şükela:  tümü | bugün
  • binlerce yıllık ticaret rotası olan ipek ve baharat yollarının en kritik noktasında bu ülke ama türkiye fakir. devleti zengindi ama halkı oldum olası fakir.

    oldum olası söylemişimdir: kapitalizmin mucidi osmanlıdır. “ben karışmam, ne bok yerseniz yiyin, ben parama bakarım” şeklinde yönetilen osmanlı, adam smith amcaya rol modeli olmuştur. lakin asam smith’in modelinin aksine osmanlı sermaye birikimi hususunda kendinden başkasına şans tanımamıştır.

    bugüne dönersek, sözde sosyal bir hukuk devleti olan cumhuriyetin çok da farklı bir anlayışta olmadığını görüyoruz. kurtuluş savaşında bolşeviklerin yardımını alarak kurulan ülke, tıpkı sovyetler birliğinin yaptığı gibi kendi burjuvazisini yok ederek başladı hayatına. nüfus mübadelesi bir yerde nüfus konsolidasyonu olsa da, esasen sermaye sahibi gayrimüslimlerin elden kaçırılmasına neden oldu. sermaye olmayınca da sanayi ve teknolojik ilerleme de istenilen seviyede olmadı haliyle. devletçilik ilkesiyle başlanılar sanayi hamlesi de yeterli gelemedi.

    neyse. ülkede şu anda hasıl gelen fakirlik katiyen kaynak sıkıntısı veya yoksunluk kaynaklı değildir. siyasi ve ideolojiktir. ülkeyi yönetenler bilhassa halkı fakir bırakma cihetine giderler ki en önemli mürşit olan “cüzdan” tarafından yönetilmesi kolay olsun.

    bakın neredeyse 100’üncü yılına geliniyor cumhuriyetin. bu ülkede insanların en büyük hayali ev sahibi olmaktır. hayaldir çünkü. bebesine beşiğine bir şeyler bırakmak ister insanlar. oysa hayal olacak bir şey değildir ev sahibi olmak. 20 yaşında çalışmaya başlayan bir kişinin en geç 40’ında ev sahibi olacağı bir sistem bulup uygulamak hiç zor değil. ama böyle bir sistemi uygulayabilmek için ciddi şekilde planlanıp uygulanan bir nüfus kontrolü gerekmektedir.

    köylerde, kasabalarda, şehirlerde insanların kaçar kişilik birimler halinde nerede çalışacağını, nerede yaşayacağını belirleyip, temel hizmetleri bu lokasyonların merkezine götürmek saikiyle çok kolayca aşılabilir bu sorun. düşünün 100 fabrikalı bir
    osb etrafında 200 konutluk bir patron mahallesi, 1000 konutluk bir beyaz yakalı mahallesi ve 5000 konutluk bir işçi mahallesi planlanırsa, bu mahallelerde konut fiyatları önceden az çok belli olursa herkes hesabını yapıp evini barkını alabilir.

    ankara sincan’da bulunan birinci organize sanayi bölgesi bu anlattığım sistemin adeta canlı bir örneğidir. osb işçileri sincan ve yenikentte, beyaz yakalıları eryamanda, patronlar ise ümitköy tarafında otururlar. sabah trafik akışı bellidir. bu düzen sincan’da adı lüks olan pahalı evlerin inşa edilmeye başlamasıyla son bulmuştur. zira sincan’da rayiçler yükselince sabit gelirli vatandaş daha ucuz mahallelere kaçmıştır.

    adına toplum mühendisliği dense bile yapılması gereken budur. ülkede libya veya norveç gibi herkesin ucundan kıyısından paylaşacağı bir petrol geliri yok. dolayısıyla gelişmenin yegane yolu çalışmak. o zaman devletin ilk görevi iş yapan sermayedara da, çalışan işçiye de başta ulaşım, altyapı ve sağlık hizmetlerinde kolaylık sağlamaktır. bizde ise bırakın kolaylık sağlamayı devlet öyle veya böyle çalışmak isteyen herkesin önünde adeta engeldir. maaşlı çalışandan vergiyi daha henüz para cebine girmeden tıraşlar, hadi metro yapmayı geçtim üstüne bir de işine gitmeye çalışan insanın ulaşım yükünü işverene kilitler. dünyada işçi servisi uygulamasının nadiren görüldüğü ülkelerden biridir türkiye.

