şükela:  tümü | bugün
  • turkiye kagit uzerinde kendini laik bir cumhuriyet olarak adlandirsa da, laikligin temel $artlarinin hemen hemen hicbirini saglamayan bir ulkedir. buna bircok sebep verilebilirse de, en basitinden butun dinlere e$it mesafede durmasi gereken devlete bagli diyanet i$leri ba$kanliginin varligi gosterilebilir. (bkz: ornekler cogaltilabilir)
  • türkiye kanunlarının yeterli sekülerliği sağlamadığı gerçeği.
    din işleri için devlet kademesinde bir sürü organ var.
  • -laik bir devlette diyanet olması mumkun degildir ,olsa bile her inancı kapsıyan bir yapı gozetmek zorundadır.
    -laik bir devlet sadece bir dinin adamlarını yetiştiremez ve bunlara maas baglıyamaz,yapsa bile her din yada inanc içinde bu uygulamasını devam etirmek zorundadır.
    -laik bir devlet dini mabeetlerin elektrik ve su parasını odeyemez ,ödese dahi salt bir taneyle sınırlı bırakılmaz
    -laik bir devlet egitim sistemine tek dinin perspektifine gore yorum yapan bir ders koyamaz ,yapsa dahi butun dinlerin dusuncelerini baz almalıdır.
    -laik bir devlet bir dinin bayramlarını kutlayamaz ,
    -laik bir devlet ulkesini temsil eden milli marsında dini ogelere izin vermez
    -laik bir devlet vatandasları arasında hiçbir sekilde ayrım yapamaz
  • zamanında atatürk tarafından bir yerlere gelebilmiş bir ülkenin gerçekte şu anda yaşadıklarının o ülkede yaşayan insan'lara hiç laik olmaması.*
  • laik bir devletin laik olup olmadığı din bayramlarını kutlamasıyla anlaşılıyorsa dünyada laik bir devlet yoktur.. zira paskalyada çoğu avrupa ülkesi ve abd haftalarca tatil vermekte ve kutlamaktadır.. aslında laikliği sabit bir kavram, bir kurallar bütünü veya tabu olarak değil, bir mantık olarak görmek lazımdır.. ayrıca en basitinden hristiyan demokrat isminde partiye sahip olan bir ülkenin laikliği tartışılmazken türkiye'nin laikliğinin tartışılması doğru değildir.. dünya üzerindeki gelişmiş birçok ülkeden çok daha laik bir ülkedir türkiye.. ama laik olmak demek laikliğin son noktasına kadar tüm koşullarını yerine getirmek demekse o zaman dünyada laiklik kavramı irreel bir kavram olarak kalmalıdır.. ayrıca laikliği geri kafalılıktan da ayırmak şarttır..
  • istanbul dısında fazla yasamayan insanların pek farkedemediği bir olgudur.cuma gunleri acık kalan dukkanların taslandıgını ve hatta 70lerde yakıldıgını,universitelerde oruc tutmadıgı için ogrencilerin bıcaklandıgını ve olduruldugunu ,10 sene oncesine kadar bazı vilayetlerde kadınların ve erkeklerin farklı araclarla seyahat etiğini,bircok vilayete gece eglencelerinin yasaklandıgını ve içki ruhsatlarının verilmediğini dusunursek turkiye cumhuriyetinin fertlerinin bile bu ilkeyi benimsiyemediğini fark ederiz.
  • laiklik sürecinin taşlı topraklı yollarında ilerlemeye devam ettiğimizi umarak, bir alıntı ile bakalım bu gerçeğe gelene kadar nasıl şeyler yaşamıştık. okumaya üşenmeyenler, çok benzerlik kurabilir mısır örneği ile türkiye arasında.

    "haziran başında mısır tarihinde yaşanan en şiddetli müslüman kıpti çatışmalarına tanık olduk. müslümanlar, kıptilerin kilise yapmayı planladıkları bir arazi üzerinde hak iddia etmişlerdi. sıradan bir komşu anlaşmazlığı resmen silahlı çatışmaya dönüşmüştü. olayların yaşandığı zawiya el-hamra ikiye bölünmüştü. oradan gelen haberlerde endişe vericiydi. olaylar bu kez assiut’da değil kahire’de idi.

    ilk olaydan beş gün sonra zawiya el-hamra’da yeni bir çatışma çıktı. bu kez kıpti bir ailenin alt katlarında yaşayan müslümanların balkonuna kirli su dökmeleriyle alevlenen kavga on kişinin ölümüne kırk beş kişinin de yaralanmasına yol açmıştı. önce ağız dalaşıyla başlayan kavga, sonra birbirlerinin kafasına tuğla atmaları, arkasından silahların çekilmesi ve yoldan geçenlerin de kavgaya karışmasıyla büyümüştü. gerici müslüman ve kıptiler çocuktan beterdi. hep birlikte binlerce yıldır paylaştıkları ortak geçmişlerini birkaç damla su yüzünden çöpe atmışlardı.

