şükela:  tümü | bugün
  • çok net bir gerçeklik.

    ülkemizin etrafında çeşitli güç grupları var. ilki atlantik cephesi.

    atlantik cephesinde abd-ingiliz bloku var. bir de ab'yi temsil eden fransız-alman cephesi var.

    ikincisi asya cephesi. rusya ve çin bu cepheyi oluşturuyor.

    üçüncü olarak, iran ve şii ülkeler ayrı bir cephe olarak görülebilir.

    son olarak ırak-suriye-mısır-libya-suudi arabistan gibi kültür/coğrafi grubun parçası olan ülkeler mevcut.

    şimdi baktığımızda atlantik cephesi doğal müttefikimiz olmasına karşın ciddi sürtüşmeler halindeyiz. en tehlikeli teröristimiz ellerinde ve vermeye yanaşmıyorlar. ayrıca ikincil terörümüz pkk terörünü de suriye'de besliyorlar. düşüşte bir diplomasimiz var.

    asya cephesiyle kırılgan bir ilişkimiz var. köklü değil. son bir yıl içinde çin ile olan savunma sistemi ihalesini iptal ettik.. rusya'nın uçağını düşürdük ve ambargo yedik. rusya ile barışma yolundayız ama bu diplomasi ne kadar köklü? tahmin etmek güç. çıkışta fakat temelsiz bir diplomasi.

    iran ve şii ülkelerle çatışan politikamız var. en basitinden musul politikamız tamamiyle mezhepçi temelde seyrediyor. bu nedenle iran tarafından eleştiriliyoruz. rusya ile olan ilişkilerden ötürü hafif yükselişte bir diplomasi olsa da, iran'da "nato'nun mızrağı" olarak görülüyoruz.

    son olarak bölge ülkeleriyle istikrarlı bir ilişkimiz yok. suudi arabistan ve katar'la maddiyat ve mezhepçi siyaset temelli birlikteliğimiz var. fakat bu politikamızı bırakırsak dostluk çökecek gibi. üstelik türkiye'nin döviz açığını kapatıyorlar. karşılık olarak türkiye'nin emlak, imar, enerji gibi konularda taviz vermesi gerekiyor. kârlı bir ilişki. fakat öte yandan suudi arabistan ve katar'la olan birlikteliğimizde uyguladığımız mezhepçi politika nedeniyle ırak, suriye, mısır ve libya gibi ülkelerle sorun yaşıyoruz. bu açıdan bakıldığında suudi-katar politikasının dolaylı zararları mevcut.

    türkiye'nin politik/diplomatik durumunu bismarck prusya'sı ile benzer görüyorum. üstelik dönemin prusya'sı gibi kültürel/sanatsal bir zenginliğimiz yok. üstelik başımızda bismarck gibi üstün politikacı yok. ek olarak dönemin prusya'sı gibi zengin ve güçlü değiliz.

    o dönemin prusya'sında bile bismarck'ın temel bir politikası vardı. hem doğuda hem de batı mevcut iki düşman edinmeme politikası... yani bismarck'a göre şayet prusya fransa ve rusya ile aynı anda düşman olursa bu durumda tüm sistem çökecektir. zaten 1. ve 2. dünya savaşlarında almanya'nın rusya ve fransa ile aynı anda düşman olduğunu ve almanya'nın savaşı kaybettiğini görürüz.

    şu an türkiye atlantik cephesi ve ab ile politik çatışma durumunda. bu durumda iran ve asya cephesi ile köklü ve derin ilişkilere sahip olmak durumundayız. ayrıca bölge ülkeleri ile olan negatif ilişkilerimizi toparlamak durumundayız.

    sonuç olarak, türkiye'nin ab ile atlantik cephesi arasındaki karşıtlıkları kaşıması ve ab ülkeleri ile sağlıklı diplomatik ilişkiler kurması gerekir. bunun anahtarı mülteci politikasıdır. türkiye sosyal ve kültürel nedenlerden ötürü suriye'li mültecilere sahip çıkmak durumundadır. ab ülkeleri mültecileri alsa da almasa da türkiye kucak açmak zorundadır. hal böyleyken türkiye'nin 3 milyar euro için ab ülkelerinin nefretini kazanması oldukça manasız bir politikadır. yapılması gereken şey, ab'nin takdirini kazanacak biçimde mültecilere kol kanat germek ve kabul edilebilir şartlar öne sürerek ab'yi tırtıklamaktır. ab'nin kabul etmeyeceği teklifleri unutmak zorundayız ve ab'ye asla ve asla diplomatik raconlar kesmemeliyiz. egedeki göçmen akımlarını kesmeli ve ab'yi göçmen belasından kurtarmalıyız. böylece bizi samimiyetsizce de olsa alkışlamalarını sağlamalıyız.

