şükela:  tümü | bugün
  • son birkaç yıldan beri yavaş yavaş gerçekleşen fakat son aylarda iyice hızlanarak kendini gösteren olay.

    akp 2002'de batının da desteğiyle iktidara geldi. yıllarca neoliberal politikalar ve kendi kadrosu olmadığı için devletin bütün kademelerine doldurduğu amerikancı fethullahçılar sayesinde yıllarca batıyla iyi geçindi. her allah'ın günü batı medyasında "erdoğan şöyle iyi ılımlı islam uyguluyor, türkiye ekonomisi böyle gelişiyor, darbeciler (!) yargılanıyor, türkiye demokratikleşiyor vs." diye haberlerin yapıldığı günleri hatırlamak çok da zor olmasa gerek.

    akp zamanla cemaatle güç savaşına girip de bu savaş 17 aralık 2013'te ilk meyvesini verdiği andan itibaren işler değişmeye başladı. erdoğan kendi güvenliği için zamanında o mevkilere kendisinin getirdiği bütün amerikancıları (yani cemaatçileri) ordudan, bürokrasiden, asayişten tasfiye etmeye başladı. o andan itibaren de batıyla ilişkiler bozulmaya başladı. amerikancıların zamanında uydurma delillerle hapse attırdığı avrasyacılar (doğu perinçek gibi) aniden hapisten çıkartıldı ve erdoğan amerikancılarla mücadele etmek için onlarla işbirliği yapmak zorunda kaldı.

    bu arada türkiye birçok konuda daha önceleri takındığı tavrı değiştirdi. içerde amerikancılar her yerden temizlenirken, dış politikada da her şey birden tersine döndü. abd'nin etkisiyle esad'la kanlı bıçaklıyken, bir anda esad gündem dışı kaldı ve düşman olmaktan çıktı. çözüm süreci bitirildi ve türkiye abd'nin ortadoğu'daki müttefiki pkk ve ypg ile savaşmaya başladı. iran'la da ilişkilerimizi geliştirdik. bunlar hem amerikancılardan kendini korumak isteyen erdoğan'ın hem de devlet içindeki avrasyacıların istediği politikalardı.

    fakat batı bütün bunlara kayıtsız kalamazdı. sonunda 15 temmuz'da erdoğan'dan ve avrasyacılardan kurtularak kontrolü tekrar devralmak için cemaat eliyle darbe planladılar, zaten olayların hızlandığı nokta da burası. darbe başarısız olunca ohal ilan edildi ve ülkede ne kadar amerikancı, ne kadar batı yanlısı asker, memur, akademisyen hatta sivil varsa ortadan kaldırılmaya başlandı, avrasyacıların devlet içinde daha da güçlendi. şu anda da görüyorsunuz işte, avrupa ile ilişkiler kopma noktasında. avrupa parlamentosu ilişkileri dondurma kararı aldı, avusturya silah ambargosu koydu, batı medyasında her gün türkiye aleyhinde haberler yapılıyor, batılı ülkeler her gün başka bir konuda endişeliyiz diye açıklama yapıyor. öte yandan rusya ile ilişkilerimiz gelişiyor, putin'in danışması dugin ikide bir gelip doğu perinçek ile görüşüyor, akp toplantısına falan katılıyor. bütün bunlar olurken biz de şangay beşlisi'ne doğru gidiyoruz.

    yani ülkede 15 yıldır olup biten her şey amerikancı - rusçu savaşının bir meyvesi. hakimiyeti kim elinde tutuyorsa o dierini içeri attırıyor ve istediği politikaları uyguluyor, uygulattırıyor. erdoğan ise bana kalırsa her zamankinden daha güçsüz, çünkü kendi güvenliği için avrasyacıların dediklerini yapmak zorunda. avrasyacılar da onu kullanarak istediklerini yapıyorlar. halktan %50 destek alan bir liderden daha kullanışlı ne olabilir?

    gerçekten dönüşü olmayan bir yola giriyoruz. daha anti-demokratik günler bizi bekliyor, batı'dan da yiyeceğimiz ambargoların etkisiyle ekonomi daha da kötü olacak gibi. ama uluslararası arenadaki yeni takım arkadaşlarımızın bize ne getireceği de belli olmaz, suratımıza gülüp arkamızdan kuyumuzu kazan batı kadar kötü olabilirler mi acaba? zaman gösterecek.
  • (bkz: vakayı hayriye)

    not: gerçekleşmeyendir. gerçekte olan ise şu, türkiye hem batı, hem de doğu bloğundan bağımsız bir siyaset yürütmeye çalışıyor artık. eskiden batı bloğundaydı, tabii oradan uzaklaşınca doğu'ya yaklaşmış gibi göründü ama işin aslı öyle değil. en nihayetinde, türkiye nato'dan kolay kolay çıkıp da şangay beşlisi'ne falan girmez, amaçladığı bu değil zaten. amaçladığı daha bağımsız bir dış siyaset izlemek, hepsi bu.
  • (bkz: gmt+3)
  • asya olsa iyi, boktan bir afrika ülkesi ile orta doğu arabı arası kırma bir durumdayız.