    olanlara enver de en az benim kadar kızmıştı. kahire’de hayatımız boyunca kıptilerle bir arada yaşamıştık. aramızda din yüzünden herhangi bir anlaşmazlık çıkmamıştı. kıptiler bizim arkadaşlarımız ve komşularımızdı. dini olmayan bayramlarımızı hep birlikte kutlardık. çocukken kıptilerin oruç tuttuğu lent bayramı sırasında sınıf arkadaşlarımızla dalga geçmek için karşılarında salamlı sandiviçlerimizi yerdik. onların hayvansal gıda tüketmeleri perhizleri boyunca yasaktı ve sadece salata yiyebiliyorlardı. biz müslüman çocuklar olarak onların oruçlarına gıpta ediyorduk. çünkü biz ramazan boyunca onların oruçlarında yiyebildiklerini gün boyunca tüketemiyorduk. kıpti arkadaşlarımız da ramazan’da bizim karşımıza geçip, sandiviçlerini yiyor, iştahla meyve sularını içiyorlardı.

    oysa şimdi farklı dinlere mensup herkes birbirine düşürülmüştü. enver öfkeyle söylenip duruyordu: “insanların boş yere kavga etmelerini anlayamıyorum. kıpti olsalar ne olur, müslüman olsalar ne olur. hepimiz mısırlı değil miyiz? bizim bu günlerde hep birlikte sina’nın geri alınmasını kutluyor olmamız lazım. kimin kıpti kimin müslüman olduğu niye bu kadar önemli?”.

    çözümsüzlük devam ediyordu. kıpti kiliselerinin kapılarına polisler yerleştirilmiş, olaylarla bağlantısı olduğu ortaya çıkan 113 kişi yakalanmıştı. kuzey mısır’daki bir köyde gizli ajanlar üç binden fazla silah ele geçirmişti. gerici müslümanlara ait bir hücre evinde ele geçen silahların arasında bir uçaksavar bile vardı. birkaç kişinin mesele haline getirdiği din, salgın bir hastalık gibi yayılıyordu.

    müslümanlar arabalarına kuran asmaya ve ne kadar inançlı olduğunu kanıtlamak adına araba arkası yazıları yapıştırmaya başlamışlardı. “allah’tan başka tanrı yoktur, muhammed de o’nun resulüdür”. buna karşı kıptiler de kollarını sıvayarak bileklerindeki haç dövmelerinin görünmesini sağlamaya başlamıştı. arabalarına da kıpti piskoposu shenouda’nın resimlerini asıyorlardı.

    piskopos shenouda bile tuhaf davranmaya başlamıştı. dini görevini unutmuş, politik söylemlere girmişti. diğer kıpti papazla da onun gibi ateşe körükle gidiyordu. “azınlık olarak tehlikede bulunuyorsunuz. yapabileceğiniz kadar çok sayıda çocuk yapın. evde bir de silah bulundurun” benzeri açıklamalar yaparak, kıpti halkı paniğe itiyorlardı. enver kıpti fanatiklere, onlar da enver’e çok kızgındı."

    (cihan sedat'ın anıları)

    demokratikleşme ve laikleşme süreçleri ne kadar kanlı olursa olsun, birbirimizin canını ne kadar yakmış olursak olalım, işin gerçeği belki de türkiye'nin laikliğe inat ettiğidir. zorla güzellik olmaz mı dersiniz?

    biz doğru olanı yapalım... güzel farklar yaratalım. *
  • gerçekten şu an türkiye'nin en önemli problemidir. bi de şunlar var ama ufak tefek şeyler kafanızı takmaya değmez:

    "türkiye'de her 3 kişiden birinin işsiz olması gerçeği"
    "türkiye'de yıllık ortalama milli gelirinin 3000$ olması gerçeği"
  • insanların "ne olacak bu memleketin hali" diyalogları çerçevesindeki favorilerindendir. dünyanın en laik devletlerinden biridir türkiye. çünkü uzun süre etkisi altında kalınmış dinin töreye girmesi sonucu geleneksel suçlamaları vs. gözönüne almazsak türkiye'de bunun aksi göstergeler de çoğu devletten daha azdır. gerçi diyanet işleri başkanlığı gibi oluşumlar buna terstir, fakat laiklik dinin gözardı edilmesi anlamına gelmemektedir. islam konusunda yardım isteyen yurttaşların bu haklarından mahrum edilmesi de saçma olurdu. aynı mantıkla psikolojiye inanmayanlar alınmasın diye devletin psikolojik danışma kurumlarının da kapanması gerekirdi. burada olmaması gereken diğer dinler için danışacak merci yoksunluğudur.

