şükela:  tümü | bugün
  • son yıllarda iyice ayyuka çıkmış problemdir. hemen herkesin, çoğunlukla cahilliğin getirdiği heyecanın önünü alamama sendromuyla ortaya çıkan "her konuda her şeyi bilip, fikir sahibi olma; üstüne üstlük fikrinin en doğrusu olduğuna inanma" durumu ise bu tarz cahil ve bir o kadar da saf dimağların kullanılmasına sebep olmakta, hastalıklı bir zihniyetin oluşmasına sebep olmaktadır.

    efendiler! -canınız çektiği takdirde- okumaya devam edeceğiniz entry, epey uzun ve bilgilendirici mahiyette olacaktır; başlıktan da anlaşılmış olduğu üzere konu türkiye'nin enerji sorunu ve olası çözümlerdir; bu entry uzmanlık alanı alternatif enerjiler olan bir elektrik elektronik mühendisi tarafından -yani konuya nispeten hakim ve alanı dolayısıyla dünya ve türkiye enerji piyasasının genel durumunu sürekli takip eden bir zat tarafından- yazılmıştır. ona göre, saçma sapan argümanlarla üzerime gelmeyiniz sonrasında; sinirlenirim, söverim.

    türkiye'nin enerji açığı var mı?

    ne yazık ki evet. bilindiği üzere türkiye cumhuriyeti gelişmekte olan bir ülkedir ve mevzubahis enerji potansiyelinin çok az bir kısmını kullanmaktadır. zaten, üretilen enerjinin çok büyük bir kısmı doğu ülkelerinden (iran, rusya gibi) alınan doğal gaz'ın doğal gaz santrallerinde yakılması ile elektrik üretilmesi sonucuyla elde edilmektedir.* bu üretim, türkiye'nin elektrik üretimi pastasında yaklaşık olarak %40'lık bir kısmı kapsamaktadır. ülkenin enerji üretiminin -yazıyla- yalnızyüzdekırkını stabil olmayan dış kaynaklara bağlamak salaklığın daniskasıdır. zaten, iran da sağolsun sözleşmedeki act of god * maddesini öne sürerek geçen kış doğalgazı bir anda kesivermiştir. peki rusya? onlar da daha geçen kış avrupa'ya resti çekip muslukları bir süreliğine kapatmışlardır. yani, gavurun çükünün keyfine kalıp ülkenin kaderini buna bağlamak, öne sürülebilecek en aptalca savlardan biridir.

    türkiye'nin elektrik üretiminin yetersiz olmasının yanısıra, kalitesiz olması gibi de bir problemi vardır. peki ne demektir bu kalitesizlik? şu demektir; alternatif elektrik akımında birkaç farklı tanım bulunur. bunlar; genlik, frekans ve rms * olarak sıralanabilir. genlik, amiyane tabirle voltaj değeridir. frekans, gelen sinüs fonksiyonunun saniyede kaç kez kendini tekrar ettiğiyle alakalıdır, yani ac genlik değerinin saniyede kaç kez tepe noktasına vurduğunu belirler. türkiye standartlarına göre, enterkonnekte sistem* 220v(voltaj) 50hz(frekans) olarak prizlere gelir. ac elektrikle çalışacak cihazlar bu değerlere göre üretilirler. evinizde kullandığınız çoğu cihazın toleransı özellikle sapma değerleri olasılığına karşı çok yüksektir. örneğin sizin kullandığınız bulaşık makineleri çok kısa süreli olsa da 290v~1khz(kiloherz) değerlerinde denenirler. ancak, sanayide kullanılan bazı hassas cihazların toleransı çok düşüktür. (bkz: ölçüm cihazları) ve özellikle genlik/frekans oynamalarına karşı çok hassastırlar. türkiye'de ise hassas üretim yapılamadığı için gelen şebeke elektriğinin voltaj değeri (220 olması gerekirken) 218-222 arasında oynar. frekans ise (50 hz olması gerekirken) 48.5-51 arasında oynar. bu yüzden güzel ve yalnız ülkemin ürettiği elektrik stabil akım gerektiren sanayii dallarında (ve bunlar çokturlar) kullanılamamaktadır. peki nereden alıyoruz bu elektriği? bulgaristan'ın nükleer santralinden.

    yani "ehe ehe tasarruf edersek, gereksiz ışıkları kapatırsak elektrik hepimize yeter ki, ehe!" gibi cümleler kurmak en ağır mallıktan beri gelmez.

    peki bu açık nasıl kapatılacaktır?

