şükela:  tümü | bugün soru sor
  • yadsınamaz gerçekliktir. şimdi tabii ki milliyetçiliği götünden anlamış bazı asalaklar beni topa tutacaklar. yazdıklarımın hiç birisini bile okumayacaklar ama en azından kendim için bunları buraya yazmam lazım. elbette herkesin bu başlık altında düşündüğü zaman kendisine göre kriterleri değerlendirmeleri veya gözlemleri vardır. olacaktır. olmalıdır. sırf ben dedim veya bu şekilde düşündüm diye söylediklerimin hepsi doğru olacak veya tutacak diye bir şey olmadığı, ben yok olacak dediğim için yarın ülkeye atom bombası düşeceği olmadığı gibi, birisi çıkıp da hadasiktir seni atın sıçtığı ülke var allahuakbar dediği içinde var olmayacaktır.

    değişim dünyamızda en hızlı cereyan eden olaylardan birisidir. değişime ayak uyduramayanlar zamanla geriye, daha geriye ve en geriye gidip yok olmaya mahkumdur. yıllar geçtikçe dünyanında değişim hızı değişmekte ve adeta yokuş aşağı giden frenleri patlamış bir kamyon gibi hızlandıkça hızlanmaktadır. bu değişime ayak uydurmak zor evet. fakat imkansız değildir.

    şimdi günümüz türkiyesinde *baktığımız zaman, insanların kafa yapıları aynı düzeyde. değişen ve en önemlisi gelişen dünya üzerinde ülkemizin hiç bir katkısı olmadığı gibi, ne kendisine ne dünyaya ne eşine dostuna, bu konuda da herhangi bir kaygısı yoktur. ülkede siyaset geçmişimizde ölen bazı önemli siyasetçilerin ölümüyle bitmiş. mecliste laçkalaşmış milletvekilleri bugünü de atlatsak yarına allah kerim mantığıyla mesai doldurma çabasında. birbirlerine "ulan" lı "gerizekalı, aptal adam, adammısın sen be ? sen kime adam diyorsun be ?" gibi saçma sapan tavırlar içerisinde. sırt tırnak içerisinde özellikle belirtiyorum siyaset yapacak kapasiteleri olmadıkları için "siyasetçilik" oynuyorlar. ki onlardan da düşük vizyona sahip kamuoyuda çaresiz bir şekilde izliyor. asalaklaşmış haldeler.

    zaten kamuoyuna diyecek o kadar laf var ki. yani düşünün ki bir millet hiç bir şeyi doğru yapamaz mı ? bu kadar mı eğitilemez, öğretilemez, düşündürülemez, mankafa bir milletiz ? yani feministlik dersin orospu olur, solculuk komunizm dersin ateist dinsiz olur, sağcılık milliyetçilik milli manevi değerler dersin faşist mafya olur. modernlik dersin gavat olur godoş olur, din diyanet manevi değerler dersin bağnaz olur, dağa taşa saldırır. yani cidden kafamı duvarlara vurasım geliyor. üslubu da bozmamak istiyorum ama elde değil. bir millet bu kadar sığ olabilir mi ?

    değişen gelişen dünya dedik değil mi ? bu dünyaya ayak uydurmak için ülkede devamlı suretle değişmelidir. eğer değişim hızın düşerse geride kalırsın. geride kalırsan ? güçsüz kalırsın. uzatmaya gerek yok, yok olursun. yani ülke gelişim için değişime muhtaçtır. değişimde sürekli olarak jenerasyonun değişmesi demektir. gençlerden bahsediyoruz evet. gençler gelsin ki değişim olsun. gelen gençler her zaman diğerlerinden daha ileriyi hedeflesin ki gelişim olsun. fakat dönün bakın halinize ? dönün bakın çevrenize. vizyonsuz, duyarsız, alakasız, yukarda bahsettiğim her bir boku götünden anlayan asalak bir nesle muhtaç bir ülkeyiz artık. ve bu sadece kendi neslim iyi benden sonrakiler kötü meselesi değil ne yazık ki. 90 sonrası ülkece değişmekte, ama gelişememekteyiz.

    ülkede siyaset ve politika maalesef ki yok. iç politikayı bile adam akıllı oturtamamışız. kendi aramızda anlaşamıyoruz. kaldı ki dış politikada kapının iti kadar değer görmüyoruz. bugün bakanların yarı yoldan çevriliyor. uçaklarına iniş izni verilmediği gibi, kapıda durdurulup k.çına tekmeyi basıp geri yolluyorlar. üstelik bütün bir dünyanın gözü önünde. yıllarca "en güçlü müttefiğimiz, canımız kanımız" diyerek bahsettikleri, "büyük ortadoğu projesinde eşbaşkanlığını yaptığımız " diyerek allayıp pulladıkları amerika, suratımızda taşaklarını gezdirircesine (çok afedersiniz) dalga geçerek yıllarca beslediği terör örgütlerine alenen yardım ve yataklığına devam ediyor. sesinizi çıkartacak veya bir tepki gösterecek takati ve gücü kendinizde bulamıyorsunuz. üstelik bu yol kavgası yapan ve korkup tırsan 2 adamdan birisi değil. koskoca 2 ülkenin yöneticilerinden bahsediyoruz.

