şükela:  tümü | bugün
  • en başından yanlış olan ve yanlış devam eden politikadır. bakın 20.12.1977 tarihinde vehbi koç ne demiş:

    "tarım politikası yeniden düzenlenmelidir. köylü, bir yıl önce ürettiği mahsülden hangisini yüksek fiyatla satarsa onu ekmektedir. misal olarak 1975'de ayçiçek fiyatları düşük tutulduğu için çiftçi ayçiçeği yerine buğday ekmiştir. bu yüzden 1976 yılında devlet 103 milyon dolarlık yağ ithal etmek zorunda kalmıştır. ön fiyat politikası ile bunun önüne geçilebilir. her mahsulün fiyatı bir yıl önceden ayarlı olarak tespit edilmelidir."
  • dışardan al, bilim teknolojiyi kullanma, ziraat mühendisliği de ne? seçim zamanı populizm yap onun dışında köylüyü unut, dışardan al.
  • basitce, bir avuc ciftciye bol keseden sadaka dagitip oy avciligi yapmaktan oteye gidemeyen politika.

    devletin asil desteklemesi gereken, ve getirdigi mekanizasyonla o oy deposu ciftcilerin cogunu isinden edecek, uzun vadeli mekanizasyon/ar-ge calismalari ise saldim cayira mevlam kayira seklinde gidiyor, dogan bosluga ozel sektor el atiyor haliyle.
  • sayesinde çiftçilerimizin hala extansif tarım yaptığı olmayan politika. sulama filan hak getire tabi.

    daha iyisi için:
    (bkz: intansif)
  • sorunlari aciklarsak belki politika uretilebilir:

    1 - arazi

    1960'ta bir adam dusunun, 20 donum arazisi var, domates ekiyor.
    donum basina 3 ton rekolte elde ediyor.
    bunun hal fiyati da kilosu 3tl diyelim.
    yani yillik gelir olarak 3*3000*20=180000tl eder.
    nakliye fiyati ve vergiyi yok sayiyorum. halbuki varlar ve beklenenden yuksekler.
    sonra adamin yillik giderleri var, gubreleme, ekim/dikim araci kiralama, su vb. gibi, onlari da yok sayalim.
    yani adam gercekten yilda 180000tl kazaniyor olsun.
    guzel hayat olurdu degil mi?

    ha.. simdi dusunun ki o adamin 5 adet oglu olsun. ciftci ailelerinde bu gayet normal bir sey, iki nedenden oturu: birincisi, geleneksel olarak tarlada yardimci olacak insan gerekmesi, ikincisi de tasrada, ozellikle 1980lere kadar, saglik hizmetleri ve yasam kosullari sehirlerdekinin kat kat altinda oldugundan, aslinda on cocuk yapilmasi ve bunlardan besinin yirmilerine gelmeden olmesi gayet olagan bir durum. neyse, bes tane oglan vardi degil mi?

    simdi o adam olsun, karisi ile birlikte. devlet o araziyi alir, be$e boler, kisi basi 4 donum arazi kalir. yani kisi basi 12 ton rekolte, yani kisi basi 36000tl gelir. yine alim satim vergisi, gelir vergisi, nakliye veya miras vergisi saymiyorum. kisi basi 36000 tl gelir ile yasanir degil mi? ozellikle de koyde isen, rahat yasanir..

    simdi bu cocuklar da kisi basi daha az, mesela ucer oglan yapsin, 1980 lere geldik.
    ve onlar da vefat etsin, kaldi mi geriye cocuk basi uc torun? devlet yine ne yapar, o 36 bin tl getiren araziyi uce boler.
    36000/3=12000tl eder yillik gelir. o uc oglan da evlensin, ikiser cocuk yapsin.

    yani 4 kisilik bir aile icin yillik 12000 tl gelir. ayda 1000tl, yani kisi basi aylik 250tl eder.

    ve ben bazi gercekleri hic isin icine katmadim, mesela kan davasi, cocuklar arasi kavga cikmasi, birinin digerinin arazisinde calisan traktoru kendisininkine sokmamasi, bu nedenle o traktor donus yapamadigindan arada kalan ufak ekilmemis parcalar, bu parcalardan dogan toplam gelir kaybi, cocuklar arasinda kiz olmamasi, dolayisi ile kizin evlendigi kocanin ailenin arsasindan hak talep etmesi durumunda ortaya cikabilecek huzursuzluklar veya bolunmeler.. sadece basit bir arsa bolunmesi hesabi yaptim, vergisiz, ekme masrafsiz...

