltmek istiyoruz. aslında türkiye için bir nevi baraj/limit çizgisi anlamına gelmektedir "avrupa birliğine girmek". gelişmişliğin ölçüsü olarak uzaklarda bi yerlerde göz kırpmaktadır.

    biz bu kadar kötü durumdayız, fakiriz, ekonomimiz stabil değil, kültürümüz, geleneklerimiz avrupaya hiç uymuyor, hristiyan değiliz...vs vs. peki neden avrupa birliği bizim ile anlaşmaya çalışıyor. neden bize görüşme tarihleri veriyor. neden bizimle uğraşıyor? kara kaşımızın, kara gözümüzün hayrına mı? yakışıklı garsonlarımıza, misafirperverliğimize mi? bunlara "evet" cevabı verenler için köprüden son çıkış, bu cümlenin noktasıdır.

    her ne kadar negatif özelliklerimizi gözlerine soksak da, şu açık ve seçik anlaşılabiliyor ki avrupa birliğinin türkiye'ye ihtiyacı var. bu yüzden önümüze çeşitli kriterler koyarak istediklerine en az zararla sahip olmak istiyorlar. bizi birliğe almakla kayıptan çok kazanları olacağı açıktır. zaten aksi olsaydı, aynı masaya bile oturamazdık malesef.

    herşeye rağmen, bizi aralarında görmek istemelerinin nedenlerinden en önemlisi birliğin güvenlik sorunudur. nato ile aşılmaya çalışılan güvenlik ve savunma sorunları, son yıllarda artan teror olayları, organize suç örgütleri ile tekrar gün yüzüne çıktı. avrupanın ileride büyük bir tehditle (misal; abd) karşılaşması olasılığı nedeniyle, teror açısından tecrubeli, disiplinli bir askeri güce ihtiyaçları var. jeopolitik önemle birlikte bu, türkiye'nin en önemli özelliklerinden biri oluyor.

    avrupalı devletler ikinci dunya savaşının kazandırdığı "korku" tecrübesi ile toplu bir savunma mekanizması oluşturma çabası içine girdiler. bu amaç doğrultusunda kurulan nato, herhangi bir üye ülkeye topyekün bir saldırıya karşı başarılı bir duvar görevi görmüştür zaman zaman. fakat düşmanlık ve savaş kavramlarının taktikleri değiştikten sonra etkisiz kalmaya başlamıştır.

    uye ülkeleri tehdit eden savunma açıkları daha az rastlanır, daha az tahmin edilebilir bir hale gelmiştir; terörizm, kitle imha silahları, organize suçlar, dağılan devletler.

    11 eylulle birlikte aşılanan "terör bir dünya sorunudur" yargısı, terör olaylarını* tetiklemekle kalmamış, ayrıca "terörle savaş" kisvesi adı altında, çeşitli güçlü ülkelere*** yeni sömürü yolları açımıştır. (bkz: the whole truth about the iraq war) (bkz: 11 eylul saldirisi komplo)

    ayrıca avrupa birliği ülkelerinin en çok çekindiği tehdit merkezlerinden biri olan sscb dağılmış, kitle imha silahlarının yapımı konusunda bilgiler, bilginler, teknikler, kaynaklar, otorite boşluğundan da faydalanarak tüm ortadoğuyu ve asyayı sarmıştır. bu nereden geleceği ve tekniği belli olmayan saldırılar, avrupa devletleri için büyük bir tehdittir. ayrıca, kitle imha silahlarının teröristlerin eline geçtiğini düşünün. o gözü kara insanların yaratabileceği kan dolu sahneleri bi aklınıza getirin, işte o zaman ekonomik sorunlu, farklı, uyuşmaz kültür yapısına sahip, fakir bir türkiye'nin, getireceği güvenlik gücü ile tüm o negatif özellikler karşılaştırılamaz.

    uyuşturucu kaçakçılığı, avrupaya geçen uyuşturucu, kadın ticareti, yasadışı göç faliyetlerinin büyük bir çogunluğu türkiye üzerinden oluyor. eğer bunlar engenllenmek isteniyor ise türkiye ile ilşkiler resmi olarak geliştirilmeli bu da çok açık.

    ayrıca, bilindiği gibi türkiye'nin askeri yetenekleri çok üstün. çevresindeki pek çok sorunlu bölgeyle tarihi, kültürel ve etnik bağları var. bu yüzden çıkacak krizleri önleyebilme şansı daha yüksek. arabulucu görevi görebilir pek ala.

