*

şükela:  tümü | bugün
  • koyun sürüsü hariç akp'ye oy verenlerde bile (hatta kabul etmek istemeseler de onlarda bile) bir umutsuzluk havası var.

    özellikle yaşın getirdiği özelliklerden birisi olan sabit bir fikre takılmama özelliğine sahip, bir şeylerin daha çok farkında olan genç nüfus imkânı olsa ülkeden kaçma peşinde.

    atalarımız zamanında bu ülke için can vermiş; şimdi ise kimse kimsenin umurunda değil herkes kendini kurtarma peşinde.

    algı yönetimi konusunda atatürk gibi bir lider gelmedikçe de ülkenin gidişatı hiç iyi değil. yakın gelecekte bu gidişle endonezya rupisi gibi bir türk liramız olacak...

    ben de dahil herkes bir kurtarıcı istiyor içten içe fakat hayat şartları ülkenin büyük bir kısmı için bunu düşünmeye bile fırsat bırakmıyor. zamanında boş durmayayım cebime 3-5 para girsin diye asgari ücrete de çalışma hayatını deneyimlemiş birisi olarak diyebilirim ki gün boyu yorulduktan sonra tek isteğim eve gitmek ve ayaklarımı uzatmak oluyordu.

    yalnızca hükümet degil , ülkede siyasi mantık değişmez ise de bu durum düzelmeyecek ki bu da çok zor...

    gerçekten üzülüyorum.
  • ekonomik olarak ne olacağı çok açık, onun dışında sosyal olarak köklü değişimler bizi bekliyor.

    her ne kadar maddi olarak avrupaya yaklaşamasak bile yaşam tarzı olarak daha da adapte oluyoruz. yediğimiz yemekten, geleneklerimize kadar her şey değişime uğruyor. birkaç nesil sonra görücü usülü diye bir şey kalmayacak mesela. sabahları çayla başlayan günler yerini az sütlü americanolara bırakıyor. iletişim tarzımız da değişiyor, bir keresinde basket sahasında oynayan çocukları izliyordum, çocuk dediklerim 16-17 yaşında gençler, birbirlerinin annelerine küfür ediyorlardı ve hiçbiri rahatsız olmuyordu. daha da umursamaz bir sosyal yapı oluşuyor. rahatlayan genişleyen kitleler geliyor. evlilik saçma görülüyor, kutsal görülen aile ayak bağı sayılıyor. insanlar bireysel yaşamaya başladılar, “ben” kavramı öncelik kazanıyor.

    sonuç olarak değerleri olmayan, hedefsiz, içi boş tek önemli şeyin kişisel tatmin olduğu bir gelecek bizleri bekliyor.
  • hiiç. orta büyüklükte bir galaksinin, orta büyüklükte bir güneşinin çevresinde dönen,orta büyüklükte bir gezegenin, orta büyüklükte ve orta öneme sahip bir ülkesi olacaktır... zaman zaman da gene orta büyüklükte depremlerle sarsılacak...

    "kozmik" açıdan bakınca senin yunan ordusunu yenmiş olman da gülünç kalacak, devrimle şapka giymen de.

    çünkü; islam "donmuş" bir dünyadır. evrilemez. rönesans da mümkün değildir, reform da mümkün değildir. aydınlanma çağı yaşayamaz, yaşayamayacaktır da zaten...

    ileri gidemediği, gidemeyeceği için geri gitmiştir. ancak "gayrimüslim bilimini ithal etmekle" yetinecektir. en fazla yapabileceği iran gibi "nükleer artistliğe" kalkışmaktır, o nükleer gücü de gayrimüslim keşfetmiş, gayrimüslim uygulamıştır çok önce.

    petrol çıkarmayı da amerikan mühendislerinden öğrenirsiniz ve ancak onlarla ortak olarak para kazanırsınız.

    tepki olarak teröre başvurduğunuzda da, amerikan kulelerine çarptığınız uçağı icat edenler gene amerikalı iki kardeştir.

    çünkü tren kalkmış ve kaçmıştır bir kere. ikinci trene bilet alır biner, arkasından gidersiniz, onun geçtiği istasyonlara ulaşırsınız da, ama daha hızlı gidip onu geçecek bir lokomotif tasarımı yapamazsınız. o hep önde olacaktır.

    o zaman da iyi niyetli olanlar işte böyle "birbirimize sarılalım, el ele verelim, sevgiyi saygıyı bozmayalım" gibi saf ve temiz avuntular peşinde koşarlar, hırçınlaşanlar da yedi düvelle savaşa tutuşurlar. sonuç değişmez.
  • 60-70 senelik ömrümüz için gayet gereksiz bir soru. hiç birimiz türkiye'nin idealize geleceği ve varlığı için doğmadık. tibet veya şili veya gana'da doğmamayı da biz tercih etmedik. insan gibi yaşa insan gibi öl. gerisi obsesif kompülsif arıza.