    simdi siki durun. o yillar once 20 donum arazinin sahibi olan adamin torunu, simdi kisi basi 250tl ye gecinmektense, niye sehre goc etmesin? asgari ucretle erkek ve kadin sehirde calismalari durumunda aylik gelirleri daha fazla oluyor.. sonra diyelim ki sehirde is bulamadilar - ki bulamadi cogu - ne olacak? o arsayi abisine verecek ekmesi icin, kira gelecek, bunu ufak gelir olarak gosterecek, kendisi mesela istanbul'da bir kiraathanede kagit oynarken, esasta "gizli issizler" ordusuna yazilmis olacak. yani yillik geliri gozuken ama aslinda calismayan milyonlar. sonra o iki cocugunun uzerine istanbul'da iki tane daha yapacak, bunlarin sosyal sigorta yuku vesairesi derken sehirlerde toplumsal sorunlar ortaya cikacak, ama konuyu dagitmayalim o apayri bir baslikta inceleniyordur..

    tarim sorununa geri donersek, iste en baba verimsizlik budur, arazilerin parcalanmasinin serbest ciftci icin ekim yapmayi imkansiz kilmasi, topragi elveriyorsa belki kucuk miktarda en karli sebze/meyveyi ekme zorunlulugunda birakmasi, bu da degisken bir sey oldugundan her sene farkli bir sey ekmek durumunda kalmasi, bunun topragin kalitesini ve verimi dusurmesi gibi yan etkileri...

    tabii "sorun degil" diyenler olabilir.. mesela bir buyuk sirket gider bu arsayi adamdan yillik 12000 tl net gelir hesabina gore mesela 60000tl nakite rahatlikla alir, diger ufak arazileri de birlestirir, ultra modern ekim yontemleri ile cok kisa zamanda yatirimini kurtarir? olmaz, olamaz..

    cunku ciftci uyanik.

    o 1970'teki yirmi donum araziyi birlestirmek istiyoruz diyelim. 5*3= 15 torun var. ilk ucunun arazisini aldiktan sonra digerleri ayni fiyati cekmiyor, cekmeyecek. ayni aileden olmasalar bile ayni koyden ya da ilcedenlerse, kaymakam, muhtar ya da neo-aga bunlari uyandiracak, "o sirketin eli mecbur sizin arazinizi almaya, ne yapin edin yuksek fiyat verin" diyecek. ilk ucunden 60 a aldigi araziler birden 120 olacak.

    ya da mesela eleman mcdonald's olacak, patates ekmek isteyecek, verimli ekim icin spesifik yerlerde ucsuz bucaksiz bir arazi ariyor olacak.. ustteki yontemi denedikten sonra "benim isimi ancak devlet cozer" diyecek, gidecek soracak, belki hazine arazisi vardir alinabilecek, ya da devlet bir orta yol bulur diye.. devlet uzuuun sure "ugrasacak," ama bulamayacak, ne mantikli fiyata satmak isteyeni, ne de istenilen kalitede kesintisiz hazine arazisini.

    bazi tarim urunlerinde ne kadar buyuk miktarlarda, buyuk arazilere ekim olursa o kadar yuksek verim elde edilir, bunun uzerine bir de urunun ekiminde, islenmesinde ve dagitiminda economies of scale var, urun standardizasyonu var, bonus olarak mesela o miktarlarda ayni bolgede, ayni kalitede mesela zeytinyagi gibi urunler uretilebilirse, yillik minimum export kotasi her sene asilabileceginden devamli ticaret imkani var.

    yani oyle ucsuz bucaksiz amerikan vari ultra verimli tarim istiyor isek, oncelikle arazi birlesimi sarttir.