    böylece tehdit merkezleri ile avrupa arasında köprü olan türkiye'nin önemi artıyor. bu merkezlerin tam ortasında bulunan bir ülke ile uluslararası işbirliğinin ve bilgi paylaşımının kesinlikle geliştirilmesi gerekiyor. avrupa birliği çatısı altına giren bir türkiye'nin avrupa güvenlik ve savunma politikası'nın operasyonel özelliklerinin gelişmesine çok fazla katkı yapacağı kesin.

    türkiye ile avrupa birliği arasında savunma ve güvenlik alanlarinda işbirliğinin daha da geliştirmenin önündeki tek engel, türkiye'nin avrupa birliği üyesi olmamasıdır. tüm bunlar da şu anlama geliyor; "türkiye avrupa birliğine dahil edilmek zorundadır".

    ve bu yönde yapmaya çalıştıkları sadece bu geçiş sürecini en az zararla savuşturmak.
  • avrupa birliginin pek hoşlanmayacagı eylem.

    "girseniz de mikseniz de, almıyoruz kardeşim"

    (bkz: hadi kardesim kapatiyoruz)
  • tüm türkiye halkı eşgüdüm içerisinde yapar ise sarsıcı ve zedeleyici olabilir.

    (bkz: dayak cennetten çıkmadır)
  • abnin yasama organı olan avrupa parlamentosunda temsil hakkı ülkelerin nüfusları ile orantılı olduğunda, türkiyenin abne girmesi avrupa parlamentosunda çoğunluğu ele geçirmesi ve abnin politikalarında en önemli aktör olması anlamına gelir, gerisini varın siz düşünün...
  • türkiyenin sosyal, ekonomik veya kültürel olarak hazır olup olmamasının kriter olarak önemli olmadığı olgu zira portekiz, ispanya ve yunanistan dahası eski doğu bloku ülkeleri ab üyesi olabilmişlerdir.
  • sözlük ifadelerinin zihni teslim alması sonucu olağan anlamında değil de avrupa birliğine minibüs girmesinin bir türevi olarak anlaşılan sözcük öbeği...
  • günümüz türkiye'sinin çalkalandığı bir konu bu ab. elimize aldığımız her gazetenin köşesinde istisnasız görebileceğimiz ve üzerinde sayısız tartışmaların yaşandığı bu ilginç konuyu bir de ben ele alayım dedim. bakalım nelere destur vereceğiz.

    ilk başta bu birlik nedir? daha doğrusu “birlik” dediğimiz kavramı kendi bilgilerimle veya ışığı ile açıklamaya çalışayım. şimdiden hatırlatmamda yarar var. tüm yazacaklarım benim şahsi fikirlerimdir ve herhangi bir şahısa kurum veya kuruluşa vs. karşı yazılmamıştır. herhangi bir ideolojik görüşün hoparlörlüğünü de yapmamaktadır. tüm bu noktaların konulmasından sonra başlıyorum yazıma.

    benim fikrim ve bilgime göre “birlik” kelimesi “bir olmak” veya belirli bir topluluğun “tek bir kişi “gibi davranmasıdır. tabii sadece basit bir tanım olurdu bu. neyse, bu tip tanımların altında yatan belirli kurallara göre “birlik” yönlendirilir. hedef= her zaman ileriye dönük, dürüst ve dayanıklı olmaktır. bu bağlamda ab acaba gerçekten birlik midir? yoksa ideolojik bir gruplaşma mı? yazımın devamında anlatacaklarıma dayanarak şu anki ab ideolojik bir gruplaşmanın ötesine gidememiştir.

    hedef biraz daha şekil değiştirmiştir burada. böylece yeni hedef: ”birliğin devamını sağlama amacına giden her yol mubahtır.” yani birliğin devamını sağlamak uğruna işlenen insanlık suçları, katledilen doğal kaynaklar, ve yapılan doğrular(!!) olabilir, mubahtır… tüm bu basit önermeler ışığı altında türkiye'yi incelediğimizde ister istemez bazı noktalara parmak basmak zorundayız. acaba ab türkiye'yi gerçekten içine alırsa kazanacağı veya kaybedeceği şeyleri bir teraziye koyarsak hangi kefe ağır basar? tartışılır bir konu…