    kaliteli ve bol -tercihen ucuz- elektrik üretebilen merkezler kurulmasıyla.

    peki alternatifler nelerdir?

    hidroelektrik santralleri: hidroelektrik santraller, çocukluğumuzdan beri "temiz" olarak bildiğimiz santrallerdir; bu tanım aslında doğrudur. hidroelektrik santraller aslında temizdir. o kadar temizlerdir ki ekosistemleri mahvederler. ırmak üzerinde yaşayan canlıların dengesi alt-üst olur; alüvyon taşınması duracak seviyeye gelir. o yüzdendir ki, munzur'da baraja hayır, fırtına deresi'ni rahat bırakın gibi kampanyalar devam etmektedir.

    ha, kesinlikle temizdir yine de hidroelektrik santralleri. maliyetli olsa da, ekosistemi bozsa da, "yenilenebilir" olması ve "çevreye görünen bir zarar vermemesi" hasebiyle kabul görmektedir.

    termik santraller: karbon olayına, sebep olduğu kanserlere falan hiç girmeyeceğim, çok daha ilginç bir şey söyleyeceğim;

    termik santrallerin atmosfere yaydığı radyoaktif ışıma, nükleer santrallerinkinden fazladır.

    alternatif enerjiler: şimdi efendiler, alternatif enerji konsepti dünya üzerinde acayip büyük bir hızla popülerleşmektedir. bilindiği üzere alternatif enerji kaynaklarını kullanmak için birkaç yöntem mevcuttur:

    güneş enerjisi: üç farklı yöntemle enerji elde edilebilir güneşten; ilki yıllardır kullanılan "güneş enerjileri" ile banyo suyu ısıtma mantığıdır, ikincisi photovoltaic cell * * yardımıyla gelen fotonların yarıiletkenlerdeki aktivasyon enerjisini sağlayarak elektron/delik hareketini başlatması mantığıdır, üçüncüsü ise odak noktası aynı ve sabit olan bir grup çukur aynanın sürekli güneşe dönerek odaklarında güneş ışığını biriktirmesi ve buradan geçirilen devirdaim sıvısı/gazının * türbinleri döndürmesiyle (yani buhar basıncıyla elektrik üretme mantığıdır.

    üçüncü çılgın sistem için: http://en.wikipedia.org/…iki/ps10_solar_power_tower

    hemen herkesin çok bilip de "ehe ehe her eve gelecek bu, süper elektrik üretcez hep beraber ehe" diyip durduğu sistem var ya hani meşhur, işte o photovoltaic cell sistemidir ve adı güneş paneli olarak geçmektedir. şimdi, güneş panellerinin birkaç farklı çeşidir vardır, polycrystalline, monocrystalline ve thin film paneller gibi. kullanım süresi ortalama 30 yıldır, lakin 20 yıldan sonra verimlilikleri düşmektedir. ha, zaten ortalama son kullanıcıya hitap eden güneş panellerinin ortalama verimi %17 civarındadır. yani, o alana düşen güneş enerjisinin maksimum %17'sini elektrik enerjisine çevirebilmektedir bu sistemler. peki nedir "maksimum"? şudur: öğlen 12'de, tamamen açık havada ve tercihen yaz mevsiminin en sıcak gününde oraya düşen enerjidir. ancak, kazın ayağı öyle değildir. bulutlu günler de olur, yağmurlu günler de, soğuk günler de. ha, bir de güneş sürekli hareket ettiği için panellerin üzerine güneş ışığının düşme açısı küçülür. halbuki bu açı 90 derece olduğunda (bu açının bulunmasında kullanılanlar için (bkz: azimuth angle)) maksimum verim elde edilmektedir. işbu yüzden tasarımcılar (övünmek gibi olmasın bunların biri de benim) bazen karışık algoritmalarla *, bazen de basit sistemlerle * güneşi takip eden güneş panelleri tasarlama yoluna gitmişlerdir. bu yeni dizaynlar * * verimliliği %20 civarında artırmışlardır. yani ne oldu? maksimumun maksimumunu alırsak; şu anda alana düşen güneş enerjisinin %20,4'ünü elektriğe çevirebiliyoruz.