    bu arazi birlesimi olayi hayvancilikta da onemlidir, graze etmesi gereken hayvan besliyorsan 365/24 uretim icin cok buyuk arazilere ihtiyac var, bolundugu icin turkiye'de fazla olmayan tarz araziler. dogunun bosaltilmasi ve devletin istikrarsiz et politikalari da cok sayida kucuk ureticinin eskiden doldurdugu bu sorunu artik acik birakmistir. son yapilan, yani et ithalatinin fiyatlar tavan yapinca acilmasi, isi daha da bozmustur, cunku fiyatlarin dusecegini dusunen hayvan sahibi hayvanini haber ciktigi hafta kesime vermistir. haber cikmasaydi belki alti ay sonra kestirecegi hayvani.. herkes bunu yapinca fiyatlarda dusme oldu tabii, ama iste esas problemi de bu yaratti, hayvan sayisi sirf bu panikten dolayi o kadar azaldi ki artik turkiye'nin et ithal etmekten baska sansi kalmadi gibi, en azindan bir sure. unutmadan, turk halki cogunlukla kucuk bas yer (spesifik olarak kuzu), ve biz buyuk bas ithal ediyoruz. kurban bayrami da kapida.. kim dusunduyse aferin, sonra merak edin "allah allah niye dusmedi et fiyatlari acaba?" diye.. biz simdi de yerli buyuk bas uretiminin bir kisminin kucuk basa donmesini mi bekleyecegiz? neyse, bu da baska basligin konusu.

    2- yonetim ve urun kalitesi

    tarim ve koyisleri bakanligi, ziraat bakanligi, ya da adi her ne ise.. simdi bunun basindaki insanin bir tek gorevi var, "gelecegi gormek." bu o kadar da zor degil, medyumluk yapmasi, kahve fincaninda cin cagirmasi ya da ayet inmesi gerekmiyor. orta ve uzun vade gelecekte, turkiye'nin ve dunyanin ihtiyaclarini ongorebilmesi gerekiyor.

    mesela amerika birlesik devletleri icin energy policy act of 2005 var.. "su tarihe kadar en az x miktarda yenilenebilir yakit kullanilmaya baslanacak, biz kongre olarak boyle emrediyoruz" diyor. zaten %10'a kadar benzine ethanol katmak yasal ve duzenlenmisti, yani bu kanun ciktigi anda herkesin ethanol uretimine abanmasi anormal olmamaliydi.. o zaman kanunu cnn'den okuyan birisi olarak, sunlari dusunmustuk: ethanol ucuz oldugu icin en yuksek miktarda gdo misirdan uretildigine gore, 1- dunyanin en buyuk misir tuketicisinin (brezilya ve abd) daha cok misira ihtiyaci olacak, 2- dunyanin en buyuk misir ureticileri urettikleri misirin daha da buyuk kismini bu talebe cevap vermek icin ethanol uretiminde verim saglayacak misira donusturecek, 3- yakit fiyatlari artarken belki diger ulkeler de benzer kanunlar cikaracak, yani misira olan talep genel olarak artacak, 4- spesifik bir misir turune olan talep artacagindan yenilebilir/yagi cikarilabilir misira olan arz dusecek, 5- "diger" tarz misir daha az olacagindan bu acik belki de aycicek yagi, kolza yagi, ya da pirinc, bulgur, patates gibi urunlerle kapatilacak. 6- butun bunlar onumuzdeki 5-10 senede olacak, belki de dunya iki buyuk kriz yasayacak ilk bes senede, sirf bu arz-talep dengesindeki degisikliklerden oturu.

    isin komik kismi, bu kanun cikarken ben bunu cnn'den okuyordum. bakan bunu cnn'den okuyamaz, boyle seyler daha kongreye sunulmadan bilinsin diye bizim orada konsolosumuz, ajanimiz, lobicimiz var..

    yani bakanligin basindaki kisi, eger onune 2004 aralik ayinda "bakin boyle bir kanun cikarmak uzere amerika seneye" diye bir kagit geldiginde ne dusunmeli? (ki gelmiyorsa niye gelmedigini sorgulayin, istihbarat teskilati sadece pkk nin elindeki iran'dan gelen uyusturucu yollarini devletin eline gecirmeye yaramamali)

    "ben nasil bu isten menfaat cikarabilirim?"

    iste o gun hemen toplanti yapmali, ziraat muhendislerine emir vermeli, "a grubu siz dunyanin dort bir tarafina dagilin bana en verimli misir turlerini bulun," "b grubu siz gidin turkiye'de misir uretiminin artirilmasi icin en uygun arazileri bulun," "c grubu siz gidin su anki ekili arazilerdeki misir uretimini artiracak yontemleri bulun," "d grubu siz de devlet planlama teskilatindan su adami arayin, ekibini toplasin gelsin arazileri hemen nasil isletime geciririz onu anlatsin," "e grubu siz de gidin misirin kullanildigi alanlarda kullanilabilecek, yagi olan diger seyleri arastirin, hangileri turkiye'de ekilebilir, hangileri turkiye'de var, onu konusalim" demeli. ardindan ulkenin en buyuk misir ureticilerini, yag ureticilerini aramali, ethanol sanayisi ile gorusmeler yapmali. ama ne olursa olsun, 2005'te o kanun cikarsa, ciktigi gun hazir olmali.