    laikliğe örnek mi istiyorsunuz? türkiyede kimse kurana el bastırmaz bir duruşmada. "özgürlükler ülkesi amerika"da ise basılır. türkiye'de sinagoglar taşlanmaz, kiliseler yağmalanmaz. diğer ülkeler ise müslümanlara karşı savaştıklarında "buraya sığınmıştır pezevenkler" mantığı ile oraları bombalayabilirler.

    türkiye'de "mına koduğumun hristiyanı" dendiğini hatırlamıyorum. hristiyanların (veya diğer gayrimüslimlerin) yaşadığı yerlerde toplum onları kabul etmiştir. yurtdışındaki müslümanlar ise kolonize halde yaşamak durumundadırlar genelde.

    türkiye'deki dini tatillerin de bir nedeni vardır. eğer nüfusun çok çok büyük bir kısmı (şimdi gelip de "nüfus cüzdanında yazıyor diye müslüman mı oluyoruz?" demeyin, gerçekten dini yükümlülüklerini yerine getiren çok büyük bir kesim var) müslümansa, bu bayramlarda tatil yapılmalıdır, aksi halde zaten günlük hayat aksar. bunun çok önemli bir nedeni de dini ibadetlerin bir kısmının türk kültürü dahilinde içselleştirilmiş olmasıdır. aile ziyaretleri/kurban kesimi/şeker dağıtmak da bunların içerisindedir. tatil olmasa ortaya çıkan tablo tatilden pek farklı olmazdı. olsaydı da bu kadar insanı ibadetinden etmek zaten laikliğe sığmaz. buna karşın diğer dinlerden olan insanların bayramlarına/yortularına dini tatil verilmemesi, bu insanların azınlıkta olması gerçeği ile açıklanacaktır. eğer bu azınlık, atıyorum, %10 ise, tatil olduğunda her on kişiden dokuzu tamamen nedensiz yere işgücü kaybına neden olacaktır. devlet, acı bir gerçek olarak, çoğunluklara göre hareket etmek zorundadır.

    paragrafa edit: bir sene içerisinde fikir değişikliği olarak, dini bayramlar konusunda devletin benim dinimin ibadeti için kayıtsız şartsız izin vermesi, genel bir bayram olmasa bile kişiye özel tatil vermesi gerektiğini düşünüyorum.

    nüfus cüzdanındaki din hanesi ise ayrı bir mevzudur. her ne kadar varsayılan din olarak islam yazılması saçma ise de, din hanesi gerekli olabilir. çünkü her insan, kimsesiz, kazaen vs. öldüğünde, dininin gereklerine göre gömülmek/yakılmak vs. isteyecektir. bu hanenin en büyük gerekçesi budur zannımca. ve inananlar buna "detay" demez, bu onlar için önemlidir. yani sadece isteyenlerin din hanesine bir şey yazılması mantıklı olabilirdi. lakin bu da "adamın din hanesinde bir şey yazmıyor, dinsiz herhalde" gibi bir intibağ uyandırabileceğinden uygulanması tehlikeli bir şeydir.

    vergilerle cami yapılması ise gereklidir. yine aynı nedenlerle. çünkü bu bir hizmettir. bildiğim kadarıyla kilise vs. de yapılır fakat çok sınırlı bir şekilde. belki bu kısıtlılık gereğinden fazladır, ama bu, müslüman/gayrimüslim oranının böyle bir önem sıralaması gerektirdiğini değiştirmez.

    bu yüzden nüfusun/toplumun gerçeklerini gözardı etmemek ve her tarafa "ya 50 milyon kişi birden hristiyan olursa" endişesi ile kilise dikme önerileri ile gelmemek lazım gelir. bunlar bedava olmuyor. ama cemaate yetecek kadar ibadet yeri yapmamanın bir özrü de olamaz.

    iki sene sonra bir daha edit: halk gayrimüslimlerle hiç de güzel güzel beraber yaşayamıyor gayrı. enteresan olan bunun dini bir sebepten ziyade, aslında dini olup sonradan politik hale getirilen misyoner paranoyasından kaynaklanması. aslında yazılacak değiştirilecek çok şey var bu metinde, ama kafamda piştikten sonra inşallah.
  • "madde 10 - herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar."

    bu prensiple yola cıkıldıgında laiklik karsıtı uygulamaların esitlik ilkesine nekadar uydugu daha acık ortaya cıkar.
    (bkz: herkez esittir ama bazıları daha esittir)
    (bkz: esitlik ilkesi)