    gençlerin asalak çünkü eğitim sistemin berbat. geliştirecek adamların dahi aynı eğitim sisteminin ürünleri olduklarından, senin gibi vizyonsuzlar. tek bir parti açısından bahsetmiyorum. şuan başa geçecek bütün partiler için şu söylediklerim geçerlidir benim için. kimse üstüne alınıp dangalaklık yapmasın. eğitimini sistemini geliştirecek olanlarında ne sistemden, ne analitikten, ne psikolojiden nede gelecekten, geniş bir vizyondan haberleri var. gelişimden, değişimden, dünyadan, teknolojiden bi-haberler.

    ağır sanayi dediğimiz olgu yıllardır eksik kalan yanı. atmayan kalbi resmen. bugün aracının dikiz aynasını ithal eden insanlar var. dikiz aynası bu. o kadar yani. kaldı ki biz ağır sanayi diyoruz. küresel kalkınma değil yerel kalkınmadan bahsediyoruz. yan sanayi değil bilakis yerli sermayeli yerli sanayi diyoruz. sanayileşme diyoruz. fabrikalaşma diyoruz. biz fabrikalaşma, sanayileşme dedikçe onlar özelleştirme diyorlar. ülkede elektrik dağıtım şirketlerinden, posta şirketlerine, telefon şirketlerine kadar bütün herşey özelleştirilmiş. devletin bildiğiniz kurumlar dışında kalan neredeyse hiçbir kamu iktisadi teşebbüsü yok. gelir kaynaklarını birer birer satan devlet çulsuzlaştıkça halka arza açılıyor. bütçenin büyük bir çoğunluğunu halktan alınan vergiler karşılıyor. gayri safi milli hasıla dediğimiz şey ekonominin bel kemiği iken yıllardır kimsenin duymadığı, bilmediği, önemsemediği bir terim olarak geçmişe gömülüp gitmiş durumda. enflasyon keza aynı şekilde.

    insanlar ne kadar asalak biliyor musunuz ? tamda şu kadar. "eskiden asgari ücret 600 liraydı 600-600! evet sadece 600 liraydı. şimdi ? şimdi tam 1600 lira. tam 1000 lira zamlanmış. üstelik öyle 10 senede falan da değil. ne demek kalkınmıyoruz ? ne demek gelişmiyoruz ? saçma sapan konuşma allasen." bu yolda geçen herhangi birisiyle şu konuştuklarımızı konuştuklarınızda karşılaşacağınız en bariz diyalog. şunu hesap edemeyecek veya idrak edemeyecek kadar asalak yalnız. asgari ücret 600 lirayken 120 lira kira veriyordun güzel arkadaşım. ekmeğin 25 kuruştu. 1 koli yumurtaya 10 lira 15 lira veriyordun. bir paket sigaran 1.5 liraydı. 5 liraydı kalitelisi. 6 liraydı. 1 kilo şekerin keza 3 liraydı 5 liraydı. yani şöyle bir hesap yapalım. 600 lira maaşla 1200 tane ekmek alabiliyordun. şimdi 1600 lira maaşın var. 1200 tane ekmek alabiliyorsun gene. bişey değişmiyor. hesaplamalara takılmayın. anlatmak istediğimi anladınız. şimdi 1600 lira maaş ekmek 1 lira. nasıl 1200 tane ekmek alıyosun uyanık ? diyen einstein'lara sesleniyorum. takılma geç. 600 liranın alabildikleri ile 1600 liranın alabildikleri aynı. hatta daha az. bugün 1+1 dairede kira otursan en az 500 lira kira verirsin. işe toplu taşımayla gidip gelsen en az 150 lira yoluna gider. 600-700 lira yemeğine gider. sigara içiyorsan en az 300 lira sigaraya verirsin. bunun 70 lirası en az internete gider. vs. vs. satın alma gücünü elinden aldıktan sonra istersen 9000 lira asgari ücret de bana. 9000 lira ile 9000 tane ekmek alabiliyor muyum ?

    devlet sana eskiden ortada kaynayan kazandan payına 6 kepçe veriyordu. 5'ini geri alıyordu. elinde 1 kepçe kalıyordu senin. şimdi ? şimdi 16 kepçe veriyor. 15'ini geri alıyor işte. elinde gene 1 kepçe olmasına rağmen salak gibi seviniyorsun. bu kadar asalak işte.

    söylenebilecek milyonlarca şey var. yoruldum yeter. sonra aklıma gelirse tekrar editlerim.
  • geçmişinden ders almayan ve geleceğini yeniden tanzim edip, uygulamada olmayan hiçbir toplum gelecekte var olamaz. kaldı ki tarih bunun nice örnekleri ile doludur. ayrıca kendi geçmiş zamanımız bu konuda çok iyi dersler verir. biz dahilinde nice devletler tarihte duruyorlar ama ders almıyoruz. oysa geçmiş zaman geleceğin öğretmenidir.