    ve ayni seyi her buyuk tarim urunu tuketicisinde olan degisiklikler icin tekrar etmeli.

    son derece duragan, tuketicilerin sabit kaldigi ve politika degistirmedigi bir gunde ise hali hazirda var olan urunlerin iyilestirilmesi uzerinde zaman harcamali, o ziraat muhendisleri gidip turkiye iklimine uyan en uygun agaclari, en verimli inekleri, koyunlari, meyveleri ve sebzeleri getirmeli, zeytin uretiminde agaclara sopa ile vurmadan o mali oradan almanin yontemlerini arastirmali, rekolteyi her sene duzenli ihracat yapilabilmesi icin gereken minimumun cok cok uzerine cikarmanin yollari uzerine dusunmeli, gerekirse adam yollayip en kaliteli/verimli/cok talep olan tur fistigi, uzumu, pirinci, tohumu yasadisi yollardan bile olsa turkiye'ye getirtmeli, ekmeli, ekimini ve devamini desteklemeli.

    gecmis seksen yilda yukaridakilerin cogunun yapilmamis olmasi ve ozel sektorun sebze/meyve standardizasyonunda devletin zerre yardimi olmadan ulkeyi bir yere getirebilmis olmasi "zaten ben bir sey yapmasam da pazar bu isi hallediyor" dusuncesi ile yan gelip yatmayi dogal kilmamali. her zaman yapilabilecek daha cok sey var.

    3- uluslararasi baglantilar

    artik yavas yavas konudan bunaldigim icin buradan sonrasini daha kisa ve oz olarak gecmeye calisacagim.
    oyle bir sene dusunun ki o sene gecen senelerde cikan karpuz miktarinin iki kati karpuz cikmis.
    bir karpuz ureticileri birligi vardir. yoksa bile bakanligin bu uretimleri takip eden bir adami vardir.
    (kesin teoride vardir, pratikte karpuz ureticileri birligi olsa bile yapmasi gerekenin onda birini yapiyordur, bakanligin memuru da televizyon falan izliyordur zamaninin buyuk cogunlugu)

    ya karpuz ureticileri birligi baskani, ya da o bakanlik memuru, daha karpuz piyasaya verilmeden bakanin kapisina gitmeli, masasinin uzerine raporu koymali, demeli ki "bu sene boyle boyle bir durum var, talep de su kadar, bir seyler yapilabilir mi?"

    simdi bu olay genelde "aa hic sorun degil devlet olarak biz onu su fiyattan alalim stoklayalim konu kapansin" tarzi hallediliyor bazi urunlerde. bu yanlis, ama oraya daha sonra gelirim. karpuz saklanabilecek bir urun degil. bakan kapisina gelen bu adamin dedigini duyunca hemen dunyada en cok karpuz tuketen ulkelere bakmali, hangisinin o sene bekledigi miktar karpuz cikarmayacagini ongormeli, bilmiyorsa o hafta adam yollayip arastirtmali. hangisi cikarsa o ulke, en buyuk karpuz ureticileri ile ilk ucaga atlamali, gerekirse o sene turkiye'nin az urettigi veya ihtiyaci olacagi veya baskasina satabilecegi bir urunu karsiliginda alma antlasmasi yaparak, ya da fiyat kirarak, ya da sadece orada baglantilarda yardimci olmak amaci ile bile olsa, o veya bu sekilde, o ekstra uretilen karpuzun turkiye'de arsada, satilmadan curuyerek, ya da asiri dusuk fiyatta ciftciyi batiracak sekilde kalmasini engellemeli. bir karpuz icin ucaga binmek istemiyorsa sorun degil, telefonla da baglantiyi yapabiliyorsa yapmali, onemli olan, o ekstra karpuzun kriz cikarmamasini saglamak. saglik bakanligi'na "karpuz su su durumlarda sagliga cok yararlidir" tarzi bir kampanya yaptirip ic talebi de arttirabilir mesela.

    ama "ekmeseydiniz kardesim" dememeli. cunku evet, ciftci bundan ders alir, ama ertesi sene kiwi ekerse bu sefer o sene de baska problem cikar. olay tamamen surdurulebilir bir tarim endustrisi olusturmak ve buna yon vermek, ulkeye para girisi saglanmasi icin de bunun yurt disi baglantilarina on ayak etmek olmali. findigin ya da karpuzun o sene fazla cikmasi ciftcinin dusuncesizligi olabilir, ama bu haliyle bile bir firsattir ve degerlendirilebilir.