    türkiye'nin mevcut durumda rusya-çin cephesi ile doğrudan, iran cephesi ile de dolaylı olarak iyi ilişkiler geliştirmesi muhtemel. bunun yanında türkiye'nin abd-ingiltere cephesiyle derin sorunların bulunması nedeniyle sürtüşme yaşanması olası. hal böyleyken türkiye için ana odak ab ülkeleriyle olan diplomasidir. ve tabi, ikincil olarak bölge ülkeleriyle olan diplomasidir.

    türkiye'nin tıpkı mülteci politikası gibi, ihvan örgütünü suriye-ırak-libya-mısır gibi ülkelerde iktidara taşıma politikasını da terk ederek mezhepçi politikalardan ayrılması gerekmektedir. böylece türkiye bölge ülkeleriyle en azından kötü olan ilişkilerini düzeltecek ve abd-ingiliz cephesine ayıracak daha fazla enerjiye sahip olacaktır.

    bazı arap ülkeleri abd'nin hegemonyasında olsa dahi, türkiye'nin dozunda israil karşıtlığı arapların daima takdirini kazanacaktır. ve şu unutulmamalıdır. arap milliyetçiliği amerikan politikalarına karşı direnebilmiş tek politikadır. türkiye'nin sünni-arap dinciliği yerine arap milliyetçiliğini desteklemesi hem politik olarak amerikan konsantrasyonunu o ülkelere çekecektir hem de arap milliyetçiliği sünni-arap dinciliğinden çok daha güçlü bir el olacaktır.

    şu unutulmamalıdır ki, 1970'lerde gerçekleşen süveyş krizi esnasında abd fransa ve ingiltere'yi diplomatik açıdan satmıştır. ingiltere bu eylem karşısında abd'ye koşulsuz yanaşarak bir yöne, fransa ise abd'ye güvenmeyerek öteki yöne hareket etmiştir. böylece fransa-almanya ile birlikte güçlü bir ab hayaline meyletmiştir. mısır abd ve sovyetler arasında denge siyaseti yapılabileceğini fark etmiş ve israil konusunda arap ülkelerinin birleşebildiği görülmüştür.

    erdoğan bilerek yahut bilmeyerek reelpolitik'in dışına çıkmakta. ab ile tamamen ideolojik ve arap ülkeleriyle de din temelli çatışmalara girmektedir. oysa ki bu çatışmaların gerçeklikle ilgisi yoktur. erdoğan'ın bu ilkeleri memleketin temel ilkeleriymiş gibi görmesi de ikinci hata. erdoğan'ın gerçekleri memleket için hayaldir. erdoğan bunu görmelidir.

    son derece hatalı bir politikacı olmakla birlikte davutoğlu'nun ab ile uyumlu ilerleyen ilişkileri bizzat erdoğan tarafından parçalanmış ve türkiye'nin eli güç kaybetmiştir.

    türkiye'nin derhal kıvrak, pragmatist ve ölçülü diplomasi ile hareket etmesi gerekiyor. özellikle ab ve bölge ülkeleriyle yumuşama yaşamadan abd-ingiliz cephesine kesinlikle racon kesmemesi gerekiyor. en önemlisi, rusya-çin cephesi ile ilişkilerine hem önem vermeli hem de o ilişkilerin türkiye'yi koruyamayacağını görmesi gerekiyor. rus yakınlaşması bir mesajdır fakat türkiye rusya'ı arkasında görerek abd-ingiliz cephesi ile keskin bir çatışmaya asla girmemelidir. aksi halde, türkiye rusya'yı arkasında göremeyecek ve düşmanlarına yapayalnız olduğunu göstermiş olacaktır.
  • ahmet sen misin?
  • ahmet davutoğlu türk diplomasisini bitiren adamlardandır. çok özendikleri osmanlı çöküş döneminde bir çok diplomatik başarıya imza atmıştır. cihan devleti, asrın lideri,.vb. iddiası olanlar önce osmanlı diplomaside ne yapmış bunu öğrensinler. kaliteli diplomatlarımızın çoğu zamanında (bkz: asala) tarafından katledildi. işini iyi yapanlar sindirildi, uzaklaştırıldı. dış politika bir günde bu duruma düşmedi, belki bir günde de düzelmeyecek ama bu kafa yapısıyla ortadoğu çukuruna iyice saplanacağımız bir gerçek. sıfır sorun sadece sloganda kalan bir politikadır ve boş hayallerden ibarettir. artık hayal kurmayı bırakmalı, gerçekleri kabullenerek ona göre hareket etmeliyiz.