    şimdi bunu bir de ortalamaya vuralım; yıllık ortalama alındığında, güneş panelleri üzerlerine düşen toplam enerjinin maksimum %30'undan faydalanabilirler. yani, kendi kapasitelerinin ortalama %30'unu üretirler.(zaman hesapları, bir de gecesi falan var ya bunun)

    yani ne oldu? %20,4'ün %30'unu alacağız. ne yaptı? %6,12. yani, güneş panellerinin etkenliği %6,12'dir. en iyi koşullarda.

    gelelim fiyatlarına. atıyorum dışardan 125w'lık bir güneş paneli almak istiyorsunuz, ödeyeceğiniz fiyat yaklaşık olarak 1350 lira civarındadır. bitti mi? tabii ki hayır. şimdi gelin, güneş panelinin ürettiği doğru akım elektriği alternatif akım a çevirebilmek için bir adet invertör alalım, ona vereceğiniz para da yaklaşık olarak 1800 lira civarındadır. hmm. peki, biraz da akü alalım değil mi? kuru akü aldığımızı ve ucuzundan aldığımızı düşünürsek (daha bunun jel aküsü, nikel kadminyumu var, hiç girmiyorum oraya) 200 lira da bu olsun.

    tebrik ederim. az önce evinizin sadece aydınlatmasını yapacak bir sistemi başarıyla kurdunuz. 3350 lira tuttu kendisi fark ettiğiniz üzere. şaşırdınız değil mi? şaşırmayın. güneş panellerinin enerji maliyeti çok fazladır. çok çok fazla hem de. yaklaşık olarak 4€/watt'dır ki, bu da ölümcül bir rakamdır. ha, çin malına yatırım yapacak dayanıklılığa sahipseniz bu sistem size 1600 lira civarında tutar, o ayrı mesele. ama en fazla birkaç sene kullanırsınız, o da bambaşka bir şey zaten.

    evlere perakende kurmak da apayrı bir konu bu sistemi. şebekeye entegre edemezsiniz böyle bir sistemi*, çünkü yukarıda anlattığım gibi stabil değil frekans. faz kayması bu kadar fazla olduğu için pll de sökmez, anında kömür olur güzelim sistem, on-grid system de size hayal olur.

    dalga enerjisi: okyanus kenarında yaşamıyoruz, gel-git falan da yok burada o masrafı karşılayacak. o yüzden en fazla minyatür sistemler kurulabilir burada, o da belki bir köyün elektriğini karşılar. ancak.

    rüzgar enerjisi: bu enerji türü türkiye için şu an itibariyle gerçekten mantıklı. zira türkiye, 50 metre seviyesinin üzerinde hemen her zaman rüzgarlı bir havaya sahip. zaten, bu yüzden çanakkale'de, bodrum'da, osmaniye'de büyük ve orta çaplı türbinler kurulmuş ve işlemekte. ancak, bu da bir yere kadar. yine; gece ve gündüz sıcaklık farkının uçuk seviyelere çıkacağı bir yerde, yani okyanus kenarında yaşamıyoruz. o yüzden kapasite olsa bile, belirli bir yere kadar. aalborg'da yapılan gibi 126m bıçak çapına sahip 5megawattlık bir sistem kurmak komiklikten öteye gitmez türkiye için, çünkü o bıçaklar dönmez. inanın, benim de canım istiyor gördükçe o tarz büyük türbinlerden, ama olmayınca olmuyor. bir yere kadar gidebiliyoruz, büyük çaplı sistemler kuramıyoruz.

    nükleer enerji: (bkz: sinop'a nükleer santral yapılması/@senin beni sevebilme ihtimaline sicayim)
    (bkz: çernobil/@senin beni sevebilme ihtimaline sicayim)

    yıllar sonra gelen ekşi şeyler editi: yazımı ekşi şeyler'e eklemişler, arka arkaya gelen mesajlar vesilesiyle öğrendim. o yüzden biraz sinirle yazdığım son iki paragrafı argolu ifadelerin bol olması sebebiyle sildim. ayrıca yukarıda verdiğim istatistikler yıllarla yollarla değişmiştir. sonuçta beş yaşından büyük bir entry'den bahsediyoruz. enerjide dışa bağımlılık daha artmış, solar maliyetler düşmüş, verimler artmıştır. frekans oynamaları ve kalitesiz enerji sorunu nispetle çözüldü mesela.

    az evvel solarex fuarından gelmiş olmam ve bu entry'in tekrardan popülerleşmesi de enteresan bir tesadüf olmuş elbette. nihayetinde fikirlerimin pek değiştiğini söyleyemem geçtiğimiz yıllarda.

    ezcümle: hayrını görünüz.
  • (bkz: mesir macunu)
  • hasankeyf'e baraj yapmayla, allianoi'yi kuma gömmeyle çözülemeyecek olan.
    (bkz: vizyon)
  • iki ayaklıdır.