    4- siyasetin bokunu cikarmamak.

    siyasette gayet dogaldir, sen oy aliyorsun, dolayisi ile sana oy verenin karninin doydugundan emin olmalisin. ciftcin gecen senelerde gordugu tesviklerden fazla gaza gelip o sene de yuksek miktarda cay veya findik cikarmis olabilir. ya da sicaklarin artmasina ve o seneki kurakliga ragmen careyi tanridan bekleyip "bize su lazim" diye telefon acmamis, dolayisi ile urunu tarlada yanmis olabilir. dogru olan sey "ne bok yersen ye kardesim bana mi sordun findigi ekerken" demek olabilir, niye vatandasin vergisi baska bir vatandasin ongorussuzlugunu ya da acgozlulugunu veya cahilligini subvanse etsin? ama carklar oyle donmez. siyasetcisin, sen onun hatasini hos gormezsen bir baskasi hos gorecegini vadeder ve koltugu kapar. o durumda ne yapmalisin?

    haydi diyelim ki findigi bir sene satin aldin. ciftcinin hesapsizca imzaladigi kredi borcunu o sene kapattin. yapmalisin, destekliyorum, cunku elin mecbur. ama bir sonraki sene de ayni seyi yaparsan yol olur. yol olursa ne devlet olarak sen, ne de o ciftci bir daha belini dogrultamaz.

    o halde ne yapmalisin?

    onceki maddelerin isiginda belirledigin cizgide ciftciye yol gostermelisin, onu yonetmelisin. gerekirse devlet olarak bir-iki sene onun pazarin gerektirdigi seyi ekmesini saglamalisin. verimini nasil arttiracagini aktif bicimde ogretmelisin. ve bunu gelismemis sehirlere surdugun is bilmez/yeni mezun/idealizmi kalmamis/9-18 calisip evine giden memurlarla yapmamalisin. piyasanin en iyi adamlarini gondermelisin, gerekirse yurt disindan sektorun en deneyimli elemanlarini getirip o ciftcinin arazisinden en iyi verimi, en dogru urunun en saglam ve pazarlanabilir rekoltesini cikartmak icin aktif olarak ugrasmalisin. ilk seneler masrafli olacak tabii ama, bir kere rayina oturdu mu o urunler hem devletin hem de ciftcinin kasasina nakit olarak donecek. ve sen de bir daha o urunleri yuksek fiyattan depolamak durumunda kalmayacaksin.

    5- teknoloji

    kisa ve oz olarak soyle anlatmak istiyorum, bir kere o araziler birlesti mi, dogru ve uygun ekipman + altyapi ile verim kat kat artirilabilir. ulkede muhendis de bol, sanayi de, agir abi devlet planlama teskilati da var. yaz, ciz, ve bir tarimda sanayilesme ve standardizasyon kanunu cikar. gerekirse ilk yillarda ufak bir devlet subvansiyonu ile ciftciyi cok dusuk fiyatlardan tarim araci kiralamaya alistir, sen bu pazari actiktan (ya da varsa buyuttukten) sonra bu araclari ustun egitimli suruculeri ile birlikte ulkenin dort bir yanina goturup, kiralayip, kullandirip getiren, sonra rekolteyi de alip hale goturen, surumden kazanan uc bes buyuk sirket olussun. her ciftcinin elinde bu imkan olsun. araclarin giremedigi arsalari islah edip yol yap. ve de ki, "20xx yilina kadar minimum su kadar arazide su kadar makinali tarim gormek istiyorum."