    türkiyenin sermayesi ortalama 20 yılda bir yok olur. 2001 krizi, 1994 krizi, o krizi bu krizi derken mütemadiyen batan orta ölçekli sanayi asla ilerleyemez. büyüyemez. oysa ki istihdam ve sermayenin en büyük dilimi orta ölçekli işletmelere aittir. kobilerin büyümesi devletin de büyümesi demektir.

    devlet bunları bilmiyor mu? devleti yönetenler bu gerçeklerden haberdar değiller mi? elbette ki haberdarlar. iyi de neden en ufak bir hamle yapılmıyor? mevcut koşullar pek kısa zamanda değişecek gibi görünmüyor. bir gecede teknoloji devi olmamız mümkün değil. ithal hammadde - yerli emek denkleminde giden kırılgan be düşük karlı sanayinin kaldırabileceği asgari ücret 400 dolar civarında. hal böyleyken koskoca devlet istihdam artışını rica minnet işverene itelemek yerine 400 dolarlık gelirle insanların yaşama standardını yükseltmeye neden uğraşmaz?

    dünyada bir kural vardır. ev kirası hane gelirinin aşağı yukarı üçte biridir. yukarıda dediğim üzere ülkede sadece çalışanları ev sahibi yapacak bir düzende her haneye 650 lira ekstra bir nefes alma alanı açılacak demektir. yine yukarıdaki sınıf- mahalle sisteminde, işe gidiş geliş, bir kamu hizmetiyle karşılanacağından bu masraf da kimseye yük olmayacaktır. yerelleşmiş kamu hizmeti, kalitenin artmasına yol açacaktır. mahallelerin esnafı, muhitin enini boyunu bilip, ona göre mal ve hizmet arz edecektir. sonuçta herkes kazanacaktır. önemli olan 2020 liranın artması değil 2020 lirayla insanlara insanca bir hayat yaşama şansının verilmesidir.

    peki neden? neden bunca varlık içinde bu halde ülke? aslında cevabı basit. hatırlayanlar bilir. 90’larda “iki anahtar” vaatleri havalarda uçuşurdu. ondan önce “her mahallede bir milyoner” vaatleri. zaten fakir olan halk adeta milli piyango bileti alır gibi oy verdi senelerce. ne nesnel bir plan ne program. adeta boş sloganlarla oy topladı bilhassa sağ partiler. bugün de çok farklı değil. bir yandan bir boka yaramaz bor madeninden voliyi vuracağız yalanları, bir yandan 2023 hayalleri pazarlanıyor. havadan, hop diye zengin olup refaha ulaşılacak cennet vade sözler veriliyor. bu halk bu zırvalara inanmak için hazır. başka çaresi yok zira. işi gücü yerinde, cebinde parası olan insan bedava tavuk döner yemek için veya 50 lira bahşiş için mitinge gider mi? oğluna iş bulsun diye parti kapısı aşındırır mı? belki olur diye oy verir mi? vermez.

    türkiye fakir kalması gereken, aç gezmesi gereken bir halka sahiptir. halk asla zenginleşip, özgürleşip devlete kafa tutacak hale gelmemelidir. sorgulamamalıdır bile. aç karnı, açık kıçı dışında bir şey düşünemez bir kitle olarak kalmalıdır. bu ideoloji veya partiden bağımsız bir politikadır.
  • başlığı açan kişinin çok yerinde tespitlerinden oluşan güzel bir yazı olmuş. böyle bir politika var bu ülkede. insanlar çaresiz bırakılarak, boş vaatler ile kandırılarak mevcudiyetini devam ettiren bir sistem.