    1. dışa bağımlılık
    2. enerji israfı.
  • kendimize özgü yöntemlerle çözülebilecek sorundur.
    mesela askerde yüzbinlerce insan var. bir seferberlik ilan edip ucuz ve çakma rüzgar türbinleri imal edilse. ve ordu bunu dağa bayıra sahil dikse. aynı şekilde küçük rüzgar türbinleri, minik biyogaz tesisleri pahalı olmasa bütün köylüler kullanabilse.
    ya da ne bileyim 100 bin kişi toplanalım halatlara asılıp türbin çevirelim..o bile bundan iyidir yahu üç beş adam zengin olacak diye çekilir mi bu zamlar?
  • mevcut sonsuz tüketim anlayışı gazlandığı sürece çözülemeyecektir. 10 nükleer, 100 termik de yapılsa, 2050 de sıkıntı çekeceğiz. mevzuu bir insan ne kadar enerji tüketmeli de. 200 beygirlik arabayla işe gitmeye gerek var mı, kışın 30 yazın 20 derecede oturmak mı iyidir, her odaya bir klims mı 5000 konuta merkezi ısıtma mı bunların sonuca varması gerekli.

    bir yandan da gelişmiş dünyadansın 80 yıldır yatırım yapmışsın, know how olmuş hayvan gibi, gelişmemiş ülkelere satarsan iyi para kazanıyorsun, bastırıyorsun hükümetine, gazlayın bu adamları da nükleer yapsınlar, doğalgaz santrali yapsınlar vb. kar ediyorsun.

    50 yıl öncesi memleketin yarısında gaz lambası vardı, şimdi afadersin çift bilgisayar, elektrikli ısıtıcı, sorround ses sistemi çalışyor. alıştırmamak da önemli demek ki.

    not: 2. bilgisayar müzik çalıyor, huu leyli leyli...
  • tüm karadenize hes kurmak gibi günü kurtarıp geleceği tehdit eden projeler ile çözülemeyecek sorundur.

    öte yandan, avrupa ve asya'yı bağlayan enerji hatlarının geçişine uygun yegâne toprak parçası üzerinde var olan bir ülkeyken, doğuda ve batıda tüm komşularına sataşarak kendi üzerinden geçen enerji hatlarını değersizleştirerek de çözülemeyecek sorundur.
  • 2000'lere kadar bu sorun 2 ayaklıydı;

    1. dışa bağımlılık
    2. enerji israfı.

    2005 sonrası dünyamızda bu sorunun ülkemize ardı arkası kesilmeyen zamlar vasıtasıyla yansıyan 3. ayağı, yaklaşan global enerji krizi yani daha doğru bir ifadeyle 2005 yılı itibariyle gerçekleşmiş olan peak oil olayıdır. türkiye insanlık tarihinin kaderini değiştirecek olan bu enerji krizine köprü ve otoyol ihaleleriyle hazırlık yaparak tarihe geçecek bir hataya imza atmıştır. fatura elbette zavallı halka kesilecektir.

    (bkz: türkiye'yi bekleyen en büyük tehlike/#24027336)
  • malesef ki büyük bir sorundur. halkımız bu konuda fazlasıyla bilinçsiz. sadece enerji için değil diğer konularda da tüketim bilincimiz yok. israfın kralını yapıyoruz. günde milyonlarca ekmek çöpe gidiyor, binlerce ilaç zayi oluyor. tabi ki bunlarda ekonomiye olumsuz bir etki yapıyor. peki devletimiz bunları bildiği halde neden halkı bilinçlendirmiyor? güzel bir reklam filmi çekilse bak kardeşim enerji bizim için önemli israftan yılda şu kadar parayı çöpe atıyoruz dese eminim insanlar da ona göre tasarruf yolunu seçecektir.

    enerji sorunumuz var demekle bu sorunu çözemeyiz. enerji bakanı çalışma saatlerini düzenlemekle uğraşmak yerine halkın tasarruf bilincini geliştirecek projeler düşünse keşke. oraya buraya santraller kurmakta bir çözüm değil. başka devletler dalgalardan enerji üretiyor biz hala bir santralin tartışmasını bitiremedik.
    herkes evinin çatısına güneş enerjisi sistemi kursa elektrik tüketimi yarı yarıya düşmez mi? bunu teşvik etmeyi ben düşünüyorsam koskoca devlet düşünmüyor mu? tabi ki düşünüyor ama nedense uygulamak istemiyor.