    6- reklam ve bilinc

    turkiye'nin urettigi ama ic pazarda zerre ragbet gormeyen, dolayisi ile cok az uretilen ve bu yuzden yurt disina da pazarlanamayan, ureticilerinin olmesi ya da vaz gecmesi ile zamanla miktari azalan urunler var. bunlardan isik gorduklerini sec, donem donem projelerle bunlari tanit. nasil olabilir mesela?

    diyelim ki bir arazi var ve o arazide yalnizca uc cesit sey yetisiyor, a, b ve c. a ve b turkiye'nin diger yerlerinde cok daha yuksek miktarlarda cok daha ucuza yetistiginden o bolge insani c yi uretmeye mahkum. ama o c urunu de cok talep gormediginden bolgeden disariya goc baslamis, zamanla ekilen urun/meyve/agac/hayvan satilamadigi icin. o urunu tanitirsan, o bolge sonsuza kadar sana oy verecek, ve sen de o araziyi degerlendirmis olacaksin.

    7- ozel sektoru costur

    her ne kadar butun bu politikalar asiri devletci gozukse de, sorunlu bir endustriyi saha kaldirmak icin bu tesvik gerekli. ama devlet sonsuza kadar kol kanat gerip calisamaz, calismamali, pazar kendi kendini cevirebilmeli. yani olusturulacak politikalar ne olursa olsun, hedefleri minimum sureli devlet yardimi/tesvigi/egitimi sonrasi kendi haline birakildiginda kendisini kaldirip gelistirebilecek bir endustri olusturmak uzerine kurulmali. devlet "bakici" olmamali, "yol acan" olmali.

    sozlukteyiz, biraz da bu konuda sitem edelim, biraz ele$tri yapalim, hatta et $irketinden para almi$ ara$tirmaci gazeteci tribine girelim:

    en basidinden, kendisine gelen dilekcelere ciddi cevap vermeli.. bir yol olsa da son on senede et ve bazi tarim urunleri konusunda kac dilekce almislar, kacina "sunu $u $u nedenlerden dolayi yapamiyoruz, bunu yapmaya $oyle ba$ladik $u zaman da $u olacak bunu yapacagiz" tarzi cevap vermis, kacina da "dikkatimize getirdiginiz icin tesekkur ederiz ama su anda boyle bir cali$mamiz yoktur" tarzi cevap vermis, ben cok merak ediyorum. sirf et fiyatlari konusunda, yani bu kadar ozel sektor var et tuketen, yillardir uc kati fiyatina gidiyor et, ucuz protein olan domuz da yemiyor bu millet, "nazil cozecegiz bu isi, fiyatlarimiz yukseliyor kar miktarimiz/kalitemiz azaliyor yillardir, lutfen yardim edin" tarzi dilekce yollayan coktur, niye bunlara cozum uretilmedi?

    ya da mesela ureticiden gelen dilekceler, yani "sayin bakanlik biz 1000 bas hayvan kesiyoruz gunde, elimizde bu sayiyi on katina cikarabilecek sermaye var, ama hayvanlari otlatacak yekpare buyuk arazi yok, yardimci olun bulalim?" tarzi.. bunlara cozum onerildi mi?

    dogudan gelen gocun et fiyatlarini yuksek tutma ile durdurulamadigini farkettikten sonra niye hemen politika degistirilmedi? nakliye fiyatlarindan dogan problemi ortadan kaldirmak icin etin kesildigi yerde islenmesini saglayan dev kombinelerin doguda acilmasi niye gereginden daha uzun surdu? teror nedeniyle izin vermemek yerine, terore ragmen ordu destegi ve devlet subvansiyonu ile bunlar fi tarihinde acilsa/daha verimli isletilse idi, ithalatin kapanmasi politikasi daha basarili olmaz miydi? dogunun et uretimine ulkenin batisinda alternatif aramaya itmezdi belki bu?

    soylenecek sey bitmese de, hindsight ile, bilgisayar basinda ahkam kesmek kolay olsa da, yazmaktan ve konudan acayip baydim. boyle de piskinim.
    binaenaleyh bu programimizin sonuna da izninizle gelmek istiyorum:

    oyle bir tarim politikasi olmali ki, ciftci duzenli olarak yetistirebildigi bir seyden guzel para kazanabilmeli, ektigi/yetistirdigi sey disariya ve/veya iceriye pazarlanabilmeli, uretim kapasitesi ve topraklar verimli olarak kullanilabilmeli, devlet de butun bunlarin kendi destegi olmadan gerceklesebilecegi bir sektor icin gereken minimum ivmeyi kazandiracak iti$i dogru ve maddi menfaatci bir bakis acisi ile, caliskan ve uyanik memurlar ile acilen yapmali. bu iste cok iyi para var haci
  • şirinler köyünün tarım politikasından bile daha kötüdür.
  • suriye'ye sattığı şeker pancarını misli misli fiyatına geri ithal etmektir.