    tüm bunları bir yana bırakalım şimdi. olayı evrensel bir boyuttan ele alalım. dünyayı göz önüne getirelim ve uzaydan kuşbakışı dünyayı fotograflayalım. bu göreceğimiz basit bir tablo aslında. bir yanda ihtişamlı ve abartılı sam amca,abd. diğer tarafta yılların sömürü ustası ab ülkeleri. ve çevrede burnundan dumanlar tüten ejderha çin; elinde kırılmış orak çekiçle rusya; minik teknoloji uzmanı robotik japonya; açlıktan bir deri bir kemik kalmış yaşlı aslan afrika; yoksulluk ve zenginliğin en karmaşık örneği araplar; kılıç kalkanla peşkeş çeken türkiye…

    açıkcası trajikomik bir tablo bu. tablonun en kolay görünen karakterleri abd ve ab; her ikisi de bir uçundan tutmuş, kendi menfaatlerine çekiyor, dünyanın nesnel ve öznel halini. yani anlayacağınız gibi dünya bu çekişmenin ortasında kalmış ve geleceği bu iki karaktere bağlanmış.

    kuşkusuz bu basit mekanizmanın içinde dünya geleceğinden sonra türkiye’nin geleceği bizi ilgilendiriyor. o zaman geriye sorulacak tek soru kalmakta: “bu sistemin hangi çarkı bizim için dönüyor?”

    türkiye’nin jeopolitik konumu acaba hangi ülke tarafından kullanılıyor? genel anlamda abd’nin çıkarları doğrultusunda yönlendiriliyor gibi… abd’nin ab’ye karşı kullanacağı kozlardan birisi olan türkiye’nin ab’ye girme konusundaki geleceği de yine abd’nin elinde… yani türkiye ab’ye kabul edilirse bunun en büyük sponsoru abd olacaktır. peki ya ab bu işi nasıl yorumluyor? aslında değil midir sebebi, sırf türkiye’nin abd’nin uzantısı olduğunu düşünmelerin yüzünden bizi kıvrandırmalarının? ama bir noktaya değinmeden geçemeyeceğim; ab türkiye’yi içine alırsa karşılaşmak zorunda olduğu sayısız problemlerin olduğunun bilincinde. neler peki, bunlar? eğitim düzeyi düşük; ekonomik sistemi çökmüş; yoksulluktan muzdarip… ab çok iyi biliyor ki sınır kapıları açıldığında 70 milyon türk’ün 60 milyonu bir saniye dahi türkiye sınırlarında kalmayacak. zaten en büyük korkusu da bu.(kaçın türkler geliyor!!) yoğun bir demagojik akıntı. aynı zamanda, abd’nin maşası olarak kullanılmak istenilen türkiye’nin kabulünden sonra onu tamamıyla kontrol altına alabileceğini düşünüyor. zaten bu sebepten dolayı hala türkiye’yi kabul edebilir konumunu koruyor.

    peki her şey tamam! ya türkiye aptal mı kendini kullandırma işlemini başarıyla gerçekleştiriyor? aslında başka çaresi yok türkiye’nin; boynunda ekonomik tasma, istenilen yöne yönlendiriliyor. hem istediğimiz kadar askeri güce sahip olalım, iman güzümüz olsun, yine de paramız olmadan çantada keklikten daha zavallıyız. en basit örneği herhangi bir güç gösterisinde bulunmak istersek önce büyüklerimizden izin almak zorundayız.

    trajikomik olan işte bu!!!

    bu halimize ağlayacağımıza hala rahat içinde televolelere gülebiliyoruz!! her neyse…

    şimdi isterseniz ab’ye girme konusunda türkiye’nin kendine sağlayacağı yararlara biraz değinelim. en başta daha refah dolu bir ekonomiye sahip olacağız. eğitim düzeyimiz ve gelişmişlik seviyemiz artacak. sosyal refah, sosyal hizmetler standardı artacak, istihdam sağlanacak vs. vs. öte yandan kullanamadığımız madenler ve yer altı kaynakları elimizden çıkacak, daha büyük bir ekonomik cendere altına gireceğiz ve sonunda milli benliğimizi(!!) kaybedeceğiz.

    istesek de istemesek de türkiye’nin şu an sahip olduğu en önemli varlığı, temelleri m. kemal atatürk tarafından atılan, milli benliğimiz ve topraklarımızdır; iyi ya da kötü. ab’ye girmek ise bizi bu varlıktan mahrum edecek.
    geriye sorulacak tek soru kalıyor! hangisi daha iyi? yurtsuz ama sıkıntısız yoksa sıkıntılı ama yurdumuzda sapasağlam yaşamak mı? işte ab’ye girişin temeli…