    bu kadar basit.
  • neresinden çeksen elinde kalacak politika.
    öncelikle ben nevşehir'in kozaklı ilçesine ait 40 haneli bir köyde doğdum, büyüdüm. 5 yaşıma kadar köyümden ayrılmadım ve her sene muhakkak birkaç kez uğrarım. bu dipnotu belirterek başlamak istedim.

    söylenenlere göre ülkede 1. sınıf arazi son derece azmış. çevre desen o daha büyük kazık atıyor. iç anadolu su bulamayan köylerle dolu, karadeniz'de ulaşım sıkıntısı. biz zaten bu tip doğal yollarla eşdeğer ülkelere göre 1-0 geride başlıyoruz. fakat insanoğlunun doğaya ve çevreye hükmetme yeteneği bütün bu açıkları kapatmıştır. bu yüzden dünyanın en iyi tarım ülkesi çölün ortasındaki israil'dir. taşıma sularla çöl tepelerinde kurulan seralar.. tarlalar..
    hadi biz bunu yapamıyoruz diyelim ve bu durumu bir kenara bırakalım. tüm doğa ve çevre şartları tarım ürünlerimiz için uygun. ülkede pirinç dahi üretildiğini varsayalım. ne değişecek..? sonuç yine aynı olacağına adım gibi eminim.

    çiftçi başımızın tacıdır. cumhuriyet kurulduğundan bu yana aza kanaat eden, fazlasını komşusu ile paylaşan, şehirde bulunan akrabalarına kendi ürettiği ürünü gönderen çiftçilerimiz, şimdilerde köydeki bakkalardan yumurta, ekmek, süt yoğurt satın alır hale gelmiştir. her evde internet digitürk. sistem ve serbest piyasa onları bile içlerine çekmiştir. şehirdeki insanlarla eşit tüketmesine hiçbir zaman lafım olmaz. kimsenin de olmamalıdır. hakediyorlar en iyi şartlarda yaşamayı. fakat nedir bunları bu hale getiren..? elbetteki bilinçsiz tarım politikası.

    ülke gelişti. muasır medeniyetler seviyesine göstermelik olarak ulaştı, televizyon kanalları büyüdü, aşk-ı memnu'lar. internet yaygınlaştı, her evde bir lap top. insan sonuçta nefis sahibi bir yaratıktır ve ister. çiftçilerimiz de doğal olarak o büyülü dünyanın ucundan az da olsa tutmak istiyor. sosyalleşmek çağa ayak uydurmak istiyor. bu onların en doğal hakkıdır.

    fakat devlet bilinçli tarım politikaları uygulamadığı için çiftçinin sosyal hayatındaki değişim ile tarım hayatındaki değişim asla eşdeğer hızla büyümemiştir. ben hatırlıyorum, köyüm özal zamanı neyse hala öyle. aynı tarım aletleri.. aynı tarım ürünleri.. ve -maalesef artık içinden su akmayan- aynı su kanalları..

    sen devlet olarak çiftçinin ekip ekmediği kontrol edilmeyen tarlasına dekar başına hibe para vereceğine, ver bir traktör. ver bi su motoru. veraset sistemini düzenle, adam 10 km ötede 2 dekar arazine gitmek için boşuna mazot yakmasın. parça pinçik tarlalarla dolu köyümüz, köylerimiz.. ama biz bunu yapacağımıza ne yapıyoruz mazota zam. çalışan değil, tarlası olan çiftçiye para.

    buradan yetkililere sesleniyorum modunda çemkirdim sanırım ama bilsinler ki, altına süpüre süpüre boyumuzu geçti halı.
  • an itibariyle cnn türk'te "para dedektifi" adlı programda tüm çıplaklığıya gösteriliyor. açın izleyin.
  • --- spoiler ---

    türkiye'de son 10 yılda, 2 milyon 573 bin futbol sahasına denk gelen 27 milyon 825 bin 64 dekar tarım arazisinin, imara, inşaata kurban gittiği ortaya çıktı.

    --- spoiler ---

    yapımda ve yayında emeği geçen herkesin ta amına koyayım. tarım bakanlığı milletle taşak geçerek kamu spotu yayınlamaya devam etsin ..

    http://www.radikal.com.tr/…arazisi_yok_oldu-1236145